GeriAhmet HAKAN Size partizanlığın tablosunu çizdim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Size partizanlığın tablosunu çizdim

AK Partili belediye, Fatih Sultan Mehmet’in tablosunu alsaydı...

Ne gerek vardı?

İsraf bu israf!

Milletin parası!

Falan diye bik bikleyecek ne kadar tip varsa...

“Yaşa! Varol! Şahane! Mükemmel!” diye alkışlıyor.

*

Buna karşılık...

AK Partili belediye, Fatih Sultan Mehmet tablosunu alsaydı...

İşte budur!

Ceddine rahmet!

Muazzam hareket!

Diye alkışlayacak olanların birçoğu ise...

Sessizce geçiştiriyorlar, altını çizmiyorlar, heyecan dalgası oluşturmuyorlar.

*

Fatih’in resmini çizen ressam Gentile Bellini, partizanlığın tablosunu çizseydi...

İşte tam da bunu çizerdi.


DISLIKE OLAYI

YOUTUBE’da yayınlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlerle buluşmasında “dislike”, yani “beğenmeme” kampanyası yapıldı.

*

Şöyle bir baktım:

Size partizanlığın tablosunu çizdim

Bir örgütlenme söz konusu...

Muhalif çevreler tarafından gerçekleştirilmiş bir kampanya...

Çünkü görüntülenme sayısından bile fazla “dislike” var.

*

Bu tür kampanyalar, muhataplarında bir moral bozukluğuna yol açabilir. Çünkü temel amaç, yapılan yayını gölgelemektir.

Ancak ortaya çıkan sonuçlara da bakmak lazım.

*

Bu kampanya nedeniyle...

Erdoğan’ın gençlerle buluşma videosu, YouTube trend videoları arasına girdi. Milyonlarca aktif kullanıcının önüne düştü.

Videonun izlenme sayısı 2 milyona yaklaştı.

Bu sayı, Erdoğan’ın 1 yıl önce açılan YouTube kanalı için bir rekor.

Kanalın abone sayısı da birkaç saat içinde 85 binden 125 bine çıktı.

*

Kıssadan hisse:

Bu tür hamleleri planlayanların çok dikkat etmeleri gerekiyor.

Çünkü hiç de amaçlamadıkları sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilirler.


AMAN EŞREF YAMAN EŞREF

ANTALYA’da Eşref Ural adlı bir yerel siyasetçinin beş aşamalı macerasını anlatıyorum:

*

- BİRİNCİ AŞAMA: Eşref Bey CHP’de... Kepez Örgütü’nün önemli ismi...

Size partizanlığın tablosunu çizdim

*

- İKİNCİ AŞAMA: Eşref Bey ani bir kararla CHP’den istifa ediyor. İstifa ederken de CHP için şunları söylüyor: “Yalan, dolan, lafazanlık, gıybet ve hamaset CHP’de parti içi kültürel etkinlik haline gelmiştir. CHP, yalan makinelerinin, cahillerin, soytarıların, sonradan görmelerin, ahlaksızların cirit attığı Bizans sarayına dönmüştür”.

*

- ÜÇÜNCÜ AŞAMA: Eşref Bey AK Parti’de!

*

- DÖRDÜNCÜ AŞAMA: Eşref Bey AK Parti’den makam istiyor. Makam verilmeyince de bu kez AK Parti’den istifa ediyor.

*

- BEŞİNCİ AŞAMA: Ve Eşref Bey yeniden CHP’de! Ağır hakaret ettiği Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, parti genel merkezinde Eşref Bey’e CHP rozetini takıyor.

*

Aman Eşref, yaman Eşref...

Fırıldak Kubi’yi geçtin Eşref...

Ama suç sende değil be Eşref...

Her defasında sana kapıları açanlarda Eşref...


FİNCANIN ETRAFI YEŞİL

BİR ara “en sevdiğim türküler” listesinin en başında yer alıyordu.

Eşber Abi de çok severdi bu türküyü... Hatta kafasını yarmadan söylerdi de.

*

Son zamanlarda pek dinlemediğim bu güzelim Diyarbakır türküsüne, en son Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlerle buluşmasında rastladım.

Buluşmaya Diyarbakır’dan katılan üç genç bu türküyü çalıp söylüyorlar, Erdoğan da coşkuyla eşlik ediyordu.

*

Erdoğan’ın eşlik ederken sergilediği coşkuyu görünce...

“Acaba onun da en sevdiği türküler listesinin başlarında yer alıyor mudur bu türkü” diye düşünmeden edemedim.


ÖVÜNMEK İÇİN SÖYLEMİYORUM

- Kahveyi şekersiz içerim.

Size partizanlığın tablosunu çizdim

Günde bin adımın altına düşmem.

Kişisel gelişim kitaplarını çöp sepetine basket yaparım.

Hayvanat bahçelerinin kıyısından bile geçmem.

Buzlu çaya hiç bulaşmam.

Hesap kilitleme çabası içine girdiğim olmamıştır.

En yoğun anımda bile “Çok yoğunum çok” demem.

Nargileden ve kültüründen nefret ederim.

Özür dilemekten hiç gocunmam.

Beni övenlerden oluşan bir çevrem yok.

Üç kuruş fazla veririm kırmızı alırım.

Kedi sevenleri severim.

Heves ederim, dadanırım, bıkarım.


BİR ACEMİNİN ROMANTİK KOMEDİ FİLMLERİ NOTLARI

BENİM için film şudur:

*

Hong Kong’dan Marakeş’e, oradan Siena’ya uzanan yaman bir macera olmalıdır. Tabancalar patlamalıdır. Atlanmalıdır, zıplanmalıdır. Bırakın esas adamı, kötü adamda bile hayvan gibi bir karizma kendini belli etmelidir. Uçan helikopterin dışında yürekleri ağızlara getiren artistlik dövüşler yaşanmalıdır. Şık kıyafetler, gıcır arabalar... Muhakkak yer almalıdır. Filmin kadınlarının eline tabanca yakışmalıdır... Humor duygusu sürekli kendini göstermelidir...

*

Bu tür filmleri resmen hatmetmiş durumdayım. Yenilerini bekliyorum. Fakat işte pandemi mandemi derken yenileri çıkmıyor.

*

Ben de mecburen son günlerde “Asla izlemem! bu ne ya? Böyle film mi olur?” falan dediğim türden romantik komedi filmlerini ucundan kıyısından izlemeye başladım.

*

İlk izlenimlerime göre...

“Romantik komedi” adı verilen tür, aşağı yukarı şu temalar üzerinden yükseliyor:

*

Bir erkek ya da bir kadın 10 günde nasıl uzaklaştırılır konusuna yoğunlaşmalar.

Erkek aklı ile kadın aklının çalışma biçiminin farklılıkları üzerine geyikler.

Aldatma ve aldatılma üzerine bitmek tükenmek bilmeyen çekişmeler.

Eski sevgilinin ortaya çıkmasıyla yaşanan kafa karışıklıkları...

Çatışan kadın ile erkeğin, filmin sonuna doğru aşkı bulmaları...

*

Dön dolaş hep aynı hikâye... Dön dolaş hep aynı tema... Ne zırnık gerilim var ne de uluslararası bir entrika... Bir tane bile tabanca patlamıyor abi... Kimsenin burnu kanamıyor... Gökdelenin üzerinden atlayan yok... Espriler bile birbirine benziyor... Kadınların tümü mecmualarda çalışan kadınlar gibi konuşuyor... Erkekler ise bir-iki hoyratlık sergileseler de filmin sonuna doğru kırılgan oluyorlar...

*

Velhasıl-ı kelam...

Bu filmler bana göre değil. O kadar değil ki... Daha ilk çeyreğinde başlıyorum esnemeye... Kusura bakmazsanız ben atlamalı, zıplamalı, patlamalı filmlerime dönüyorum.

X

Halk sağlığı düşmanı palavracı doktor

Adını soyadını yazıyorum:

Ümit Aktaş.

*

Aşıdan hazzetmiyor. Hakkıdır.

*

Aşı olmayı reddediyor. Kendi tercihidir.

*

Aşıda zorlama olmayacağını savunuyor. Normaldir.

*

Yazının Devamını Oku

Kişisel tahminlerim: Neden aşı olmuyorlar?

Aşımız var. Hem de herkese yetecek kadar.

Gel gelelim 23 milyona yakın vatandaşımız, inatla ve ısrarla aşı olmaktan kaçınıyor. Yani arz var, talep yok. Peki ama neden? Elimde bir veri yok nedenlere dair. Sadece tahminlerim var. Onları yazıyorum:

*

- ÇİP: Özellikle komplo teorisyenlerinin ortaya attığı tezlerin etkisinde kalanlar, ilk zamanlar “Çip takacaklar” diyorlardı. Ama gitgide daha çok alay konusu haline geldiklerini fark ettiler. Bu nedenle sayılarında müthiş azalma var gibi. En azından bana öyle geliyor.

*

- KISIRLIK: Özellikle bazı bölgelerimizde görece eğitimsiz vatandaşlarımızın içine sürüklendikleri girdap... 8 çocuklu, 28 torunlu 80 yaşındaki dedelerin, “Aşı kısırlık yapıyor yeğen” diye aşı olmaktan kaçındıklarına dair espriler gırla gidiyor. Sesleri pek çıkmasa da en kalabalık grup bu gibi geliyor bana.

*

- TURKOVAK: “Yerli ve milli” propagandasının aşırı etkisi altında kalan bazı yurttaşlarımız, yerli aşının piyasaya çıkmasını bekliyor galiba. Sayıları da az değil. “Elin aşısını olacağıma kendi aşımı olurum” diye bekleme içindeler galiba. Fakat koronavirüs denilen illetin beklemeye hiç niyeti olmadığını bilseler iyi olacak.

*

Yazının Devamını Oku

İkna edilmesi gereken 22 milyon 182 bin kişi

Sevgili okul müdürlerimiz.

- Muhterem kanaat önderlerimiz.

- Sayın Türkan Şoray’ımız.

- Değerli tarihçilerimiz.

- Severek okuduğumuz romancılarımız.

- Sayın Tarkan’ımız.

- Muhterem imamlarımız ve müezzinlerimiz.

- Yüce gönüllü şairlerimiz.

- Sayın

Yazının Devamını Oku

Selvi Hanım’ın acı kahkahaları

Armağan Çağlayan, muhteşem bir söyleşi yapmış CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu’yla...

Baştan sona izledim röportajı. Hiç sıkılmadan. Sorular, cevaplar... Hepsi gayet iyiydi.

*

Selvi Hanım’la ilgili saptamalarım şöyle:

*

Çok hakiki bir insan. Yapmacıklığa asla prim vermiyor. Eşinin her söylediğine katılmadığını söyleyecek denli özgüvenli... Hiç politika yapmıyor. Gayet dobra. Gayet doğrudan konuşuyor. “Hazır röportaj veriyoruz, araya bir iki siyasal mesaj sıkıştırmak gerekir” falan demeye tenezzül etmiyor.

*

Röportajda en ilgimi çeken bölüme gelince...

*

Yazının Devamını Oku

Bazı ünlülerin günlük rutinleri

Sabahları çakralarını açmak için meditasyon yaparmış.

MIRANDA KERR: Açılsın çakralar

SABAHLARI çakralarını açmak için meditasyon yaparmış. Sonra 20 dakika yoga yaparmış. Sonra yeşil sebzelerden hazırlanmış smoothie içermiş. (Offf! Çok sıkıldım. Çok bunaldım. Daha fazlasını yazamayacağım.)

VICTOR HUGO: İki çiğ yumurta

ŞAFAK vakti uyanış... Bir demlik taze çekilmiş kahveyle güne başlayış... Metresinden gelen tutkulu mektubu okuyuş... İki çiğ yumurtayı içiş... Ve saatlerce süren yazı maratonunu başlatış.

MARK TWAIN: Sağlam kahvaltı

SABAH sağlam bir kahvaltı yaparmış. Ardından çalışma odasına geçer ve başlarmış çalışmaya... Akşama kadar yazarmış. Öğle yemeklerini atlamak en büyük keyfiymiş. Çalışma odasında rahatsız edilmemek ise en katı kuralı.

RICHARD BRANSON: Uçurtma sörfü

GÜN

Yazının Devamını Oku

Üç zor konu - Taliban, fonlama, sığınmacılar

1) TALİBAN: Türkiye’de İslam adına ortaya konan hiçbir pratik, Taliban’ın İslam anlayışıyla örtüşmez. Hiç ayırt etmeksizin hepimizi “kâfir” diye yaftalarlar. Biz de onların İslam anlayışlarını alabildiğine yadırgarız. Hatta “İslam bu değil” deriz. Ama bütün bunlara rağmen... Türkiye, ABD’nin Taliban’la kurduğu diyalogdan daha iyi bir diyalog kurabilir.

2) FONLAMA: Fonlamanın kendisinde bir sorun yok. ABD’deki bazı vakıflar, Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarını fonlayabilirler. Sorun, ABD’deki vakıf aracılığıyla fonlananların, “Biz acayip bağımsız bir medyayız, diğerleri şöyledir böyledir” diye hava basmalarındadır. “Biz de son tahlilde fonlanıyoruz, biz de o kadar bağımsız değiliz” deseler, mesele kalmayacak.

*

3) SIĞINMACILAR: Bu meselenin bir ortası olmalı. “Her önüne gelen, elini kolunu sallayarak Türkiye’ye gelsin” demek ile “Madem sığınmacıları seviyorsun, al evine besle” demek arasında bir yer olmalı. Ak/kara değil ki bu. Gayet çetrefilli, gayet karmaşık, gayet çok boyutlu bir konu. Her konuda saflaşıyoruz, bari bu konuda saflaşmasak. Sakince konuşsak şu mevzuyu.

HOUSE OF CARDS İZLEDİM ŞUNLAR OLDU

Canım sürekli kaburga istedi. Kaburga istedikçe de Develi ya da Başköşe’ye müracaat ettim.

*

Sırf tahtaya üst üste

Yazının Devamını Oku

Nasıl zorba olunur

Böyle bir belgesel var. Ben de izledim bu belgeseli.

Hitler, Saddam Hüseyin, Stalin, İdi Amin, Kuzey Kore’nin ‘Kim’leri ve Kaddafi konu edilmiş belgeselde.

*

Anlatılan isimlerin...

Tabii ki yatacak yeri yok. Tabii ki zorbalıkları tartışmasız. Tabii ki her biri ölüm kustu yeryüzünde.



Yazının Devamını Oku

Duygusal bir popüler kültüre sahip olmak isteyenler için liste

Frida Kahblo: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur.




- FRİDA KAHLO: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur. Bir de Büyükada’ya yolunuz düştüğünde Troçki’nin evini gösterip “Ne zaman bu evi görsem Frida’yı anımsarım” diye iç geçirmeniz çok havalı kaçacaktır.

*


Yazının Devamını Oku

Afganistan için istifade edilecek bir isim: Hikmet Çetin

Fatih Çekirge, Hikmet Çetin’le süper bir Afganistan röportajı yaptı.

Dünkü Hürriyet’te su gibi okudum.

*

Hikmet Çetin...

- Sağduyusuyla...



Yazının Devamını Oku

Godfather aşkına gittim Nobu’ya

Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış.

- İNTİHARIN EŞİĞİNDE: Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış. Bu Nobu, Peru’da perişan vaziyette takılıyormuş. Peru’nun arka mahallelerinde külüstür bir lokantada memleketi Japonya’nın yemeklerini yapıyormuş. Öyle memnuniyetsizmiş ki hayatından, neredeyse intihar edecekmiş.



*

- MARTIN AMCA: Masal bu ya... Tam bu sıralarda Peru’da gezintiye çıkan yönetmen Martin Amca’nın yolu, Nobu’nun yemek yaptığı bu külüstür lokantadan geçmiş. Bayılmış suşilere, saşimilere falan Martin Amca. “Gel” demiş, “Seni Hollywood’a götüreyim”. Nobu’nun gözleri parlamış.

*

Yazının Devamını Oku

Melih Bulu neden görevden alındı?

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu, sürpriz bir şekilde görevden alındı.

Herkes bunun nedenini merak ediyor.

Benim elimde iki temel neden var:

*

Birinci neden: Bir kulis bilgisine dayalı.

*

İkinci neden: Kişisel bir tahmine dayalı.

*

Yazının Devamını Oku

15 Temmuz’dan 5 yıl sonra geldiğimiz yerlerden biri: Din kisvesine geçit yok!

15 Temmuz'dan önce...

Özellikle muhafazakâr kesimlerde...

Yaklaşım genel olarak şöyleydi:

Alnı secdeye değiyorsa... Korkma.

*

Dinine, diyanetine bağlıysa... Zarar gelmez.

*

Allah diyor, Kuran okuyorsa... Olumlu yaklaş.

Yazının Devamını Oku

“Biji Serok Erdoğan”a MHP ne dedi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyarbakır’da...

“Biji Serok Erdoğan” diye karşılandı ya...

*

Ahmet Davutoğlu, ima yoluyla da olsa...

Şöyle bir yaklaşım sergiledi:

*

“Bahçeli beni ‘Serok Ahmet’ diye eleştiriyordu. İşte bakın: Erdoğan’a da ‘Biji Serok Erdoğan’ denildi. Bakalım Bahçeli, buna ne diyecek?”

*

Bahçeli bu konuda bir şey demedi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel zamanı, herkesin Bodrum’a gittiği zamandır

İstanbul öyle güzel ki bugünlerde... Nüfusu azalmış, yoğunluğu bitmiş. Bir rahatlık gelmiş üstüne. Çiçekleri fark edilir olmuş.

- İstanbul’da bugünlerde bütün restoranlar, bütün kafeler tenha... Her mekânda başköşeler senin. Her mekânda izzet ikram sana.

*

- O meşhur trafik çilesi, resmen Bodrum/Çeşme hattına postalanmış... Trafik de yok, çile de yok. Yollar bomboş.

*



Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel parkı: Nakkaştepe Millet Bahçesi

Üsküdar Belediyesi’nin yaptığı Nakkaştepe Millet Bahçesi’ni gezip gördüm. İzlenimlerimi yazıyorum:

- “Boğaz’a nazır” diye bir tabir var ya... İşte bu tabir, bu parka cuk oturuyor. Yok böyle Boğaz manzarası! Birinci köprü ayaklarınızın altında. Üç köprüyü bir anda görebiliyorsunuz. Ufuk alabildiğine açık. Yeşil ile mavinin harikulade uyumu.



*

- Tamam, manzara güzel! Ama bu parkı, en güzel yapan sadece manzarası değil. Parkın tasarımı çok zarif. Her şey çok kararında. Mimarisi çok iyi planlanmış. Hiçbir şey abartılmamış. Hiçbir şey es geçilmemiş.

*

Yazının Devamını Oku

Seçim sath-ı mailine girmiş bulunmaktayız

Bir cisim yaklaşıyor ama yaklaşan cisim, erken seçim değil.

Yaklaşan cisim şudur:

*

Erken seçim kampanyası.

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan, startı verdi:

Seçim kampanyası başladı.

*

Genelde seçime üç beş ay kala girdiğimiz

Yazının Devamını Oku

“Adayımız Kılıçdaroğlu” çıkışının asıl maksadı ne olabilir?

*

BİRİNCİ İHTİMAL

AK Parti’nin “Madem rakibimiz Kemal Kılıçdaroğlu, o halde hiç çalışmamıza gerek yok” diyerek rehavete sürüklenmesini istiyor olabilirler.

İKİNCİ İHTİMAL

CHP Genel Başkanlığı koltuğu, Cumhurbaşkanlığı koltuğundan bile daha tatlı olduğu için hamlelerini buna göre ayarlıyor olabilirler.

ÜÇÜNCÜ İHTİMAL

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a, “Belediye başkanısın, belediye başkanı kalacaksın” mesajı vermeye çalışıyor olabilirler.

DÖRDÜNCÜ İHTİMAL

Yazının Devamını Oku

Bolivya dağlarından gelen devrimci Zülfü

Zülfü Livaneli’ye göre...

- Ecevit solcu değil.

- Erdal İnönü solcu değil.

- İsmet Paşa zaten solcu değil.

- Atatürk’ün solla alakası yok.

*

Zülfü Livaneli, kimlerin solcu olmadığı konusunda hüküm vermeye öyle meraklı ki...

Sanırsın ki...

Kendisi

Yazının Devamını Oku

Alpay Özalan’ın Kızılderili kitabı

Alpay Özalan, bir Kızılderili kitabı yazmış.

Bazıları kafa buluyor.

“Amerikan tarihçisi Ordinaryüs Profesör Alpay, Amerikan tarihi hakkında kitap yazmış” falan diye.

*

Tarih kitabı yazmak için ille de ordinaryüs falan olmaya gerek yok.

İsteyen yazar. Amatörce.


Yazının Devamını Oku

Özenti bir tanımlama: Türk, Sünni, beyaz

ABD’de “WASP” diye bir sınıfsal niteleme var.

Yani... Beyaz, Anglosakson, Protestan.

*

Amerika’nın elitleri bunlar. Sınıfsal üstünlük bunlarda.

Bunların dışında kalanların tümü alt sınıf. Yani Katolik, Yahudi, siyahi, Müslüman, Hispanik, Uzakdoğulu falan.

*

ABD’de ne varsa ille bizde de olacak ya...

Bu tanımlamanın bir benzerini bize de uyarlamışlar.

“Türk, Sünni, beyaz”

Yazının Devamını Oku