GeriAhmet HAKAN Şerefsizliğin resmini çizmeyi başaran Suriyeli
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şerefsizliğin resmini çizmeyi başaran Suriyeli

- Savaştan önce Almanya’da yaşayan...

- Savaştan sonra ise ABD’ye kapağı atan...

Suriyeli bir çizimcinin çizimi bu...

Şerefsizliğin resmini çizmeyi başaran Suriyeli

*

Bu Suriyeli çizimci...

“Aman Suriyeliler Almanya’ya akın etmesin” diye yırtınan Almanya’nın vicdansızlığının resmini çizebilir mi?

Tabii ki hayır!

*

Bu Suriyeli çizimci...

“Mülteciler” konusunda araya duvar örmek gibi gayri insani çözümler üreten ABD’nin insafsızlığının resmini çizebilir mi?

Tabii ki hayır!

*

Bu Suriyeli çizimci...

Türkiye’ye “Allah’ınızı severseniz Suriyelileri kendi sınırlarınız içinde tutun, yoksa halimiz harap olur” diyen Batı’nın yavşaklığının resmini çizebilir mi?

Tabii ki hayır!

*

Ama sıra...

- Yüz binlerce mülteciye ev sahipliği yapan...

- Kendi içindeki tüm rahatsızlıklara rağmen vahşi bir mülteci düşmanlığına geçit vermemeye çalışan...

- Neden oldukları her türlü sosyal ve ekonomik sorunlara rağmen mültecileri kendi içinde tutmaya devam eden...

Türkiye’ye gelince...

Bu Suriyeli çizimci, hemen yeteneğini konuşturarak...

Şerefsizliğin resmini çizmeyi başarır.

*

Üstelik ay-yıldızlı bayrağımızı bir canavara dönüştürmeye cüret edecek küstahlığı elden bırakmadan...

*

Batı yalakası bu tür Mankurt Suriyeli çizimcilere inat...

Biz insanlığımızı göstermeye devam etmeliyiz. 

 

BİR KLİMA ÇARPTI BENİ

EKSİ 16 dereceye ayarlı, fanı sonuna kadar açılmış bir klimanın tam karşısında şuursuzca durunca...

Resmen çarpıldım!

*

Sanki evimin önünde dört adet izbandut gibi adamın saldırısına uğrayıp sağlı sollu yumruklar yemişim gibi bir durum:

Kolumu kaldıracak takatim yok, başım ağrıyor, ateşim çıkmış, biraz titremenin ardından aşırı hararetlenme falan.

*

Bu zamana kadar hep şunu demiştim:

“Klima, insanoğlunun bulduğu en ama en kıymetli icattır.”

*

Klima çarpmasına maruz kaldığım andan itibaren ise artık çalıştırmadığım klimaya bakıp şöyle diyorum:

“Ben ki seni hep yücelttim... Yapılır mıydı bu bana!”

 

EKREM İMAMOĞLU’NUN ATADIĞI YÖNETİCİLER

İSTANBUL Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, çalışma arkadaşlarını atamaya başladı.

*

Şöyle bir bakıyoruz isimlere:

Hepsi alanının teorisini yapmış akademisyenler!

CV’leri müthiş!

Yani liyakat açısından hepsi o görevlere layıklar.

*

Ama unutmayalım ki...

Liyakat gereklidir, yeterli değildir...

Bir de işin performans kısmı vardır.

İşin o kısmını ise zaman gösterir.

 

BUGÜN BU ÜÇ ŞARKIYI DİNLEYİN, SEVECEKSİNİZ

- AÇ KAPIYI GİR İÇERİ: Özdemir Erdoğan’ın çok eskilerden gelen bu şarkısını bugün mutlaka dinleyin... Şarkı güzel, sözler mükemmel, melodi hoş... Üstelik bir hayli de yazlık bir şarkı...

*

- BİLİYORUM SENSİN O: Işıl German’ın şarkısıymış bu... Bu da eskilerden... Biraz komik bir şarkı... İçinde “Alo... Buyurun... Hımmm... Anladım sensin o” falan gibi sözler geçiyor. Dinleyin, eğleneceksiniz.

*

- TUTUŞMUŞ BERABER: Bu yeni bir şarkı... Melike Şahin’in şarkısı... Ayla Çelik’in “Bağdat” şarkısı vardı ya bir ara hepimizin diline düşen... İşte o ayarda bir şarkı... Son dönem bayağı popüler olmuş. Ben geç keşfettim.

 

BİR DOĞUM GÜNÜ KURBANI

BEN eskiden “Kültürümüzde yok” falan diye doğum günü kutlamasına epey mesafeliydim.

Sonra “Aman ne olacak, biz de bu doğum günü olayını kendi kültürümüzün kılarız” falan diyerek hadi kutlayayım bari havasına girdim.

Fakat heyhat!

Benim doğum günüm 11 Ağustos...

*

11 Ağustos öyle bir gün ki...

Mahalle ıssızlaşır... Bütün arkadaşlar sağa sola savrulur... İstanbul boşalır... İş arkadaşları birikmiş izinlerini kullanmaya başlar... Akrabaların çoğu memlekete kaçar...

*

Ve bütün bunların üstüne bir de...

Bu yıl Kurban Bayramı’nın birinci günü, 11 Ağustos’a denk gelmesin mi?

*

Sanıyorum bana göklerden gelen şöyle bir karar var:

*

Doğum günü kutlaması için sen...

- Ne kadar gevşersen gevşe...

- Ne kadar “Kültürümüzün kılarız, ne var yani” dersen de...

Biz teknik olarak senin doğum gününü kutlamanı mümkün kılmayacağız.

 

AT ÜSTÜNDE KUŞLAR GİBİ SEKEN HOCA

Şerefsizliğin resmini çizmeyi başaran Suriyeli

KIZLARIN kot pantolon giymesine laf eden, kafayı kaynana ve şehvet meselesine takan İhsan Şenocak adlı bir hoca var ya...

İşte o İhsan Şenocak...

Issız ama kumlu bir sahilde çelimsiz bir ata binerek bir video çekmiş...

At üstünde verdiği nutukta...

Tuna boylarından, akıncılardan, Osmanlı’dan, yeni fetih arzularından söz etmeyi ihmal etmiyor.

*

İhsan Şenocak adlı hocanın çelimsiz bir at üstünden Tuna boylarına doğru bakarak meydan okuması...

Aklıma hemen Don Kişot’un Rosinante adlı çelimsiz atına atlayıp yel değirmenlerine açtığı savaşı getirdi.

*

Aklıma bir de bizim Yozgat’ın “At üstünde kuşlar gibi seken yar/Kendi gidip ahbapları kalan yar” türküsü geldi.

Başladım mırıldanmaya, tabii hüzünlü bir tebessümle.

X

Kimsenin merak etmediği konu: Turizm Kanunu Meclis’ten nasıl geçti?

Orman yangınları başlayınca...

Başta ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere muhalif kesimler, “Ormanlar yanarken Meclis’ten ormanlık alanların yapılaşmasını sağlamak için kanun çıkardılar” diye yoğun bir propaganda yaptılar.

*

Bu propaganda bayağı etkili olmuş durumda.

*

- Aklı başında, gayet eğitimli arkadaşlarım arasında bile, “Kasten yakıyorlar buraları... Yapacakları binalara yer açıyorlar” falan diyenler var.


Yazının Devamını Oku

Nifak yangınına dikkat

Bir yanda orman yangınları...

Bir yanda da nifak yangınları...

*

Nedir nifak yangını?

Mesela şudur:

*

“Yunanistan uçak teklif etti, bizimkiler reddetti” diye palavra sıkmaktır. Sonra bu palavradan yola çıkarak... “Türkiye’ye yardım edilsin” diye sosyal medya kampanyası yapmaktır.

*

Nedir nifak yangını?

Yazının Devamını Oku

Artık tanınıyorsunuz Turan Aydoğan

BU YAZIYI DÜNKÜ GAZETE İÇİN YAZMIŞTIM. EDİTÖRÜM “YERİMİZ BİRAZ SIKIŞIK. BU YAZIYI YARINA BIRAKALIM” DEDİ. “TAMAM” DEDİM. VE BUGÜN... “VAKTİ GEÇTİ” DİYE YAZIYI YAYINLAMAKTAN VAZGEÇMİŞTİM. FAKAT BAKTIM, YAZIDA SÖZÜ EDİLEN MİLLETVEKİLİNİN YAPTIĞI AÇIKLAMAYA... ŞÖYLE DOLU DOLU BİR ÖZÜR BİLE DİLEMEMİŞ VE ÇEŞİTLİ BAHANELERE SIĞINMIŞ. BEN DE YAZIYI YAYINLAMAYA KARAR VERDİM. İŞTE O YAZI:

İzlediğim video aynen şöyleydi:

*

Trafik polisinin durdurduğu araçtaki şahıs...

Sen benim milletvekili olduğumu nasıl bilmezsin” diye azarlıyor ve çıkışıyordu.

Trafik polisi de gayet kibar bir dille...

650 milletvekili var. Ben nasıl hepsini bilebilirim” diye milletvekilinden anlayış bekliyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Yangın manzarasında tatile devam etmek

Duyar kasmayı sevmem.

Yani gördüğüm her yemek yeme, tatilin tadını çıkarma fotoğrafının altına...

“Memleket yanarken bu yaptığınız da nedir? Çabuk yasa bürünün bakayım” diye yazan sevimsiz tiplerden değilim.

Hatta ve hatta...

Yangın sırasında Marmaris ya da Manavgat’ta tatilde olanların zorunlu olarak yangın manzarası karşısında yemek yeme durumunda kalmalarını da anlayışla karşılarım.

Ne yapsın bu insanlar?

Aniden ortaya çıkmış bir durum.

*

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya da yangın kadar tehlikeli bir ortam

Bir taraf “PKK yaktı, teröristler yaktı” diye bağırıyor. Öbür taraf “Otel yapmak için yaktılar” diye bağırıyor.

Bir taraf “Uçak da uçak” diye tutturuyor. Öbür taraf “Helikopter var, mis gibi” diye tutturuyor.

*

Bir taraf yangından politik muhalefet çıkarmaya çalışıyor. Öbür taraf yangının iktidara dokunmaması için çırpınıyor.

Tarafsız yorum yok. Soğukkanlı analiz yok. Bilgiye dayalı yaklaşım yok. Uzman görüşü yok. Olumlu ile olumsuzu aynı anda ortaya koyma yok. Meseleyi anlama çabası yok.

*

Bu ortam var ya bu ortam...

En az yangın kadar tehlikeli.

Yazının Devamını Oku

Elif Çakır’ın tercihine laf etmek kimsenin haddi değildir

Başı örtmek de kişisel bir tercihtir, başı açmak da...

Bu türden kişisel tercihlerle uğraşılmaz, bu türden kişisel tercihler mesele edilmez, bu türden kişisel tercihler üzerinden hüküm bina edilmez.

Peki ya ne yapılır?

Hiçbir şey yapılmaz.

*

Ha sen ille de bir şey mi yapmak istiyorsun?

O zaman saygı duymayı denemelisin.

*

Yazının Devamını Oku

Halk sağlığı düşmanı palavracı doktor

Adını soyadını yazıyorum:

Ümit Aktaş.

*

Aşıdan hazzetmiyor. Hakkıdır.

*

Aşı olmayı reddediyor. Kendi tercihidir.

*

Aşıda zorlama olmayacağını savunuyor. Normaldir.

*

Yazının Devamını Oku

Kişisel tahminlerim: Neden aşı olmuyorlar?

Aşımız var. Hem de herkese yetecek kadar.

Gel gelelim 23 milyona yakın vatandaşımız, inatla ve ısrarla aşı olmaktan kaçınıyor. Yani arz var, talep yok. Peki ama neden? Elimde bir veri yok nedenlere dair. Sadece tahminlerim var. Onları yazıyorum:

*

- ÇİP: Özellikle komplo teorisyenlerinin ortaya attığı tezlerin etkisinde kalanlar, ilk zamanlar “Çip takacaklar” diyorlardı. Ama gitgide daha çok alay konusu haline geldiklerini fark ettiler. Bu nedenle sayılarında müthiş azalma var gibi. En azından bana öyle geliyor.

*

- KISIRLIK: Özellikle bazı bölgelerimizde görece eğitimsiz vatandaşlarımızın içine sürüklendikleri girdap... 8 çocuklu, 28 torunlu 80 yaşındaki dedelerin, “Aşı kısırlık yapıyor yeğen” diye aşı olmaktan kaçındıklarına dair espriler gırla gidiyor. Sesleri pek çıkmasa da en kalabalık grup bu gibi geliyor bana.

*

- TURKOVAK: “Yerli ve milli” propagandasının aşırı etkisi altında kalan bazı yurttaşlarımız, yerli aşının piyasaya çıkmasını bekliyor galiba. Sayıları da az değil. “Elin aşısını olacağıma kendi aşımı olurum” diye bekleme içindeler galiba. Fakat koronavirüs denilen illetin beklemeye hiç niyeti olmadığını bilseler iyi olacak.

*

Yazının Devamını Oku

İkna edilmesi gereken 22 milyon 182 bin kişi

Sevgili okul müdürlerimiz.

- Muhterem kanaat önderlerimiz.

- Sayın Türkan Şoray’ımız.

- Değerli tarihçilerimiz.

- Severek okuduğumuz romancılarımız.

- Sayın Tarkan’ımız.

- Muhterem imamlarımız ve müezzinlerimiz.

- Yüce gönüllü şairlerimiz.

- Sayın

Yazının Devamını Oku

Selvi Hanım’ın acı kahkahaları

Armağan Çağlayan, muhteşem bir söyleşi yapmış CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu’yla...

Baştan sona izledim röportajı. Hiç sıkılmadan. Sorular, cevaplar... Hepsi gayet iyiydi.

*

Selvi Hanım’la ilgili saptamalarım şöyle:

*

Çok hakiki bir insan. Yapmacıklığa asla prim vermiyor. Eşinin her söylediğine katılmadığını söyleyecek denli özgüvenli... Hiç politika yapmıyor. Gayet dobra. Gayet doğrudan konuşuyor. “Hazır röportaj veriyoruz, araya bir iki siyasal mesaj sıkıştırmak gerekir” falan demeye tenezzül etmiyor.

*

Röportajda en ilgimi çeken bölüme gelince...

*

Yazının Devamını Oku

Bazı ünlülerin günlük rutinleri

Sabahları çakralarını açmak için meditasyon yaparmış.

MIRANDA KERR: Açılsın çakralar

SABAHLARI çakralarını açmak için meditasyon yaparmış. Sonra 20 dakika yoga yaparmış. Sonra yeşil sebzelerden hazırlanmış smoothie içermiş. (Offf! Çok sıkıldım. Çok bunaldım. Daha fazlasını yazamayacağım.)

VICTOR HUGO: İki çiğ yumurta

ŞAFAK vakti uyanış... Bir demlik taze çekilmiş kahveyle güne başlayış... Metresinden gelen tutkulu mektubu okuyuş... İki çiğ yumurtayı içiş... Ve saatlerce süren yazı maratonunu başlatış.

MARK TWAIN: Sağlam kahvaltı

SABAH sağlam bir kahvaltı yaparmış. Ardından çalışma odasına geçer ve başlarmış çalışmaya... Akşama kadar yazarmış. Öğle yemeklerini atlamak en büyük keyfiymiş. Çalışma odasında rahatsız edilmemek ise en katı kuralı.

RICHARD BRANSON: Uçurtma sörfü

GÜN

Yazının Devamını Oku

Üç zor konu - Taliban, fonlama, sığınmacılar

1) TALİBAN: Türkiye’de İslam adına ortaya konan hiçbir pratik, Taliban’ın İslam anlayışıyla örtüşmez. Hiç ayırt etmeksizin hepimizi “kâfir” diye yaftalarlar. Biz de onların İslam anlayışlarını alabildiğine yadırgarız. Hatta “İslam bu değil” deriz. Ama bütün bunlara rağmen... Türkiye, ABD’nin Taliban’la kurduğu diyalogdan daha iyi bir diyalog kurabilir.

2) FONLAMA: Fonlamanın kendisinde bir sorun yok. ABD’deki bazı vakıflar, Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarını fonlayabilirler. Sorun, ABD’deki vakıf aracılığıyla fonlananların, “Biz acayip bağımsız bir medyayız, diğerleri şöyledir böyledir” diye hava basmalarındadır. “Biz de son tahlilde fonlanıyoruz, biz de o kadar bağımsız değiliz” deseler, mesele kalmayacak.

*

3) SIĞINMACILAR: Bu meselenin bir ortası olmalı. “Her önüne gelen, elini kolunu sallayarak Türkiye’ye gelsin” demek ile “Madem sığınmacıları seviyorsun, al evine besle” demek arasında bir yer olmalı. Ak/kara değil ki bu. Gayet çetrefilli, gayet karmaşık, gayet çok boyutlu bir konu. Her konuda saflaşıyoruz, bari bu konuda saflaşmasak. Sakince konuşsak şu mevzuyu.

HOUSE OF CARDS İZLEDİM ŞUNLAR OLDU

Canım sürekli kaburga istedi. Kaburga istedikçe de Develi ya da Başköşe’ye müracaat ettim.

*

Sırf tahtaya üst üste

Yazının Devamını Oku

Nasıl zorba olunur

Böyle bir belgesel var. Ben de izledim bu belgeseli.

Hitler, Saddam Hüseyin, Stalin, İdi Amin, Kuzey Kore’nin ‘Kim’leri ve Kaddafi konu edilmiş belgeselde.

*

Anlatılan isimlerin...

Tabii ki yatacak yeri yok. Tabii ki zorbalıkları tartışmasız. Tabii ki her biri ölüm kustu yeryüzünde.



Yazının Devamını Oku

Duygusal bir popüler kültüre sahip olmak isteyenler için liste

Frida Kahblo: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur.




- FRİDA KAHLO: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur. Bir de Büyükada’ya yolunuz düştüğünde Troçki’nin evini gösterip “Ne zaman bu evi görsem Frida’yı anımsarım” diye iç geçirmeniz çok havalı kaçacaktır.

*


Yazının Devamını Oku

Afganistan için istifade edilecek bir isim: Hikmet Çetin

Fatih Çekirge, Hikmet Çetin’le süper bir Afganistan röportajı yaptı.

Dünkü Hürriyet’te su gibi okudum.

*

Hikmet Çetin...

- Sağduyusuyla...



Yazının Devamını Oku

Godfather aşkına gittim Nobu’ya

Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış.

- İNTİHARIN EŞİĞİNDE: Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış. Bu Nobu, Peru’da perişan vaziyette takılıyormuş. Peru’nun arka mahallelerinde külüstür bir lokantada memleketi Japonya’nın yemeklerini yapıyormuş. Öyle memnuniyetsizmiş ki hayatından, neredeyse intihar edecekmiş.



*

- MARTIN AMCA: Masal bu ya... Tam bu sıralarda Peru’da gezintiye çıkan yönetmen Martin Amca’nın yolu, Nobu’nun yemek yaptığı bu külüstür lokantadan geçmiş. Bayılmış suşilere, saşimilere falan Martin Amca. “Gel” demiş, “Seni Hollywood’a götüreyim”. Nobu’nun gözleri parlamış.

*

Yazının Devamını Oku

Melih Bulu neden görevden alındı?

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu, sürpriz bir şekilde görevden alındı.

Herkes bunun nedenini merak ediyor.

Benim elimde iki temel neden var:

*

Birinci neden: Bir kulis bilgisine dayalı.

*

İkinci neden: Kişisel bir tahmine dayalı.

*

Yazının Devamını Oku

15 Temmuz’dan 5 yıl sonra geldiğimiz yerlerden biri: Din kisvesine geçit yok!

15 Temmuz'dan önce...

Özellikle muhafazakâr kesimlerde...

Yaklaşım genel olarak şöyleydi:

Alnı secdeye değiyorsa... Korkma.

*

Dinine, diyanetine bağlıysa... Zarar gelmez.

*

Allah diyor, Kuran okuyorsa... Olumlu yaklaş.

Yazının Devamını Oku

“Biji Serok Erdoğan”a MHP ne dedi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyarbakır’da...

“Biji Serok Erdoğan” diye karşılandı ya...

*

Ahmet Davutoğlu, ima yoluyla da olsa...

Şöyle bir yaklaşım sergiledi:

*

“Bahçeli beni ‘Serok Ahmet’ diye eleştiriyordu. İşte bakın: Erdoğan’a da ‘Biji Serok Erdoğan’ denildi. Bakalım Bahçeli, buna ne diyecek?”

*

Bahçeli bu konuda bir şey demedi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel zamanı, herkesin Bodrum’a gittiği zamandır

İstanbul öyle güzel ki bugünlerde... Nüfusu azalmış, yoğunluğu bitmiş. Bir rahatlık gelmiş üstüne. Çiçekleri fark edilir olmuş.

- İstanbul’da bugünlerde bütün restoranlar, bütün kafeler tenha... Her mekânda başköşeler senin. Her mekânda izzet ikram sana.

*

- O meşhur trafik çilesi, resmen Bodrum/Çeşme hattına postalanmış... Trafik de yok, çile de yok. Yollar bomboş.

*



Yazının Devamını Oku