Oh be! 40 gün sonra korona aşısı geliyor

Nihayet! Sonunda! Yaşasın! Yuppi! Heyyo!

 

Kurtuluyoruz koronadan!

40 güne kadar aşı geliyor aşı!

*

Osman Müftüoğlu Hoca’nın Sağlık Bakanı’na dayandırarak bugün Hürriyet’e yazdığı bu bilgi, tarihi bir bilgidir.

Oh be 40 gün sonra korona aşısı geliyor

*

İlk kez tarih verilmiştir. İlk kez kesin konuşulmuştur. İlk kez altı çizilmiştir. İlk kez “Bu iş bitti” denmiştir.

*

Önce beş milyon aşı gelecek!

Şaşıracak millet.

Sonra “şak” diye bir beş milyon aşı daha!

Ve yine “şak” diye bir beş milyon daha!

En sonunda çil yavrusu gibi dağılacak korona mikropları.

*

40 gün sonra...

- “Ne zaman bitecek bu korona belası” diye sormayacağız.

- “Yok arkadaş yok. Bu iş bitmeyecek” demeyeceğiz.

- “Benim aşıdan bir umudum yok” lafı etmeyeceğiz.

*

Bu müjdenin anlamı şu: Pek yakında maskeler fora olacak, mesafeler kısalacak...

*

40 en sevdiğim rakamdır benim.

Ve dün sabahtan beri “Gel 40 gün gel” deyip durmaktayım.


NİHAT HATİPOĞLU’NUN OTELİNDE İÇKİ Mİ SATILIYOR

DÜN bir haber dolaştırılıyordu sosyal medyada...

Öyle sıradan trol hesaplarda falan değil, anlı şanlı gazetelerin hesaplarında bile vardı haber.

Haber şuydu:

*

“Bira içenleri yadırgayan Nihat Hatipoğlu’nun Sultanahmet’teki otelinde her türlü içki servisi yapılıyor”.

*

Görsellerle, otelin mönüleriyle, otelin fotoğraflarıyla falan öyle inandırıcı sunuyorlardı ki haberi...

Doğrusu etkilendim. “Acaba mı” dedim.

Ve hemen Nihat Hatipoğlu’na bir mesaj attım.

Oh be 40 gün sonra korona aşısı geliyor

Mesajım şöyleydi:

*

“Sizin Sultanahmet’teki otelinizde içki servisi yapıldığına dair haberler dolaşıyor sosyal medyada. Bu doğru mudur?”

*

Hatipoğlu, hemen cevap yazdı bana.

Mesajını yayınlıyorum:

*

“Asla! Böyle bir şey söz konusu değil. Önüme katrilyonlar konsa böyle bir şeye tenezzül etmem. Hiçbir dönemde içki, bira vs. o binaya girmemiştir, dışarıdan getirilip içilmesine müsaade edilmemiştir. Sosyal medyada servis edilen bar fotoğrafları, baştan sona sahtedir. Bu bir yalandır. Benim bira ile ilgili sözlerime karşılık mahiyetinde servis edilen sahte ve insafsızca bir yalan haberdir. Göz göre göre böyle bir yalan nasıl ortaya atılır hakikaten anlayamıyorum. Sözümü, bakışımı, fetvamı, görüşümü eleştir istediğin kadar. Anlarım. Ama böyle ahlaksızca bir iftiraya neden başvuruyorlar?”

*

Bu mesajı okuduktan sonra şunları düşündüm:

*

Bu yalanı kurgulayıp piyasaya sürenler, önünü arkasını hiç araştırmadan bu yalana omuz verenler, bu yalan üzerinde ter ter tepinenler...

Bunlara sorsan...

“Biz muhalifiz. Biz ahlaklıyız. Biz iyi insanlarız. Biz dürüstüz. Biz şöyleyiz. Biz böyleyiz” falan diye ne kadar farklı olduklarını anlatıp dururlar.

*

Ama yaptıkları ortada!

İşte görüyorsunuz:

Sırf gıcık oldukları Nihat Hatipoğlu’nu madara etmek için ahlaksızlıkta hiçbir sınır tanımıyorlar. 

*

İşin en acı tarafı şu:

Bu ülkede kurgulu iftiradan, kuyruklu yalandan sığınılacak tek bir liman bile kalmadı maalesef.


NE DEDİ? NASIL AKTARILDI?

NİHAT Hatipoğlu’nun şöyle dediği aktarıldı bize:

*

“Bir ilimizdeki sokaktan hayretler içinde geçtim. Dışarıda dört genç kız bira içiyordu”.

*

Bu da Nihat Hatipoğlu’nun söylediğinin tamamı:

*

“Bir ilimizdeki sokaktan hayretler içinde geçtim. Meğer o sokak genç kız ve erkeklerin yoğun geldikleri bir yermiş ve dışarıda, içeride Avrupa’nın herhangi bir merkezindeki görüntüyü aksettiriyordu. Dışarıda dört genç kızımız bira içiyorlardı. Yüzümde maske vardı, beni tanıdılar ve dördü birden biralarını sakladılar. Mahcup bir gülümseme ile ‘Hocamız geçiyor çocuklar’ dediklerini işittim. Daha var. Edep, saygı elbet var. Ama oradakiler de bu ülkenin evlatları, çocukları. Onları yok saymak yerine var kabul edip öyle hareket etmek lazım”.

*

Şimdi gelsin sloganlarımız:

Kahrolsun kısaltarak anlamı çarpıtma eylemi! Kahrolsun kısa bir alıntıyla maksadı bambaşka bir hale getirme operasyonu! Kahrolsun ilginç başlık atacağım diye bütünlüğü bozma atraksiyonu!


RUZİ NAZAR-ENVER ALTAYLI KİTAPLARI

RUZİ Nazar ve Enver Altaylı kitaplarını sormuştum. Yığınla cevap geldi. Gelen cevaplardan anladığım kadarıyla üç kitap var konuyla ilgili olarak piyasada:

Oh be 40 gün sonra korona aşısı geliyor

*

- CIA’NIN TÜRK CASUSU: RUZİ NAZAR: Enver Altaylı yazmış bu kitabı.

*

- BÜYÜK OYUNDAKİ TÜRK: ENVER ALTAYLI: İrfan Ülkü yazmış bunu.

*

- ESİR TÜRK ELLERİNDE 90 GÜN: Enver Altaylı yazmış bu kitabı.

*

NOT: Bu listenin ortaya çıkmasına vesile olan dostum Metin Işık’a, meslektaşlarım Toygun Atilla ve Musa Kesler’e, Odatv’ye, CHP milletvekili İlhan Kesici’ye ve isimlerini veremeyeceğim kadar çok okurlarıma binlerce teşekkür.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Reform ve Arınç üzerine özlü sözler

Reform işi, Bülent Arınç’a feda edilmeyecek kadar ciddi bir iştir.

 

- Reform, Bülent Arınç’ı fersah fersah aşmak zorundadır.

*

- Reform, diş macunu gibidir... Bülent Arınç onu tüpe sokamaz.



Yazının Devamını Oku

Bülent Arınç yüzünden reformlar baltalanmasın

Bülent Arınç için şunları yazdım önceki gün:

- Bütün kesimler nezdinde yıpranmış bir isimdir.

- Uzun zamandır sözünün etkisi azalmıştır.

- Zannettiği gibi “yukarıda” bir konumda değildir.

- İnandırıcılığı çok ağır hasar almıştır.

*

Diyeceksiniz ki:

*

E ama

Yazının Devamını Oku

Reformdan sonra şimdi de Avrupa

Cumhurbaşkanı Erdoğan, reform bombasının ardından şimdi de Avrupa bombasını patlattı.

 Söylediği en net şekilde şu:

*

“Kendimizi başka yerde değil Avrupa’da görüyor ve geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz”.

*

Erdoğan’ın sözleri, bununla sınırlı değil.

Çekincelerini de sıralıyor:

*

“Avrupa’nın bize verdiği sözleri tutmasını, ayrımcılık yapmamasını, en azından ülkemize yönelik aleni düşmanlıklara alet olmamasını bekliyoruz”.

Yazının Devamını Oku

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

Bülent Arınç...

- Bütün kesimler nezdinde yıpranmış bir isimdir.

- Uzun zamandır sözünün etkisi azalmıştır.

- Zannettiği gibi “yukarıda” bir konumda değildir.

- İnandırıcılığı çok ağır hasar almıştır.

*

Ama durumun böyle olması...

Bülent Arınç’ın söylediklerinin doğru olduğu gerçeğini değiştirmez.

Yazının Devamını Oku

Biat, itaat, ram

Ekranlardan birinde yapılan bir siyasi tartışmanın kısa bir videosunu izledim.

İzlediğim bölümde tartışmacılardan biri, programa katılan iktidar muhaliflerine şöyle bağırıyordu:

*

“Erdoğan’a itaat edeceksiniz. Erdoğan’a biat edeceksiniz. Erdoğan’a ram olacaksınız.”

*

Bunu söyleyen tartışmacı arkadaşımız...

“Erdoğan, bu ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanıdır. Onu cumhurbaşkanı olarak tanımak, demokrasiye saygının gereğidir” deseydi.

Kimsenin itiraz edemeyeceği demokratik bir ilkeyi anımsatmış olacaktı.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan işte budur bundan ibarettir

Ali Babacan, AK Parti hükümetinin bakanı olarak...

Gezi Parkı davalarında “mağdur” sıfatıyla şikâyetçi olmuş.

Bugünlerde çok demokrat, aşırı liberal, fena özgürlükçü takılıyor ya...

Kendisine “Sen niye Gezi olaylarında davacı olmuştun?” diye sorulduğunda...

Şu cevabı vermiş:

*

“Ben davacı değildim, şikâyetçi değildim, mağdur da değildim. Savcı, tek taraflı olarak bütün bakanları mağdur olarak değerlendirdi. Araştırdım, davadan çekilmek kanunen mümkün değildi. İşte bugün buradan savcılara sesleniyorum: Ben bu davanın mağduru değilim. Silin benim adımı.”

*

Yazının Devamını Oku

Yeni gündem: Reform

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son günlerde sürekli şu üç şeyin altını çiziyor:

 

BİR: Hukukta reform... İKİ: Demokraside reform... ÜÇ: Ekonomide reform...

*

Üç alanda yapılacak reformlar, yeni dönemin en önemli tartışma konusu...

*

- İnandırıcı bulmayabilirsiniz.

- Gecikmiş bir yöneliş olarak nitelendirebilirsiniz.

- İçinin nasıl doldurulacağını sorgulayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Hukukta reform olursa ne olur?

Umut devreye girer.

- Yüzler güler.

- Karamsarlığın yerini iyimserlik alır.

- Daha iyiye doğru yelken açılır.

- Tutuklayarak cezalandırma son bulur.

- Tutuklama istisna olur.

- Yabancı yatırımcıya güven verilir.

- Yabancı yatırımcıdan daha önemlisi: Vatandaşa güven verilir.

- Yatırımın önü açılır.

Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ ile Muharrem İnce arasındaki farklar

İkisi de partisinden memnun değil.

İkisi de yaptıkları açıklamalarla olay oluyor. İkisiyle de Tarafsız Bölge’de konuştum. Edindiğim izlenimlere göre aralarında şu türden farklar var:

*

- Özdağ tepeden tırnağa ideolojik. İnce popülaritenin altın çocuğu.



*

Yazının Devamını Oku

On maddede Kamala Harris’i yazdım: Kurgulasan olmaz

Birinci olarak... Kadın... Oradan zaten kazanıyor.

- İkinci olarak... Babası Jamaikalı. Bu yanıyla hem Güney Amerika’ya selam çakıyor, hem de siyahlara.

*

- Üçüncü olarak... Annesi Hindistanlı. Bu yönüyle koskoca Asya’yı alıyor kanatlarının altına.



*

Yazının Devamını Oku

Zabıtaya ve polise çağrı: Çekin elinizi gazeteden

Bizim gazetenin dağıtım servisinden fotoğraflar geldi elime...

Samsun’da zabıta ve polis, gazete dağıtıcısı avında.

Öyle bir sarmışlar ki motosikletiyle gazete dağıtan arkadaşımızın etrafını...

Sanırsın terörist avlıyorlar!



*

Yazının Devamını Oku

Biden gelecek bizim muhalefetin dertleri bitecek mi?

İddia ediyorum: Biden gelince...

Bizim iktidardan daha çok bizim muhalefetin işi zorlaşacak.

*

Örneklerle gidelim:

*

Biden, ABD Başkanı olarak...


Yazının Devamını Oku

‘Riskli binalarda oturmayın’ diyen çok sayın yetkili

Vatandaşlarımıza “Riskli binalarda oturmayın” diyorsunuz çok sayın yetkili bey.

Tamam... İyi diyorsunuz.

Tamam... Güzel diyorsunuz.

*

Ama çok sayın yetkili bey, bu insanlar, keyifleri öyle istediği için riskli binalarda oturmuyorlar ki!

“Amaaan şimdi taşınma sorunuyla falan kim uğraşacak abi” diyerek riskli binalarda oturmaya devam etmiyorlar bu insanlar.

Yahu kim ister en küçük bir depremde enkaza dönüşecek bir binada çoluk çocuk oturmayı? Yahu kim ister enkaz altında can vereceğini bile bile o binalarda oturmaya devam etmeyi?

Niye anlamıyorsun

Yazının Devamını Oku

Ah o parmağın tutuluşu

“Ağlamıyoruz, gözümüze toz kaçtı” diye yalan söyletti hepimize.

- “Milli umut” nedir, öğretti hepimize.

*

- “Hayat bir parmağa tutunmaktır” falan diye felsefe yaptırdı hepimize.

*

- “Elif bebeğin bırakamadığı o parmak olmak” isteği aşıladı hepimize.

*

- “Tuttuğun parmak değil kalbimiz oldu ey Elif” dedirtti hepimize.

*

Yazının Devamını Oku

Ölüm gelince ben hep şöyle yapıyorum

Hep en iyi şeylerini hatırlıyorum ölenin.

Kötü şeylerini hiç hatırlamıyorum.

*

Hep hayırla yâd etmeye çalışıyorum.

Hayırsızca yâd etmek istemiyorum.

*

Hep “İyi bilirdik” diye haykırıyorum.

Başka türlü haykırmak içimden gelmiyor.

*

Yazının Devamını Oku

Biz olduk biz

Elazığ için nasıl yandıysak...

Ne eksik ne fazla...

Aynı öyle yandık İzmir için.

*



Henüz enkaz altında canlarımız varken...

Yazının Devamını Oku

Geçmiş olsun canım İzmir...

Yıkılan binalar.

Ortaya çıkan enkazlar.

Yükselen deniz.

Çaresizlikler.

Şehirden yükselen dumanlar.

Haykırışlar.

*

Hepsini yüreğimin en derinliklerinde hissettim.

*

Yazının Devamını Oku

Biz olduk

Cumhuriyet Bayramı nedeniyle şöyle bir kolaçan ettim etrafı... Manzara-i umumiye şöyleydi:

Herkes mesaj paylaşıyordu coşkuyla...

Atatürk sevgisi yükseliyordu bütün mesajlarda...

Cumhuriyet’in fazilet olduğunda herkes hemfikirdi...

Eşitlik şarkıları dökülüyordu tüm dudaklardan...

Büyük şirketlerin şahane videoları dönüyordu her yerde...

Herkes kendi meşrebince kutluyordu bayramı...

Kayıtsız kalan neredeyse yok gibi bir şeydi...

Aykırılık, çıkıntılık yapan bile kalmamıştı...

Yazının Devamını Oku