GeriAhmet HAKAN Neden herkes aşıdaki büyük müjdenin farkına varamadı?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Neden herkes aşıdaki büyük müjdenin farkına varamadı?

Sıtkı sıyrılmıştı milletin.

Tabii benim de.

*

- Öyle çok müjde verildi ki...

- Öyle çok milyon rakamı telaffuz edildi ki...

- Öyle çok hayal kırıklıkları yaşandı ki...

- Öyle çok rakamlarda revizeye gidildi ki...

Biz artık “Şu kadar milyon aşı gelecek” beyanlarına yüz vermez olduk.

*

İşte tam da bu yüzden...

“120 milyon BioNTech aşısı geliyor” haberinin hakkı tam olarak verilmedi.

*

Peki neydi bu seferki fark?

*

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Uğur Şahin Hoca’yla yürüttüğü müthiş aşı diplomasisi, sonuç verdi.

Neden herkes aşıdaki büyük müjdenin farkına varamadı

Ve Uğur Şahin, tüm Türkiye’nin huzurunda...

“120 milyon doz aşıyı Türkiye’ye gönderiyoruz” dedi, takvimi de net biçimde ortaya koydu.

Yani iş somutlaştı.

Yani elle tutulur hale geldi.

*

Dikkat! Dikkat!

- Bu yeni bir durumdur.

- Bu bir dönüm noktasıdır.

- Bu büyük bir müjdedir.

- Bu Türkiye’nin salgını yeneceğinin en somut göstergesidir.

- Bu bir devrimdir.

- Bu kapanmaların son bulacağının haberidir.

- Bu sokak yasaklarının biteceğinin haberidir. 

- Bu kaygıların bittiği yerdir.

- Bu kayıplarımızın en aza ineceğinin göstergesidir.

*

Aynı zamanda bir eczacı olan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, durumun farkına varmış olacak ki...

Şu mesajı paylaştı tüm kamuoyuyla:

*

“BioNTech ile imzalanan anlaşmayla 120 milyon doz aşının sözleşmeye bağlanmış olmasından memnuniyet duyuyoruz. Bu virüsle mücadelenin tek yolu aşı! Hızlı bir aşılama kampanyasıyla çalışan vatandaşlarımız başta olmak üzere herkesin bir an önce aşı yaptırmasını temin etmeliyiz”.

*

Bende oluşan ve bir türlü yatışmayan büyük heyecanın, büyük keyfin, büyük moralin temel sebebi işte budur.

*

Yaşasın yahu yaşasın!

Kurtuluyoruz bu meretten!

AKŞENER VE BABACAN ŞÖYLE YAPAMAZ MIYDI?

Neden herkes aşıdaki büyük müjdenin farkına varamadı


- MERAL AKŞENER: Bir hata yaptı. Vahim bir hata. Erdoğan’ı, çocuk katili Netanyahu’ya benzetti. Bağlamı ne olursa olsun çok münasebetsiz bir benzetmeydi. Hoş değildi. Yakışmamıştı. Yapması gereken tek şey vardı: “Pardon, bu yaptığım pek olmadı, maksadımı aştım, özür dilerim”. Ne olurdu yani böyle deseydi? Küçülür müydü? Mağlup mu olurdu? Kaybeder miydi? Yoksa tam tersi kazanır ve büyür müydü? Bence büyürdü ve kazanırdı. Ama yapmadı bunu. Yapmamayı tercih etti. Bu işten çıkardığım sonuç: Krizlerden zaferle çıkmayı bilmiyor bizim siyasetçiler.

*

Neden herkes aşıdaki büyük müjdenin farkına varamadı

- ALİ BABACAN: AK Parti’de milletvekiliyken Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olması için çabalamış. CHP ve tüm muhalefetle kulisler yapmış. Tam göbeğindeymiş bu işin. Ama perde arkasında kalmayı tercih etmiş. Kendi ağzıyla söyledi bunları... Lafının nereye gideceğini hesap etmeden. Tabii ki çokça eleştirildi. Şimdi durumu düzeltmek için “laga luga” sayılacak açıklamalar yapıyor. Halbuki yapması gereken tek şey şuydu: “Siyasi ahlak açısından bu yaptığımın affedilir tarafı yok” diyerek alıp başını gitmek ve bir kıyı kasabasına yerleşmek. Ama nerede onda bu yürek!

NE DİYORSUN AA MUHABİRİNİN SORDUĞU SORUYA?

ANADOLU Ajansı muhabirinin, Bakan Pakdemirli ve Bakan Varank’a sorduğu soruyu izledim.

*

Soru sormuyor, yorum yapıyordu. Yorum yapmıyor, hüküm veriyordu. Hüküm vermekle kalmıyor, verdiği hükümden yola çıkarak karşısındaki iki bakana hakaret ediyordu.

Hakaret etmekle kalmıyor, slogan atıyordu. Slogan atmakla yetinmiyor, ajitasyon çekiyordu.

*

Başka hiçbir yorumu okumadan, kim ne demiş diye hiç bakmadan, hiçbir değerlendirmeye kulak vermeden, olayla ilgili hiçbir detaydan haberim yokken...

Konuyla ilgili olarak fikrimi soranlara şu cevapları verdim:

*

- Bu muhabirin FETÖ’cü olup olmadığını bilmiyorum. Ama yaptığı şey... Tam olarak umudunu kaybetmiş bir FETÖ’cü eylemine benziyor.

*

- Bu muhabirin FETÖ ile zerre alakası olmayabilir. Ama yaptığı şey... Küçük çapta Rus büyükelçi suikastı gibi. Sabbah’ın fedailerini andırıyor gibi.

*

- Bu muhabir FETÖ’den acayip uzak olabilir. Ama yaptığı şey... Uyuyan hücrenin uyanması gibi. Vücuda sarılan bombanın piminin çekilmesi gibi.

*

AA muhabiri, aynı temalar üzerine bir soru sorsaydı...

Ama soruyu sorarken...

Gazetecilik formasyonundan bu denli hazin bir şekilde uzaklaşmasaydı...

Bunların hiçbirini demezdim.

BİR DAHA HATIRLATAYIM

- Düşene vurulmaz.

*

- Ölmüş gitmiş insanlara karşı kin tutulmaz.

*

- Aman dileyene kılıç kalkmaz.

*

- Dostluklar iyi günde değil kötü günde belli olur.

- Müzevirden dost olmaz.

*

- Başkasının dedikodusunu yapanın, senin de dedikodunu yapacağı hep akılda tutulur.

*

- Mahcup olmasını bilmeyenle yakınlaşılmaz.

*

- Rezil olmasını beceremeyenle yol gidilmez.

*

- Özür dilemeyi küçültücü bulanla muhabbet edilmez.

*

- Her şeyi kişisel alanla seyahate çıkılmaz.

X

Bazı ünlülerin günlük rutinleri

Sabahları çakralarını açmak için meditasyon yaparmış.

MIRANDA KERR: Açılsın çakralar

SABAHLARI çakralarını açmak için meditasyon yaparmış. Sonra 20 dakika yoga yaparmış. Sonra yeşil sebzelerden hazırlanmış smoothie içermiş. (Offf! Çok sıkıldım. Çok bunaldım. Daha fazlasını yazamayacağım.)

VICTOR HUGO: İki çiğ yumurta

ŞAFAK vakti uyanış... Bir demlik taze çekilmiş kahveyle güne başlayış... Metresinden gelen tutkulu mektubu okuyuş... İki çiğ yumurtayı içiş... Ve saatlerce süren yazı maratonunu başlatış.

MARK TWAIN: Sağlam kahvaltı

SABAH sağlam bir kahvaltı yaparmış. Ardından çalışma odasına geçer ve başlarmış çalışmaya... Akşama kadar yazarmış. Öğle yemeklerini atlamak en büyük keyfiymiş. Çalışma odasında rahatsız edilmemek ise en katı kuralı.

RICHARD BRANSON: Uçurtma sörfü

GÜN

Yazının Devamını Oku

Üç zor konu - Taliban, fonlama, sığınmacılar

1) TALİBAN: Türkiye’de İslam adına ortaya konan hiçbir pratik, Taliban’ın İslam anlayışıyla örtüşmez. Hiç ayırt etmeksizin hepimizi “kâfir” diye yaftalarlar. Biz de onların İslam anlayışlarını alabildiğine yadırgarız. Hatta “İslam bu değil” deriz. Ama bütün bunlara rağmen... Türkiye, ABD’nin Taliban’la kurduğu diyalogdan daha iyi bir diyalog kurabilir.

2) FONLAMA: Fonlamanın kendisinde bir sorun yok. ABD’deki bazı vakıflar, Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarını fonlayabilirler. Sorun, ABD’deki vakıf aracılığıyla fonlananların, “Biz acayip bağımsız bir medyayız, diğerleri şöyledir böyledir” diye hava basmalarındadır. “Biz de son tahlilde fonlanıyoruz, biz de o kadar bağımsız değiliz” deseler, mesele kalmayacak.

*

3) SIĞINMACILAR: Bu meselenin bir ortası olmalı. “Her önüne gelen, elini kolunu sallayarak Türkiye’ye gelsin” demek ile “Madem sığınmacıları seviyorsun, al evine besle” demek arasında bir yer olmalı. Ak/kara değil ki bu. Gayet çetrefilli, gayet karmaşık, gayet çok boyutlu bir konu. Her konuda saflaşıyoruz, bari bu konuda saflaşmasak. Sakince konuşsak şu mevzuyu.

HOUSE OF CARDS İZLEDİM ŞUNLAR OLDU

Canım sürekli kaburga istedi. Kaburga istedikçe de Develi ya da Başköşe’ye müracaat ettim.

*

Sırf tahtaya üst üste

Yazının Devamını Oku

Nasıl zorba olunur

Böyle bir belgesel var. Ben de izledim bu belgeseli.

Hitler, Saddam Hüseyin, Stalin, İdi Amin, Kuzey Kore’nin ‘Kim’leri ve Kaddafi konu edilmiş belgeselde.

*

Anlatılan isimlerin...

Tabii ki yatacak yeri yok. Tabii ki zorbalıkları tartışmasız. Tabii ki her biri ölüm kustu yeryüzünde.



Yazının Devamını Oku

Duygusal bir popüler kültüre sahip olmak isteyenler için liste

Frida Kahblo: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur.




- FRİDA KAHLO: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur. Bir de Büyükada’ya yolunuz düştüğünde Troçki’nin evini gösterip “Ne zaman bu evi görsem Frida’yı anımsarım” diye iç geçirmeniz çok havalı kaçacaktır.

*


Yazının Devamını Oku

Afganistan için istifade edilecek bir isim: Hikmet Çetin

Fatih Çekirge, Hikmet Çetin’le süper bir Afganistan röportajı yaptı.

Dünkü Hürriyet’te su gibi okudum.

*

Hikmet Çetin...

- Sağduyusuyla...



Yazının Devamını Oku

Godfather aşkına gittim Nobu’ya

Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış.

- İNTİHARIN EŞİĞİNDE: Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış. Bu Nobu, Peru’da perişan vaziyette takılıyormuş. Peru’nun arka mahallelerinde külüstür bir lokantada memleketi Japonya’nın yemeklerini yapıyormuş. Öyle memnuniyetsizmiş ki hayatından, neredeyse intihar edecekmiş.



*

- MARTIN AMCA: Masal bu ya... Tam bu sıralarda Peru’da gezintiye çıkan yönetmen Martin Amca’nın yolu, Nobu’nun yemek yaptığı bu külüstür lokantadan geçmiş. Bayılmış suşilere, saşimilere falan Martin Amca. “Gel” demiş, “Seni Hollywood’a götüreyim”. Nobu’nun gözleri parlamış.

*

Yazının Devamını Oku

Melih Bulu neden görevden alındı?

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu, sürpriz bir şekilde görevden alındı.

Herkes bunun nedenini merak ediyor.

Benim elimde iki temel neden var:

*

Birinci neden: Bir kulis bilgisine dayalı.

*

İkinci neden: Kişisel bir tahmine dayalı.

*

Yazının Devamını Oku

15 Temmuz’dan 5 yıl sonra geldiğimiz yerlerden biri: Din kisvesine geçit yok!

15 Temmuz'dan önce...

Özellikle muhafazakâr kesimlerde...

Yaklaşım genel olarak şöyleydi:

Alnı secdeye değiyorsa... Korkma.

*

Dinine, diyanetine bağlıysa... Zarar gelmez.

*

Allah diyor, Kuran okuyorsa... Olumlu yaklaş.

Yazının Devamını Oku

“Biji Serok Erdoğan”a MHP ne dedi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyarbakır’da...

“Biji Serok Erdoğan” diye karşılandı ya...

*

Ahmet Davutoğlu, ima yoluyla da olsa...

Şöyle bir yaklaşım sergiledi:

*

“Bahçeli beni ‘Serok Ahmet’ diye eleştiriyordu. İşte bakın: Erdoğan’a da ‘Biji Serok Erdoğan’ denildi. Bakalım Bahçeli, buna ne diyecek?”

*

Bahçeli bu konuda bir şey demedi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel zamanı, herkesin Bodrum’a gittiği zamandır

İstanbul öyle güzel ki bugünlerde... Nüfusu azalmış, yoğunluğu bitmiş. Bir rahatlık gelmiş üstüne. Çiçekleri fark edilir olmuş.

- İstanbul’da bugünlerde bütün restoranlar, bütün kafeler tenha... Her mekânda başköşeler senin. Her mekânda izzet ikram sana.

*

- O meşhur trafik çilesi, resmen Bodrum/Çeşme hattına postalanmış... Trafik de yok, çile de yok. Yollar bomboş.

*



Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel parkı: Nakkaştepe Millet Bahçesi

Üsküdar Belediyesi’nin yaptığı Nakkaştepe Millet Bahçesi’ni gezip gördüm. İzlenimlerimi yazıyorum:

- “Boğaz’a nazır” diye bir tabir var ya... İşte bu tabir, bu parka cuk oturuyor. Yok böyle Boğaz manzarası! Birinci köprü ayaklarınızın altında. Üç köprüyü bir anda görebiliyorsunuz. Ufuk alabildiğine açık. Yeşil ile mavinin harikulade uyumu.



*

- Tamam, manzara güzel! Ama bu parkı, en güzel yapan sadece manzarası değil. Parkın tasarımı çok zarif. Her şey çok kararında. Mimarisi çok iyi planlanmış. Hiçbir şey abartılmamış. Hiçbir şey es geçilmemiş.

*

Yazının Devamını Oku

Seçim sath-ı mailine girmiş bulunmaktayız

Bir cisim yaklaşıyor ama yaklaşan cisim, erken seçim değil.

Yaklaşan cisim şudur:

*

Erken seçim kampanyası.

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan, startı verdi:

Seçim kampanyası başladı.

*

Genelde seçime üç beş ay kala girdiğimiz

Yazının Devamını Oku

“Adayımız Kılıçdaroğlu” çıkışının asıl maksadı ne olabilir?

*

BİRİNCİ İHTİMAL

AK Parti’nin “Madem rakibimiz Kemal Kılıçdaroğlu, o halde hiç çalışmamıza gerek yok” diyerek rehavete sürüklenmesini istiyor olabilirler.

İKİNCİ İHTİMAL

CHP Genel Başkanlığı koltuğu, Cumhurbaşkanlığı koltuğundan bile daha tatlı olduğu için hamlelerini buna göre ayarlıyor olabilirler.

ÜÇÜNCÜ İHTİMAL

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a, “Belediye başkanısın, belediye başkanı kalacaksın” mesajı vermeye çalışıyor olabilirler.

DÖRDÜNCÜ İHTİMAL

Yazının Devamını Oku

Bolivya dağlarından gelen devrimci Zülfü

Zülfü Livaneli’ye göre...

- Ecevit solcu değil.

- Erdal İnönü solcu değil.

- İsmet Paşa zaten solcu değil.

- Atatürk’ün solla alakası yok.

*

Zülfü Livaneli, kimlerin solcu olmadığı konusunda hüküm vermeye öyle meraklı ki...

Sanırsın ki...

Kendisi

Yazının Devamını Oku

Alpay Özalan’ın Kızılderili kitabı

Alpay Özalan, bir Kızılderili kitabı yazmış.

Bazıları kafa buluyor.

“Amerikan tarihçisi Ordinaryüs Profesör Alpay, Amerikan tarihi hakkında kitap yazmış” falan diye.

*

Tarih kitabı yazmak için ille de ordinaryüs falan olmaya gerek yok.

İsteyen yazar. Amatörce.


Yazının Devamını Oku

Özenti bir tanımlama: Türk, Sünni, beyaz

ABD’de “WASP” diye bir sınıfsal niteleme var.

Yani... Beyaz, Anglosakson, Protestan.

*

Amerika’nın elitleri bunlar. Sınıfsal üstünlük bunlarda.

Bunların dışında kalanların tümü alt sınıf. Yani Katolik, Yahudi, siyahi, Müslüman, Hispanik, Uzakdoğulu falan.

*

ABD’de ne varsa ille bizde de olacak ya...

Bu tanımlamanın bir benzerini bize de uyarlamışlar.

“Türk, Sünni, beyaz”

Yazının Devamını Oku

Deniz Baykal, ‘Ben Kürtleri, Alevileri sevmem’ dedi mi?

Zülfü Livaneli’nin İrfan Aktan’a verdiği röportajı okudum.

 

Genel yorumum şudur:

*

Çok önemli tespitler var röportajda. Özellikle Erdal İnönü, Bülent Ecevit ve Deniz Baykal’la ilgili saptamaları ilginç. Çok yararlı, çok etkileyici bir röportaj. Bulup okumanızı tavsiye ederim.

*

Ve fakat Zülfü Livaneli’nin röportajdaki bir sözüne takılmadan da edemedim.

Yazının Devamını Oku

Benim Kartal Tibet’im

Kimine göre Kartal Tibet...

“Atıl kurt” diyen Tarkan’dır.

*

Kimine göre Kartal Tibet...



“Çalıkuşu” filmindeki

Yazının Devamını Oku

Halkımızın onuru: Somalı İsmail Abi

Yer: Soma’da bir kafe...

65 yaşındaki İsmail Abimiz, bir kadın arkadaşıyla kafede oturuyor.

*

Aynı kafede...

İsmail Abi’nin oturduğu masanın biraz ilerisindeki masada...

Adamın biri, bir kadına saldırıyor.

*

Masadaki su bardağını kadının başında kırmalar...

Elindeki bıçakla kadına saldırmalar...

Yazının Devamını Oku

Deniz Baykal’ın en delikanlı eylemi

Ne zaman Deniz Baykal adı bir biçimde gündeme gelse...

Bazıları hep aynı şeyi söylüyorlar:

“O zaten Tayyip Erdoğan’ın önünü açmıştı. Başımıza gelenler hep onun yüzünden.”

*

Oysa eleştirildiği bu konu...



Yazının Devamını Oku