GeriAhmet HAKAN Ekmel Bey’e destek verirdim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ekmel Bey’e destek verirdim

Haftanın konuğu: CHP Genel Başkan Adayı Muharrem İnce

Ekmel Bey’e destek verirdim

 

7 Haziran’dan sonra CHP’nin taktik ve stratejisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz olsaydınız ne yapardınız?
MUHARREM İNCE: Ben olsam koalisyona çok meraklı görüntü vermezdim. 35 gün kendimi oyalatmazdım. Muhalefeti zorlardım.

*

Meclis başkanlığı konusunda ne yapardınız?
MUHARREM İNCE: Üçüncü turda mutlaka Deniz Baykal’ın çekilmesini sağlardım. Mutlaka “çekil” derdim. Risk alırdım. Hatırlayın: Üçüncü turda ortalıkta kimse yoktu. Bizim parti süreci yönetemedi.

*

Baykal’ın çekilmesini sağlayıp MHP adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu mu destekleyecektiniz?
MUHARREM İNCE: Tabii... Niye desteklemeyelim? Adamı Cumhurbaşkanı adayı yapmışız, Meclis başkanı mı yapmayacağız? Üçüncü turda kesinlikle bir şey yapılması gerekiyordu. Liderlik böyle anlarda ortaya çıkar, yoksa genel başkan olursunuz. Verilen işi doğru yapan yöneticidir, doğru işi bilen ise liderdir. Birinci tur, ikinci tur... Derken sıra gelmiş son tura... Meclis Başkanlığı’nı göz göre göre AKP alıyor. Daha oy sayımı devam ederken hemen CHP’nin grup başkanvekillerini çağıracaksın. “Bizim aday çekiliyor, Ekmeleddin Bey’i destekliyoruz” diyeceksin. “Aman MHP yan çizmesin” diye gideceksin HDP’nin grup başkanvekiline... Onlar da “boş oy vereceğiz” diye açıklama yapacaklar ama içeri girip dolu oy vereceklerdi. Amaç AKP’yi yenmek değil mi? Ben olsam bu krizi böyle yönetirdim ve Meclis Başkanı’nı mutlaka muhalefetten seçtirirdim.

 

Ekmel Bey’e destek verirdim

 

 

Peki ama ya Baykal çekilmeye razı olmazsa?
MUHARREM İNCE: Ne demek razı olmaz! Göz göre göre gidiyor Meclis Başkanlığı! Bakın, eğer Meclis’e muhalefetten biri başkan olsaydı, Türkiye bugün çok farklı bir noktada olurdu. 1 Kasım seçimi olmazdı. AKP mecburen uzlaşmak zorunda kalırdı.

 


Rakibimiz Davutoğlu değil Tayyip Erdoğan’dır

 

ANA muhalefet lideri olursanız... Rakip olarak kimi göreceksiniz? Erdoğan’ı mı? Davutoğlu’nu mu?
MUHARREM İNCE: Tabii ki Erdoğan’ı... Davutoğlu’nun bir siyasi figür olduğuna inanmıyorum. Her an değiştirebilir.

*

Doğrusu bu mu peki?
MUHARREM İNCE: Doğrusu bu değil. Ama ülkenin şartları bunu gerektiriyor.

*

Partiniz Erdoğan’la mücadele etmeme yolunu seçti. Onunla söz düellosuna gitmeme kararı aldı. Bunu doğru bulmuyor musunuz?
MUHARREM İNCE: Doğru bulmuyorum. Eğer “kaçak saray”da oturan kişi size laf söylüyorsa cevabını vereceksiniz. Atatürk’e, İnönü’ye “iki ayyaş” diyorsa... Hiç affetmeyeceksin. CHP’nin başında oturan kişi, Atatürk’ün koltuğunda oturan kişi, onu paçavraya çevirmelidir. Mahkemelerde sürünmek pahasına, tazminat cezaları ödemek pahasına yapmalıdır bunu.

 


%25 çantada keklik değil

 

Ekmel Bey’e destek verirdim

 

CHP’nin iyi kötü elinde bir yüzde 25’i var. “Eldeki yüzde 25 de gidebilir” endişesi içinde size destek verilmeyebilir. Ne dersiniz?
MUHARREM İNCE: Değişim riskini alacaksınız. Yoksa eriyip gitmek kaçınılmaz olur. Yüzde 25 de garanti değil ki! 
Hiçbir oy çantada keklik değildir. DSP’yi hatırlayın: Yüzde 21 ile iktidar oldu, üç buçuk sene sonra yüzde 1’e düştü. Biz parti olarak bir “orta oy tuzağı”na saplanıp kalmış durumdayız. Yüzde 25’e razı olursak, statükoyu değiştirmezsek... Bu parti DSP’nin, DYP’nin kaderini yaşayacaktır.

 

Ben bu AKP’yi yenerim

 

MUHARREM İnce “AKP yenilmez değildir” diyor ve şunları söylüyor:-Yalova seçimleri iptal edilip yeniden seçim söz konusu olduğunda... Adayımız bile “bırakalım bu işi, devlet var karşımızda, alamayız seçimi” diyordu. Örgüt de böyle diyordu. Seçimi alacağımıza sadece ben inanıyordum. Örgütü de inandırdım.-AKP bütün gücünü kullandı. Bakanlarıyla, büyükşehir belediye başkanlarıyla geldiler. Başaracağız ve yeneceğiz dedik, başardık ve yendik.-Örgütün gücünü kullanmak, bilimi ve aklı kullanmak, yenilikleri kullanmak şartıyla, solun gücünü kullanmak şartıyla... Ben bu AKP’yi yenebileceğimize inanıyorum. Bütün hücrelerimle inanıyorum buna.

 

CHP Genel Başkanı, davet edilirse Saray’a gitmelidir

 

Ekmel Bey’e destek verirdim

 

MUHARREM İnce’den radikal bir Saray çıkışı... İşte İnce’nin söyledikleri:

*

-Saray’a gidip gitmeme meselesi artık bir prestij meselesi haline geldi. Gidilirse CHP tarafı ezilecek, gidilmezse devlet işleri yürümeyecek. Bunun bir çözümünün olması gerekir. 

*

-CHP Genel Başkanı, davet edildiği takdirde Saray’a gitmelidir. Devlet işleri vardır, bunların aksamaması gerekir. Burada küslük olmaz. Cumhurbaşkanı “gel, bir konuda senin görüşlerine başvuracağım” derse ne yapacaksın? Gitmemek olmaz. Bence gitmelidir. Ama bu tutum, Saray’ın aklandığı anlamına gelmez.

*

-7 Haziran’dan sonra Erdoğan, “Saray’ın yolunu bilmeyenlere görev vermem” dedi. Buna çok sert tepki gösterilmeliydi. Gücünü Anayasa’dan alan bir Cumhurbaşkanı, muhalefet liderlerine bu şekilde davranamaz. Saray’a gelirim ya da gelmem... Sen beni davet etmeye mecbursun. Sen Cumhurbaşkanı olarak bana hükümeti kurma görevini vereceksin. Gelmezsem o zaman konuşursun.

 


Tayyip Bey ile Kemal Bey’in bir benzeyen, bir benzemeyen yönü

 

Ekmel Bey’e destek verirdim

 

MUHARREM İnce’den Kılıçdaroğlu ile Erdoğan karşılaştırması...

*

- Kemal Kılıçdaroğlu ile Recep Tayyip Erdoğan’ın ortak yönünü söyleyeyim: İkisi de çalışkan. Çok çalışıyorlar. İkisi de asla üşenmiyor. 

*

-Ama ikisi arasında bir fark var: Biri teşkilattan geliyor. Diğeri gelmiyor.

*

-Erdoğan parti teşkilatlarının her aşamasında çalışmış, gençlik kolu başkanlığı yapmış, İstanbul il başkanlığı yapmış, yani örgütün tozunu yutmuş. Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesindeki örgüt binasının nasıl ödenip ödenmeyeceğini biliyor.

*

-Ama Kemal Bey bunları bilmiyor.

 

 

‘Altı Ok’ değişir mi?

 


DOĞRUDAN soruyorum: “Altı Ok”u değiştirmeyi düşünür müsünüz?
MUHARREM İNCE: Dünyanın hiçbir yerinde sembollere dokunmazlar, Türkiye hariç. Parlamentolar değişmez. Elektronik aksam falan değişir ama koltuğuna kıyamazlar. Ulusal marşlar değişmez. Hiçbir İngiliz, “bizim ulusal marş çok milliyetçi, bunu değiştirelim” demez. Ama Türkiye’de denir, derler. “Altı Ok” semboldür. Geliştirirsin. Niye değiştiresin ki?


Kalabalıkları konuşmamla ağlatırım

 

Ekmel Bey’e destek verirdim

SİZİN ne farkınız var Kemal Bey’den? 
MUHARREM İNCE: İnsanların beni daha samimi bulacaklarını düşünüyorum. Ben hiçbir yerde yapmacık kaçmam. Hiç kasmam kendimi. “Beğenmeyen küçük kızına almasın” diye bir laf vardır bizde. Nasılsam öyleyimdir. Nişantaşı kafelerinde de gezebilirim, Süleymaniye’de cuma namazına da gidebilirim. Hacı Bektaş’ta da aşure dağıtabilirim. Kitleler karşısında iyi konuşurum. Duygularımı işin içine koyarım. Kendimi kaptırırım kalabalığa... Ağlatırım.  

*

Ağlatmak?
MUHARREM İNCE: Sözlerimde insanlara dokunurum. Bir kişi de olsa mutlaka ağlayan çıkar. Hiç kimseyi ağlatamıyorsam, o konuşmayı başarılı saymam.

 

 

Kemal Kılıçdaroğlu ile altı seçimdir olmadı, yedincisinden de


Umut yok

 

Ekmel Bey’e destek verirdim


SİZCE bu iş Kemal Kılıçdaroğlu ile gitmiyor mu?
MUHARREM İNCE: Altı seçimde olmadı, yedincisinde de olma ihtimalini görmüyorum. Bu acımasız gelebilir. Ama bu ülkenin geleceği için bunu söylemek durumundayım. Kırılan kırılsın. Ülkenin geleceği tehlikede...

*

Kemal Kılıçdaroğlu güzel konuşuyor, iyi mesajlar veriyor, uzlaşmacı bir kişilik sergiliyor. Eksik nerede? 
MUHARREM İNCE: İnandırıcılık algısını kaybetmiş durumda. 

*

Neden kaybetti?
MUHARREM İNCE: Dağınık mesajlar veriyor parti... Bir gün CHP gibi görünüyor, ertesi gün HDP gibi... Bir gün İşçi Partisi gibi görünüyor, ertesi gün AKP gibi... Bu dağınıklık inandırıcılığı zedeliyor. Ayrıca organizasyonlar çok kötü... Bilim yok partide. Bakın AKP’nin genel merkezine! Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden mezun gençler çalışıyor. Bizde var mı böyle bir şey? Yok. 

*

Sizi biraz AKP’ye özenmiş gördüm, hayırdır?
MUHARREM İNCE: Hayır, özenmiyorum. Doğru yaptıkları şeyler var.

*

Neleri doğru yapıyorlar?
MUHARREM İNCE: Kendisini solcu, ilerici, devrimci olarak tanımlayan biri, nasıl olur da sağcı bir partiden bilim alanında, teknoloji alanında daha geri olabilir? Bu benim ağrıma gidiyor. Anket diye bir şey var. Bir bilimdir anket. Ankete inanmayan ya da anketlerden yeterince yararlanmayan adam bence makbul bir adam değildir. Öbür adam, her hafta anket yaptırıyor.

 


Olağan, olağanüstü...


Hiç fark etmez, ilk kurultayda bu yönetim değişmeli

 

CHP’nin olağan kurultayı ocak ayında toplanacak. Neden biraz daha sabretmiyorsunuz da olağanüstü kurultay istiyorsunuz?
MUHARREM İNCE: Genel merkez yöneticilerinin bir korkuları var. Mevcut kurultay delegelerini değiştirmek istiyorlar. Masa başında delege yazıyorlar. Bu telaşları, bu gayriahlaki davranışları beni tedirgin ediyor.

*

Delegeleri değiştirirler diye mi endişeleniyorsunuz?
MUHARREM İNCE: Değiştiriyorlar zaten... Ben aslında yeni seçilecek delegelere de güveniyorum, mevcutlara da güveniyorum. Ama mevcut delegelere Genel Merkez’in güvenmemesini anlamıyorum. Bu delegeler iki kez Sayın Kılıçdaroğlu’nu seçmiş delegelerdir. Yeni kurultaya da bu delegelerle gidilmesi, hesabın bu delegelere verilmesi gerekir. 

*

Madem onların seçecekleri delegelere de güveniyorsunuz, o zaman telaşa gerek yok. Olağan kurultayı bekleyebilirsiniz?
MUHARREM İNCE: Fark etmez. Öyle de olur. Öyle de yarışabiliriz.

*

Ama yine de olağanüstü kurultayı zorlamaya çalışıyorsunuz?
MUHARREM İNCE: Evet, zorlayacağız. Çünkü ahlaki olan mevcut delegelerle kurultaya gitmektir.

*

Kaç imza toplarsanız olağanüstü kurultay toplanır?
MUHARREM İNCE: Delege sayısının yarıdan bir fazlası gerekiyor. Ama imzaların noter aracılığıyla toplanması gerekiyor. Yani delegeler notere gidecekler, 150 lira para verecekler, kuyruğa girecekler falan... Zor iş. Eğer yarıdan bir fazla imza toplarsak... Zaten bu yönetim düşmüş olur.

*

Yarıdan bir fazla imzayı toplayabilir misiniz?
MUHARREM İNCE: Toplayacağız. Geçen kurultayda ben 177 imza toplamış, 415 oy almıştım. Şu anda alacağım oy 900’lerde... Bunu hissediyorum.

*

Nasıl hissediyorsunuz?
MUHARREM İNCE: CHP’liler artık değişim istiyor. Üzülmek istemiyor. Bir umut görmüyorlar parti yönetiminden. Partinin umudu söndü, gözünün feri söndü. Seçime giriyor, yeniliyor. Seçime giriyor, yeniliyor. Yeni bir umut lazım, yeni bir kadro lazım.

X

Bazı ünlülerin günlük rutinleri

Sabahları çakralarını açmak için meditasyon yaparmış.

MIRANDA KERR: Açılsın çakralar

SABAHLARI çakralarını açmak için meditasyon yaparmış. Sonra 20 dakika yoga yaparmış. Sonra yeşil sebzelerden hazırlanmış smoothie içermiş. (Offf! Çok sıkıldım. Çok bunaldım. Daha fazlasını yazamayacağım.)

VICTOR HUGO: İki çiğ yumurta

ŞAFAK vakti uyanış... Bir demlik taze çekilmiş kahveyle güne başlayış... Metresinden gelen tutkulu mektubu okuyuş... İki çiğ yumurtayı içiş... Ve saatlerce süren yazı maratonunu başlatış.

MARK TWAIN: Sağlam kahvaltı

SABAH sağlam bir kahvaltı yaparmış. Ardından çalışma odasına geçer ve başlarmış çalışmaya... Akşama kadar yazarmış. Öğle yemeklerini atlamak en büyük keyfiymiş. Çalışma odasında rahatsız edilmemek ise en katı kuralı.

RICHARD BRANSON: Uçurtma sörfü

GÜN

Yazının Devamını Oku

Üç zor konu - Taliban, fonlama, sığınmacılar

1) TALİBAN: Türkiye’de İslam adına ortaya konan hiçbir pratik, Taliban’ın İslam anlayışıyla örtüşmez. Hiç ayırt etmeksizin hepimizi “kâfir” diye yaftalarlar. Biz de onların İslam anlayışlarını alabildiğine yadırgarız. Hatta “İslam bu değil” deriz. Ama bütün bunlara rağmen... Türkiye, ABD’nin Taliban’la kurduğu diyalogdan daha iyi bir diyalog kurabilir.

2) FONLAMA: Fonlamanın kendisinde bir sorun yok. ABD’deki bazı vakıflar, Türkiye’deki bazı medya kuruluşlarını fonlayabilirler. Sorun, ABD’deki vakıf aracılığıyla fonlananların, “Biz acayip bağımsız bir medyayız, diğerleri şöyledir böyledir” diye hava basmalarındadır. “Biz de son tahlilde fonlanıyoruz, biz de o kadar bağımsız değiliz” deseler, mesele kalmayacak.

*

3) SIĞINMACILAR: Bu meselenin bir ortası olmalı. “Her önüne gelen, elini kolunu sallayarak Türkiye’ye gelsin” demek ile “Madem sığınmacıları seviyorsun, al evine besle” demek arasında bir yer olmalı. Ak/kara değil ki bu. Gayet çetrefilli, gayet karmaşık, gayet çok boyutlu bir konu. Her konuda saflaşıyoruz, bari bu konuda saflaşmasak. Sakince konuşsak şu mevzuyu.

HOUSE OF CARDS İZLEDİM ŞUNLAR OLDU

Canım sürekli kaburga istedi. Kaburga istedikçe de Develi ya da Başköşe’ye müracaat ettim.

*

Sırf tahtaya üst üste

Yazının Devamını Oku

Nasıl zorba olunur

Böyle bir belgesel var. Ben de izledim bu belgeseli.

Hitler, Saddam Hüseyin, Stalin, İdi Amin, Kuzey Kore’nin ‘Kim’leri ve Kaddafi konu edilmiş belgeselde.

*

Anlatılan isimlerin...

Tabii ki yatacak yeri yok. Tabii ki zorbalıkları tartışmasız. Tabii ki her biri ölüm kustu yeryüzünde.



Yazının Devamını Oku

Duygusal bir popüler kültüre sahip olmak isteyenler için liste

Frida Kahblo: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur.




- FRİDA KAHLO: Kendisinin fotoğrafının bulunduğu bir tişört, bir şapka ya da bir çantaya sahip olsanız iyi olur. Bir de Büyükada’ya yolunuz düştüğünde Troçki’nin evini gösterip “Ne zaman bu evi görsem Frida’yı anımsarım” diye iç geçirmeniz çok havalı kaçacaktır.

*


Yazının Devamını Oku

Afganistan için istifade edilecek bir isim: Hikmet Çetin

Fatih Çekirge, Hikmet Çetin’le süper bir Afganistan röportajı yaptı.

Dünkü Hürriyet’te su gibi okudum.

*

Hikmet Çetin...

- Sağduyusuyla...



Yazının Devamını Oku

Godfather aşkına gittim Nobu’ya

Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış.

- İNTİHARIN EŞİĞİNDE: Nobu isimli bir Japon varmış. Aşçılıktan anlarmış. Bu Nobu, Peru’da perişan vaziyette takılıyormuş. Peru’nun arka mahallelerinde külüstür bir lokantada memleketi Japonya’nın yemeklerini yapıyormuş. Öyle memnuniyetsizmiş ki hayatından, neredeyse intihar edecekmiş.



*

- MARTIN AMCA: Masal bu ya... Tam bu sıralarda Peru’da gezintiye çıkan yönetmen Martin Amca’nın yolu, Nobu’nun yemek yaptığı bu külüstür lokantadan geçmiş. Bayılmış suşilere, saşimilere falan Martin Amca. “Gel” demiş, “Seni Hollywood’a götüreyim”. Nobu’nun gözleri parlamış.

*

Yazının Devamını Oku

Melih Bulu neden görevden alındı?

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Melih Bulu, sürpriz bir şekilde görevden alındı.

Herkes bunun nedenini merak ediyor.

Benim elimde iki temel neden var:

*

Birinci neden: Bir kulis bilgisine dayalı.

*

İkinci neden: Kişisel bir tahmine dayalı.

*

Yazının Devamını Oku

15 Temmuz’dan 5 yıl sonra geldiğimiz yerlerden biri: Din kisvesine geçit yok!

15 Temmuz'dan önce...

Özellikle muhafazakâr kesimlerde...

Yaklaşım genel olarak şöyleydi:

Alnı secdeye değiyorsa... Korkma.

*

Dinine, diyanetine bağlıysa... Zarar gelmez.

*

Allah diyor, Kuran okuyorsa... Olumlu yaklaş.

Yazının Devamını Oku

“Biji Serok Erdoğan”a MHP ne dedi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyarbakır’da...

“Biji Serok Erdoğan” diye karşılandı ya...

*

Ahmet Davutoğlu, ima yoluyla da olsa...

Şöyle bir yaklaşım sergiledi:

*

“Bahçeli beni ‘Serok Ahmet’ diye eleştiriyordu. İşte bakın: Erdoğan’a da ‘Biji Serok Erdoğan’ denildi. Bakalım Bahçeli, buna ne diyecek?”

*

Bahçeli bu konuda bir şey demedi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel zamanı, herkesin Bodrum’a gittiği zamandır

İstanbul öyle güzel ki bugünlerde... Nüfusu azalmış, yoğunluğu bitmiş. Bir rahatlık gelmiş üstüne. Çiçekleri fark edilir olmuş.

- İstanbul’da bugünlerde bütün restoranlar, bütün kafeler tenha... Her mekânda başköşeler senin. Her mekânda izzet ikram sana.

*

- O meşhur trafik çilesi, resmen Bodrum/Çeşme hattına postalanmış... Trafik de yok, çile de yok. Yollar bomboş.

*



Yazının Devamını Oku

İstanbul’un en güzel parkı: Nakkaştepe Millet Bahçesi

Üsküdar Belediyesi’nin yaptığı Nakkaştepe Millet Bahçesi’ni gezip gördüm. İzlenimlerimi yazıyorum:

- “Boğaz’a nazır” diye bir tabir var ya... İşte bu tabir, bu parka cuk oturuyor. Yok böyle Boğaz manzarası! Birinci köprü ayaklarınızın altında. Üç köprüyü bir anda görebiliyorsunuz. Ufuk alabildiğine açık. Yeşil ile mavinin harikulade uyumu.



*

- Tamam, manzara güzel! Ama bu parkı, en güzel yapan sadece manzarası değil. Parkın tasarımı çok zarif. Her şey çok kararında. Mimarisi çok iyi planlanmış. Hiçbir şey abartılmamış. Hiçbir şey es geçilmemiş.

*

Yazının Devamını Oku

Seçim sath-ı mailine girmiş bulunmaktayız

Bir cisim yaklaşıyor ama yaklaşan cisim, erken seçim değil.

Yaklaşan cisim şudur:

*

Erken seçim kampanyası.

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan, startı verdi:

Seçim kampanyası başladı.

*

Genelde seçime üç beş ay kala girdiğimiz

Yazının Devamını Oku

“Adayımız Kılıçdaroğlu” çıkışının asıl maksadı ne olabilir?

*

BİRİNCİ İHTİMAL

AK Parti’nin “Madem rakibimiz Kemal Kılıçdaroğlu, o halde hiç çalışmamıza gerek yok” diyerek rehavete sürüklenmesini istiyor olabilirler.

İKİNCİ İHTİMAL

CHP Genel Başkanlığı koltuğu, Cumhurbaşkanlığı koltuğundan bile daha tatlı olduğu için hamlelerini buna göre ayarlıyor olabilirler.

ÜÇÜNCÜ İHTİMAL

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a, “Belediye başkanısın, belediye başkanı kalacaksın” mesajı vermeye çalışıyor olabilirler.

DÖRDÜNCÜ İHTİMAL

Yazının Devamını Oku

Bolivya dağlarından gelen devrimci Zülfü

Zülfü Livaneli’ye göre...

- Ecevit solcu değil.

- Erdal İnönü solcu değil.

- İsmet Paşa zaten solcu değil.

- Atatürk’ün solla alakası yok.

*

Zülfü Livaneli, kimlerin solcu olmadığı konusunda hüküm vermeye öyle meraklı ki...

Sanırsın ki...

Kendisi

Yazının Devamını Oku

Alpay Özalan’ın Kızılderili kitabı

Alpay Özalan, bir Kızılderili kitabı yazmış.

Bazıları kafa buluyor.

“Amerikan tarihçisi Ordinaryüs Profesör Alpay, Amerikan tarihi hakkında kitap yazmış” falan diye.

*

Tarih kitabı yazmak için ille de ordinaryüs falan olmaya gerek yok.

İsteyen yazar. Amatörce.


Yazının Devamını Oku

Özenti bir tanımlama: Türk, Sünni, beyaz

ABD’de “WASP” diye bir sınıfsal niteleme var.

Yani... Beyaz, Anglosakson, Protestan.

*

Amerika’nın elitleri bunlar. Sınıfsal üstünlük bunlarda.

Bunların dışında kalanların tümü alt sınıf. Yani Katolik, Yahudi, siyahi, Müslüman, Hispanik, Uzakdoğulu falan.

*

ABD’de ne varsa ille bizde de olacak ya...

Bu tanımlamanın bir benzerini bize de uyarlamışlar.

“Türk, Sünni, beyaz”

Yazının Devamını Oku

Deniz Baykal, ‘Ben Kürtleri, Alevileri sevmem’ dedi mi?

Zülfü Livaneli’nin İrfan Aktan’a verdiği röportajı okudum.

 

Genel yorumum şudur:

*

Çok önemli tespitler var röportajda. Özellikle Erdal İnönü, Bülent Ecevit ve Deniz Baykal’la ilgili saptamaları ilginç. Çok yararlı, çok etkileyici bir röportaj. Bulup okumanızı tavsiye ederim.

*

Ve fakat Zülfü Livaneli’nin röportajdaki bir sözüne takılmadan da edemedim.

Yazının Devamını Oku

Benim Kartal Tibet’im

Kimine göre Kartal Tibet...

“Atıl kurt” diyen Tarkan’dır.

*

Kimine göre Kartal Tibet...



“Çalıkuşu” filmindeki

Yazının Devamını Oku

Halkımızın onuru: Somalı İsmail Abi

Yer: Soma’da bir kafe...

65 yaşındaki İsmail Abimiz, bir kadın arkadaşıyla kafede oturuyor.

*

Aynı kafede...

İsmail Abi’nin oturduğu masanın biraz ilerisindeki masada...

Adamın biri, bir kadına saldırıyor.

*

Masadaki su bardağını kadının başında kırmalar...

Elindeki bıçakla kadına saldırmalar...

Yazının Devamını Oku

Deniz Baykal’ın en delikanlı eylemi

Ne zaman Deniz Baykal adı bir biçimde gündeme gelse...

Bazıları hep aynı şeyi söylüyorlar:

“O zaten Tayyip Erdoğan’ın önünü açmıştı. Başımıza gelenler hep onun yüzünden.”

*

Oysa eleştirildiği bu konu...



Yazının Devamını Oku