Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

Bülent Arınç...

- Bütün kesimler nezdinde yıpranmış bir isimdir.

- Uzun zamandır sözünün etkisi azalmıştır.

- Zannettiği gibi “yukarıda” bir konumda değildir.

- İnandırıcılığı çok ağır hasar almıştır.

*

Ama durumun böyle olması...

Bülent Arınç’ın söylediklerinin doğru olduğu gerçeğini değiştirmez.

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

Doğruları Bülent Arınç da söylese doğrudur.

*

İşte bu nedenle...

Bülent Arınç’ın...

Hukukla, reformla, yargıyla, tutuklamalarla, özgürlükçülükle, Osman Kavala’yla, savcılarla, hâkimlerle ilgili söylediklerinin tümünün altına imza atıyorum.

*

Selahattin Demirtaş’ın yazdığı kitaba Selahattin Demirtaş’tan bile daha fazla anlam yüklemesini ise...

İmza dışı bıraktığımı belirtmek isterim.


KÜÇÜMSENMEKTEN KURTULMAK İÇİN

SON günlerde oluşan çeşitli gündemlere bakıp da senaryo yazmayan kalmadı.

*

Ne senaryolar yazılıyor, bir bilseniz!

“Alaattin Çakıcı’ya karşı Bülent Arınç ortaya sürüldü” senaryosunu bile yazan oldu.

*

Senaryolar, dedikodular, komplolar, arkasında bir şey aramalar, gizli ajandalar, tevatürler, fısıldamalar falan...

Resmen cirit atıyor ortalıkta.

*

İşte bu ahval ve şerait altında...

Kiminle karşılaşsam manidar bir tınıyla hep aynı soruyu soruyor:

*

“Sen bilirsin. Neler oluyor? Ne var bu işlerin arkasında?”

*

Ben de hep aynı yanıtı veriyorum:

*

Olup bitenin arkasında bir şey yok. Bir kuklacı söz konusu değil yeni. Herkes kafasına göre takılıyor. Ve her şey olağan seyrinde.”

*

Maskelerin ardından bile fark ettim ki...

Gözler aşırı küçümseyen biçimde bana dikilip...

“Biz de seni bir şey bilir zannediyorduk” diye küçümseniyorum.

*

Arkada bir şeylerin tezgâhlandığına dair algı o kadar hâkim ki her tarafta...

Karar verdim ve taktik değiştirdim.

*

Bundan böyle...

“Sen bilirsin. Neler oluyor? Ne var bu işlerin arkasında?” diye sorulduğunda...

Şöyle bir tutum takınacağım:

*

Önce yüzüme ağır, oturaklı bir ifade konduracağım.

Ardından çok şey bilip de hepsini söyleyemiyormuş gibi yapacağım.

Ve en sonunda da...

Etrafı gözlerimle yoklayıp kısık bir sesle...

Birbirinden seksi komplolar, tevatürler, senaryolar anlatacağım.

Ama hepsini yarım bırakarak.


BİR BAŞ BELASI OLARAK WHATSAPP MESAJLARI

- “Ding dong” diye mesaj sesini duyduğumda... Bütün işi gücü bırakıp cevap yazmazsam çok ayıp etmiş olacağımı düşünüyorum. Yok mu bu işin bir adab-ı muaşereti?

*

- Mesaja anında karşılık verdiğimde ise... “Herifin hiç işi gücü yok, elinde telefon, hemen cevap veriyor” algısına yol açacağımı düşünüyorum. Ortasını bulmak için ne yapmam lazım?

*

- Grupların içine girdiğimde beynim... Bin türlü meseleye, bin türlü kötü şakaya, bin türlü tuhaf videoya, bin türlü dedikoduya, bin türlü reklama maruz kalıyor. Her grubun derdinin kendine özgü olması da cabası!

*

- İçine alındığım gruptan affımı istesem... “Küt” diye “Gruptan çık” butonuna bassam... Bu sefer de aşırı kibirli bir izlenim bırakacağımı düşünüyorum ve çıkamıyorum gayya kuyusundan.

*

- WhatsApp’ta karşılaştığım anda ne yapacağımı bilemediğim ve kilitlenip kaldığım mesajlar var. Mesela “Arayayım mı?” onlardan biri. Bir diğeri “Nasıl gidiyor?”. “Bir selam verelim dedik” var mesela. Tabii bir de “Neredesin”.


SİYASETİN GÖBEĞİNDEN BEŞ GÜNCEL SAPTAMA

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür


- SAPTAMA BİR: Ekrem İmamoğlu’nu hararetlendiren, elektriklendiren, heyecanlandıran tek bir mevzu var: Kanal İstanbul... Kanal İstanbul mevzusunu çekip alsan elinden... Neredeyse konusu kalmayacak gibi...

*

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

- SAPTAMA İKİ: İYİ Parti, resmen ve alenen insan öğütme makinesine dönmüş durumda. Gün geçmiyor ki istifa olmasın. Meral Akşener’in bir an önce “gönül alma ve insan yönetme sanatı” konulu kurs görmesi şart.

*

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

- SAPTAMA ÜÇ: Melih Gökçek ile Bülent Arınç arasında öyle bir kan davası var ki... Bülent Arınç, şöyle gür bir seda ile “Tekbir” dese... Melih Gökçek “Allahu Ekber” demeyecek... Sanırım bu ikisi hiç barışmayacak.

*

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

- SAPTAMA DÖRT: Alaattin Çakıcı krizi en çok CHP’ye yaradı. Bir anda toparlandılar. Sımsıkı kenetlendiler. Demek ki neymiş? “Kimin işine yarıyorsa fail odur” cümlesi, her zaman doğruya işaret etmiyormuş.

*

- SAPTAMA BEŞ: Alaattin Çakıcı mektubuyla CHP de mağduriyetin tatlı kokusunu almış oldu. Bundan sonra CHP’nin mağdur olmak için fırsat kollayacağına inancım tamdır.


KISITLAMALAR BAŞLARKEN KAFAMA TAKILAN İKİLEMLER

- Bu şartlarda Şeyma partiler mi, partilemez mi?

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

*

- Market yağmalaması olgusuna gerek var mı, yok mu?

*

- Merve Boluğur maske takmaya başladı mı, başlamadı mı?

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

*

- Hangi zaman dilimi daha çekici: 10.00-13.00 mü, 13.00-16.00 mı?

*

- Gerçi daha çok var ama yılbaşı kutlanacak mı, kutlanmayacak mı?

*

- Ekşi mayalı ekmek yapmak için stok yapsak mı, yapmasak mı? 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Siyasi analiz yapmadan önce bilinmesi gerekenler

AĞIRLIK MI DEDİNİZ: Bakıyorum hâlâ “Bülent Arınç’ın AK Parti içindeki ağırlığı” falan diyenler var. Bülent Arınç’ın o ağırlığı kaybetmesinin üzerinden neredeyse asır geçti asır! Doğrudur. Bir özgül ağırlığı vardı Arınç’ın. Ama uzun bir süredir, özgül ya da değil, herhangi bir ağırlığı yok.

TABANIN DURUMU: AK Parti tabanına bakalım: Bülent Arınç istifa etti diye AK Parti’ye ya da Erdoğan’a küsecek tek bir AK Partili bile çıkmaz. AK Parti içinde bir fısıldama şeklinde bile “Bülent Abimize yapılır mıydı bu?” diyen yok. Tam tersi... İstifa söz konusu olmasaydı... Partiye ve Erdoğan’a bayağı bir gönül koyan olurdu.

TEK NEDEN BAHÇELİ Mİ: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bülent Arınç’a çok sert ve üst düzey bir tepki gösterdi ve Arınç’ı istifaya mecbur etti ya... Bunun yegâne nedeninin Devlet Bahçeli ya da cumhur ittifakı olduğunu söyleyenler var. Oysa hakikat bu değil. En azından hakikatin tamamı bu değil.

*

AK PARTİ TEPKİSİ: Bülent Arınç, yaptığı açıklamalarla... Evet, MHP’yi ve Devlet Bahçeli’yi kızdırdı ama AK Parti tabanını daha çok kızdırdı. “Yasin Börü’yü katledenlere şirin gözükmek istiyor” cümlesi, AK Parti tabanından doğmuş bir cümledir. “Diyarbakırlı anneler” vurgusu, AK Parti tabanında dile getirilmiştir.

*

İDDİA EDİYORUM: Cumhur ittifakı diye bir şey olmasaydı, MHP ile ittifak söz konusu olmasaydı... Bülent Arınç’ın açıklamaları, AK Parti tabanında yine öfkeye ve huzursuzluğa yol açardı. Erdoğan, yine Arınç’a tepki gösterirdi. Yine Arınç’ı istifaya götürecek bir süreç başlardı.

*

Yazının Devamını Oku

Reform ve Arınç üzerine özlü sözler

Reform işi, Bülent Arınç’a feda edilmeyecek kadar ciddi bir iştir.

 

- Reform, Bülent Arınç’ı fersah fersah aşmak zorundadır.

*

- Reform, diş macunu gibidir... Bülent Arınç onu tüpe sokamaz.



Yazının Devamını Oku

Bülent Arınç yüzünden reformlar baltalanmasın

Bülent Arınç için şunları yazdım önceki gün:

- Bütün kesimler nezdinde yıpranmış bir isimdir.

- Uzun zamandır sözünün etkisi azalmıştır.

- Zannettiği gibi “yukarıda” bir konumda değildir.

- İnandırıcılığı çok ağır hasar almıştır.

*

Diyeceksiniz ki:

*

E ama

Yazının Devamını Oku

Reformdan sonra şimdi de Avrupa

Cumhurbaşkanı Erdoğan, reform bombasının ardından şimdi de Avrupa bombasını patlattı.

 Söylediği en net şekilde şu:

*

“Kendimizi başka yerde değil Avrupa’da görüyor ve geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz”.

*

Erdoğan’ın sözleri, bununla sınırlı değil.

Çekincelerini de sıralıyor:

*

“Avrupa’nın bize verdiği sözleri tutmasını, ayrımcılık yapmamasını, en azından ülkemize yönelik aleni düşmanlıklara alet olmamasını bekliyoruz”.

Yazının Devamını Oku

Biat, itaat, ram

Ekranlardan birinde yapılan bir siyasi tartışmanın kısa bir videosunu izledim.

İzlediğim bölümde tartışmacılardan biri, programa katılan iktidar muhaliflerine şöyle bağırıyordu:

*

“Erdoğan’a itaat edeceksiniz. Erdoğan’a biat edeceksiniz. Erdoğan’a ram olacaksınız.”

*

Bunu söyleyen tartışmacı arkadaşımız...

“Erdoğan, bu ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanıdır. Onu cumhurbaşkanı olarak tanımak, demokrasiye saygının gereğidir” deseydi.

Kimsenin itiraz edemeyeceği demokratik bir ilkeyi anımsatmış olacaktı.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan işte budur bundan ibarettir

Ali Babacan, AK Parti hükümetinin bakanı olarak...

Gezi Parkı davalarında “mağdur” sıfatıyla şikâyetçi olmuş.

Bugünlerde çok demokrat, aşırı liberal, fena özgürlükçü takılıyor ya...

Kendisine “Sen niye Gezi olaylarında davacı olmuştun?” diye sorulduğunda...

Şu cevabı vermiş:

*

“Ben davacı değildim, şikâyetçi değildim, mağdur da değildim. Savcı, tek taraflı olarak bütün bakanları mağdur olarak değerlendirdi. Araştırdım, davadan çekilmek kanunen mümkün değildi. İşte bugün buradan savcılara sesleniyorum: Ben bu davanın mağduru değilim. Silin benim adımı.”

*

Yazının Devamını Oku

Ekrem İmamoğlu’na Kanal İstanbul incelemesi hakkında kitabın ortasından

Meral Akşener açıkladı:

 

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında... Kanal İstanbul’a karşı çıktı diye soruşturma açılmış.



*

Olayın aslına faslına baktığımızda ise...

Yazının Devamını Oku

Yeni gündem: Reform

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son günlerde sürekli şu üç şeyin altını çiziyor:

 

BİR: Hukukta reform... İKİ: Demokraside reform... ÜÇ: Ekonomide reform...

*

Üç alanda yapılacak reformlar, yeni dönemin en önemli tartışma konusu...

*

- İnandırıcı bulmayabilirsiniz.

- Gecikmiş bir yöneliş olarak nitelendirebilirsiniz.

- İçinin nasıl doldurulacağını sorgulayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Hukukta reform olursa ne olur?

Umut devreye girer.

- Yüzler güler.

- Karamsarlığın yerini iyimserlik alır.

- Daha iyiye doğru yelken açılır.

- Tutuklayarak cezalandırma son bulur.

- Tutuklama istisna olur.

- Yabancı yatırımcıya güven verilir.

- Yabancı yatırımcıdan daha önemlisi: Vatandaşa güven verilir.

- Yatırımın önü açılır.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın Uğur’u... Dünyanın Özlem’i...

Uğur Hoca, tamam.

İyi ama bir de Özlem Hoca var.

*

Birini öne çıkarıp diğerini geri plana atmak hatta yok saymak... Gerçekten çok ayıp, gerçekten utanç verici.

*

“Dünyanın Uğur’u” manşetini atıp “Dünyanın Özlem’i” manşetini akıldan bile geçirmemek... Olacak iş değil.

*

- Uğur Hoca profesörse... Özlem Hoca da profesör.

- Uğur Hoca BioNTech’in sahibiyse... Özlem Hoca da sahibi.

Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ ile Muharrem İnce arasındaki farklar

İkisi de partisinden memnun değil.

İkisi de yaptıkları açıklamalarla olay oluyor. İkisiyle de Tarafsız Bölge’de konuştum. Edindiğim izlenimlere göre aralarında şu türden farklar var:

*

- Özdağ tepeden tırnağa ideolojik. İnce popülaritenin altın çocuğu.



*

Yazının Devamını Oku

On maddede Kamala Harris’i yazdım: Kurgulasan olmaz

Birinci olarak... Kadın... Oradan zaten kazanıyor.

- İkinci olarak... Babası Jamaikalı. Bu yanıyla hem Güney Amerika’ya selam çakıyor, hem de siyahlara.

*

- Üçüncü olarak... Annesi Hindistanlı. Bu yönüyle koskoca Asya’yı alıyor kanatlarının altına.



*

Yazının Devamını Oku

Zabıtaya ve polise çağrı: Çekin elinizi gazeteden

Bizim gazetenin dağıtım servisinden fotoğraflar geldi elime...

Samsun’da zabıta ve polis, gazete dağıtıcısı avında.

Öyle bir sarmışlar ki motosikletiyle gazete dağıtan arkadaşımızın etrafını...

Sanırsın terörist avlıyorlar!



*

Yazının Devamını Oku

Biden gelecek bizim muhalefetin dertleri bitecek mi?

İddia ediyorum: Biden gelince...

Bizim iktidardan daha çok bizim muhalefetin işi zorlaşacak.

*

Örneklerle gidelim:

*

Biden, ABD Başkanı olarak...


Yazının Devamını Oku

‘Riskli binalarda oturmayın’ diyen çok sayın yetkili

Vatandaşlarımıza “Riskli binalarda oturmayın” diyorsunuz çok sayın yetkili bey.

Tamam... İyi diyorsunuz.

Tamam... Güzel diyorsunuz.

*

Ama çok sayın yetkili bey, bu insanlar, keyifleri öyle istediği için riskli binalarda oturmuyorlar ki!

“Amaaan şimdi taşınma sorunuyla falan kim uğraşacak abi” diyerek riskli binalarda oturmaya devam etmiyorlar bu insanlar.

Yahu kim ister en küçük bir depremde enkaza dönüşecek bir binada çoluk çocuk oturmayı? Yahu kim ister enkaz altında can vereceğini bile bile o binalarda oturmaya devam etmeyi?

Niye anlamıyorsun

Yazının Devamını Oku

Ah o parmağın tutuluşu

“Ağlamıyoruz, gözümüze toz kaçtı” diye yalan söyletti hepimize.

- “Milli umut” nedir, öğretti hepimize.

*

- “Hayat bir parmağa tutunmaktır” falan diye felsefe yaptırdı hepimize.

*

- “Elif bebeğin bırakamadığı o parmak olmak” isteği aşıladı hepimize.

*

- “Tuttuğun parmak değil kalbimiz oldu ey Elif” dedirtti hepimize.

*

Yazının Devamını Oku

Ölüm gelince ben hep şöyle yapıyorum

Hep en iyi şeylerini hatırlıyorum ölenin.

Kötü şeylerini hiç hatırlamıyorum.

*

Hep hayırla yâd etmeye çalışıyorum.

Hayırsızca yâd etmek istemiyorum.

*

Hep “İyi bilirdik” diye haykırıyorum.

Başka türlü haykırmak içimden gelmiyor.

*

Yazının Devamını Oku

Biz olduk biz

Elazığ için nasıl yandıysak...

Ne eksik ne fazla...

Aynı öyle yandık İzmir için.

*



Henüz enkaz altında canlarımız varken...

Yazının Devamını Oku

Geçmiş olsun canım İzmir...

Yıkılan binalar.

Ortaya çıkan enkazlar.

Yükselen deniz.

Çaresizlikler.

Şehirden yükselen dumanlar.

Haykırışlar.

*

Hepsini yüreğimin en derinliklerinde hissettim.

*

Yazının Devamını Oku