GeriAhmet HAKAN Bir tek Kılıçdaroğlu olayın farkında
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir tek Kılıçdaroğlu olayın farkında

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Boğaziçi Üniversitesi olaylarıyla ilgili olarak yaptığı bir açıklama dikkatimi çekti.

O açıklamayı okuyunca...

“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda/Kemal Bey bütün olayın farkında” diye ıslıkla bir melodi tutturdum.

Bir tek Kılıçdaroğlu olayın farkında

Şöyle diyor Kılıçdaroğlu açıklamasında:

*

“Ben sevgili öğrencilerimize değil, onların anne ve babalarına seslenmek istiyorum. Karşımızda kontrolünü kaybetmiş bir siyasi iktidar var. Gerginlikten besleniyor. Bizler aklıselim sahibi olmak zorundayız. Sağduyu ile hareket etmek zorundayız. İktidarın değirmenine su taşımamak zorundayız.”

*

Ne demek istiyor Kılıçdaroğlu?

Üç maddede anlatayım:

*

BİR: Ben Kemal Kılıçdaroğlu olarak bir denklem kurdum. Bu denkleme göre benim AK Parti tabanından oy almam lazım. Saadet’ti, Davutoğlu’ydu, Babacan’dı... Bu yüzden ayaklarına gidiyorum.

*

İKİ: Benim bu denklemimin işe yaraması için Boğaziçi olaylarının bu sertlikte yaşanmaması gerekiyor. Polisle çatışmalar, sokakların karışması, Kâbe’li tartışmalar... Bunlar benim denklemimi bozar. Taktiğimi, stratejimi boşa çıkarır.

*

ÜÇ: Bu olaylar, sadece AK Parti tabanını değil, o tabanın çeperlerini de konsolide eder. Hatta toplumun çok geniş kesimlerinin bile AK Parti’nin arkasında hizalanmasına yol açar. Bu yüzden bu işin uzamadan bitirilmesi lazım.

*

Peki neden bütün bunları, bu netlikte söylemiyor da... Biraz kapalı bir anlatımı tercih ediyor?

Neden olacak?

Çünkü bu netlikte söylerse “çelik çekirdek tabanından” tepki alacağını biliyor.

*

Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Kendi taktik ve stratejisi açısından baktığımızda...

Kemal Kılıçdaroğlu sonsuz haklı.

*

Öyle ya...

Barış Atay’ların, Hüda Kaya’ların, Ömer Faruk Gergerlioğlu’larının...

Sırtlarında yumurta küfesi yok ki...

Yumurta küfesi sadece Kılıçdaroğlu’nun sırtında.

Bir tek Kılıçdaroğlu olayın farkında

TWITTER YIKILIYOR

YILDA en az yüz kırk sekiz kez duyuyorum şu cümleyi:

“Twitter yıkılıyor.”

Sonra? Sonrası boş.

*

Twitter yıkılınca...

Hükümet yıkılmıyor, devrim olmuyor, toplumsal bir altüst oluş yaşanmıyor, kitlesel bir dönüşüm meydana gelmiyor, iktidar düşmüyor.

*

Nice koç yiğitler, şu gerçeği en hazin şekilde gördüler ve yaşadılar:

*

Twitter’daki yıkılma, toplumun genelinde bir fiske kadar bile etki yapmıyor.

*

Fakat gelgelelim akıllanmadılar, akıllanmıyorlar.

Yine “Twitter yıkılıyor” diye...

Heyecanlanıyorlar. Umuda kapılıyorlar. Enerji buluyorlar. İş bitti sanıyorlar. Hayallere dalıyorlar.

*

Neden böyle oluyor? Cevabını veriyorum:

*

Çünkü Twitter’ın yıkılmasını sağlamak toplumsal dönüşümü sağlamaktan ve toplumu ikna etmekten... Çok ama çok daha kolay da ondan.

Bir tek Kılıçdaroğlu olayın farkında

İKİNCİ BİR GEZİ MÜMKÜN MÜ?

GEZİ’nin taaa en baştaki en önemli özellikleri şunlardı:

*

Kendiliğindendi... Bir refleks gibiydi... Aniydi... Plansızdı...

*

Sonra bin türlü el girdi içine ve tüm bu özellikleri kirletti.

Böylece her şey yaşandı bitti...

Saygısızca.

*

Ama o gün bugündür, hem Gezi’den ağzı yanmış iktidar çevrelerinin hem de Gezi’nin tadı damağında kalmış muhalefet çevrelerinin aklından şu soru hiç çıkmıyor:

“İkinci bir Gezi mümkün mü?”

*

En başta söyledim, ortasında söyledim ve şimdi yine söylüyorum:

*

İkinci bir Gezi olmayacak. Çünkü toplumsal olaylar, kopyacı seri katiller gibi değillerdir. Kendilerini tekrar etmezler.

HINÇLA VURMAK

RESMİ kıyafetli polisler tarafından yakalanmış, kontrol altına alınmış, kıpırdayamaz hale getirilmiş eylemcilere sivil kıyafetli polislerin hınçla vurması, tekme atması, şiddet uygulaması...

Bunun kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur ve yetkililerimiz bunun üzerine gitmelidir.

Bir tek Kılıçdaroğlu olayın farkında

MELİH BULU İSTİFA EDERSE NE OLACAK?

YASALARA göre üniversite rektörlerinin nasıl seçileceği belli.

Adaylar YÖK’e başvuruyor. YÖK, adaylarla ilgili inceleme yapıyor. Bir seçim yapıyor. Seçtiği isimleri Cumhurbaşkanı’na sunuyor. O da o isimlerden birini atıyor.

*

Şimdi Melih Bulu, Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın önerisini dikkate alsa ve istifa etse... Ne olacak?

Yasaya göre yine aynı yöntemle yeni bir isim belirlenecek ve yine “Kayyım rektör istemiyoruz” diyecekler.

*

Yani mesele Melih Bulu meselesi değil Mansur Bey... Lütfen daha yaratıcı bir çözüm önerisinde bulunun.

*

Gerçi Cumhurbaşkanı, üniversite içinden bir ismi rektör olarak atarsa... Sorunun çözülme ihtimali de yok değil hani.

Bir tek Kılıçdaroğlu olayın farkında

KAHROLASI MUTASYON

Tam geniş büyük sofraların hayalini kuruyorduk.

Tam “Aşıyla birlikte olay bitecek” diye seviniyorduk.

Tam “Ha bugün ha yarın kafelerimize kavuşacağız” diyorduk.

Tam “maskeler fora” diye parti verme özlemiyle yanıp tutuşuyorduk.

Tam “Uzun iş toplantılarını bile özledim abi” diyorduk.

Ki...

Mutasyon işi, git gide daha fazla ciddiye binmesin mi?

*

Kahrolası mutasyon!

Hepimize “Bu iş sanki hiç bitmeyecek gibi” duygusunu yaşattığın için...

Gün yüzü görme e mi!

X

Kanal İstanbul’un Montrö ile alakası

“Kanal İstanbul, Montrö’yü etkiler mi?” diye soru var ortada.

Geçen akşam Tarafsız Bölge’de işte bu soruyu sordum uluslararası hukuk alanında uzman bir isim olan Prof. Dr. Selami Kuran’a.

Selami Hoca...

Canlı yayında... Kalktı ayağa... Eline bir çubuk aldı... Ve başladı harita üzerinden anlatmaya.

“Yeni başlayanlar için 10 dakikalık bir Montrö dersi” gibi bir şeydi yaptığı.

Net, sarih, anlaşılır ve basit bir şekilde anlattı mevzuyu.

*

Sonucu açıklıyorum:

Yazının Devamını Oku

Erkan Oğur’a yapılan yobazlığın ta kendisidir

İflah olmaz bir türkü severim ben.

Ama yüzyılların izini taşıyan türküleri severim. Çağlar ötesinden gelip bizi tam kalbimizden yakalayanları... İlk söyleyeni belirsiz anonimleri... Sözleri gayet basit ama bir o kadar da derinlikli olanları...

İşte bu yüzden “Ben bir türkü sözü yazdım, üstelik de besteledim” diye ortaya çıkanlara karşı hep mesafeli olmuşumdur. Çünkü bu tür iddialardan genellikle yapay sonuçlar çıkar.

*

İbrahim Kalın’ın sözü ve müziği kendisine ait olan ‘Hiç Oldum’ adlı bir türküyü seslendirdiğini duyunca...

“Eyvah” dedim.

Ve bin türlü önyargıyla açıp dinledim türküyü.

*

Yazının Devamını Oku

Orhan Pamuk romanında Atatürk’le alay mı ediyor?

Orhan Pamuk’un son romanı “Veba Geceleri” ile ilgili bir tartışma çıkmış durumda.

İddiaya göre:

Orhan Pamuk, romanında Atatürk’le alay ediyor!

*

İnceleme ve araştırmalarımın sonuçlarını aktarıyorum:

*

“Veba Geceleri” romanında bir “Kolağası Kâmil” var.

Yazının Devamını Oku

Kemal Kılıçdaroğlu ve kahkahalar, kahkahalar

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, yerel seçimden önce CNN Türk’te bir programa çıkmıştı.

Program sunucusu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun...

“İstanbul’u kazanacağız, Ankara’yı kazanacağız” türü sözlerini fazla iddialı bulmuş ve kahkahalar atmıştı.

*

Ne olmuştu o günlerde?

Başta Tuncay olmak üzere...

CHP’nin tüm ekâbir takımı...

Öfkeyle, kinle, hınçla...

Yazının Devamını Oku

Amiraller, bildiri, kumpas

Amirallerin bildirisiyle ilgili...

İki gündür...

Kumpas lafları dolaşıma sokulmaya başlandı.

*

Söylenenlere göre...

- Aslında bildiri, gece yarısı yayınlanmayacakmış.

- Bazı eller devreye girmiş, bildiri gece yarısı yayınlanmış.

- Bazı amiraller, bildirinin son halini görememişler.

- Bildiri, amirallerden kaçırılarak yayınlanmış.

Yazının Devamını Oku

Bakan Koca’ya “Bu gidiş nereye?” diye sordum

Vaka sayıları artıyor. Hem de çok fazla artıyor. Halkta bıkkınlık var. Hem de çok fazla bıkkınlık. Tam kapanma dendiğinde akla ekonomi geliyor. Aşı konusunda hız kesildi. Pek bir ilerleme yok gibi.

İşte bu ahval ve şerait altında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı aradım.

İlk sorum şu oldu:

“Bu gidiş nereye Sayın Bakan?”

Bakan Koca’nın ilk sözleri şu oldu:

*

“Vaka sayılarında ciddi artış var. Bunda mutasyon tabii ki etkili ama sadece mutasyonla açıklayamayız. Önlemleri gevşettik maalesef.”

*

Yazının Devamını Oku

Hürriyet’in yayıncılık anlayışına ters bir haber

İçtenlikle bir gayretimiz var Hürriyet’te.

Herkesin hakkına hukukuna saygı göstermek için çabalıyoruz. Sorumluluğu bulunmayan kişileri sorumluymuş gibi göstermekten kaçınmaya çalışıyoruz. Yargı kararı ortaya çıkmadan yargısal hükümlerde bulunmaktan uzak duruyoruz.

*

Titizleniyoruz bu konularda. Gayret ediyoruz.

*

Ama yayıncılıkta bazen yol kazaları da oluyor, olabiliyor.

*

Geçen gün sadece ve sadece Hürriyet’in internet sitesinde bir haber çıktı. Çok kısa bir süre yayında kaldı bu haber.

Bildirici amirallerin yakınlarını da konu eden bir haberdi bu.

Yazının Devamını Oku

Soru ve cevaplarla amiral bildirisi

SORU: Ne yani? Emekli amiraller mi darbe yapacak?

- CEVAP: Bizim kısa tarihimiz, “Yüce Türk Milletine” diye başlayan darbe bildirileriyle dopdoludur. Bu yüzden “Yüce Türk Milletine” diye başlayan bir bildiri gördük mü işkilleniyoruz. Hele bildirinin altında “Amiral” imzası görünce daha da işkilleniyoruz. Hele bildiri, gece yarısı gelince... Büsbütün işkilleniyoruz. Şimdi ben soruyorum: İşkillenmeyelim de ne yapalım?

*

- SORU: Bildiri yayınlamak suç mu?

- CEVAP: Elbette suç değil. Geçen hafta emekli büyükelçiler, benzer içerikte bir bildiri yayınladılar. Kim çıkıp “Bunlar darbeci” dedi? Bu arada eski milletvekilleri de yine benzer içerikte bir bildiri yayınladılar. “Darbe” diyen çıktı mı? Demek ki burada başka bir şey var.

*

- SORU: Burada ne var? Emekli amiral, görüş açıklayamaz mı?

- CEVAP: Tabii ki açıklar. Açıklıyorlar da zaten. Televizyonlara çıkıyorlar. Kişisel yaklaşımlarını ortaya koyuyorlar. Sosyal medyada yazıp çiziyorlar. Kimse de onlara bir şey demiyor. Ama siz “Aramıza hiçbir alt rütbeli girmesin, biz amiraller olarak şöyle bir posta koyalım” derseniz, tehditkâr ifadelerle dolu bir bildiriyi gece yarısı gündeme düşürürseniz... Her demokratik ülkede “Ne oluyor yahu” diye sorulur. En azından “Bunlar, bir iklim mi yaratmak istiyor? Bu işin arkasında ne var?” denir.

*

Yazının Devamını Oku

Amiraller bildirisine dair gelişigüzel ON NOT

Not bir- ‘Yüce Türk milletine’ dendi mi işkillenirim

Yüce Türk milletine!” diye başlayan hiçbir bildiriden hoşlanmıyorum.

Çünkü bu seslenişin tınısında...

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve de 15 Temmuz var!

*

Kaldı ki...

Radyo zamanlarının üslubudur bu.

Siyah beyaz televizyonlarda kalmıştır.

*

Yazının Devamını Oku

Kafe ve lokantalara ramazanda açık olma hakkı tanınmalı

Şu andaki uygulama şöyle:

 

Akşam saat 19.00 itibarıyla tüm kafe ve lokantalar kapanıyor.

*

Ramazan itibarıyla ise uygulama şöyle olacak:

*

Bütün kafe ve lokantalar kapalı.

*

Bu karar, yeniden gözden geçirilirse...

Yazının Devamını Oku

Hayatımın dilemması: Sinovac mı BioNtech mi?

“Geleneksel yöntemden şaşmayacaksın arkadaş” diyorlar.

Hop, başlıyor kalbim Sinovac diye atmaya.

*

“Yeni teknolojileri denemek lazım arkadaş” diyorlar.

Hop, bu sefer kalbim BioNtech diye atmaya başlıyor.

*

Bilmem kaç bin yıllık Çin kültüründen söz ediyorlar.

Hemen Sinovac’a ısınıyorum.

Yazının Devamını Oku

İşimiz aşıya kaldı

Vaka sayısı açısından...

Avrupa birincisiyiz.

Dünyada dördüncüyüz.

40 binleri geçmiş durumdayız.

Varyantlar kaplamış her bir yanımızı.

En çok da İngiliz varyantı.

*

Durduramıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Selahattin Demirtaş’ın dilinin altındaki bakla

Selahattin Demirtaş, şöyle demiş:

“Eğer muhalefetteki milliyetçi odaklar, demokrasi ittifakına ısrarla engel olmaya devam edeceklerse... Bu durumda HDP öncülüğünde üçüncü bir ittifak, demokrasi ittifakı ilan edilebilir.”

*

Ne demek bu?

Hadi biraz anlamaya çalışalım.

“Muhalefetteki milliyetçi odaklar” derken kastettiği İYİ Parti mi acaba? “Bu iş İYİ Parti’yle gitmez” mi demek istiyor Demirtaş?

*

Önerdiği yol şu: HDP öncülüğünde üçüncü bir ittifak. Ne yani? Millet ittifakı ve cumhur ittifakının dışında bir de

Yazının Devamını Oku

Hayatın hepimize öğrettiği ilke: Suç şahsidir

Hangi olay olursa olsun... Hangi parti söz konusu edilirse edilsin... Hangi siyasi grup işin içine girerse girsin...

Ben her zaman ve her durumda...

“Suçun şahsiliği” prensibinden zerre kadar ödün vermedim.

*

Ensar olayında böyle davrandım.

Milyonlarca dayak yemeyi göze alarak...

*

CHP’de ortaya çıkan taciz ve tecavüz olaylarında...

Yine aynı prensibe göre hareket ettim.

Yazının Devamını Oku

Kokainci elemanla ilgili AK Parti’nin atması gereken beş adım

AK Parti Genel Merkezi’nde büro görevlisi olarak çalışan Kürşat Ayvatoğlu adlı elemanla ilgili son durum şudur:

 

Uyuşturucu temin ettiği için Emniyet güçleri tarafından yeniden gözaltına alındı. Yani bu kez uyuşturucuyu temin etmekle suçlanıyor.

*

Tabii ki suç şahsidir, partiye mal edilemez ama bu elemanın bir de şu durumu var:

*

Lüks ve şatafat içinde yaşadığı fotoğraflara yansıyor.

*

Kokaindi, pudraydı, şekerdi falan... Gülündü eğlenildi...

Yazının Devamını Oku

Alerjiyi azdıralım Atatürk kabartmalı nişan verelim

28 Şubat sürecinde gazetelerde yapılan haberlere genelde şöyle başlanırdı:

 

“Adını açıklamak istemeyen üst düzey bir askeri yetkili dedi ki...”

*

Saygı Öztürk’ün dünkü köşesinde gördüm ki...

O kalıp, şuna dönüşmüş:

*

“Adını açıklamayan bir yargı mensubu dedi ki...”

*

Yazının Devamını Oku

Şu üç şey sorulduğunda hep şunları söylüyorum

1- ERKEN SEÇİM

VALLA abi şöyle söyleyeyim: Sonbaharda olabilir. Olmadı, ilkbaharda... Ama bir de bakmışsın, seküler kesimin tatile gitmesini fırsat bilip Ağustos’un tam göbeğinde de yapabilirler. Bu arada seneye kalma ihtimali de var... Ama Reis sürpriz sever. Bir de bakmışsın seçim vaktinde yapılmış...

*

2- KABİNE DEĞİŞİKLİĞİ

Siz bu yazıyı okurken, değişim gerçekleşmiş olabilir. Böyle bir ihtimal var... Bir bakmışsınız, bir hafta sonra olmuş. Bu da ihtimaller arasında... Bakanlıklar ikiye, üçe, dörde bölünebilir... Ama bölünmeyebilir de! Şu da var: Belki her şey aynı kalır, sıfır değişim olur.

*

3- TAM KAPANMA

Bir tam kapanma kararı gelebilir... Ama gelmeyebilir de... Belki yarı kapanmanın dozu biraz artar... Mesela: Cumartesi öğleye kadar açık, öğleden sonra kapalı gibi... Mesela: Lokantalardaki masa sayısının biraz daha azaltılması gibi... Ha şu da var: Yarı kapanmaya tam gaz devam da edilebilir.

Yazının Devamını Oku

Aşırı acıklı bir çaba: Enver’den yazarlık öğrenme çabası

Enver Aysever’in CHP’li belediyeleri söğüşlemesinin iki yöntemi var:

BİR: “Yazı akademisi” diye kurs düzenlemek.

*

İKİ: “Yazarlık atölyesi” diye yazarlık öğretmek.

Kısacası...

Enver’in iddiası, milletimize “Nasıl yazar olunur” dersleri vermek.

*

Tezgâh şöyle işliyor:

Yazının Devamını Oku

Kongreden ince çizgiler: Erbakan Hoca’nın hangi geleneği hayata geçti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının en önemli yeri, yeni anayasayla ilgili bölümdü. Bütünleştiricilik, birleştiricilik, farklılıkları zenginlik olarak görme, tüm farklılıkların söz sahibi olması açısından...

Yedeklerin de asil olarak çalışacağını söyledi Cumhurbaşkanı Erdoğan... Erdoğan, bu yaklaşımıyla Erbakan Hoca’nın bir geleneğini ihya etmiş oldu. Erbakan Hoca, “Bizde asil-yedek olmaz, herkes asil gibi çalışır” derdi.

*

Kalabalık yine göze çarptı. Korona tedbirleri ile bu kalabalık arasında kurulan bağlantılar niye her defasında gözden ırak tutuluyor, anlamıyorum. Bu durumun toplumun önlemler konusunda şevkini kırdığı nasıl unutulur? Bu arada belirteyim: Bir ara Emine Erdoğan’ın sosyal mesafe kuralını hiçe sayanları uyardığını fark ettim.

Ahmet Arınç’ı babası Bülent Arınç’la... Mücahit Birinci’yi babası Yavuz Bahadıroğlu’yla... Tanımlamaya şiddetle karşıyım. Babalara vefa ve saygı esastır ama biricik şairimiz Ece Ayhan’ın da dediği gibi: “Oğullar, oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir.” Oğulları, babalarla tanımlamak, ne bileyim, biraz fazla feodal kaçıyor!

*

Ekranda izlerken bir ara Sadık Albayrak’ı gördüm kongre salonunda. Maskesi olduğu halde tanıdım. (Bu arada alakasız bir not: Gözlerden tanıyor insan... Maskeli olup da tanıyamadığım çok az insan oldu.) Bazı sitelerde “dünür” falan denilip geçiliyor Sadık Albayrak’la ilgili olarak. Hiç de öyle biri değildir kendisi. Aklıyla, fikriyle, yazıp çizdikleriyle yıllarını vermiştir bu siyasi çizgiye...

YENİ MKYK LİSTESİNDEN... SESLER, YÜZLER, SOKAKLAR

Yazının Devamını Oku