GeriAhmet HAKAN Binali Bey’in doğrusu Binali Bey’in yanlışı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Binali Bey’in doğrusu Binali Bey’in yanlışı

Binali Yıldırım, AK Parti’nin bir il kongresinde yaptığı konuşmada şöyle demiş:

“İktidarımızın ilk yıllarında darbe ve vesayet heveslileri meydanlardaydı. Daha sonra 2007’de Türkiye’nin en büyük partisine 363 milletvekili ile cumhurbaşkanını seçtirmediler.”

*

Buraya kadar söyledikleri doğru.

*

Gerçekten de...

Binali Bey’in doğrusu Binali Bey’in yanlışı

AK Parti’nin ilk döneminde darbe ve vesayet yanlıları meydanlardaydı.

*

Gerçekten de...

2007’de AK Parti’ye cumhurbaşkanı seçtirtmediler.

*

Peki yanlış nerede?

*

Binali Yıldırım’ın şu cümlelerinde:

*

“Yalan mıydı Ergenekon? Yalan mıydı Balyoz?”

*

Bu iki soruya verilecek tek bir yanıt var:

Evet, yalandı.

*

Binali Yıldırım, Ergenekon ve Balyoz’un, FETÖ’cüler tarafından ortaya atılan yeryüzünün en planlı, en sinsi, en komplocu yalanı olduğu gerçeğini atlamış sanırım.

*

FETÖ’cüler, AK Parti iktidarına yönelik vesayetçilerin tutumlarını bahane ederek...

Balyoz ve Ergenekon kumpasını çevirdiler.

Ve bu kumpaslar sayesinde de boşalan tüm pozisyonları doldurdular.

Ve böylece...

İktidara karşı darbe yapmaya yeltenecek kıvama bile geldiler.

*

Binali Yıldırım’ın, AK Parti’ye karşı sistemin yaptığı haksızlıkları, dirençleri, zorlamaları dile getirmesine kimse bir şey diyemez.

Ama bunu yaparken FETÖ uydurması olan Ergenekon’a ve Balyoz’a sahip çıkıyor gibi görünmemesi gerekir.

*

Binali Yıldırım’ın asıl kastının bu olmadığını ve bu konuda bir düzeltme yapacağını düşünüyorum.

*

Unutulmasın ki:

Ergenekon ve Balyoz kumpaslarından çok çekmiş onca masumun ahı hâlâ arşa yükselmekte.


HERKES KENDİ ÖLÜSÜNÜN ARDINDAN SAYGI İSTİYOR

BENİM anlayışıma göre...

Ölüm devreye girdiği anda...

- Tüm tartışma biter.

- Ayağa kalkılır.

- Ceket iliklenir.

- Saygı devreye girer.

- Saygı devreye giremiyorsa da en azından suskunluk devreye girer.

*

Günümüz Türkiye’sinde olup biten ise aşağı yukarı şöyle:

*

- Herkes kendi ölüsüne saygı istiyor.

- Herkes başkasının ölüsüne saygısız.


MİNİK DEĞİNMELER

- SULUK: Ne antipatik bir kelime bu yahu! Dile hiç yakışmıyor.

*

- EKMEK: Ekmekle oynamayın. Ekmek çarpar.

*

- TELEFON: Ölenleri telefon rehberinden silmeyin. Yaşasınlar.

*

- DOLMAKALEM: Biden dolmakalem hastasıymış. Trump tükenmezdi galiba.


BIDEN ESPRİSİ

GENÇLER arasında şöyle bir espri peyda olmuş:

*

“Bu konu çok Joe baydın beni... Konuyu değiştirelim.”

*

Kötü espri mi, iyi espri mi? Karar veremedim.


ALEVİ KÖYLERİ

TOKAT’ta doktorun biri, Alevi köylerini işaretlemiş. Harita üzerinde.

*

Bu doktorun, bu işi yaparken amacı neydi acaba?

Bilmiyorum.

*

Ama ben kendi adıma bunu şahane bir hizmet olarak algılıyorum.

*

Çünkü o köyler, benim açımdan “gönül rahatlığıyla gidilecek köyler” sıralamasında hep ön sırada yer alırlar.


VE OZAN VE ÖZCAN

- OZAN GÜVEN: Mahkemede aylık gelirini 5 bin lira olarak açıklamış. Ben bundan daha ziyade... Ozan Güven’in şiddetine maruz kalan Deniz Bulutsuz’un aylık gelirini 20 bin lira olarak açıklamasına takıldım. Buradan yola çıkılarak bir pintilik/bonkörlük değerlendirilmesi yapılabilir mi acaba?

Binali Bey’in doğrusu Binali Bey’in yanlışı

- ÖZCAN DENİZ: Kendisinin öyle kibar, öyle nahif, öyle yumuşak bir yaklaşımı vardı ki... “Eşine şiddet uyguladı” haberinin öznesi olabilecek biri değildi. Ama oldu! Hem de yenilir yutulur cinsten olmayan iddialarla... Ben zaten her zaman fazla kibar, fazla nahif görüntü verenlerden işkillenmişimdir.

YAVUZ BAHADIROĞLU İÇİN

YAVUZ Bahadıroğlu’nun Atatürk’le ilgili hiçbir görüşüne...

Katılmadım, katılmıyorum, katılmayacağım.

*

Fakat şunu da söylemeden geçemem:

“Yavuz Bahadıroğlu eşittir Atatürk karşıtlığı” deyip geçilemez. Buna indirgenemez.

*

1970’lerin sonu, 1980’lerin başında çocukluk ve gençlik dönemini geçirmiş hemen hemen bütün muhafazakâr ailelerin çocukları, muhakkak bir Yavuz Bahadıroğlu romanıyla tanışmışlardır.

Binali Bey’in doğrusu Binali Bey’in yanlışı

Mesela benim kişisel olarak hatırladığım romanları şunlardır: ‘Elveda Buhara’, ‘Buhara Yanıyor’, ‘Sunguroğlu’...

Tarihçiden ziyade tarihi romanlar yazan bir yazardır Bahadıroğlu.

Destansı bir dili vardır. İlgiyle okutur kendisini.

*

Yavuz Bahadıroğlu’nun ardından başsağlığı dileyen herkesi peşinen “Atatürk düşmanı” olarak niteleyenlere duyurulur.

X

Bütün kadınlar KADES'i indirsin

Dün Hürriyet’in manşetinde Fevzi Kızılkoyun’un bir haberi vardı.

Haberde kadına şiddetle mücadelede elektronik kelepçe takılan kişilerin izlendiği merkez anlatılıyordu.

*

Haberin ayrıntılarını okuyunca...



Bu merkeze güvenim arttı. Umutlandım.

Yazının Devamını Oku

Cenap Şahabettin, Ali Edizer’i tanısaydı

Ali Edizer diye bir doktor var.

Daha önce yaptığı çeşitli densizlikler ve izansızlıklar yüzünden “olay adam” haline gelmiş, hatta GATA’daki görevine son verilmişti.

*

Fakat adam rahat durmuyor abi!

Densizliğe, izansızlığa, abuk sabukluğa devam ediyor.

*

Ne dediğini yazmaya bile tenezzül etmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Danimarka çok medeni ülke şekerim

Hop şöyle cümleler yükselir sağımızdan, solumuzdan:

 

- Norveç çok medeni ülke şekerim... Başbakan’a ceza kesiliyor.

*

- Danimarka acayip modern bir ülke şekerim... Başbakanı cam siliyor.

*

- İsviçre çok uygar şekerim. Cumhurbaşkanı bisikletle işe gidiyor.

*

Hep özeniriz, hep gıpta ederiz bu ülkelere.

Yazının Devamını Oku

Kanal İstanbul’un Montrö ile alakası

“Kanal İstanbul, Montrö’yü etkiler mi?” diye soru var ortada.

Geçen akşam Tarafsız Bölge’de işte bu soruyu sordum uluslararası hukuk alanında uzman bir isim olan Prof. Dr. Selami Kuran’a.

Selami Hoca...

Canlı yayında... Kalktı ayağa... Eline bir çubuk aldı... Ve başladı harita üzerinden anlatmaya.

“Yeni başlayanlar için 10 dakikalık bir Montrö dersi” gibi bir şeydi yaptığı.

Net, sarih, anlaşılır ve basit bir şekilde anlattı mevzuyu.

*

Sonucu açıklıyorum:

Yazının Devamını Oku

Erkan Oğur’a yapılan yobazlığın ta kendisidir

İflah olmaz bir türkü severim ben.

Ama yüzyılların izini taşıyan türküleri severim. Çağlar ötesinden gelip bizi tam kalbimizden yakalayanları... İlk söyleyeni belirsiz anonimleri... Sözleri gayet basit ama bir o kadar da derinlikli olanları...

İşte bu yüzden “Ben bir türkü sözü yazdım, üstelik de besteledim” diye ortaya çıkanlara karşı hep mesafeli olmuşumdur. Çünkü bu tür iddialardan genellikle yapay sonuçlar çıkar.

*

İbrahim Kalın’ın sözü ve müziği kendisine ait olan ‘Hiç Oldum’ adlı bir türküyü seslendirdiğini duyunca...

“Eyvah” dedim.

Ve bin türlü önyargıyla açıp dinledim türküyü.

*

Yazının Devamını Oku

Nalet olsun içindeki magandaya

Mustafa Üstündağ adlı oyuncu, Bodrum’da rallicilerin ödül törenini basmış.

Küfürler, kıyametler, vurmalar, kırmalar, saldırganlıklar, silahlar falan...

*

Ralli bu ya ralli!

Rallideki hangi anlaşmazlık, böylesine kontrolsüz bir öfkeye yol açabilir ki?

Rallideki hangi ihtilaf, böylesine bir sokak çocuğu kavgasını tetikleyebilir ki?


Yazının Devamını Oku

Orhan Pamuk romanında Atatürk’le alay mı ediyor?

Orhan Pamuk’un son romanı “Veba Geceleri” ile ilgili bir tartışma çıkmış durumda.

İddiaya göre:

Orhan Pamuk, romanında Atatürk’le alay ediyor!

*

İnceleme ve araştırmalarımın sonuçlarını aktarıyorum:

*

“Veba Geceleri” romanında bir “Kolağası Kâmil” var.

Yazının Devamını Oku

Amiraller, bildiri, kumpas

Amirallerin bildirisiyle ilgili...

İki gündür...

Kumpas lafları dolaşıma sokulmaya başlandı.

*

Söylenenlere göre...

- Aslında bildiri, gece yarısı yayınlanmayacakmış.

- Bazı eller devreye girmiş, bildiri gece yarısı yayınlanmış.

- Bazı amiraller, bildirinin son halini görememişler.

- Bildiri, amirallerden kaçırılarak yayınlanmış.

Yazının Devamını Oku

Bakan Koca’ya “Bu gidiş nereye?” diye sordum

Vaka sayıları artıyor. Hem de çok fazla artıyor. Halkta bıkkınlık var. Hem de çok fazla bıkkınlık. Tam kapanma dendiğinde akla ekonomi geliyor. Aşı konusunda hız kesildi. Pek bir ilerleme yok gibi.

İşte bu ahval ve şerait altında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı aradım.

İlk sorum şu oldu:

“Bu gidiş nereye Sayın Bakan?”

Bakan Koca’nın ilk sözleri şu oldu:

*

“Vaka sayılarında ciddi artış var. Bunda mutasyon tabii ki etkili ama sadece mutasyonla açıklayamayız. Önlemleri gevşettik maalesef.”

*

Yazının Devamını Oku

Hürriyet’in yayıncılık anlayışına ters bir haber

İçtenlikle bir gayretimiz var Hürriyet’te.

Herkesin hakkına hukukuna saygı göstermek için çabalıyoruz. Sorumluluğu bulunmayan kişileri sorumluymuş gibi göstermekten kaçınmaya çalışıyoruz. Yargı kararı ortaya çıkmadan yargısal hükümlerde bulunmaktan uzak duruyoruz.

*

Titizleniyoruz bu konularda. Gayret ediyoruz.

*

Ama yayıncılıkta bazen yol kazaları da oluyor, olabiliyor.

*

Geçen gün sadece ve sadece Hürriyet’in internet sitesinde bir haber çıktı. Çok kısa bir süre yayında kaldı bu haber.

Bildirici amirallerin yakınlarını da konu eden bir haberdi bu.

Yazının Devamını Oku

Soru ve cevaplarla amiral bildirisi

SORU: Ne yani? Emekli amiraller mi darbe yapacak?

- CEVAP: Bizim kısa tarihimiz, “Yüce Türk Milletine” diye başlayan darbe bildirileriyle dopdoludur. Bu yüzden “Yüce Türk Milletine” diye başlayan bir bildiri gördük mü işkilleniyoruz. Hele bildirinin altında “Amiral” imzası görünce daha da işkilleniyoruz. Hele bildiri, gece yarısı gelince... Büsbütün işkilleniyoruz. Şimdi ben soruyorum: İşkillenmeyelim de ne yapalım?

*

- SORU: Bildiri yayınlamak suç mu?

- CEVAP: Elbette suç değil. Geçen hafta emekli büyükelçiler, benzer içerikte bir bildiri yayınladılar. Kim çıkıp “Bunlar darbeci” dedi? Bu arada eski milletvekilleri de yine benzer içerikte bir bildiri yayınladılar. “Darbe” diyen çıktı mı? Demek ki burada başka bir şey var.

*

- SORU: Burada ne var? Emekli amiral, görüş açıklayamaz mı?

- CEVAP: Tabii ki açıklar. Açıklıyorlar da zaten. Televizyonlara çıkıyorlar. Kişisel yaklaşımlarını ortaya koyuyorlar. Sosyal medyada yazıp çiziyorlar. Kimse de onlara bir şey demiyor. Ama siz “Aramıza hiçbir alt rütbeli girmesin, biz amiraller olarak şöyle bir posta koyalım” derseniz, tehditkâr ifadelerle dolu bir bildiriyi gece yarısı gündeme düşürürseniz... Her demokratik ülkede “Ne oluyor yahu” diye sorulur. En azından “Bunlar, bir iklim mi yaratmak istiyor? Bu işin arkasında ne var?” denir.

*

Yazının Devamını Oku

Amiraller bildirisine dair gelişigüzel ON NOT

Not bir- ‘Yüce Türk milletine’ dendi mi işkillenirim

Yüce Türk milletine!” diye başlayan hiçbir bildiriden hoşlanmıyorum.

Çünkü bu seslenişin tınısında...

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve de 15 Temmuz var!

*

Kaldı ki...

Radyo zamanlarının üslubudur bu.

Siyah beyaz televizyonlarda kalmıştır.

*

Yazının Devamını Oku

Kafe ve lokantalara ramazanda açık olma hakkı tanınmalı

Şu andaki uygulama şöyle:

 

Akşam saat 19.00 itibarıyla tüm kafe ve lokantalar kapanıyor.

*

Ramazan itibarıyla ise uygulama şöyle olacak:

*

Bütün kafe ve lokantalar kapalı.

*

Bu karar, yeniden gözden geçirilirse...

Yazının Devamını Oku

Hayatımın dilemması: Sinovac mı BioNtech mi?

“Geleneksel yöntemden şaşmayacaksın arkadaş” diyorlar.

Hop, başlıyor kalbim Sinovac diye atmaya.

*

“Yeni teknolojileri denemek lazım arkadaş” diyorlar.

Hop, bu sefer kalbim BioNtech diye atmaya başlıyor.

*

Bilmem kaç bin yıllık Çin kültüründen söz ediyorlar.

Hemen Sinovac’a ısınıyorum.

Yazının Devamını Oku

İşimiz aşıya kaldı

Vaka sayısı açısından...

Avrupa birincisiyiz.

Dünyada dördüncüyüz.

40 binleri geçmiş durumdayız.

Varyantlar kaplamış her bir yanımızı.

En çok da İngiliz varyantı.

*

Durduramıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Selahattin Demirtaş’ın dilinin altındaki bakla

Selahattin Demirtaş, şöyle demiş:

“Eğer muhalefetteki milliyetçi odaklar, demokrasi ittifakına ısrarla engel olmaya devam edeceklerse... Bu durumda HDP öncülüğünde üçüncü bir ittifak, demokrasi ittifakı ilan edilebilir.”

*

Ne demek bu?

Hadi biraz anlamaya çalışalım.

“Muhalefetteki milliyetçi odaklar” derken kastettiği İYİ Parti mi acaba? “Bu iş İYİ Parti’yle gitmez” mi demek istiyor Demirtaş?

*

Önerdiği yol şu: HDP öncülüğünde üçüncü bir ittifak. Ne yani? Millet ittifakı ve cumhur ittifakının dışında bir de

Yazının Devamını Oku

Hayatın hepimize öğrettiği ilke: Suç şahsidir

Hangi olay olursa olsun... Hangi parti söz konusu edilirse edilsin... Hangi siyasi grup işin içine girerse girsin...

Ben her zaman ve her durumda...

“Suçun şahsiliği” prensibinden zerre kadar ödün vermedim.

*

Ensar olayında böyle davrandım.

Milyonlarca dayak yemeyi göze alarak...

*

CHP’de ortaya çıkan taciz ve tecavüz olaylarında...

Yine aynı prensibe göre hareket ettim.

Yazının Devamını Oku