Ben hayatımda Doğu Perinçek kadar...

Ben hayatımda Doğu Perinçek kadar... “El âlem ne derse desin... Hadi hadi hadiiii” şarkısına yakışan başka bir adam tanımadım.

Ben hayatımda Doğu Perinçek kadar... Her dönem bu kadar az oy alıp da her dönem kendinden söz ettirmeyi başaran başka bir siyasi görmedim.

*

Ben hayatımda Doğu Perinçek kadar... Dünyadaki her olayı ABD’ye bağlayan herhangi birine rastlamadım. (Buna Trump dahildir.)

Ben hayatımda Doğu Perinçek kadar...

Ben hayatımda Doğu Perinçek kadar... Dikine dikine giden, damarına damarına basan başka bir polemikçiyle karşılaşmadım.

*

Ben hayatımda Doğu Perinçek kadar... 40 yıllık siyasi mağlubiyetlerin ardından bile net zaferler kazanmış bir eda takınan başka bir parti lideri görmedim.

*

Ben hayatımda Doğu Perinçek kadar... 40 yıldır her demeciyle hâlâ herkesi şaşırtmayı başarabilen başka bir politikacı bilmedim, bilmiyorum.

MUHAFAZAKÂR KÜRTLER, CUMA CEMAATİ, ŞEHİRLİ MİLLİYETÇİLER

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, AK Parti’nin şu üç kesimi yeniden kazanması gerektiğini açıklamış:

*

BİR: Muhafazakâr Kürtler...
İKİ: Cuma cemaati... ÜÇ: Şehirli milliyetçiler...

*

Doğru bir tespit! Tam isabet!

Peki AK Parti, bu üç kesimi yeniden nasıl kazanır?

Galiba şöyle:

*

MUHAFAZAKÂR KÜRTLER: Şefkat dozu yüksek çözüm odaklı yeni bir Kürt yaklaşımı denenirse...

*

CUMA CEMAATİ: Aşırı ideolojik yaklaşımlardan kaçınılıp refah seviyesinin artmasına odaklanılırsa...

*

ŞEHİRLİ MİLLİYETÇİLER: Dış politikada daha akılcı politikalar izlenir ve adalet sistemine neşter atılırsa...

TORUNLAR DA TORUNLUKTAN SESSİZCE ÇEKİLMELİDİR

SAĞDAN soldan kulağıma çalınıyor:

Adnan Menderes’in bir torunu varmış... Adı Adnan Menderes’miş... Ali Babacan’ın partisine lider olabilirmiş... Falan...

*

Bir dönem “oğullara” bel bağlanırdı Türkiye’de...

Daha önce hiçbir siyasi aktivite içinde yer almamış, sırf önemli bir liderin soyadını taşıyor diye bir oğula umut bağlanırdı.

Anlaşılan “oğullar dönemi” bitti, “torunlar dönemi” başlıyor.

*

Ece Ayhan şöyle der “Mor Külhani”de: “Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler”.

*

Torunlar da torunluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler!

ESKİDEN/ŞİMDİ

ESKİDEN: Her üç Türk’ten dördü şiir yazardı...

ŞİMDİ: Her üç Türk’ten dördü panik atak...

TÜRK OPERASINI UÇURDULAR

ASPENDOS’ta Uluslararası Opera ve Bale Festivali var.

1 Eylül’de başlayacak.

*

İşte bu festival için bir tanıtım filmi çekilmiş.

İstanbul Havaalanı’nda ve THY uçağında çekilen tanıtım filminde...

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü görevini de üstlenen büyük sanatçı Murat Karahan’ın kaptanlığında uçakta harika bir müzik ziyafeti çekiliyor.

*

Bu tanıtım filmini bir yerlerden bulup izleyin. Bayılacaksınız! Hatta tüyleriniz diken diken olacak.

*

Bu kadar şahane bir tanıtım filminin çekiminde emeği geçen...

Devlet Opera ve Balesi sanatçılarına, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ve Türk Havayolları’na bin teşekkür!

ZÜLFÜ LİVANELİ SON DÖNEM NİYE POPÜLER OLDU?

“Ekrem İmamoğlu’nu bulup ortaya çıkaran adam” diye bir şehir efsanesinin alıp başını gitmesi yüzünden...

*

Son dönemde çıktığı tatile “Hadi Ekrem... Yoruldun... Gel, tatile gidelim...” diyerek... Ekrem İmamoğlu ile birlikte çıkması yüzünden...

*

Bir süredir verdiği konserleri, Ekrem İmamoğlu’nun kaçırmaması ve en önde izlemesi yüzünden...

*

Ekrem İmamoğlu ile ilgili “çığın düşeceğini haber veren köy çocuğu” türü hikâyeler anlatması yüzünden...

HEY GARSON! VER BİR CHURCHİLL!

GEÇENLERDE bir kafede arkadaşlarla oturuyorduk. Aramızdan biri garsona “Bana bir Churchill versene kardeş” dedi. Garson da böyle bir isteğe süper alışkın olduğunu gösteren bir edayla “Tamam abi” dedi.

*

Hemen atılıp “Churchill de ne oğlum?” dedim. Hay demez olaydım!

Masadaki herkes, cahilin önde gideniyle karşılaşmış bir İlber Ortaylı tutumu alarak... “Bilmiyor musun? Yuh!” diye aşağıladılar beni.

“Biliyordum da sizi denedim” falan diye kekelesem de kimse yemedi tabii...

*

Öğrendim.

Meğer “Churchill” dedikleri... Bir bardak soda, üç tutam tuz ve iki çay kaşığı limondan ibaret bir içecekmiş... Yıllar önce bir Ege kasabasında kafe açan “Churchill Ahmet” diye bir abimizin buluşu olduğu için adına “Churchill” denmiş... Oysa ben viski düşkünlüğüyle meşhur Winston Churchill’in içki sonrası midesini bastırmak için böyle bir şeyi icat etmiş olabileceğini hayal etmiştim.

*

Neyse... Neyse... Artık ben de alışkın bir kayıtsızlıkla “Hey garson! Ver bir Churchill” diyorum ve nedense bunun çok havalı bir talep olduğunu düşünüyorum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Reformdan sonra şimdi de Avrupa

Cumhurbaşkanı Erdoğan, reform bombasının ardından şimdi de Avrupa bombasını patlattı.

 Söylediği en net şekilde şu:

*

“Kendimizi başka yerde değil Avrupa’da görüyor ve geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz”.

*

Erdoğan’ın sözleri, bununla sınırlı değil.

Çekincelerini de sıralıyor:

*

“Avrupa’nın bize verdiği sözleri tutmasını, ayrımcılık yapmamasını, en azından ülkemize yönelik aleni düşmanlıklara alet olmamasını bekliyoruz”.

Yazının Devamını Oku

Biat, itaat, ram

Ekranlardan birinde yapılan bir siyasi tartışmanın kısa bir videosunu izledim.

İzlediğim bölümde tartışmacılardan biri, programa katılan iktidar muhaliflerine şöyle bağırıyordu:

*

“Erdoğan’a itaat edeceksiniz. Erdoğan’a biat edeceksiniz. Erdoğan’a ram olacaksınız.”

*

Bunu söyleyen tartışmacı arkadaşımız...

“Erdoğan, bu ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanıdır. Onu cumhurbaşkanı olarak tanımak, demokrasiye saygının gereğidir” deseydi.

Kimsenin itiraz edemeyeceği demokratik bir ilkeyi anımsatmış olacaktı.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan işte budur bundan ibarettir

Ali Babacan, AK Parti hükümetinin bakanı olarak...

Gezi Parkı davalarında “mağdur” sıfatıyla şikâyetçi olmuş.

Bugünlerde çok demokrat, aşırı liberal, fena özgürlükçü takılıyor ya...

Kendisine “Sen niye Gezi olaylarında davacı olmuştun?” diye sorulduğunda...

Şu cevabı vermiş:

*

“Ben davacı değildim, şikâyetçi değildim, mağdur da değildim. Savcı, tek taraflı olarak bütün bakanları mağdur olarak değerlendirdi. Araştırdım, davadan çekilmek kanunen mümkün değildi. İşte bugün buradan savcılara sesleniyorum: Ben bu davanın mağduru değilim. Silin benim adımı.”

*

Yazının Devamını Oku

Ekrem İmamoğlu’na Kanal İstanbul incelemesi hakkında kitabın ortasından

Meral Akşener açıkladı:

 

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında... Kanal İstanbul’a karşı çıktı diye soruşturma açılmış.



*

Olayın aslına faslına baktığımızda ise...

Yazının Devamını Oku

Yeni gündem: Reform

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son günlerde sürekli şu üç şeyin altını çiziyor:

 

BİR: Hukukta reform... İKİ: Demokraside reform... ÜÇ: Ekonomide reform...

*

Üç alanda yapılacak reformlar, yeni dönemin en önemli tartışma konusu...

*

- İnandırıcı bulmayabilirsiniz.

- Gecikmiş bir yöneliş olarak nitelendirebilirsiniz.

- İçinin nasıl doldurulacağını sorgulayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Hukukta reform olursa ne olur?

Umut devreye girer.

- Yüzler güler.

- Karamsarlığın yerini iyimserlik alır.

- Daha iyiye doğru yelken açılır.

- Tutuklayarak cezalandırma son bulur.

- Tutuklama istisna olur.

- Yabancı yatırımcıya güven verilir.

- Yabancı yatırımcıdan daha önemlisi: Vatandaşa güven verilir.

- Yatırımın önü açılır.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın Uğur’u... Dünyanın Özlem’i...

Uğur Hoca, tamam.

İyi ama bir de Özlem Hoca var.

*

Birini öne çıkarıp diğerini geri plana atmak hatta yok saymak... Gerçekten çok ayıp, gerçekten utanç verici.

*

“Dünyanın Uğur’u” manşetini atıp “Dünyanın Özlem’i” manşetini akıldan bile geçirmemek... Olacak iş değil.

*

- Uğur Hoca profesörse... Özlem Hoca da profesör.

- Uğur Hoca BioNTech’in sahibiyse... Özlem Hoca da sahibi.

Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ ile Muharrem İnce arasındaki farklar

İkisi de partisinden memnun değil.

İkisi de yaptıkları açıklamalarla olay oluyor. İkisiyle de Tarafsız Bölge’de konuştum. Edindiğim izlenimlere göre aralarında şu türden farklar var:

*

- Özdağ tepeden tırnağa ideolojik. İnce popülaritenin altın çocuğu.



*

Yazının Devamını Oku

Zabıtaya ve polise çağrı: Çekin elinizi gazeteden

Bizim gazetenin dağıtım servisinden fotoğraflar geldi elime...

Samsun’da zabıta ve polis, gazete dağıtıcısı avında.

Öyle bir sarmışlar ki motosikletiyle gazete dağıtan arkadaşımızın etrafını...

Sanırsın terörist avlıyorlar!



*

Yazının Devamını Oku

Biden gelecek bizim muhalefetin dertleri bitecek mi?

İddia ediyorum: Biden gelince...

Bizim iktidardan daha çok bizim muhalefetin işi zorlaşacak.

*

Örneklerle gidelim:

*

Biden, ABD Başkanı olarak...


Yazının Devamını Oku

‘Riskli binalarda oturmayın’ diyen çok sayın yetkili

Vatandaşlarımıza “Riskli binalarda oturmayın” diyorsunuz çok sayın yetkili bey.

Tamam... İyi diyorsunuz.

Tamam... Güzel diyorsunuz.

*

Ama çok sayın yetkili bey, bu insanlar, keyifleri öyle istediği için riskli binalarda oturmuyorlar ki!

“Amaaan şimdi taşınma sorunuyla falan kim uğraşacak abi” diyerek riskli binalarda oturmaya devam etmiyorlar bu insanlar.

Yahu kim ister en küçük bir depremde enkaza dönüşecek bir binada çoluk çocuk oturmayı? Yahu kim ister enkaz altında can vereceğini bile bile o binalarda oturmaya devam etmeyi?

Niye anlamıyorsun

Yazının Devamını Oku

Ah o parmağın tutuluşu

“Ağlamıyoruz, gözümüze toz kaçtı” diye yalan söyletti hepimize.

- “Milli umut” nedir, öğretti hepimize.

*

- “Hayat bir parmağa tutunmaktır” falan diye felsefe yaptırdı hepimize.

*

- “Elif bebeğin bırakamadığı o parmak olmak” isteği aşıladı hepimize.

*

- “Tuttuğun parmak değil kalbimiz oldu ey Elif” dedirtti hepimize.

*

Yazının Devamını Oku

Ölüm gelince ben hep şöyle yapıyorum

Hep en iyi şeylerini hatırlıyorum ölenin.

Kötü şeylerini hiç hatırlamıyorum.

*

Hep hayırla yâd etmeye çalışıyorum.

Hayırsızca yâd etmek istemiyorum.

*

Hep “İyi bilirdik” diye haykırıyorum.

Başka türlü haykırmak içimden gelmiyor.

*

Yazının Devamını Oku

Biz olduk biz

Elazığ için nasıl yandıysak...

Ne eksik ne fazla...

Aynı öyle yandık İzmir için.

*



Henüz enkaz altında canlarımız varken...

Yazının Devamını Oku

Biz olduk

Cumhuriyet Bayramı nedeniyle şöyle bir kolaçan ettim etrafı... Manzara-i umumiye şöyleydi:

Herkes mesaj paylaşıyordu coşkuyla...

Atatürk sevgisi yükseliyordu bütün mesajlarda...

Cumhuriyet’in fazilet olduğunda herkes hemfikirdi...

Eşitlik şarkıları dökülüyordu tüm dudaklardan...

Büyük şirketlerin şahane videoları dönüyordu her yerde...

Herkes kendi meşrebince kutluyordu bayramı...

Kayıtsız kalan neredeyse yok gibi bir şeydi...

Aykırılık, çıkıntılık yapan bile kalmamıştı...

Yazının Devamını Oku