Aşağılık Alman’ın okuduğu şiir falan değil, resmen küfür

- Tayyip Erdoğan’ın düşmanı olsanız da...

- Tayyip Erdoğan’dan nefret etseniz de...

 

- Tayyip Erdoğan’ın politikalarının ülkeyi batırdığını düşünseniz de...

 

- Tayyip Erdoğan denilince... Nevriniz dönse de...

 

Jan Böhmermann denilen aşağılık Alman’ın televizyon ekranında okuduğu o iğrenç metin için...

 

“Ne var canım bunda! Altı üstü bir komedyenin okuduğu şiir! Niye bu kadar abartılıyor ki!” dememelisiniz.

 

*

Aşağılık Alman’ın okuduğu şiir falan değil, resmen küfür

 

“Şiir” adı altında ekrandan okunan metni, baştan sona dinledim.

 

- Midem bulandı.

 

- Kusacak gibi oldum.

 

- Öfkeden deliye döndüm.

 

*

 

Jan Böhmermann denilen aşağılık Alman...

 

- Mizah falan yapmıyor, küfrediyordu.

 

- Eleştirmiyor, düpedüz sövüyordu.

 

- Alay bile etmiyor, en kusturucu sözlerle alenen dümdüz gidiyordu.

 

*

 

Üstelik bu aşağılık Alman...

 

Sadece Tayyip Erdoğan’a da küfretmiyordu.

 

Türklere de ağza alınmayacak küfürler sallıyordu.

 

*

 

Kısacası...

 

Söz konusu olan...

 

- Küfürdür.

 

- Aşağılamadır.

 

- Hakarettir.

 

- Nefret suçudur.

 

- Irkçılıktır.

 

*

 

Bu nedenle...

 

“Şiir okuduğu için hapse giren bir siyasetçi, nasıl olur da bir mizahçının şiirine dava açar” falan denilmesin.

 

Çünkü ortada şiir falan yok.

 

Ortada...

 

Mide bulandırıcı bir küfürname, kusturucu bir nefret sövgüsü, pespaye bir ırkçılık var.

 

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ASIL BU YAPILANLARLA YARA ALIR

 

ORTADA “mülteci krizi” falan olmasa...

 

Merkel, imkânı yok geçit vermezdi o aşağılık Alman’ın yargılanmasına...

 

*

 

Üstelik Alman yasalarında...

 

“Yabancı devlet adamlarına hakaret” suçunu düzenleyen kapı gibi maddeler bulunmasına rağmen...

 

*

 

Merkel’in yaptığı nedir?

 

Şudur:

 

Topu Alman yargısına atarak durumdan sıyırmak...

 

*

 

Almanya’da Merkel’in bu yaptığına bile ciddi itirazlar var.

 

Neymiş efendim, bu aşağılık Alman yargılanırsa...

 

- İfade, basın ve sanat özgürlüğü yara alırmış.

 

- Mizahın hakaret suçlamasıyla cezai takibe uğraması çağdaş demokrasiye uymazmış.

 

*

 

Size bir şey söyleyeyim mi?

 

- Mide bulandırıcı küfürlere...

 

- Nefret suçuna varmış hakaretlere...

 

- En aşağılık ırkçılığa...

 

Mizah diyerek, sanat diyerek, ifade özgürlüğü diyerek sahip çıkmak...

 

Basın özgürlüğüne en büyük darbeyi vuracaktır.

 

*

 

Bu yaklaşım...

 

“Tükürürüm böyle basın özgürlüğünün içine” demek için sırada bekleyen basın özgürlüğüne saygısız tiplerin iştahını kabartacaktır.

 

*

 

Bu yaklaşım...

 

Basın özgürlüğünden ödü patlayanlara, “İşte bunların basın özgürlüğü falan dedikleri bu” deme hakkı verecektir.

 

*

 

Bu yaklaşım...

 

GRİNİN ELLİ TONU

 

DOĞRUDUR:Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan...

 

- Eleştiri konusunda tahammüllü değil. 

 

- Karikatüre bile dava açıyor. 

 

- Hakaret kapsamını, alabildiğine genişletiyor.Bunların hepsi doğru...

 

*

 

İyi ama Tayyip Erdoğan’ın genel tutumu budur diye...

 

Nefret suçu işleyen, düpedüz küfreden ve utanmazca ırkçılık yapan aşağılık bir adamın yaptığına sahip mi çıkılacak?

 

*

 

- Hem Erdoğan’ın eleştiri karşısında tahammülsüzlüğüne dikkat çekmek...

 

- Hem de Erdoğan’a yönelik en aşağılık ve mide bulandırıcı küfürlere itiraz etmek...Mümkün değil midir?

 

*

 

Hep siyah mı var?

 

Hep beyaz mı var?

 

İyi de nerede kaldı grinin elli tonu?

 

Basın özgürlüğüne darbe vurmaya meraklı tiplerin eline...

 

Basın özgürlüğüne darbe vurmaları için bulunmaz bir meşruiyet fırsatı verecektir.

 

BIYIK KONUSUNU YENİDEN DÜŞÜNÜN DERİM YALÇIN BEY

 

BAŞBAKAN Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın geçen gün attığı tweet, sosyal medyada epey konuşuldu.

 

*

Aşağılık Alman’ın okuduğu şiir falan değil, resmen küfür

 

Akdoğan’ın mesajında...

 

Bir fotoğraf ve bir de “Komor Adaları ile kalkınma işbirliği anlaşmasını imzaladık” cümlesi yer alıyordu.

 

*

 

Herkes Ümraniye kadar nüfusu olan Komor Adaları ile kalkınma işbirliği anlaşmasının imzalanmasına laf ederken...

 

Benim gözüm Yalçın Akdoğan’ın bıyığına takıldı.

 

*

 

Tercihlere, beğenilere sonuna kadar saygılı olmakla birlikte...

 

Yine de söylemeden edemeyeceğim:

 

Şu bıyık konusunu bir kez daha düşünseniz Yalçın Bey...

 

ALTAN TAN’LA AYNI YERDEYİM

 

ALTAN Tan şöyle demiş:

 

“Bütün İslami tarikat ve cemaatler, Kuran kursları, yurtlar tecavüzcüdür, sapıktır demeyeceğim, demeyeceğim, demeyeceğim”.

 

*

 

Ben de öyle Altan Bey.

 

Ben de demedim, demiyorum, demeyeceğim.

 

*

 

Böyle demediğimiz için... Bizlere “İslamcılıktan gelenler asla demokrat olamaz” falan diyorlar ya...

 

Onlara da sesleniyorum:

 

Böyle ahlaksız bir genelleme yapacağıma... Demokrat olmamayı tercih ederim.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Doğruları Bülent Arınç da söylese kabulümüzdür

Bülent Arınç...

- Bütün kesimler nezdinde yıpranmış bir isimdir.

- Uzun zamandır sözünün etkisi azalmıştır.

- Zannettiği gibi “yukarıda” bir konumda değildir.

- İnandırıcılığı çok ağır hasar almıştır.

*

Ama durumun böyle olması...

Bülent Arınç’ın söylediklerinin doğru olduğu gerçeğini değiştirmez.

Yazının Devamını Oku

Biat, itaat, ram

Ekranlardan birinde yapılan bir siyasi tartışmanın kısa bir videosunu izledim.

İzlediğim bölümde tartışmacılardan biri, programa katılan iktidar muhaliflerine şöyle bağırıyordu:

*

“Erdoğan’a itaat edeceksiniz. Erdoğan’a biat edeceksiniz. Erdoğan’a ram olacaksınız.”

*

Bunu söyleyen tartışmacı arkadaşımız...

“Erdoğan, bu ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanıdır. Onu cumhurbaşkanı olarak tanımak, demokrasiye saygının gereğidir” deseydi.

Kimsenin itiraz edemeyeceği demokratik bir ilkeyi anımsatmış olacaktı.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan işte budur bundan ibarettir

Ali Babacan, AK Parti hükümetinin bakanı olarak...

Gezi Parkı davalarında “mağdur” sıfatıyla şikâyetçi olmuş.

Bugünlerde çok demokrat, aşırı liberal, fena özgürlükçü takılıyor ya...

Kendisine “Sen niye Gezi olaylarında davacı olmuştun?” diye sorulduğunda...

Şu cevabı vermiş:

*

“Ben davacı değildim, şikâyetçi değildim, mağdur da değildim. Savcı, tek taraflı olarak bütün bakanları mağdur olarak değerlendirdi. Araştırdım, davadan çekilmek kanunen mümkün değildi. İşte bugün buradan savcılara sesleniyorum: Ben bu davanın mağduru değilim. Silin benim adımı.”

*

Yazının Devamını Oku

Ekrem İmamoğlu’na Kanal İstanbul incelemesi hakkında kitabın ortasından

Meral Akşener açıkladı:

 

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında... Kanal İstanbul’a karşı çıktı diye soruşturma açılmış.



*

Olayın aslına faslına baktığımızda ise...

Yazının Devamını Oku

Dünyanın Uğur’u... Dünyanın Özlem’i...

Uğur Hoca, tamam.

İyi ama bir de Özlem Hoca var.

*

Birini öne çıkarıp diğerini geri plana atmak hatta yok saymak... Gerçekten çok ayıp, gerçekten utanç verici.

*

“Dünyanın Uğur’u” manşetini atıp “Dünyanın Özlem’i” manşetini akıldan bile geçirmemek... Olacak iş değil.

*

- Uğur Hoca profesörse... Özlem Hoca da profesör.

- Uğur Hoca BioNTech’in sahibiyse... Özlem Hoca da sahibi.

Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ ile Muharrem İnce arasındaki farklar

İkisi de partisinden memnun değil.

İkisi de yaptıkları açıklamalarla olay oluyor. İkisiyle de Tarafsız Bölge’de konuştum. Edindiğim izlenimlere göre aralarında şu türden farklar var:

*

- Özdağ tepeden tırnağa ideolojik. İnce popülaritenin altın çocuğu.



*

Yazının Devamını Oku

Zabıtaya ve polise çağrı: Çekin elinizi gazeteden

Bizim gazetenin dağıtım servisinden fotoğraflar geldi elime...

Samsun’da zabıta ve polis, gazete dağıtıcısı avında.

Öyle bir sarmışlar ki motosikletiyle gazete dağıtan arkadaşımızın etrafını...

Sanırsın terörist avlıyorlar!



*

Yazının Devamını Oku

Biden gelecek bizim muhalefetin dertleri bitecek mi?

İddia ediyorum: Biden gelince...

Bizim iktidardan daha çok bizim muhalefetin işi zorlaşacak.

*

Örneklerle gidelim:

*

Biden, ABD Başkanı olarak...


Yazının Devamını Oku

‘Riskli binalarda oturmayın’ diyen çok sayın yetkili

Vatandaşlarımıza “Riskli binalarda oturmayın” diyorsunuz çok sayın yetkili bey.

Tamam... İyi diyorsunuz.

Tamam... Güzel diyorsunuz.

*

Ama çok sayın yetkili bey, bu insanlar, keyifleri öyle istediği için riskli binalarda oturmuyorlar ki!

“Amaaan şimdi taşınma sorunuyla falan kim uğraşacak abi” diyerek riskli binalarda oturmaya devam etmiyorlar bu insanlar.

Yahu kim ister en küçük bir depremde enkaza dönüşecek bir binada çoluk çocuk oturmayı? Yahu kim ister enkaz altında can vereceğini bile bile o binalarda oturmaya devam etmeyi?

Niye anlamıyorsun

Yazının Devamını Oku

Ah o parmağın tutuluşu

“Ağlamıyoruz, gözümüze toz kaçtı” diye yalan söyletti hepimize.

- “Milli umut” nedir, öğretti hepimize.

*

- “Hayat bir parmağa tutunmaktır” falan diye felsefe yaptırdı hepimize.

*

- “Elif bebeğin bırakamadığı o parmak olmak” isteği aşıladı hepimize.

*

- “Tuttuğun parmak değil kalbimiz oldu ey Elif” dedirtti hepimize.

*

Yazının Devamını Oku

Ölüm gelince ben hep şöyle yapıyorum

Hep en iyi şeylerini hatırlıyorum ölenin.

Kötü şeylerini hiç hatırlamıyorum.

*

Hep hayırla yâd etmeye çalışıyorum.

Hayırsızca yâd etmek istemiyorum.

*

Hep “İyi bilirdik” diye haykırıyorum.

Başka türlü haykırmak içimden gelmiyor.

*

Yazının Devamını Oku

Biz olduk biz

Elazığ için nasıl yandıysak...

Ne eksik ne fazla...

Aynı öyle yandık İzmir için.

*



Henüz enkaz altında canlarımız varken...

Yazının Devamını Oku

Geçmiş olsun canım İzmir...

Yıkılan binalar.

Ortaya çıkan enkazlar.

Yükselen deniz.

Çaresizlikler.

Şehirden yükselen dumanlar.

Haykırışlar.

*

Hepsini yüreğimin en derinliklerinde hissettim.

*

Yazının Devamını Oku

Biz olduk

Cumhuriyet Bayramı nedeniyle şöyle bir kolaçan ettim etrafı... Manzara-i umumiye şöyleydi:

Herkes mesaj paylaşıyordu coşkuyla...

Atatürk sevgisi yükseliyordu bütün mesajlarda...

Cumhuriyet’in fazilet olduğunda herkes hemfikirdi...

Eşitlik şarkıları dökülüyordu tüm dudaklardan...

Büyük şirketlerin şahane videoları dönüyordu her yerde...

Herkes kendi meşrebince kutluyordu bayramı...

Kayıtsız kalan neredeyse yok gibi bir şeydi...

Aykırılık, çıkıntılık yapan bile kalmamıştı...

Yazının Devamını Oku