Kim tutar sizi!

ZEYTİNYAĞI sektöründe uluslararası arenadaki yarışmaların en prestijlilerinden biri de hiç kuşkusuz İsrail’de düzenlenen Terra Olivo...

 

Bu yıl 3 kategoride toplam 345 ödül dağıtıldı, 34’ü ülkemize geldi.
Ülkemizin değişik bölgelerinden toplayarak Ayvalık’taki fabrikasında erken hasat ve soğuk sıkım yaparak işleyen Nova Vera, İtalya’dan yine ‘beşibiryerde’ yaptı.
‘Trilye’ çeşidiyle, organizasyonun en büyük ödülü olan ‘Top Ten’ (En İyi 10) arasına girmeyi başaran firma, Türkiye’den katılan yağların en iyisi seçilerek ‘Best of Turkey’ ödülüne de layık görüldü.
‘Trilye’ ve ‘Beylik’le büyük prestij altın ödülüyle taçlanan firma, ‘Hayat’, ‘Yamalak Sarısı’ ve ‘Memecik’le de prestij altının sahibi oldu.
Kuruluşunun 3’üncü yılında 107’nci madalyasını alan Nova Vera’yı kutluyorum.
Ve inanıyorum ki, bunlar daha başlangıç.
Önümüzdeki senelerde ülkemizin başka yörelerindeki zeytin çeşitlerinden oluşturacağı yeni serilerle bu ödüllere yenileri eklenecek.
Yarışmaların gediklilerinden Hermus da Nova Vera gibi destan yazan bir başka markamız oldu.
‘Arbequina’, ‘Ayvalık’, ‘Trilye’ ve ‘Blend’ ile 4 prestij altın ödülü kazanan firma, yine yüzümüzü güldürdü.
Olemea ve Sallys, 2’şer büyük prestij altın sahibi olurken, bu kategoride ödül kazanan diğer markalarımız Cumbalı, Evo Lia, Genius, Gizem, Granpa, Kisthene, Mursallı, Palamidas ve Purio olarak sıralandı.
Granpa, Hilmi Yıldırım, Mavras, Palamidas, Pirgion, Sallys ve Zeytin Hanım ülkemize prestij altın; Anafortis, Aykan, Kisthene, Mavras ve Olidya da altın madalya kazandırmayı başardı.
Şimdi sırada Arjantin’deki Olivinus ile dünyanın en iyi 500 zeytinyağının yer aldığı İtalyan Flos Olei kataloğunun sonuçları var.
Eminim ki, bizim çılgın zeytinyağcılar orada da alınmadık madalya bırakmayacak ve Kovid-19’la neredeyse dip yapan moral motivasyonumuzu yükseltip yüzlerimizi güldürmeyi sürdürecekler.
Emeğinize, alın yağınıza sağlık.
Bir kez daha iyi ki varsınız!

***
 

Bir kez daha soruyorum:
İzmir mi pis yoksa biz mi?

İZMİR Büyükşehir Belediyesi, geçen yılın ağustos ayında, “İzmir’e toz kondurmuyoruz” sloganıyla 11 ilçede temizlik kampanyası başlatmıştı.
Her hafta cumartesi günü, başkanlar, muhtarlar ve vatandaşların katılımıyla çöpler toplanıyor, yerler süpürülüp yıkanıyor, her yer pırıl pırıl yapılıyordu.
O zaman bir yazı kaleme almış...
“Ama bakıyorum değişen pek de bir şey yok.
İzmir yine pis, yine pis.
Sakın ola kimse suçu tek başına belediyelerde aramasın.
En lüks sitede oturup bilmem kaçıncı kattan çöp poşetini aşağı atandan...
En lüks otomobile binip sigara izmaritini, yiyip içtiğini camdan yola fırlatana kadar herkesin bu kirlilikte payı var” demiştim.
Kampanya hala devam ediyor mu (yoksa pandemiye mi takıldı) bilmiyorum.
Zira, bu etkinliğe ait ilk günlerdeki haber servis trafiği uzun zaman önce kesildi.
Önceki gün bir okurum bu yazımı hatırlatıp, Bostanlı’nın halinin deyim yerindeyse içler acısı olduğundan yakınınca, aslında İzmir’in genelinde durumun farklı olmadığını anladım.
Kovid-19’la birlikte cadde ve sokaklardaki çöpün nevi de değişti.
Ortalık maske ve eldivenden geçilmiyor.
Ve, Türkiye’nin Batı’ya açılan kapısı diye nitelenen İzmir’e bu görüntüler hiç ama hiç yakışmıyor.

***
 

Şu çöp kutuları
hiç yıkanmaz mı?

O gün köşemde bu soruyu da sormuş ve özetle şunları yazmıştım:
“Bir de çöp konteynerleri meselesi var.
Yer üstündekiler de, yer altındakiler de deyim yerindeyse leş gibi!
Hem kendileri, hem de çevreleri yağ, kir ve ürün kalıntılarından geçilmiyor.
Geçtim yaz sıcaklarını, şu soğuk günlerde bile burun kemiklerini sızlatacak derecede kokuyor.
İnsan içlerine çöp atmaya korkuyor.
Belediyelerimizin hiçbirinde mi konteyner yıkama aracı yok?
Çöp bidonlarını özel kimsayallarla basınçlı suyla yıkayıp dezenfekte etmek bu kadar zor mu?”
Aradan geçen yaklaşık bir yılda (en azından kendi oturduğum sokakta ve çevresinde) bu konuda atılmış tek bir adım görmedim.
Sahi, bizler bu kadarını da mı hak etmiyoruz?

***
 
21’inci Yüzyıl’ın
Truva savaşçısıydı

İLKOKUL 1’de 2 yıl üst üste sınıfta kaldı.
Zira bu dönemde gününün tamamını Truva ve Sigion gibi antik kentleri gezerek, dağ tepe dolaşarak, çok sevdiği doğa içinde geçirdi.
Yılandan yaban ördeğine kadar ne bulursa yakalayıp kendine küçük bir hayvanat bahçesi kurdu.
Sınıfın penceresinden bulundukları bahçe göründüğü için aklı hep onlardaydı.
Müfettiş, adını bile zor yazan bu çocuğun okuldan alınmasını talep etti.
Annesinin babasını kente taşınmaya ikna etmesiyle eğitim hayatı birden değişti.
İstanbul Üniversitesi Kimya Yüksek Mühendisliği’ni bitirdi.
Asker dönüşü MKE’ye girdi, 3 ay sonra devlette çalışmanın kendisine uygun olmadığını anladı ve istifa etti.
Sonra, yıllarca görev yapacağı Kale Grubu’na girdi.
Hem firmada, hem de seramik sektöründe birçok ilke imza atarak kısa sürede sivrildi.
Seramik, inşaat, gıda ve turizm alanlarında halen faaliyet gösteren 3 şirket kurdu.
Çanakkale Güzelyalı’da hayata geçirdiği İris Otel’le birlikte diğer şirketlerin yönetimini çocuklarına devretti.
Kendisini turizm ve organik tarım çalışmalarına adadı.
İlkokul 1’de 2 yıl üst üste sınıfta kalmasına neden olan doğa ve hayvan sevgisinden de hiç kopmadı.
150 bin ağaç dikti.
Alageyikten ceylana, karacadan tavuğa, kazdan hindiye yüzlerce hayvana baktı.
Aynı zamanda iyi bir koleksiyonerdi.
Paha biçilmez 800 parçaya yakın eseri vardı.
En büyük hayali bir gün bunları sergileyebileceği müze kurmaktı.
Yazardı, ‘Köyden Kente Anılar’ ve ‘Geçmişten Bugüne Troya Antik Kenti’ adlı eserleri vardı.
Keman başta olmak üzere pek çok müzik aletini mütevazılığından olsa gerek ‘Birazcık’ dese de büyük ustalıkla çalma yeteneğine sahipti.
“Diğer insanları incitmeden sevgi ve neşeyle yaşamak, çalışarak üretmek” felsefesini kendisine şiar edinmişti.
O, Çanakkale’nin Yüksel (Ergen) abisiydi.
Sevgili dostları turizmci Mehmet Öngen’in ifadesiyle bir kanadı bilgi, bir kanadı sevgiyle uçan bir insandı.
Avukat Mehmet Altın için ise, gidişi, dünyada dinlenmeyi bilmeyen bir kişinin dinlenmeye çekilmesiydi.
Truva’nın, börtü böceğin, ormanların da başı sağolsun!

***
 
Minik bir not: Eleştiri ve önerileriniz için doğrudan bana ulaşırsanız sevinirim.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Tümden yasaklanmalı

BU köşeyi takip edenler hatırlayacaklardır.

 
Havai fişek üzerine bir değil, iki değil, üç değil, onlarca kez yazı yazdım.
“Yeter artık! Fişeğiniz batsın” dedim.
“Vara yoğa patır patır patlattığınız havai fişek işkencenizden bıktık artık” dedim.
Etkili, yetkili isimlere seslendim.
“5 dakikalık bir gösterinin vereceği keyif yüzünden canlıların ölmesine, insanların zehir solumasına, havamızın, suyumuzun ve toprağımızın kirlenmesine müsaade etmeyin” dedim.
Ama bir Allah’ın kulundan tık çıkmadı.

Yazının Devamını Oku

Piyango bu kez bize vurdu belki de yarın sıra sizdedir

GEÇEN hafta ailece İzmir dışındaydık.



Pandemi sürecinde yaklaşık 3 ay eve hapsolan kızımızı alıp tatile çıktık.
Bir de köpeğimiz olduğu için denize sıfır sayılabilecek bir bungalovda kaldık.
Marmaris Orhaniye’de, doğanın içinde, sessiz, sakin, dingin bir 7 gün geçirdik.
Bu arada -merkez üssü dinlendiğimiz bölge olan- iki de ciddi büyüklükte deprem atlattık.

Yazının Devamını Oku

Bizim çılgın zeytinyağcılar

 SİZLERLE ayrı kaldığımız süreçte önce Japonya’dan, ardından da İtalya’dan güzel haberler geldi.


Türk zeytinyağı markaları uluslararası arenada bir kez daha yüzümüzü güldürdü.
Olive Japan 2020’de 9 altın, 16 gümüş madalya kazandık.
(Alfabetik sırayla) Hermus, Kisthene02, Nermin Hanım, Nova Vera, Oleamea, Purio ve Zeytinel birincilik kürsüsüne çıkarak hepimize büyük gurur yaşattı.
Aynı zamanda ‘ülkenin en iyisi’ ödülüne layık görülen Nova Vera yine fark yarattı ve bu 9 altın madalyanın 3’üne birden imza attı.
Alhatoğlu, Anafortis, Eget Vakfı, Hermus, Kisthene02, Kristal, Nova Vera, Oleamea, Olizzi, Troy, Tuay ve Zethoveen da ikinci olarak ülkemize gümüş ve puan kazandırdı.
Hermus ve Nova Vera 3’er gümüş madalyayla öne çıkarken, beni en çok mutlu eden şeylerden biri de, ilk günden beri dış pazarda Türkiye’nin ancak ‘özellikli’ ürünlerle başarı kazanabileceğini savunan ve buna örnek olarak da yıllar önce Rusya için üretmeye başladıkları çocuklara özel ‘Kidsolio’yu gösteren Alhatoğlu’nun bu markasıyla ödül alması oldu.

Yazının Devamını Oku

Kadının gücü ve bereketi bu pastanede hayat buldu

ASLINDA açılalı yaklaşık dokuz ay olmuş.

 


Ama uzun zamandır Bornova Küçükpark’a yolum düşmediğinden görmemişim.
Onlardan, eşimin instagram hesabından yaptığı paylaşım sonrası haberim oldu.
Bir de tüm çalışanlarının tamamının kadın ve işletme ortağı olduğunu öğrenince daha da ilgimi çekti.
Dilek Çetmen, Zehra Yenilmez, Senem Aslantaş, Fatma Soyer, Gökçe Özmay, Vahide Güllü, Nesrin Azizoğlu, Narin Cömert, Makbule Demirçivi, Ceren Çanlı, Merve Erim, Aslı Aydın, Aysu Saydam, Süreyya Aydoğdu ve Seren Yılmaz adlı bu 15 kadının yolu, Pastacılar Fırıncılar Derneği’nin açtığı pastacılık kursunda kesişmiş.


Yazının Devamını Oku

Güzel şeyler de oluyor

SON sözümü en baştan söyleyeyim ki, sonradan bir yanlış anlaşılma olmasın.

 


Bu, bir firmayı öne çıkarma ya da reklamını yapma yazısı değildir.
Yaşadığımız zorlu günlerde güzel şeyler de olabildiğini paylaşma amaçlıdır.
***
Doğal olarak şu günlerde hepimiz koronavirüsle yatıp, koronavirüsle kalkıyoruz.
Tüm algılarımız bu konu üzerine yoğunlaşmış durumda.

Yazının Devamını Oku

Bir virüs yazısı da benden

İZMİR’de en sevdiğim mekanlardan biri de Red Dragon’dur.

 

Bana sorarsanız, yerli malzemelerle Uzakdoğu lezzetlerini en iyi sentezleyen restoranlardan biridir.
1993 yılından bu yana kalitesinden, tatlarından, hijyenden ödün vermeden işini aşkla yaparken...
Çoğu ilk günden beri çalışan 20’den fazla kişiye de istihdam sağlar.
Ancak geçen hafta yine ailecek gittiğimiz mekanda, her zaman dolu görmeye alıştığımız masaların bazılarının boş oluşu dikkatimizi çekti.
Nedeni ise malum!

Yazının Devamını Oku

Bana bunlarla gelin!

BU köşeyi takip edenler hatırlayacaklardır.

 


Dönem dönem, “STK’lar ne iş yapar?” diye sorarım.
Zira, -istisnalar hariç- çoğunun ne üyelerine, ne bulundukları kente, ne topluma, ne de insanlığa bir yararı olduğuna inanırım.
Gereksiz kahvaltılar, yemekler, suya yazılan ziyaretler, bir elin verdiğini öbür elin görmemesi gereken iyiliklerin çeşitli turnuvalar adı altında köpürtülerek servis yapıldığı bültenler bana itici gelir.
Ama geçen hafta Ege Genç İş İnsanları Derneği’nin (EGİAD) bir etkinliği dikkatimi çekti.
Dünyada liseli gençler arasında en üst düzey girişimcilik yarışmalarından biri olarak gösterilen, ABD’nin Delaware Üniversitesi’nin düzenlediği ‘Diamond Challenge’, ülkemizde ilk kez EGİAD’ın partnerliğinde İzmir’de yapıldı.

Yazının Devamını Oku

Dün dündür, bugün bugündür (mü?)

DAHA önce de birkaç kez yazdığım gibi...

 


Bir hayvan dostu olarak köpek ve horoz dövüşlerine ne kadar karşıysam deve ve boğa güreşlerine de o kadar karşıyım.
Bu nedenle son yerel seçimler öncesinde Hayvan Hakları Federasyonu’nun (HAYTAP) başkan adaylarla seçilmeleri halinde yörelerinde benzer etkinliklerin bir daha yapılmayacağına dair imzaladıkları protokoller dikkatimi çekmişti.
Bunun üzerine, “Dostlar size minnettar” diye bir de teşekkür yazısı kaleme almıştım.
Söz veren isimlerden biri de CHP’nin Menemen adayı Serdar Aksoy’du.
Öyle ki, HAYTAP, bu duyarlı davranışı nedeniyle Aksoy’a teşekkür plaketi vermiş, bu da medyada haber olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Dünya liginde biz de varız

BİLİYORUM, yazmakta biraz geç kaldım.

 
‘Dünya Natural Sızma Zeytinyağı Şampiyonlar Ligi’ olarak anılan ‘EVOO World Ranking 2019’ sonuçları geçtiğimiz günlerde açıklandı.
Dünyanın farklı ülkelerinde düzenlenen kalite yarışmalarına katılan 12 bin 92 sızma zeytinyağından değerlendirilmeye alınan 4 bin 965 ürün ve üreticisini aldıkları ödül toplamlarına göre sıralayan organizasyonda Türkiye, büyük başarıya imza attı.
134 ödülle 34 ülke arasında 8’incilik kürsününe yerleşti.
Yarışmanın en önemli kategorisi kabul edilen “En İyi Natural Sızma Zeytinyağı Üreticileri İlk 100” listesinde ülkemizden 3 üretici yer aldı.
Manisa’dan Hermus 24’üncü, Ayvalık’tan Nova Vera 27’nci, Gömeç’ten Öz-Em 97’nci oldu.
“En İyi Natural Sızma Zeytinyağları İlk 100”de de 4 üreticinin 5 ürünü kendisine yer buldu.

Yazının Devamını Oku

Kentten köye kültür köprüleri kuruyorlar

(Bugün formatımın dışına çıktım. Çünkü onlar bunu hak ediyorlar. İnanıyorum ki, okuyunca siz de bana hak vereceksiniz.)

 

ONLAR, tam 25 kişi...
Aralarında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, İzmir Devlet Opera ve Balesi, İzmir Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nda görev yapanlar da var.
Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Ege Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve TRT sanatçıları da var.
Topluluklarının adı, Turkish Brass Ensemble Orkestrası.
Genel sanat yönetmenliğini Kenan Gökkaya, sanat koordinatörlüğünü Hikmet Çokağır yapıyor.
Devlet Klasik Türk Müziği Korosu solist sanatçısı Derya Derin seslendirdiği şarkılarla...

Yazının Devamını Oku

‘Mış’ gibi yapmasak

YERLİ ya da ata tohumları...


Binlerce yıl değişen onlarca koşula uyum sağlasalar da bugün yok olma tehlikesi yaşıyorlar.
Belediyesinden derneğine birçok kurum ve kuruluş da sürdürülebilir tarım için genetik birer hazine olan bu tohumları korumak için yoğun mücadele içerisinde.
Bulundukları yörenin çevre, iklim, toprak koşullarına uyum yetenekleri gelişmiş bu tohumların gelecek nesillere aktarılabilmesi için çeşitliliğinin korunması, ekilerek çoğaltılması ve paylaşılması şart.
İzmir Büyükşehir Belediyesi de bu hassasiyetle önemli bir adım attı.
İzmir’de bir çiftçinin evinde sakladığı Anadolu’nun en eski buğday çeşitlerinden ‘karakılçık’ın çimlendirilerek çoğaltılması sonucu elde edilen tohumlar yaklaşık 500 dönümlük araziye ekildi.
Bunun için de Menemen Tarımsal Araştırma Merkezi’nde ‘Yeniden Karakılçık’ sloganıyla ekim şenliği düzenlendi.

Yazının Devamını Oku

Gelin, zeytin ağacının altında kenetlenelim

CUMARTESİ günü Milas’taydım.

Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Reşit Özer’in davetiyle 6’ncı Zeytin Hasat Şenliği’ne katıldım.
Geçen yıl gidememiştim, o nedenle bu sene orada olup, gelinen noktayı yerinde görmek istedim.
Hava muhteşem, program yine baş döndürücü yoğunluktaydı.
Her zamanki gibi davul-zurna ve bando eşliğinde yapılan yürüyüş yine çok renkliydi.
***
Sonrasında meydandaki törende milletvekilleri M. Yavuz Demir (AK Parti), Suat Özcan (CHP), Metin Ergun (İyi Parti), Kaymakam Eren Arslan, Vali Esengül Civelek, şenliğe telefonla bağlanan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli birer konuşma yaptı.
Buraya kadar her şey yolunda giderken CHP’li Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat’a nedense söz verilmedi.

Yazının Devamını Oku

Hasat günleri festival oldu Google amcada tavan yaptı

GEÇEN hafta Ticaret Odası Başkanı Mustafa Büyükçıvgın’ın davetlisi olarak Ayvalık’taydım.


Bu yıl ‘Her hasat bir barış çağrısı’ temasıyla 15’incisi düzenlenen Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasadı Festivali’ne katıldım.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile birleştirilip 5 güne yayılan etkinliğin ilk 3 gününde zeytin dostlarıyla birlikte ben de o coşkuyu yaşadım.
Benim yazı günümden önce Genel Yayın Yönetmenimiz Vahap Munyar ve Ege Bölge Temsilcimiz Deniz Sipahi, festivalle ilgili gözlemlerini köşelerinde paylaştıkları için tekrara kaçmamak adına dikkatimi çeken bazı notları aktarmak istiyorum.

- Ayvalık (havanın da etkisiyle) her zamanki gibi yine muhteşemdi, cıvıl cıvıl, kıpır kıpırdı.

- Başkan Büyükçıvgın, gerek açılış günü, gerek sembolik hasat töreninde, gerek ‘Ayvalık Zeytinyağını AB Tescilleyecek, Dünya Tüketecek’ başlıklı panelde ısrarla bazı noktaların altını kalın çizgilerle çizdi.

- Zeytinyağının başkentiyiz. Türkiye’de zeytinyağında ilk coğrafi işareti biz aldık. Şimdi sıra Avrupa’ya geldi. Ülkemizden AB’den tescil almak üzere 20 ürün için başvuru var. Bunlar arasında Ayvalık zeytinyağı da yer alıyor. En kısa zamanda AB coğrafi işareti de alacağız, kararlıyız.

- AB tarafından tescillenmesi Ayvalık zeytinyağının değerini katlayacak. Avrupa’da daha yüksek fiyata satılabilecek.

Yazının Devamını Oku

Şimdi Ayvalık zamanı

BU köşeyi takip edenler ‘zeytin&zeytinyağı’na ilgimi bilirler.

Tabii bir de Ayvalık’a...
Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat Festivali’nin 15’incisi 25-29 Ekim tarihleri arasında yapılacak.
Dolayısıyla, bize yine Ayvalık yolları göründü.
Etkinliğin bu yılki teması ‘Barış’ olarak belirlenmiş.
Ana slogan olarak da “Her hasat bir barış çağrısı” seçilmiş.
Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Mustafa Büyükçıvgın, “Amaç, zeytinin geçmişten bugüne simgelediği barış kavramını bir kez daha gündeme taşıyarak ülkemizde ve dünyada barışın insan yaşamındaki vazgeçilmez yerini en etkin biçimde vurgulamak” diyor.
Bir diğer önemli hedefi de, “Ayvalık zeytin ve zeytinyağının dünyaca ünlü kalitesine dikkat çekerek Ayvalık zeytinyağına yeni pazarlar kazandırmak ve kalitesiyle fark yaratan markalarla dünyaya açılmak” olarak vurguluyor.

Yazının Devamını Oku

Nereden bakarsanız bakın, baştan yanlış!

CHP eğer iktidar olacaksa bunu son seçimde ülke genelinde kazandığı 242 belediye başkanının performansıyla yapacak.


Ama geçen 4 ayda yaşananlara bakınca, insanın kafasında soru işaretleri oluşuyor.
Örnek mi?
Çok, ama ben son ikisini hatırlatayım:
Biri, İzmir’in Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan...
Kendisini önce oy çokluğuyla Karaburun Belediyesi Personel Limited Şirketi’ne müdür olarak atadı.
8 bin liralık maaşının yanında ‘huzur hakkı’ adı altında 7 bin 500 TL maaş bağladı.

Yazının Devamını Oku

Yanlış nerede?

 İZMİR’de yayın yapan 7 yerel gazete (Dokuz Eylül, Ege Telgraf, Haber Ekspres, İlkses, Ticaret, Yeni Bakış, Yenigün) geçtiğimiz günlerde “Yerel basına ses ver” adıyla bir kampanya başlattı.


İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen’in ifadesiyle aslında bu bir kampanya değil, çığlıktı.
“Yalnız kalmayalım, destek bulalım” çığlığıydı.
Gerekçesi de yargı reformu paketindeki icra ve iflas ilanlarının gazetelerde yayımlanma zorunluluğunun kaldırılması maddesi idi.
Yine Dikmen’in söylemiyle bu maddenin kaldırılması demek, yerel basının şah damarının kesilmesi demekti.
Zira, icra iflas ilanlarının toplam ilanlar içinde yüzde 40-60 diliminde bir potansiyel barındırması sebebiyle bunun yarı yarıya azalması demek, yüzde 50 personelin azalması, nitelik bozulması, varlığını sürdürememek demekti.
Buna dikkat çekmek için 7 gazete geçtiğimiz günlerde aynı manşet ve aynı sayfa ile çıktılar.

Yazının Devamını Oku

Hangisi doğru?

DOKUZ Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı’nın taşınma sürecinde baş döndüren gelişmeler yaşanıyor.


Önce, Dekan Prof. Dr. Hacı Yakup Öztuna, “Elimizde bir rapor var. Buranın depreme dayanıksız olduğuna kanaat getiren bu rapora uyulmaması halinde suç işlemiş oluruz. Yarın öbür gün muhtemel bir depremin neden olacağı olumsuz sonuçlara karşı önlem almak zorundayız. Taşınma işlemi geçicidir” dedi.
Sonra, Rektörlük’ten, “Şu an için ortada herhangi bir taşınma söz konusu değildir. Bununla ilgili ortaya atılan tarihler de doğru değildir. Mensuplarımızdan kaynağı belli olmayan açıklamalara itibar etmemelerini ve sağduyulu davranmalarını diliyoruz” açıklaması geldi.
Ardından, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, söz konusu binaları sağlamlaştırmak için her türlü desteğe hazır olduklarını söyledi.
Rektörlük bunun üzerine, “Binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi veya yeniden yapılmasına ilişkin süreci İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üstleneceği ve çalışmalarını da ivedi şekilde başlatacağı resmi protokolü yapmaktan mutluluk duyacağımızı belirtmek isteriz” dedi.
Tınaztepe’ye alternatif arayan ve çözüm yollarını genişletmek isteyen rektörlük bir adım daha ileriye giderek belediyeden Tarihi Havagazı Binası’nı bir süreliğine talep etti.
Ancak Büyükşehir, buradaki yoğunluk nedeniyle DEÜ’ye Kültürpark’taki holleri önerdi. Rektörlük de bunu olumlu buldu.

Yazının Devamını Oku

Böyle mi yöneteceksiniz?

SEÇİMLERİN üzerinden yaklaşık 4.5 ay geçti.

 

Başkanların bir kısmı yerini korurken, büyük bir kısmı görevi yeni isimlere devretti.
Bir kez daha güvenoyu alanlar mevcut kadrolarıyla (ya da birkaç değişiklikle) yol haritalarına uygun şekilde hizmet üretmeye kaldıkları yerden devam ediyor.
İlk kez seçilenler ise bir yandan nasıl bir tabloyla karşı karşıya olduklarını anlamaya çabalarken, bir yandan da vatandaşa söz verdikleri projeleri nasıl hayata geçireceklerine dair geceli gündüzlü çalışıyor.
(En azından böyle olduğunu düşünüyor ve buna inanmak istiyorum.)
Tabii, herkes gibi onlar da süper güçlerle donatılmış değil...
Onların da aklı, bilgi birikimi, vizyonu, enerjisi vs. bir yere kadar.

Yazının Devamını Oku

Hiçbir şey olmasa da kesin bir şeyler oluyor

İZMİR’in gündeminde yaklaşık bir haftadır Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarı var.


Son dönemin meşhur söylemiyle hiçbir şey olmasa da kesin bir şeyler oluyor.
İşin esprisi bir yana, anladığımız kadarıyla aslında olan şu:
Rektörlük tarafından üniversiteye ait tüm yapıların durumlarının tespit edilmesi amacıyla bir ön çalışma başlatılmış.
Doğal olarak bu kapsamda GSF ve Konservatuvar’ın yer aldığı binaların da depreme dayanıklı olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmış.
Şu anda performans testleri ve değerlendirilmeleri yapılıyormuş.
Nihai karar ortaya çıkacak rapordan sonra verilecekmiş.

Yazının Devamını Oku