Paylaş
Dinlemeyi de yazmayı da…
Hatırlarsanız, iki hafta önce Metro Türkiye’nin ‘Yerelin İzinde’ projesi kapsamında Kırkağaç Kavunu’nun tarladan sofraya uzanan yolculuğunu keşfe çıkarken tanıştığım ‘Karşı Köyden Doğal Ürünler’ için “Bir başka yazı konusu” demiştim.
Bugün sizlerle markanın kurucusu Cahit Uslu ve eşi Gizem Özbağış Uslu özelinde bir hayalin gerçeğe dönüşme hikayesini paylaşacağım.
Bu, büyük şehirde okuyup plazalarda çalışmalarına rağmen doğup büyüdükleri memleketlerinden hiç kopamamış bir çiftin öyküsü.

YAŞAMAK İSTEDİĞİMİZ HAYAT BU MU?
Üniversite eğitiminden sonra kendilerini büyük ama samimiyeti küçücük metropollerin o meşhur kurumsal hayatının içinde bulmuşlar.
Sorgulamadan hiç durmadan çalışmışlar hem de çok çalışmışlar.
Ama her fırsatta, “Kendimiz için hiçbir şey yapmıyoruz, insanlara yararımız yok. Bir değer üretmiyor, öylesine yaşıyoruz” özeleştirisini yapıp kendilerine sormuşlar:
“Bizim yaşamak istediğimiz hayat bu mu?”
Derken, oğullarının doğumuna tam bir hafta kala radikal bir kararla kurumsal hayatla bağlarını koparıp memleketin (Kırkağaç-Öğeçli) yolunu tutmuşlar.
Bu kararları başlangıçta çok yadırganmış, çok sorgulanmış, saçma bulunmuş.
“Nasılsa burada yapamazlar dönerler” diyenler de olmuş.
Ama artık nerede ne yapacaklarına sistem değil, kendileri karar verdiğinden hiçbir engel tanımamışlar.

AZ KİŞİ AMA ÇOKÇA EMEĞİN ÜRÜNÜ
Akıllarında hep bir butik üretim modeli varmış.
Az kişiyle ama çokça emekle hemen üretmeye başlamışlar.
Ailelerinin ve köylerinin ana geçim kaynağı olan zeytincilik onları hep heyecanlandırmış.
Zeytin onlar için her zaman bir ağaçtan daha fazlası olmuş.
Zaten uzun yıllardır ailelerinin ürettiği zeytin, zeytinyağı ve diğer birçok ürünü eşe dosta ulaştırıyorlarmış.
“Artık bu oluşumu bir üste taşımalı ve bu değerli ürünlere bir marka bulmalıydık.
Ah söylemesi ne kolay…
Oysa, ardında kaç uykusuz gece, kaç tartışma, kaç uzlaşma yatıyor.
Sonunda hepimizin içine sinen markamızı birdenbire buluverdik.
Haritada, ilçemizin karşısında yer alan köyümüzden, yani ‘Karşı Köyden’ gelmiyor muydu bu ürünler?
Tam da aradığımız markaydı ve aslında yanı başımızdaydı.
Tıpkı hayallerimiz gibi” diyorlar.

EN BÜYÜK YARDIMCILARI KADINLAR
Markalarını bulduktan sonra daha da cesaretlenmişler.
Cahit Bey’in gıda mühendisi olmasının verdiği teknik altyapı ile zeytin ve zeytinyağının yanında erişte, reçel, pekmez, marmelat, salça ve sirke üretimine yoğunlaşmışlar.
Bu süreçte en büyük yardımcıları anne babaları ve köylerinin eli lezzetli kadınları olmuş.
Yunt dağlarına sırtını güvenle yaslamış köylerinin dağlarından ve verimli ovalarından sarı kantarondan hatmi çiçeğine, marketlerdeki kekiklere hiç ama hiç benzemeyen zahter kekikten civanperçemine kadar müthiş şifalı bitkileri toplayıp özenle tertemiz kurutmuşlar.
Hep birlikte bir şeyler denemişler, heyecanlanmışlar, başarmışlar, başardıkça güçlenmişler.
Hala da denemeye, heyecanlanmaya, başarmaya, daha da güçlenmeye devam ediyorlar.
HAYAL EDİP ÜRETMEYE DEVAM
Ve son söz olarak diyorlar ki:
“Bizlerin en büyük amacı gerçekleştirdiğimiz butik üretim modeli ile bir rol model olabilmek ve gençlere başka bir hayatın mümkün olduğunu anlatabilmek aslında.
Yani dememiz o ki babanın köydeki tarlasına tercih ettiğimiz büyük şehirdeki asgari ücretten daha değerli şeyler var buralarda.
İhtiyacımız olan şey ise çok hayal edip çok çalışmak.”
Ben de diyorum ki…
Tersine göçle hayat bulan ‘Karşı Köyden’, hayal edip peşinden gidilir ve istenirse nelerin başarılabileceğinin, azmin, cesaretin, sürdürülebilirliğin vücut bulmuş hali.
Dilerim benzer örneklerin sayısı artar, bize yazılacak yepyeni öyküler çıkar.
Paylaş