Zarrab’a sorulan ilginç sorular

15Temmuz’dan sonra kapatılan, FETÖ’nün dinleme üssü olarak faaliyet gösteren TİB’de (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) inceleme yapan müfettişler, 17-25 Aralık dinlemeleriyle ilgili çok önemli ve ilginç bir tespitte bulundu.

Dinlemelerle ilgili üç hat çekilmiş.

Biri, dinleme talebinde bulunan ilgili “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bağlı adli kolluğa, ikincisi Polis İstihbarat’a, üçüncü ise tanımlanmayan bir hatta. Oysa yasaya göre sadece dinlemeyi talep eden birime hat verilmesi gerekiyordu.

Tanımlanmayan hattın izi sürüldüğünde, TİB’in bahçesinde yer alan çanak antenlerden birine çıktığı tespit edildi. Antene bağlanan kablo ise bir duvarın arasında bulundu. Ancak ucuna bağlanan sistem alelacele söküldüğü için tespitte zorlanıldı. Yapılan çalışmalarda bunun veri transferinde kullanılan bir çanak anten olduğu belirlendi.

17-25 Aralık’tan bir süre sonra TİB’in Ankara İncek’teki merkezine gitmiştim. O zaman ilgililer içeride sistemlerle bağlantısını tespit edemedikleri çanak anteni göstermişti. Müfettişler TİB’deki incelemelerinde veri transferinde kullanılan çanak anten üzerinden FETÖ’cülerin, dinlemeleri eşzamanlı olarak yurtdışına transfer ettiklerini tespit etti.

O dinlemeler bakalım FBI ya da CIA’in hangi veri merkezinde tutuluyor...

Zarrab davasının bir bölümünde bu dinlemeler kullanılacak. FBI’in 2010-2015 yılları arasında Türkiye’de dinlemeler yaptığı söyleniyor. Zarrab’ın e-postalarına arama emri 23 Eylül 2014’te çıkarılmak suretiyle operasyonun düğmesine basılmıştı. Yani tam 17-25 Aralık’tan 10 ay sonra. Ama bu sizi yanıltmasın; ABD, Zarrab’ı 2007 tarihinden bu yana izlemeye almış. 17-25 Aralık dinlemelerine ek olarak CIA’in İstanbul ve Ankara’daki ofisleri ile Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi’nde de uzun süredir dinlemeler yapılmış.

İKİNCİ İŞBİRLİKÇİ

Mahkeme Başkanı Richard Berman’ın, 20 Kasım tarihinde gönderdiği talimatta eski Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla sanık sıfatıyla yer alırken, belgede Zarrab’dan söz edilmiyor. Hürriyet New York temsilcisi Razi Canikligil, haklı olarak “Jencks materyali’ndeki işbirlikçi Zarrab mı?” diye soruyor. Ancak, sadece Zarrab değil, daha önce Halk Bankası’nda görev yapıp bu süreçte ABD’ye iltica eden ve mahkeme ile işbirliği yaptığı söylenen başka bir isimden de söz ediliyor. Bu isim avukatlara bildirilmiş ancak Amerikan yasaları gereği avukatları Hakan Atilla ile paylaşamamışlar. Bakalım yargılama başlayınca ne tür sürprizlerle karşılaşacağız.

İlk yargılamanın Halk Bankası’nın Amerikan ambargosunu deldiği noktası üzerinde yoğunlaşacağı anlaşılıyor. “İşbirlikçi Zarrab”ın itirafları üzerine yeni iddianameden söz ediliyor. Operasyonun ikinci ve en önemli ayağı böylece başlatılacak. “Erdoğan’ı itibarsızlaştırma” operasyonu deniliyor. New York Times dilinin altındaki baklayı çıkardı. Zarrab işbirliği yaptığı takdirde bunun Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında siyasi sonuçları olabileceğini yazdı. Tabii başarabilirlerse!

İLGİNÇ SORULAR

İkinci aşama için mahkemenin üç noktanın üzerinde yoğunlaştığı söyleniyor.

1-  Amerikan ambargosunu delen işlemler siyasi iradenin kararı olmadan gerçekleştirilemez.

Burada maksat net. ‘Ambargo Erdoğan’ın talimatı ve onun sağladığı koruma altında delindi’ demek isteniyor.

2-  Zarrab’ın içinde olduğu döviz ve altın ticareti ile siyasiler arasında bağlantı kurması isteniyor.

3- Kendisinden kişisel olarak yarar sağlayan kişi ve vakıflarla ilgili isim vermesi yönünde Zarrab’ın üzerinde baskı kurulduğu söyleniyor.

4- İşbirliğine yanaşan Zarrab’ı kurtarmak için, “Kişisel menfaat sağlarken bağışları işlerinin yürümesi için mi yaptın, yoksa cebren rüşvet mi verdin” diye yol gösterildiği ifade ediliyor.

Bunlar siyasi operasyon için hazırlanmış, adrese teslim sorular. Adını İran’a ambargo değil, Erdoğan’a operasyon koysalar daha dürüst olurdu.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Gülen, Enver Altaylı’yı Gül’e danışman yapmak istemiş

Ümit Özdağ’ın Buğra Kavuncu hakkında ileri sürdüğü “FETÖ’cü” iddiası üzerine yargı harekete geçti. Buğra Kavuncu, Ümit Özdağ’ın iddiaları üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Meral Akşener de “Sayın Ümit Özdağ’ın iddialarını ispatlaması için imkân sunuyor” demişti.

Ama söz konusu FETÖ’yle ilgili bir iddia olunca yargı harekete geçti. Şimdi de Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olmadığını ispat etmesi gerekecek.

Ümit Özdağ’ın açtığı tartışmanın iki ayağı vardı.

Biri Buğra Kavuncu’yla ilgili FETÖ’cü iddiasıydı. Diğeri ise Buğra Kavuncu’nun dayısı olan Enver Altaylı’nın “Sokağa dökülün” talebiydi.

Enver Altaylı, FETÖ iddiasıyla MİT’ten ihraç edilen Mehmet Barıner’i yurtdışına kaçırma iddiasıyla yakalanmıştı. Askeri ve siyasi casusluk ile FETÖ iddiasıyla cezaevinde. Enver Altaylı hakkında düzenlenen iddianamede bir mektup yer alıyor.

ALTAYLI’NIN FETÖ’YE MEKTUBU

Bu mektup, Enver Altaylı’nın Fetullah Gülen’e yazdığı mektup.

Enver Altaylı’nın Fetullah Gülen’e “muhterem efendim” hitabıyla başlayan mektubu 11.10.2008 tarihini taşıyor. Enver Altaylı, “zat-ı âlileri” diye hitap ettiği Gülen’e “Uygun göreceğiniz bir zamanda elinizi öpmek, duanızı ve nasihatinizi almak için beni kabul buyurmanızı sizden istirham ederim” diyor.

Mektup önemli. Çünkü

Yazının Devamını Oku

Enver Altaylı’yı yurtdışına kaçırmak istemişler

Ümit Özdağ, Enver Altaylı’nın “Parti kurmayın, sokağa dökülün” dediğini açıklamıştı.

Enver Altaylı, Ümit Özdağ’a yanıt verdi. “Güya kendisine ‘Sokağa dökülün’ demişim. O da bunu devlete iletmiş! Külliyen yalan!” dedi. Şimdi sıra Ümit Özdağ’da.

Ancak Enver Altaylı’yla ilgili iddianamede benzer teklifi FETÖ’nün ABD’deki etkin isimlerine de yaptığına ilişkin kanıtlar yer alıyor. Enver Altaylı, 17 Ağustos 2017 tarihli tutanağa göre FETÖ’nün Amerikan kongresiyle ilişkilerini sağlayan Bilal Ekşili ile ABD’deki görüşmesi sırasında, Türkiye’de tüm muhalif güçlerle birlikte hareket edilerek halkın sokaklara indirilmesini öneriyor. Enver Altaylı ABD’ye Fetullah Gülen’le görüşmek için gittiği sırada yapıyor bu teklifi. Belli ki Gülen’le görüşmeyi başarsa ona da aynı öneride bulunacak.

SERHAT ILICAK KAÇIRMAK İSTEMİŞ

Enver Altaylı’nın açıklamasına ilişkin olarak Ümit Özdağ’ın ne diyeceği önemli. Ümit Özdağ bu iddiayı ortaya atarken, dünyanın sayılı istihbaratçılarından biri olan Enver Altaylı’nın bunu yalanlayacağını hesap etmiş olmalı. O Enver Altaylı ki ünlü CIA ajanı Ruzi Nazar’ın, MİT müsteşarı Fuat Doğu’yla birlikte iki parlak öğrencisinden biri olarak gösterdiği kişi.

Enver Altaylı, MİT’ten ihraç edilen FETÖ’cü Mehmet Barıner’i Türkiye aleyhindeki Halkbank davasında tanık olması için yurtdışına kaçırmak isterken MİT ve Jandarma’nın ortak operasyonuyla yakalanmıştı. Barıner’in yurtdışına kaçırılmasıyla ilgili son aşamaya gelindiğinde, “Kuş kafesten uçuyor” şifresi üzerine MİT’le Jandarma ortak operasyon düzenleyip Altaylı’yı saklandığı yerde yakalamıştı. Askeri ve siyasi casusluk ile FETÖ’den dolayı halen cezaevinde.

Enver Altaylı’nın Mehmet Barıner’i yurtdışına kaçırma operasyonunun üzerine yoğunlaştığımız için iddianamedeki bir bilgiyi atladığımı fark ettim.

MİT’çi Mehmet Barıner yakalanınca, Enver Altaylı’nın yurtdışına kaçırılması planı devreye girmiş.

Planı yapan kim?

Yazının Devamını Oku

Muharrem İnce’nin 29 Ekim hazırlığı

Muharrem İnce, CHP’ye sert eleştiriler yönelttikten sonra ‘Memleket Hareketi’ni ilan ederek Türkiye’yi gezmeye başladı.

Şimdiye kadar 46 il gezmiş. 81 ili ve Tarsus, Akhisar, Bandırma gibi büyük ilçeleri gezmekte kararlı. İnce, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndan sonra ise “manifesto”nun yazımına başlıyor. Kurucular kurulu listesinin hazırlıkları da başlayacak. Muharrem İnce ile bundan sonraki yol haritasını konuştum. Gezdiği yerlerde halk ne diyor, Memleket Hareketi bir siyasi partiye dönüşecek mi, Türkiye için yeni olarak ne söyleyecek; hepsini sordum.

Gezdiği yerlerdeki gözlemlerini de sordum.

1. “Millet hem iktidardan hem de muhalefetten rahatsız” dedi.

2. Gençlerin gelecekten umutsuz olduğunu söyledi.

“Bu ülkenin gizli bir potansiyeli var. Onu ortaya çıkarmak için bu hareketi başlattım” dedi.

MANİFESTONUN YAZIMINA BAŞLIYOR

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinden sonra bir açıklama yapacağını, ardından “manifesto”nun yazımına başlanacağını açıkladı. Manifestonun yazımının yılbaşına kadar tamamlanması bekleniyor. Yeni yılla birlikte yine Türkiye’ye bir mesaj verecek. Peki bu hareket siyasi partiye dönüşecek mi? “Siyasi parti olup olmayacağımıza millet karar verecek” dedi. 81 il ve büyük ilçeleri gezdikten sonra parti kurup kurmamaya karar vereceklerini söyledi. Onun için bir “kurucular kurulu” belirleyecekler.

BU İŞ PARTİYE DÖNÜŞÜR MÜ?

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanlığı Gül ile Babacan’ın arasını mı açtı?

İYİ Parti’deki FETÖ tartışmasına odaklandık ama DEVA Partisi’nde de önemli gelişmeler yaşanıyor.

Daha doğrusu DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile partinin kurucu lideri eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında. Babacan ile Gül’ün arasının DEVA Partisi’nin kuruluş sürecinde açılmaya başladığı şeklindeki söylentiler kulağıma gelmişti. Ancak çok önem vermemiştim.

Ali Babacan’ın partide eskileri istemediği söyleniyordu. “Eski AK Partililerin partisi olmamalıyız. Yeni isimlerle toplumun karşısına çıkmalıyız. Yeni bir parti olduğumuzu hissettirmeliyiz” tezini savunduğu ifade ediliyordu. “Partinin kurucular kurulu belli olunca, Ali Babacan damgasını vurdu. Eskileri geriye çekti” denilmişti. Özellikle de Abdullah Gül gölgesinin düşmemesi için Beşir Atalay gibi isimlerin parti yönetiminde yer almamasını şart koştuğu konuşuluyordu. O günlerde bunu bir taktik manevra olarak yorumlamıştım. Çünkü yeni partinin kuruluşunu Abdullah Gül sağladı. Ali Babacan’ı ikna etmek epey zaman aldı. Babacan, partinin başına geçmeyi ocak ayında kabul etti. Babacan kabul edene kadar yavaş ilerleyen parti kurma çalışmaları hızlandı. Ancak partinin kuruluş aşamasında Ali Babacan’ın yeni isimlerle yola çıkmak istediği, eskilerin vitrinde yer almasına karşı çıktığı söylendi. Sadece Sadullah Ergin ile Nihat Ergün parti yönetiminde yer aldılar.

HAŞİM KILIÇ UZAK DURDU

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile Beşir Atalay arasında yaşanan bir sorundan dolayı Haşim Kılıç’ın uzaklaştığı söyleniyordu. Oysa Haşim Kılıç parti kurma çalışmalarına çok önceden hazırlanmıştı. Fikri düzeyde çalışmalar yapmıştı. Ancak DEVA Partisi’nin kuruluş sürecinden uzak tutuldu. O da kendisini dışlanmış hissedip geri çekildi.

Partinin kurucular kurulunun belirlenme aşamasında çıkan krizde Abdullah Gül’ün, Ali Babacan’ın isteğine karşı çıkmadığı ifade edildi. Eski AK Partililere karşı tavrını doğru bulmamakla birlikte Babacan’ın arkasında durduğu gözlendi. Ancak Babacan’ın tavrının Abdullah Gül cephesinde bir burukluğa neden olduğu söylendi.

CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI ARALARINI AÇTI

“Ama bu kez sorun daha ciddi” diye söz başladı haber kaynağım. Abdullah Gül ile Ali Babacan arasındaki soğukluktan söz ediyordu. Ben Babacan’ın Gül’e karşı böyle bir tavır içerisinde olabileceğine ihtimal vermediğim için yine ihtiyatla dinledim. Gül ile Babacan’ın cumhurbaşkanı adaylığı konusunda bir sorun yaşadıklarını ifade etti. Henüz Cumhurbaşkanlığı seçimine 3 yıl varken, adaylar belirlenmemişken pek ihtimal vermedim. Ancak CHP içinde Abdullah Gül’e karşı çıkan çevrelerin Ali Babacan konusunda daha sıcak mesajlar verdiği gözlenmiş. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, DEVA Partisi’ni ziyarette Ali Babacan için “siyasetin yeni yıldızı” tanımlamasını yapması da üstüne gelince, Gül cephesinde kaşlar çatıldı. Babacan’ın bir süredir partiyle ilgili konuları istişare etmemesi de not ediliyormuş. Ancak cumhurbaşkanı adaylığı konusunda Gül yerine Babacan isminin öne çıkması Abdullah Bey’i rahatsız etmiş. Ali Babacan’ın da buna yeşil ışık yakması Gül cephesinde hesapları karıştırmış.

Ben yine ihtiyatımı koruyorum. Ama

Yazının Devamını Oku

Akşener’in manevrası

Meral Akşener, usta bir manevra ile İYİ Parti’deki karışıklıklarda iktidarı adres gösteriyor. Bir liderin partisinin içindeki ateş topunu alıp iktidarın kucağına atma çabası anlaşılır bir şey. Ama Akşener’in eli o kadar güçlü değil. Çünkü bir iddianın karşılık bulması için gerçekliğe uygun olması lazım.

İYİ Parti’de kavganın nedeni, kongrede çıkarılan üstü çizilecekler listesi. Meral Akşener kongrede çarşaf liste sundu. Ancak teşkilat başkanı Koray Aydın, “Verilmeyecek. İlk 75’te de olsa tercih edilmeyecekler” listesi yayınladı.

Peki bu listeyi iktidar mı hazırladı? İktidar mı, yoksa Koray Aydın mı?

Yavuz Temizer, Aydın Sezgin, Hasan Subaşı, Aylin Cesur, Aytun Çıray gibi isimler listeyi Koray Aydın’ın hazırladığını, partide merkez sağın tasfiye edilmek istendiğini savundular. “Ya biz, ya Koray Aydın” dediler.

Meral Akşener ise Koray Aydın’ı tercih etti. O nedenle de tartışma bitmedi. Hatta büyüdü. İşin içine FETÖ suçlamaları ve HDP’ye yakınlaşma iddiaları girdi.

İYİ Parti iyi bir ivme yakalamıştı. Akşener kurultaydan güçlü bir destekle çıktı. Verdiği mesajlar kamuoyunda karşılık buldu.

Bahçeli’nin “Evine dön” çağrısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çağrıya güçlü bir şekilde destek vermesiyle Akşener, el üstünde tutulan bir konuma erişmişti. “İllet-zillet” eleştirilerine son verilmiş, İYİ Parti, cumhur ittifakının göz koyduğu, millet ittifakının ise vermek istemediği bir pozisyona kavuşmuştu. Bu durum Akşener’in elini güçlendirmiş, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin ortak adayı mı değerlendirmelerine konu olmuştu. Ama ne olduysa oldu, Koray Aydın’ın listesi rüzgârı tersine çevirdi. O günden bu yana önce sayıları 20’yi bulan ama zamanla azalan milletvekilleri grup toplantılarına katılmıyorlar. Ekranlarda İYİ Parti’nin mesajları değil, içinde bulunduğu kriz konuşuluyor. İYİ Parti kendi topuğuna sıktı demiyorum. Daha da netleştirirsek: Koray Aydın gez göz arpacık dedi, İYİ Parti’yi tam 12’den vurdu.

Demem o ki

Yazının Devamını Oku

Enver Altaylı’nın ‘Sokağa dökülün’ sözü neyin şifresi

Ümit Özdağ’ın CNN Türk’te Tarafsız Bölge programında Buğra Kavuncu hakkındaki FETÖ suçlaması gündem oluşturdu ama Enver Altaylı hakkında anlattıkları da çok önemliydi.

İYİ Parti’nin kuruluşundan önce Enver Altaylı’nın kendisine geldiğini, “Partiyi kapatacaklar” dediğini, kendisinin, “Bu parti kurulacak, partiyi kimse kapatmayacak. Seçime gireceğiz ve seçimden de başarılı bir şekilde çıkacağız” karşılığını vermesi üzerine “Parti kurmayın sokağa dökülün” dediğini anlattı. Bu söz çok önemli. Çünkü bu söz CIA’in desteklediği darbelerin şifresini veriyor. Enver Altaylı, CIA destekli 27 Mayıs ve 12 Mart modellerini öneriyor.

Türkiye’de derin devletin ne olduğunu en iyi bilen insanlardan birisi Ümit Özdağ. ASAM Başkanlığı’nı yapmış. Babası Muzaffer Özdağ, bir darbeci. 27 Mayıs’ın en genç subayı. 27 Mayıs sabahı darbenin lideri Cemal Gürsel’i İzmir’den getiren kişi. Daha sonra Türkeş’le birlikte tasfiye olan 14’lerden.

ENVER ALTAYLI-RUZİ NAZAR İLİŞKİSİ

Ümit Özdağ, Enver Altaylı’yı 4 yaşından beri tanıdığını söylüyor. Enver Altaylı’nın ne olduğunu en iyi bilenlerden. Onu CIA adına Türkiye’de görev yapan Ruzi Nazar’ın yetiştirdiği çok iyi bilinir. 27 Mayıs ve 12 Mart sırasında CIA’in Türkiye istasyon şefliğinde önemli bir ajandı Ruzi Nazar. O dönemde MİT’e girmesini sağladığı Enver Altaylı ile Fuat Doğu için “en parlak iki talebem” dediği söylenir. Fuat Doğu, MİT Müsteşarı olduğu dönemde 12 Mart’ı yapan ekibin içindeydi.

Bu kadar kapsamlı girişi neden yaptım?

Çünkü Ruzi Nazar’ın yetiştirmesi olarak Enver Altaylı da bu darbe süreçlerinde yer almıştı. 27 Mayıs’a ve 12 Mart’a giden süreci CIA ile birlikte sokak hareketleri ile başarmışlardı. Demem o ki Enver Altaylı, Ümit Özdağ’a “Sokağa dökülün” derken geçmişte bunun pratiklerini yapmış bir istihbaratçıydı.

FETÖ’YE DE ‘SOKAĞA DÖKÜLÜN’ DEMİŞ

Askeri-siyasi casusluk ve FETÖ terör örgütü suçlamasıyla cezaevinde olan

Yazının Devamını Oku

Muhalefetin 2023 modeli

Bazı yazılar erken yazılardır. Bu da onlardan birisi.

Ancak bu, ulaştığım bazı kulis bilgilerini yazmama engel değil. Çünkü 2023 seçimlerine giden yolun yapı taşları şimdiden döşeniyor.

AK Parti ne kadar farkında orasını bilmiyorum ama AK Parti karşıtı cephede çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Buna aslında Erdoğan karşıtı cephe demek daha doğru olur.

Muhalefet, 2023 seçimlerini “Erdoğan gitsin” seçimleri olarak ilan etmiş durumda. Hedef öncelikle Erdoğan’ı göndermek. “Erdoğan gitsin, sonrasını planlarız” yaklaşımı söz konusu.

Muhalefet, ittifaklarla yerel seçimlerde sonuç aldı. Şimdi bunun ikinci versiyonu hazırlanıyor. 2023’e yeni ittifak modeli hazırlanıyor. Hedef, Erdoğan’a karşı ortak aday çıkarmak. Bazı ipuçlarına ulaştığım yeni modelin olgunlaşmış halini süreç ilerledikçe öğreneceğiz.

AKŞENER VE DEMİRTAŞ’IN SÖZLERİ

Ama öncelikle sizi 2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı olan Meral Akşener ile Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarına götürmek istiyorum.

Meral Akşener cumhurbaşkanı adayı olunca Kılıçdaroğlu’nun Abdullah Gül’ü çatı adayı yapma planı suya düşmüştü. Devlet Bahçeli’nin, “Evine dön” çağrısına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da destek vermesi Akşener’in muhalefetin ortak adayı olma umudunu arttırdı. Ancak Akşener, bir şey daha söyledi. “Cumhurbaşkanı olacağım diye Türkiyenin önünü tıkamam” dedi. Selahattin Demirtaş ise “Partiler üstü bir ismin ‘demokrasi blokunun’ oluşmasında kolaylaştırıcı olabileceğini düşünüyor musunuz?” sorusuna “Evet, olabilir” yanıtını verdi.

Akşener

Yazının Devamını Oku

Metropoll anketinden 2023’e dönük iki sinyal

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken seçim çağrısı yaptığı bir dönemde Metropoll araştırmanın ekim ayı anketi dikkatimi çekti.

Prof. Özer Sencar’ın sahibi olduğu Metropoll’ün eylül ayı araştırmasında kararsızlar dağıtılmadan AK Parti 32.3, CHP 17.7, İYİ Parti 8.8, HDP 8.1, MHP 7.3, SP 1.2, DEVA 1.0, Gelecek Partisi ise 0.7 olarak yer alıyordu.

Araştırmayı herkes kendi cephesinden değerlendirdi. Muhalifler, cumhur ittifakının oyları yüzde 50’nin altına düştü diye sevindi. İktidar cenahı ise araştırmaya ilgi göstermedi.

İlginç olanı Özer Sencar’ın eylül ayı araştırmasını paylaşırken düştüğü “kararsız, protesto ve cevapsız oylar dağıtılmadan” notunun üzerinde durulmadı.

KARARSIZLARIN  ORANI KAÇ EDİYOR

Oysa araştırmada kararsız yüzde 11.2, protesto oy 6.9, cevap yok ise 4.2 olmak üzere 22.3 gibi önemli bir orana ulaşıyor. CHP ile İYİ Parti’nin oylarının toplamı ediyor. Neredeyse ikinci parti durumunda.

KARARSIZLAR DAĞITILINCA PARTİLERİN ORANI

Kararsızlar, protesto oyları ve cevap yok diyenler partilerin oy oranlarına göre dağıtıldığında AK Parti yüzde 41.4, CHP 22.8, İYİ Parti 11.4, HDP 10.4, MHP 9.4 ediyor. Diğerleri ise 4.6’ya ulaşıyor.

Başkanlık sistemi ile getirilen 50 artı 1 sistemi Türkiye’yi ittifaklar sistemine götürdü. Artık cumhur ittifakı ve millet ittifakı diyoruz. İttifaklar halinde siyaset yapılıyor. Peki bu oranlara göre cumhur ittifakı ile millet ittifakı yüzde kaç ediyor?

Yazının Devamını Oku

Işıklar kimin için yanıyor

Koronavirüs nedeniyle AK Parti’nin son grup toplantısı 11 Mart’ta yapılmıştı. O nedenle 7 ay sonra yapılan grup toplantısını izlemek üzere Meclis’teydim.

Toplantı saati yaklaştıkça, bakanlar birer ikişer gelmeye başladı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le sohbetimiz haliyle bir gece önce yaşanan “Işıklar yanıyor” tartışması üzerine oldu. Gül, Anayasa Mahkemesi’nin gereken adımı atması gerektiğine işaret etti. Zaten az sonra muhabir arkadaşlarımız Adalet Bakanı Gül’ün etrafını çevirdiler. Gül, “Anayasa Mahkemesi saygın bir kurum ama öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin saygınlığını, başta o mahkemenin üyesinin koruması gerekir” dedi.

ERDOĞAN’A SADE KARŞILAMA

Koronavirüs öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gelişi sırasında Meclis’in merdivenleri üzerinde ayak basacak yer bulamazdınız. Ancak pandemi önlemleri söz konusu olunca, Erdoğan’ı sadece grup başkanı Naci Bostancı’nın karşılaması kararlaştırıldı. Erdoğan’la birlikte hareket eden Cumhurbaşkanlığı ekibi de yoktu. Sadece koruma ekibine kısıtlama getirilmemişti.

Erdoğan’la Meclis’i gelişi sırasında selamlaştık. Cumhurbaşkanı doğrudan grup toplantısına geçti. Grup toplantısı için bir gün önceden milletvekillerinden COVID-19 testi yaptırmaları istendi. Daha önce Erdoğan’ın yanına genel başkanvekili olarak Numan Kurtulmuş ya da eski başbakanlardan Binali Yıldırım otururdu. Bazen de grup başkanı Naci Bostancı. Bu kez Erdoğan tek başına oturdu. Milletvekillerinin tümü maskeliydi. Koltuklar mesafeye uygun olarak düzenlenmişti ama yer bulamayan milletvekilleri oraya oturmak durumunda kaldı. Oturumu yöneten grup başkanvekili Bülent Turan, Erdoğan’ı, bir gece önce yaşanan tartışmaya gönderme yaparak, “Demokrasinin ışığı yanmaya devam edecek” sözleriyle kürsüye davet etti. Erdoğan, konuşmasını yaparken milletvekilleri maskelerini çıkarmadan dinlediler.

KILIÇDAROĞLU’NUN CUMHUR İTTİFAKINA YAPTIĞI KATKI

HDP’ye yönelik operasyonlarla İYİ Parti’yi millet ittifakından koparmak ve muhalefeti güçsüzleştirmek için adımlar atılırken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tam aksine erken seçim çağrısı ile cumhur ittifakının güçlenmesine neden oldu.

Önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli erken seçim istemediğini, seçimlerin 2023 yılında yapılacağını, Cumhurbaşkanı adaylarının ise Erdoğan olduğunu açıkladı. Dünkü grup toplantısında da Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye teşekkür ederek başladı. Bahçeli’nin, Türk Tabipleri Birliği’yle ilgili önerisine güçlü bir şekilde destek verdi. Barolar Birliği’yle ilgili düzenlemenin benzerinin yapılması için talimat verdi.

ERDOĞAN İSTİFASINI İSTEDİ

Yazının Devamını Oku

Meclis’te seçim havası var mı?

Erken seçim tartışmaları konusunda nabız tutmak üzere Meclis’teydim.

Erken seçim konuşulmaya başlandığı zaman mutlaka gerçekleşir derler. Ama ben kulislerde bir seçim havası görmedim. Bırakın AK Parti milletvekillerini CHP milletvekilleri de öyle seçime gidelim gibi bir hava içinde değillerdi. Peki buna rağmen Kılıçdaroğlu neden erken seçim çağrısı yaptı? Hem daha birkaç ay önce erken seçimi doğru bulmadığını söylemesine rağmen. Kılıçdaroğlu, CHP’li belediyeler başarılı bir icraat ortaya koymadan seçime gitmenin doğru olmayacağı kanaatindeydi. Acele etmeyelim iktidar iyice yıpransın o zaman seçime gideriz düşüncesini savunuyordu.

BAHÇELİ’DEN KILIÇDAROĞLU’NA YANIT

Meclis’te önce Bahçeli’yi takip ettim. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun çağrısı nedeniyle MHP Lideri’nin ne diyeceği önemliydi. Bahçeli kürsüye çıktı ama Kılıçdaroğlu’nun istediği açıklamayı yapmadı. Tam aksine hesap sordu. CHP Lideri’ne, “Kılıçdaroğlu ne oldu da seçim diye tutturdu. Seçim isteği sipariş ve hezeyandır. Sana kimler ne söyledi, neyi vaat ettiler? Kılıçdaroğlu’na diyorum ki seçimi falan boşver” diye seslendi. Bahçeli, ardından da erken seçim tartışmalarına son noktayı koydu. “Seçim zamanında yapılacaktır. Erken seçim tartışması emek ve nefes israfıdır. MHP, sözünün eridir. 2023’te Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır” dedi.

KILIÇDAROĞLU ERKEN SEÇİME GİRMEDİ

Bahçeli’nin konuşmasından sonra iki buçuk saat sonra bu kez kürsüye Kılıçdaroğlu çıktı. CHP Lideri’nin grup konuşmasını dikkatli bir şekilde takip ettim. Belki atlamışımdır diye diğer meslektaşlarıma sordum. Ama onlar da duymamıştı. Kılıçdaroğlu tam 1 saatten fazla konuştu ama erken seçim konusuna değinmedi. Hem de hiç.

MERAL AKŞENER ERKEN SEÇİM İÇİN NE DÜŞÜNÜYOR?

Kılıçdaroğlu’nun erken seçim çağrısı bir anda gözleri millet ittifakında ortağı Meral Akşener’e çevirdi.

Meral Akşener

Yazının Devamını Oku

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı kim olacak?

Siyaseti iki dinamik belirliyor:

1- 2023’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi.

2- İttifak sistemi.

3- Önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı adaylığı ve ittifaklar üzerinden siyaset kıran kırana bir mücadeleye sahne olacak. ‘Cumhur ittifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı şimdiden belli olduğu için, bu süreç daha çok ‘millet ittifakı’nı zorlayacak.

AKŞENER Mİ, GÜL MÜ, İMAMOĞLU MU?

Millet ittifakının yerel seçimlerde sağladığı başarı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik umutlarının artmasına neden oldu.

Geçen seçimde Abdullah Gül’ü ortak aday yapmak isteyen Kılıçdaroğlu’nun bu projesinden vazgeçmediği anlaşıldı. Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül’ün adaylığı sorulduğunda “Yok” demedi, tam aksine, “Gül’den neden bu kadar korkuyorlar” sözleriyle Gül’den vazgeçmediğini ortaya koydu.

Ancak tek gelişme bu değildi. Hatta daha ileri adımlar atıldı. Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığını ittifak ortaklarıyla birlikte belirleyecekleri açıklaması, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Evine dön” çağrısı ve buna Erdoğan’ın destek vermesiyle Akşener’in siyasi pozisyonu güçlenmiş oldu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu neden erken seçim istedi?

Erken seçim isteyip istemediğini sorduğumuzda karşı çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu kez erken seçim çağrısı yaparak şaşırttı.

CHP’de bir grup erken seçim isterken, Kılıçdaroğlu ise zamansız buluyordu. Kemal Bey, seçimi kazanan belediye başkanlarının bir icraat ortaya koyması gerektiğini savunuyordu. CHP’li belediye başkanlarının yönettiği büyükşehirler; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Eskişehir, Antalya olmak üzere nüfusun yüzde 55’ine, ekonominin ise yüzde 75’ine sahip. Kılıçdaroğlu, yeni seçilen CHP’li belediye başkanları başarılı bir performans ortaya koyduktan sonra seçime gitmenin daha akıllıca olacağını düşünüyordu. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de seçimlerin 2023’te yapılacağı kanaatindeydi. Ama ne olduysa oldu, Kemal Bey erken seçim çağrısı yaptı. Hem de şimdiye kadar gittiğimiz birçok erken seçimin arkasındaki karar mercii olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye çağrı yaparak. 3 Kasım 2002 ve 24 Haziran 2018 seçimlerine Bahçeli’nin çağrısı üzerine gitmiştik.

KILIÇDAROĞLU, BAHÇELİ’YE SESLENDİ

Kılıçdaroğlu, “Ülke yönetilmiyor. Bu ülkenin kurtuluşu bir an önce seçime gitmektir. Bunu kime söylüyorum? Sayın Bahçeli’ye söylüyorum. Bu ülkeyi seviyorsan, çık kardeşim yarın sabah, de ki ‘Yeter artık’. Türkiye’yi seçime götür” dedi.

BAHÇELİ ‘SEÇİMLER ZAMANINDA YAPILACAK’ DEDİ

Hem de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri 2023 yılının haziran ayında, yani zamanında yapılacaktır. Hiç kimse boş hayale kapılmamalıdır” açıklamasının üzerinden fazla bir zaman geçmeden.

BAHÇELİ’NİN TAVRI NE OLUR?Kılıçdaroğlu’nun çağrısına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yanıtı ne olacak? Sanıyorum bunu öğrenmek için fazla bir zamana gerek kalmayacak. Bahçeli bir açıklama yapacak. Ancak kimse Bahçeli’nin, Kılıçdaroğlu istedi diye ülkeyi erken seçime götürmesini beklemiyor. MHP Lideri’nin seçimlerin 2023’te yapılacağı yönündeki sözlerinin arkasında durması bekleniyor.

Yazının Devamını Oku

Adım adım HDP’ye Kobani operasyonu

Güne Sinan Burhan’ın başkanı olduğu Anadolu Yayıncılar Derneği’nde Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le kahvaltı ile başladık. Bir süre önce koronavirüsten dolayı kaybettiğimiz Anadolu Yayıncılar Derneği Yönetim Kurulu üyesi, Şanlıurfalı meslektaşımız İbrahim Toru’yu rahmetle yâd ettik. Şanlıurfa’nın samimiyetini taşırdı İbrahim Toru. Güzel bir insandı.

HDP’YE KOBANİ OPERASYONU

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, yürüyen soruşturmalarla ilgili ser verip sır vermeme tutumunu koruyor. O nedenle 6 yıl sonra başlatılan ikinci dalga Kobani operasyonları konusunda sağdan girdik, soldan sorduk ama perde arkasına ilişkin bir bilgi alamadık. Adalet Bakanı, “Gezi ve Kobani olaylarıyla Türkiye’de sokak üzerinden bir vesayet devşirme alanında Vandallar ve bu konuda teröristler devreyle girdi. 6-8 Ekim olaylarında çok büyük vahşet yaşandı. Terör örgütünün talimatlarıyla yapılan eylemlerde, iki polisimiz şehit oldu, 35 vatandaşımız hayatını kaybetti, Yasin Börü’nün hayatına kurban eti dağıtırken vahşice son verildi. Bunların elbette hesabı sorulur. Türkiye’de bölge halkının, Kürtlerin en büyük sorunu PKK sorunu ve yine oy alıncaya kadar kapılarına geldi ama oy aldıktan sonra kapısının önüne çukur kazdı. Bu siyasetin de bölgeye vermiş olduğu zararı hepimiz biliyoruz. Yürüyen soruşturmayla ilgili savcılık vardığı sonucu kamuoyuyla paylaşacak” demekle yetindi.

SÜLEYMAN SOYLU’NUN EŞBAŞKANLAR VURGUSU

Kobani soruşturmasının nereye odaklanacağı sorusuna cevap aradığımı söylemiştim. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Demirtaş 6-8 Ekim olaylarının bir numaralı sorumlusudur” çıkışı bir fikir verdi. Aradığım sorunun ikinci cevabını ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “6 yıl geçmişmiş de, neden yargı bugün bakıyormuşmuş da, neden böyle yapıyormuş da... Yüzlerce yıl geçti. Kerbela’yı unuttuk mu?” sözlerinde buldum. Soylu o konuşmanın devamında, “Aklımızı ve hafızamızı yediğimizi ve unuttuğumuz sananlara sesleniyorum. Hatırlıyor musunuz? Sözde eşbaşkanlardı. ‘Sokağa çıkın’ diye talimat verdi. ‘Hadlerini bildirin’ diye talimat verdi” diyor.

GİZLİ TANIK

Bir gizli tanık tarafından Kobani eylemleri için Duran Kalkan’ın verdiği talimatı Kamuran Yüksek’in HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilettiği iddia edildi.

KANDİL’İN TALİMATI

Yazının Devamını Oku

Aliyev’le görüşmenin perde arkası

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki Türk heyeti ayrılırken, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Her şey çok güzel gidiyor. İnşallah Karabağ’a Azerbaycan bayrağını kardaşım Tayyip Bey’le birlikte dikeceğiz” diyor. Ardından da o meşhur yumruk işareti yapıyor.

Azerbaycan’ın Ermenistan karşısında elde ettiği her başarıdan sonra Aliyev’in yumruk hareketi yapması adeta bu sürecin simgesi oldu. Elbette ki o yumruk 30 yıl sonra Ermenistan’a karşı kazanılan zaferi simgeliyor. Ama Aliyev, onu aynı zamanda barışın simgesi olarak kullandığını “Karabağ’a bayrağı dikince oradan dünyaya barış mesajı vereceğiz” sözleriyle anlatıyor.

Azerbaycan’ın, Ermenistan’ın saldırılarını püskürtüp 30 yıldır işgal altında olan topraklarını kurtarmaya başlamasının meydana getirdiği duygusal havayı yadsımıyorum ama duyguyla değil, akıllı bir stratejiyle yönetilmesi gereken bir sürecin başındayız.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun heyetinde yer alan Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım, bölge dinamiklerini iyi bilen birisi. Ayrım’ın, “Aliyev’in devlet adamlığı yönünü gördüm. Süreci çok başarılı bir şekilde yönetiyor. İnanıyorum ki Azerbaycan masadan da güçlü kalkacak” tespiti önemli.

BİR YANDA CEPHE, BİR YANDA DİPLOMASİ

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türk heyetiyle görüşmede bir yandan cepheden gelen haberleri takip ediyor, diğer yandan da bölgesel ve uluslar arası diplomasiyi yönetiyor.

‘TAYYİP KARDAŞIM’

Aliyev konuşması sırasında Türkiye’nin verdiği desteğinin önemini her fırsatta vurguluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Kardaşım Erdoğan” ya da “Tayyip Kardaşım” diye söz ediyor.

ERMENİSTAN NEDEN SALDIRDI?

Yazının Devamını Oku

Aliyev ile Putin’in yaş günü diplomasisi

Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırısından bu yana dikkatle izlenen liderlerden birisi Rusya Devlet Başkanı Putin.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın suratına telefonu kapatan Putin, şu ana kadar Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i aramadı. Putin, saldırıların başladığı andan itibaren beklentilerin aksine Ermenistan’ın yanında yer almadı. Hatta Paşinyan’ın içine düştüğü zor durumu uzaktan izlemekle yetindi.

Putin böylece ABD ve Fransa yanlısı Paşinyan’ın burnunu sürtmüş oldu. Putin’in, Paşinyan’ın devrilmesi için çaba gösterip göstermeyeceği ise bilinmiyor. Putin’in, Paşinyan’ı devirip Rusya yanlısı bir yönetimi işbaşına getirebileceği konuşuluyor.

Bu süreçte Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in yürüttüğü diplomasiye de dikkat çekmek istiyorum. Aliyev, Rusya’yı karşısına alacak açıklama yapmaktan kaçınıyor. Çok akıllı bir strateji izliyor. Putin’in, Ermenistan’ın yanında bir görüntü vermesine neden olacak tahriklerden kaçınıyor.

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmaları izleyen Putin’in ne zaman devreye gereceği önemini koruyor. Ama bu süre zarfında Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklardan bir kısmını kurtarması bekleniyor. 

PUTİN’İN DOĞUM GÜNÜ

İlham Aliyev’in öncelikli olarak Putin’in Ermenistan’ın yanında yer almamasını sağlamaya çalıştığı anlaşılıyor. Hatta mümkünse yanına çekmeye çalışıyor. Akıllı bir politika. Aliyev, Putin’in doğum gününü bahane ederek bir adım atacak. 7 Ekim 1952 tarihinde Petersburg’da doğan Putin bugün 68. yaş gününü kutlayacak. Aliyev, Ermenistan-Azerbaycan savaşından bu yana sessizliğini koruyan Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü kutlayarak diyalog sürecini başlatmış olacak. Böylece savaş ortasında bir doğum günü diplomasisi yaşanacak.

ÇAVUŞOĞLU BİR PLAN MI GÖTÜRDÜ?

Bu arada NATO Genel Sekreteri

Yazının Devamını Oku

Kobani soruşturması 6 yıl sonra neden başladı?

19 Ekim 2014 tarihinde Kobani olayları devam ederken ABD Başkanı Obama, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aramıştı. Erdoğan ile Obama arasında şöyle bir diyalog gerçekleşiyor.

ERDOĞAN-OBAMA DİYALOĞU

“Obama: IŞİD, Kobani’ye ilerliyor. Sizin müdahale etmenizi bekliyoruz.

Erdoğan: Biz Kobani’den 200 bin sivili aldık.

Obama: Bunun için Türkiye’ye teşekkür ediyoruz. Ama IŞİD ilerliyor. Sizin müdahale etmeniz lazım.

Erdoğan: Biz sivilleri aldık. Orada PKK terör örgütünün Suriye uzantıları kaldı.

Obama: Ama Kobani düştü, düşecek.

Erdoğan: Bu ısrarınız niye anlamıyorum. Biz oraya peşmergeleri sokabiliriz. Özgür Suriye Ordusu’nu sokabiliriz.

Obama: Biz IŞİD’e karşı direnişleri için onlara silah yardımı yapacağız.

Yazının Devamını Oku

Vaka sayısı değil de neden hasta sayısı açıklanıyor?

Koronavirüs küresel bir salgın olarak insanlığı tehdit etmeye devam ediyor. ABD Başkanı Trump’ın COVID-19 testinin pozitif çıktığı bir dünyada kimse güvencede değil.

Türkiye ise koronavirüsle mücadelede dünyanın en iyi üç ülkesinden biri. Ancak mücadele hâlâ devam ediyor, hiçbir ülkenin rehavete kapılmaya hakkı yoktur.

90’lı yıllarda da gazetecilik yapmış biri olarak sağlıktaki tabloyu çok yakından takip edenlerden biriyim. Dünya küresel bir salgınla boğuşmuyordu. Batı’daki sağlık sistemine imrenerek bakıyorduk. Şimdi onlar bizdeki sisteme imrenerek bakıyorlar. Hastanede hastaların rehin kaldığı, insanların senet imzalayarak cenazesini çıkarmak zorunda kaldığı dönemin yöneticileri ise bugün çıkıyor, Türkiye’nin koronavirüsle mücadelesini küçümseyen açıklamalar yapıyorlar. Ankara’da bir vatandaş, hastaneden kaçırdığı babasının cenazesini bir seyyar tezgâha koyup Ulus’ta eski adliye binasının önüne getirip “Param yok. Ödeyemedim. Adaletiniz bu mu?” diye eylem yapmıştı. O kadar sıradan bir olaydı ki, Ankara ekleri dışında haber bile olmadı.

O günlerden vatandaşlarını ambulans uçakla ülkesine getiren; ABD, İngiltere, İspanya başta olmak üzere birçok ülkeye yardım gönderen bir Türkiye’ye ulaştık. Pandemi sürecinde bazı devlet başkanları virüsü hafife alırken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu mücadeleye öncülük eden liderlerden biri oldu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise sakin üslubu, kucaklayıcı dili ve ayrıntılı açıklamaları ile topluma güven verdi.

Biz bu mücadeleyi toplumla birlikte yürüteceksek, inandırıcılık ve güvenilirlik önemli. O nedenle vaka ve hasta sayısıyla ilgili iddiaları ciddiye aldım. Sağlık Bakanlığı kaynakları ile konuştum.

HASTA SAYISI İLE VAKA SAYISI ARASINDAKİ FARK

Türkiye uzun bir süredir vaka sayısını açıklıyordu. Herhangi bir tartışmaya meydan vermeme ve baştan beri sağlanan güveni sarsmama adına keşke bu o gün açıklanıp, izah edilseydi.

TARAMA YAPIYORUZ

Gelişmiş Batı ülkelerinin birçoğunda hastalık belirtisi olması yetmiyor, eğer solunum sıkıntısı yaşıyorsa test yapıyor. Türkiye ise zaten belirti gösterenlere test yapıyor. Ama bir de dünyadan ayrı artı bir şey daha yapıyor. Tarama yapılıyor. Semptom göstermeyen pozitif vakaları tespit etmek için tarama yapıyor. Hastalık belirtisi gösterip hastaneye gelenlere, cezaevindekilere, sporculara, havaalanlarında yurtdışına seyahat edecek olanlara, COVID testi pozitif çıkanlarla temaslı kişilere test yapılıyor. Günlük olarak 100-120 bin kişi arasında test yapılıyor. 4 Ekim tarihi itibarıyla 10 milyon 806 bin 285 kişiye test yapılmış. Yani test yapılmaktan vazgeçilmiş, testi pozitif çıkanların sisteme kaydedilmesine son verilmiş değil.

Yazının Devamını Oku