Tezkerede fire oldu mu?

MECLİS’te Libya tezkeresi görüşülürken, önce iktidar ve muhalefet kulislerinin nabzını tuttum.

AK Parti kulisinde en ufak bir tereddüt yoktu. Önce muhalefet kulisinden başladım. CHP’lilerde coşkulu bir tezkere karşıtlığı vardı. “Libya çöllerinde Mehmetçiğin kanı dökülecek” diyor, başka bir şey demiyorlardı. İYİ Partililer de tezkereye karşıydılar ama onlar biraz “mahcup muhalif” havasındaydılar. Eğer Meral Akşener sabah erkenden gelip grubu toplamasa, İYİ Parti yarı yarıya fire verebilirdi.

HDP’de bir dağınıklık vardı. Öyle ki birçok milletvekili Meclis’e bile gelmemişti. Bize kayyım atanmış, ne işimiz olur Libya’yla havasındaydılar.

Devlet Bahçeli, görüşmeleri MHP grubunun başında Meclis’te izlemeye gelince MHP’lilerde heyecanlı bir tezkere destekçiliği vardı.

AK Parti’de ise en ufak bir tereddüt yoktu. Milletvekillerinin sohbetleri seçim çevresinden ziyade Akdeniz’e, Libya’ya, Atatürk’e, Enver Paşa’ya kadar uzanıyordu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun açıklaması ‘evet’ olarak anlaşılınca, ortaya ilginç bir tablo çıktı. Meclis’te iki milletvekili ile temsil edilen Saadet Partisi’nde Cihangir İslam oylamaya katılmayacağını, diğer milletvekili Abdülkadir Karaduman ise ‘hayır’ oyu vereceğini söyledi. Bu durum, “Saadet üç parça” esprilerine yol açtı.

Peki kim neyi savundu?

CHP adına konuşan Ünal Çeviköz, “Türkiye, Libya iç savaşında taraf olmamalı. Serrac ve Hafter arasında arabulucu olmalı” dedi.

İYİ Parti adına kürsüye çıkan Aytun Çıray, “Türk askerini Fizan çöllerine götürmeye kalkıyorsunuz” diye seslendi.

AK Parti adına kürsüye çıkan eski Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, “Tezkere, Türkiye’yi Antalya körfezine mahkûm etmek isteyen Yunanistan’a cevaptır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya özel temsilcisi Emrullah İşler ise “Arabuluculuğu denemediğimizi nereden biliyorsunuz? Her türlü imkân kullanıldı” diye konuştu.

Büyük gerginlikler bekleyenler yanıldı, Libya tezkeresi Meclis’ten jet hızıyla geçti. AK Parti ve MHP blok olarak hareket etti ama CHP, HDP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden oluşan muhalefet cephesi 66 fire verdi.

1 MART’TAN TARİHİ BİR ANI

LİBYA tezkeresinin 1 Mart 2003 tarihinde görüşülerek reddedilen Irak tezkeresine benzemesini bekleyenler yanıldı.

1 Mart tezkeresinin oylanacağı gün, AK Parti kulisinde en çok “Akıtılacak Müslüman kanına elimizi bulaştırmayalım” söylemi hâkimdi. AK Parti içinde bir grup milletvekili, tezkerenin reddedilmesi yönünde kulis yapıyordu. Oturumu yöneten Meclis Başkanı Bülent Arınç, tezkere karşıtıydı. Libya tezkeresiyle ilgili oturumu yöneten Şentop ise Meclis’i olağanüstü toplantıya davet eden isimdi.

Tezkere oylamasından 1 gün önce MGK toplantısı vardı. MGK’da karar alınması teklifi asker tarafından kabul edilmemiş, böylece askerin de isteksiz olduğu anlaşılmıştı. O zaman askerin bir bölümü tezkereye karşıydı. Ama en önemlisi, kamuoyunda tezkere karşıtı güçlü bir dalga oluşmuştu.

Meclis’te 1 Mart tezkeresinin görüşüleceği gün, o zaman çalıştığım Yeni Şafak gazetesi heyeti olarak TBMM Başkanı Bülent Arınç, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan ve Başbakan Abdullah Gül’ü ziyaret etmiştik. Yeni Şafak, tezkere karşıtı yayın yapıyordu.

Bülent Arınç, heyecanlı bir şekilde “Tezkerenin reddedilmesi gerekiyor. İnşallah reddedilir” demişti.

Erdoğan ise tezkerenin geçmesinden yanaydı. Ancak Yeni Şafak yazarlarının, tezkere karşıtı söylemleri nedeniyle görüşmede buz gibi bir hava esmişti.

Başbakan Abdullah Gül’le görüşmeye gittiğimizde ise bizi Ecevit’in başbakanlığı sırasında sağlık durumu nedeniyle dinlendiği odaya almışlardı. Ecevit’in ‘Erika’ marka daktilosu oradaydı.

Abdullah Gül bize “Hoş geldiniz” dedikten sonra beklenen telefonun bağlandığını haber verilmesi üzerine yanımızdan ayrılmıştı. Biz arayan Bush mu acaba diye meraktan çatlarken Abdullah Gül, görüşmeyi tamamlayıp aramıza döndüğünde “Dick Cheney’di” demekle yetinmiş ama renk vermemişti. Yeni Şafak heyetinde Amerika’nın, Irak’a müdahale edemeyeceğini savunanlar olduğu için Başbakan’ın bu konudaki görüşü çok büyük önem arz ediyordu. O nedenle yanına yaklaşıp sormuştum. Başbakan ile aramızda kısık sesle yaptığımız bir konuşma gerçekleşmişti. Gül, “Kesin müdahale edecekler” demişti. “Ne zaman?” diye sorduğumda ise “Birçok yönde bilgiler alıyorum ama en azından askerlerinin kıyafetlerini analiz ettirdik. Kışa uygun kıyafetler var. Bu kıyafetlerle sıcaklığın 50 dereceye çıktığı Irak çöllerinde yaza kadar bekleyemezler” demişti. Gül’ün verdiği bilgiler çok değerliydi. “Ne zaman olur?” diye sormuştum. “Nisanı geçmez. Mart ortasında bekliyoruz” karşılığını vermişti. Dediği gibi de oldu. ABD, Irak’ı 20 Mart’ta vurdu.

ECE ÜNER OLMAYINCA DENİZ BAYRAMOĞLU’NUN HALİ

Tezkerede fire oldu mu

TEZKERE görüşmelerini CNN Türk ekranlarında Deniz Bayramoğlu ve Dicle Canova ile birlikte yorumladık. Meclis’in yemekleri meşhurdur ama Deniz Bayramoğlu, canlı yayın telaşı yüzünden yemek yiyecek vakit bulamayınca reklam arasında sandviçle geçiştirdi. Deniz Bayramoğlu’nun eşi Show TV’de ana haber bültenini sunan ünlü spikerimiz Ece Üner. Ben Deniz’i böyle yakalayınca fotoğrafını çekip Ece’ye gönderdim. Altına da “Sen olmayınca Deniz ne hallerde” notunu düşerek.

Evet, kadınlar olmasa halimiz nice olur...

Deniz Bayramoğlu, Barış Pınarı harekâtında Suriye sınırında güneş altında günlerce yayın yaparak meslek aşkını ortaya koymuştu.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Reform sürecinde eksik halka

Reform sürecini ete kemiğe büründürecek adımlar atılmaya başlandı.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ile Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, ilk olarak TÜSİAD’la bir araya geldi. Reformun ruhunu yansıtması açısından ilk görüşmenin TÜSİAD’la yapılması önemli bir mesajdı. TÜSİAD’la görüşme için bir katılımcı, “Beyin fırtınası şeklinde geçti. Verimli bir toplantı oldu” dedi. Ardından TOBB’la bir araya gelindi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun önerisiyle sektör temsilcileri de toplantıya videokonferans yöntemiyle bağlanıp, sorunlarını ve önerilerini paylaştı.

Toplantıda Lütfi Elvan, yatırımlarda izin süreleri kısaltıp işlemlerde sadeleştirilmeye gidileceğini anlatmış. “Girişimcilerimizin, müteşebbislerimizin önünü açacağız. Bundan emin olun” demiş. Abdulhamit Gül ise reformların bir süreklilik içinde devam edeceği sözünü vermiş.

Türkiye’nin reform sürecine girmesi çok kıymetli. Bu süreci desteklemeliyiz. Ekonomi, güven üzerine yürür. O nedenle yatırım ortamının hazırlanması, yabancı sermayenin teşviki ve mal varlıklarının hukuki güvencesi, zincirin halkaları olarak karşımızda duruyor. Ancak reform iklimi sadece iş dünyası ile sınırlanmamalı. Hukukun üstünlüğü ve insan hakları boyutu da eklenmeli. O nedenle hukukçular, gazeteciler ve aydınlarla bir araya gelerek bu zincire bir halka daha eklenmeli.

ERKEN SEÇİM İŞİ NEREDEN ÇIKTI?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in ortak “erken seçim” çağrısı geçen haftaya damgasını vurdu. Tartışma programlarında, erken seçim için tarih verenler bile çıktı.

Sonunda Meral Akşener çıktı, “Erken seçim istedik ama muhalefet olarak bizim erken seçim kararı almaya sayımız yetmiyor” dedi.

Sayıları yetmiyorsa iki muhalefet lideri o zaman neden erken seçim çağrısı yaptılar? Bu ince bir stratejiye mi dayanıyor? Öncelikle şunu söyleyeyim: Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti’yi ziyaretinde erken seçim konuşulmamış. Kılıçdaroğlu, millet ittifakının ayakta olduğunu, İYİ parti ile bir ve beraber olduklarını göstermek için bu ziyareti gerçekleştirmiş.

Kılıçdaroğlu

Yazının Devamını Oku

Seda gelinin hesabı soruldu

Oturduğumuz siteye gelin geldi. Komşular balkonlara çıktık, yeni gelin ve damada ömür boyu mutluluklar diledik. Mutluluktan uçacak bir halleri vardı. “Birbirlerine de ne kadar yakışmışlar” dedik. Sessiz, sakin bir hayatları oldu.

Oturduğumuz Gölbaşı TOKİ Konutları Polis Akademisi ve Özel Harekât’ın tam karşısındaydı. Zaten komşularımız arasında Özel Harekâtçılar çoğunluktaydı. PKK ile mücadelede şehit düşen Özel Harekâtçıların cenazelerini kaldırdık. Çocuklarımın sınıf arkadaşlarından babası şehit düşenler oldu. Ne zaman büyük bir bayrak asıldıysa bir evin penceresine, anladık ki yine şehidimiz var.

15 Temmuz gecesi FETÖ’cü hainlerin hedef aldığı yerlerden biri de Polis Özel Harekât’tı. Sınır ötesi operasyonlarda PKK’ya karşı kullanılan sığınak delici bombalarla Özel Harekât’ı vurdular. Çok ağır bir bombardıman yaşandı. Eşim hâlâ, “İkinci bombardımanı unutamıyorum” diyor. Bizim siteden 8 şehidimiz vardı. Komşumuz Mustafa Tecimen, zor zamanda meslektaşlarının yardımına koştuğu sırada şehit oldu.

15 Temmuz’dan sonraydı. Önce bir söylenti olarak dolaşmaya başladı. Sonra çığlıklar yükseldi. Gelinin eşi şehit olmuştu. Muhsin Kiremitçi, babası tarafından ancak üç gün sonra teşhis edilebilmişti. O evden kopan çığlık sesini hâlâ unutamıyorum. Evden önce ağlama sesleri ve çığlıklar yükseldi, sonra zamanla yerini okunan Kuran-ı Kerim’lere, dualara, tekbirlere bıraktı.

Aradan birkaç gün geçmemişti ki, 8-9 ay önce gelin arabasının durduğu binanın önüne bu kez bir kamyon yanaştı. Sonra içeriden eşyalar taşınmaya başladı. En son perdeler söküldükten sonra evin ışığı söndürüldü. Onun ışığı zaten 15 Temmuz gecesi sönmüştü. Son olarak evden gelin çıktı. Hamileydi. Güçlükle adım atıyordu. Belli ki son günleriydi. Seda Gelin son kez döndü evine baktı. Bir süre gözyaşları içinde evini izledikten sonra aracın üstüne kapandı, başladı ağlamaya. Sonra boynu bükük bir şekilde bindi bir araca, uzaklaştı gitti. Birkaç ay önce mutluluğa tanık olduğumuz gelini gözyaşları içinde yolcu etmiştik. Konya’daki baba evine dönmüştü.

Sonra haberlerden takip ettik. Hamileydi. Gökçe ismini verdiği bir kızı olmuş.

15 Temmuz gecesi darbecilere karşı mücadele sadece sokaklarda sürmüyordu. Ekranlarda da mücadele ediyorduk. Darbecilerin kullandığı uçaklar Ankara’yı bombalarken çocuklarımızı evde bırakmış, biz de ekranlarda, “Kaybedeceksiniz. Başaramayacaksınız. Yargılanacaksınız. Hesabını vereceksiniz” diye meydan okuyorduk. Dün o gece verdiğimiz sözlerden biri gerçek oldu.

Dün, Akıncı Üssü davasında Polis Özel Harekât’ı bombalayan FETÖ’cü pilotlar da hak ettikleri cezalara çarptırıldı. O sizin için bir haber değeri taşıyordu belki ama bizim için çiçeği burnundaki gelin Seda’nın, babasını görmeden doğan Gökçe bebeğin, çocuğunu göremeden şehit olan Muhsin Kiremitçi’nin hesabının sorulmasıydı.

15 Temmuz’a kontrollü darbe diyenlerin, 15 Temmuz’a inanmamakta direnenlerin, hâlâ FETÖ alçağını savunmaya çalışanların

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ı öfkelendiren neydi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Neden öfkeli konuşuyorsun” diye sorulduğunda, “Öfke bir hitabet sanatıdır” demişti. Dün AK Parti grubunda konuşurken öfke vardı, tavır vardı, duruş vardı, güçlü liderlik vardı.

Bülent Arınç’ın konuşması, İhsan Arslan’ın değerlendirmeleri üzerine son dönemlerin en “öfkeli” konuşmalarından birini yaptı. Mesajların çoğu AK Parti’nin içineydi ama hem içeriye, hem dışarıya önemli mesajlar verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti grubunda yaptığı konuşmayı kompartıman kompartıman değerlendirmek gerekiyor. Ama kompartımanları bir araya getirdiğinizde bir ray üzerinde ve belli bir menzile doğru giden bir treni görüyorsunuz.

REFORMLAR İÇİN TAKVİM VERDİ

Cumhurbaşkanı’nın konuşmasının önemli bir bölümünü reformlar oluşturdu. Erdoğan geçen hafta “reform süreci”nden söz ettiğinde milletvekilleri heyecanlanmışlardı. Milletvekillerinin alkışlarından aradan geçen 1 hafta zarfında reform beklentisinin azalmadığını, arttığını gördük.

Erdoğan, dün bu konuda bir takvim verdi. “Bütçe görüşmelerinin ardından bu doğrultuda kapsamlı reformları birer birer hayata geçireceğiz. Yatırım ikliminin ayrılmaz bir parçası olan hukuk reformlarını da hızlandırıyoruz” dedi.

EKONOMİDE GÜVEN İKLİMİNİN SAĞLANMASI

Daha önceki reform süreçleri, askeri vesayetin geriletilmesi, insan hakları ihlallerinin ortadan kaldırılması, Kürt sorunundaki yasakların ortadan kaldırılması, demokratik siyasetin alanını daraltan kurumların ve kısıtlamaların ortadan kaldırılması gibi hedefler taşıyordu. Özellikle askeri vesayetin geriletilmesi ve Kürt sorununa sivil çözüm reformların iki önemli koçbaşını oluşturuyordu.

Ama bu kez farklı. Bu kez ekonomi, hukuk ve demokrasi başta olmak üzere üçlü sacayağı üzerine oturuyor.

Yazının Devamını Oku

Yeni sürecin kodları

Pamuklara sarılıp korunması ve doğru inşa edilmesi gereken bir sürece giriyoruz.

Reform sürecinin, bir yol kazasına kurban verilmemesi için azami derecede özen gösterilmesi gerekiyor. Çünkü yaşadıklarımız bize gösterdi ki reformlar olmadan işler yürümüyor. Türkiye’nin tek çıkış yolu reformlardan geçiyor. Şu da bir gerçek ki Erdoğan’dan başka bu değişimi yapabilecek bir lider görünmüyor.

SÜRECİN DİNAMİKLERİ

Yeni sürecin dinamiklerinin doğru anlaşılması gerekiyor. İki sûtün üzerine yükseleceği anlaşılıyor.

1- Hukukun üstünlüğünü tahkim edecek düzenlemeler.

2- Sermaye ve mülkiyet hakkını güvenceye alacak, yerli ve yabancı yatırımcıyı teşvik edecek yasal değişiklikler.

Bu konuda Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün başkanlığında bir çalışma yürütülüyor. Çalışmalar olgunlaştırıldıktan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulacak. Ayrıca Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ile Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün iş dünyası ile bir araya gelmesi için hazırlıklar son aşamaya geldi. Lütfi Elvan, sosyal medya hesabından iş dünyasıyla görüşme öncesinde Adalet Bakanı Gül’le bir araya gelip ön hazırlık yaptıklarını duyurdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, iş dünyasının temsilcilerine iki bakanın kendileriyle toplantı yapacağını belirterek, “Hukukun üstünlüğü konusunda hazırlık yapın” dediği söyleniyor. Toplantıya TOBB, TÜSİAD, DEİK, MÜSİAD, YASED, TİM gibi kuruluşların davet edilmesi bekleniyor.

BAHÇELİ’YE ÖZEN

Öncelikle iki noktanın çok iyi anlaşılması gerekiyor: Yeni bir reform sürecine giriliyor ama bu geçmişte yaşanan çözüm sürecinin benzeri değil. İkincisi ise Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Anlaşıldı merkez sıra reformlarda

Polis telsizlerinin değişmez anonsuydu:

“Anlaşıldı merkez.”

Merkez Bankası’nın faiz arttırım kararı, piyasalar tarafından anlaşıldı.

Sabah saatlerinde, acaba faiz arttırımı beklentinin altında mı kalacak diye bir endişe vardı. Ama Merkez Bankası 4.75’lik faiz arttırımı yaparak, piyasaların beklentilerini karşıladı.

Böylece Naci Ağbal’ın başkanı olduğu yeni Merkez Bankası yönetimi, güven testini başarıyla geçti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TOBB Ekonomi Şurâsı’nda yüksek faiz konusundaki yaptığı eleştiriye rağmen bu kararın alınması, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusunda olumlu bir not oldu.

MERKEZ’İN ADIMI

Merkez Bankası aldığı kararla iki adımı birden attı:

1- Faiz arttırımını yaptı. Piyasaların beklentisini gerçekleştirdi.

2- Sadeleştirmeye gitti. Fonlamasını politika faizi üzerinden yapacağını gösterdi. Böylece karışıklığı ortadan kaldırdı.

Yazının Devamını Oku

Merkez Bankası kararı ve ekonomide yeni dönem

Bugün gözler Merkez Bankası’nın faiz kararında. Bu karar, yeni ekonomi yönetiminin bir anlamda test edilmesi olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TOBB’un düzenlediği Türkiye Ekonomi Şurâsı’nda faiz artışına karşı çıkan mesajına rağmen piyasa beklentilerine uygun bir artışın sağlanacağını düşünüyorum. Ama asıl önemli olan Türkiye’nin yerli ve yabancı yatırımcıya uygun iklime kavuşması olacak.

Bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni ekonomi yönetimi ve girilen döneme ilişkin mesajlarını paylaşmaya çalışıyorum. Alanım ekonomi değil. Bu konuda kalem oynatan meslektaşlarımın birikimine saygı duyuyorum. Ancak karşı karşıya olduğumuz durum sadece ekonomiyle ilgili bir durum değil. Ekonomiyi, hukuk sistemini, özgürlükleri, ülkenin iç ve dış görünümünü doğrudan ilgilendiren bir tablo ile karşı karşıyayız. Bir zincirin halkası gibi birbirini tamamlayan önlemlerin devreye girmesi gerekiyor. AB hedefine koşan, demokratikleşme paketlerini birbiri ardına devreye sokan, askeri vesayetle mücadele eden, AB’ye tam üyelik hedefine doğru yürüyen Türkiye, Akdeniz havzasında en çok doğrudan yatırımı çeken ülke olmuştu. O dönem Ulaştırma Bakanı olan Binali Yıldırım, “Kulaklarımızdan dolar fışkırıyordu” demişti. Gerçekçi olmak lazım. Pandemi nedeniyle öyle bir dünya yok. Ama içinde bulunduğumuz yeri de hak etmiyoruz.

ERDOĞAN REFORMLARLA BÜYÜDÜ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ruh dünyasının mimarlarından biri olan Sezai Karakoç’un, “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” dizelerinde olduğu gibi, reform reform büyüyen bir AK Parti vardı. Reformlarla hem Türkiye’nin önünü açan ve hem de kendini büyüten bir parti. 3 Kasım 2002 seçimlerinde yüzde 34’le başlayan siyasi serüvenini yüzde 50 seviyesine bu sayede çıkardı. AK Parti’nin en büyük şansı, değişimin mimari olan liderinin Türkiye’yi yönetmeye devam etmesi.

Erdoğan, 2023’e giderken siyasi hayatının kritik hamlelerinden birini daha yapıyor. Türkiye’yi yeniden reformcu bir iklime taşıyor. Bakanlar Kurulu toplantısından sonra “Demokrasinin işlerliğini artırarak hukukun üstünlüğünü güçlendirerek, ekonomi alanında da yeni fırsatların güvencesini teşkil edecek adımları atmakta kararlıyız” sözleri önemli.

“Kamu gücünü özgürlükleri daraltan değil, özgürlükleri koruyan ve yaşatan temel zemin olarak görmeye devam edeceğiz” vurgusu çok yararlı.

TOBB’da işadamlarına “Yerli ve uluslararası yatırımcılar için en uygun şartları karşılamaya devam edeceğiz” şeklinde seslenmesi yararlı.

VİZYONER BAKIŞ AÇIŞI

Erdoğan

Yazının Devamını Oku

Yeni reform süreci ve ekonomi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni “Yargı reformu belgesi, içerdiği birçok amaç ve hedefle hem vatandaşlarımızın sisteme duydukları güveni artıracak hem de daha öngörülebilir bir yatırım ortamının oluşmasına yardımcı olacaktır” sözleriyle açıklamıştı.

Erdoğan’ın bir vurgusu daha olmuştu. Erdoğan, “Amacımız tüm kurumlarımızın mülkiyet hakkına, salahiyet hürriyetine, hukuki güvenliğe, ifade özgürlüğüne ve özgürlükleri kısıtlayan diğer tüm uygulamalara karşı duyarlı olmalarını sağlamaktır” demişti.

Aradan 1 yıl geçti. Yargı reformuna uygun düzenlemeler yapıldı. Ama aynı zamanda yargı reformu aksine kararlara tanıklık ettik. Bu iş düşe kalka ilerledi.

Geçen hafta ise Erdoğan, reformlar konusunda üst üste güçlü mesajlar verdi. “Ekonomi ve hukukta reform seferberliğini başlatıyoruz” dedi. “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı’nın reform sözü piyasalar tarafından da güçlü bir şekilde desteklendi. Bir anda iklim değişmeye başladı.

BAKANLAR İŞ DÜNYASI İLE BULUŞUYOR

Söylem tamam. Sıra eylemde. İnsanların değişimi hissetmesi gerekiyor. Şimdi o sürece giriliyor. Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’la Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, hafta sonu iş dünyası ile bir araya gelecek. Toplantı öncesinde iki bakanın bir değerlendirme toplantısı yaptığı söyleniyor. İş dünyası ile toplantıya hazırlıklı giriyorlar. Bu süre zarfında bir kez daha anlaşıldı ki ekonomi sadece ekonomi değil. Hukuk, en az ekonomi kadar önemli. Ama daha da önemlisi, ülkenin görünümü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, reform sözünü verdiği AK Parti grubundaki konuşmasından sonra Ayşem Sargın başkanlığındaki Uluslararası Yatırımcılar Derneği üyelerini kabul etmişti. YASED heyeti görüşmeye başlamadan önce, “Siz bizim gündeme getirmeyi planladığımız bütün konuların üzerinden geçtiniz” diyor. Sadece yabancı yatırımcılar değil, yerli yatırımcı açısından da istikrar, hukukun üstünlüğü, öngörülebilirlik ve güvenin öneminin altı çiziliyor.

ERDOĞAN’DAN EKONOMİ YÖNETİMİNE TAM DESTEK

Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ bundan sonra ne yapacağını anlattı

Ümit Özdağ ile dün birkaç kez konuştuk.

Bu işin Ümit Özdağ’ın parti kurmasına gideceğini yazmıştım.

Sabah aradığında, “Parti kurmak için bir şartım var. Birlikte kurarsak kurarım” dedi. Güldük. Benim gazetecilik yapmaktan başka bir düşüncem olmadığını herkes bilir. O nedenle gülüştük. “Parti kurmak gibi bir niyetim yok” dedi.

“İhraç kararı çıkarsa ne yapacaksınız?” diye sordum. “Mahkemeye gideceğim” karşılığını verdi.

Bu kez, “Peki dönüş mümkün olmazsa yeni bir mücadele düşünüyor musunuz?” sorusunu yönelttim. Yok demedi. Kapıyı açık tuttu. Bakalım. Her şeyin zamanı var” diye konuştu.

İHRAÇ KARARINDAN SONRA

İhraç kararı çıkınca sıcağı sıcağına tepkisini almak için Ümit Özdağ’ı aradım. “Hayırlı olsun” diye söze başladı. “Siyasette daha önce de ihraç deneyimi yaşadım. Demokratik siyasetin inşası için İ Parti’yi kurmuştuk ama görüyorum ki inşa edememişiz” dedi. “Peki bu sonuç size sürpriz oldu mu?” diye sordum. “Sürpriz olmadı” karşılığını verdi. “İnsan haklarına, hukuk devletine ve demokrasiye aykırı hareket etmekten dolayı ihraç etmişler. Karar tebliğ edilince, nerede insan haklarına, hukuk devletine ve demokrasiye aykırı hareket ettiğimi görüp ona göre itiraz edeceğim” diye konuştu.

Ümit Özdağ, MHP’den ihraç edildiğinde de dönüş davası açmıştı. Benzer süreci İYİ Parti de yaşayacak. Görünen o ki ihraç etse de İYİ Parti bir süre daha Ümit Özdağ’la uğraşmak zorunda kalacak.

Ümit

Yazının Devamını Oku

Yeni siyaset yeni söylem

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son dört günde yaptığı konuşmaları inceledim. Son 1 yılda hukuk devleti ve reformlara yapmadığı vurguyu son dört günde yapmış.

Yeni dönemin dinamiklerini anlamak için Erdoğan’ın 11 Kasım’da AK Parti grubunda, 13 Kasım’da AK Parti Tekirdağ İl Kongresi’nde ve 14 Kasım’da AK Parti Kars ve Karaman kongrelerinde yaptığı konuşmalara bakmakta yarar var. “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir” gerçeğini siyasete en iyi yansıtan Erdoğan oldu. AK Parti 18 yıllık iktidarını değişime borçlu. Erdoğan, ‘süreklilik içinde değişim’i esas aldı.

BU BİR SÜREÇ

Bir dönem çare olarak AK Parti’nin reformcu kimliğini esas alacak şekilde fabrika ayarlarına dönmesi gösterildi. Çözüm sürecinin başlangıcında ise “ikinci yeni” denildi. Yeni döneme nasıl bir ad verileceğini bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa, bunun bir süreç olduğu.

PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİNE İHTİYAÇ VAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz” sözleri, yeni sürecin parolası gibi. Ayrıca değişimin sadece Lütfi Elvan ve Naci Ağbal’ın gelişiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Kadrolar, söylem ve politik öncelikler değişiyor. Yeni siyaset, yeni söylemle geliyor. Ancak değişimin etkili olabilmesi için bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var.

*

ERDOĞAN, ‘YENİ  DÖNEM’ DEDİ

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Her şey kontrol altında

Ekonomi yönetimindeki değişimlerden sonra dikkatli bir şekilde takip etmek gerekiyor.

Kaos da yaşanabilir, sıçrama da yapılabilir. Yeni ekonomi yönetimi işbaşı yaptı. Piyasalar değişime destek verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da piyasaların desteğine işaret ederek, “Doğru yapmışız” dedi. Yeni döneme ilişkin olarak, “Hayırlı olsun” dediğimizde de “İyi olacak inşallah” diye karşılık vermişti. O nedenle ekonomi yönetimindeki değişiklik hem siyasette hem ekonomi çevrelerinde olumlu karşılandı. Bu hafta içinde dövizde patlama olması bekleniyordu, tam aksine dolar hızla geriliyor. Bunlar piyasanın desteğini göstermesi açısından olumlu. Ancak bir süre sonra atılacak adımlarla da desteklenmesi gerekiyor. Şu ana kadar piyasalar değişimi fiyatlandırdı. Bundan sonra artık icraatı fiyatlandırmak isteyecekler. Ekonomi yönetiminin bu yönde yoğun bir çalışma içinde olduğu söyleniyor. Cumhurbaşkanlığı kaynakları tarafından, “Her şey kontrol altında” deniliyor. Yeni dönemi, ‘ekonomi yönetimi+Erdoğan’ olarak düşünmek gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni dönemde ekonomik kararların daha çok içinde olacak. Daha doğrusu geminin dümeninde Erdoğan olacak. AK Parti milletin sofrasındaki ekmeği büyüttüğü için kendisi de büyümüştü. Ekmek küçülürse, iktidar da küçülür. Erdoğan bunun farkında.

EKONOMİ YÖNETİMİ İŞ DÜNYASI İLE BULUŞACAK

Futbol sadece futbol olmadığı gibi ekonomi de sadece ekonomi değil. Hukuk, ekonomi kadar önemli hale geldi. Biri olmazsa diğeri olmuyor. Çünkü sermaye ürkek. Hukuki güvenceye sahip olduğu zaman yerli yatırımcı yatırım yapıyor, yabancı sermaye o ülkeye geliyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ile Adalet Bakanı önümüzdeki hafta iş dünyası ile bir araya gelecekler. TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD, TİM, ASKON gibi kuruluşlar katılacak. Hükümetle iş dünyasının buluşmasının gündeminde ne olacak? Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Mülkiyet hakkı, maddi-manevi hakların korunmasıyla ilgili aleyhe olan hükümlerin eskiye götürülmemesi gibi birtakım düzenlemeler olacak” dedi. Tabii ki iş dünyasının önerileriyle bu paket daha da zenginleştirilecek.

Gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iş dünyasının buluşmasına çevrilmiş durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 Kasım’da TOBB’un düzenleyeceği ‘Türkiye Ekonomi Şurâsı’na katılacak. Ekonomi yönetiminin de tam kadro hazır bulunacağı buluşma önemli. Çünkü bir gün sonra da Merkez Bankası’nın para politikası kurulu toplanacak. Faiz artışı olacak mı, olmayacak mı, ona bakılacak.

REFORM SÜRECİ YENİDEN BAŞLIYOR MU?

Bir dönemler reformları, demokratikleşmeyi, özgürlükleri konuşuyorduk. Parlak bir geleceğe doğru yüründüğünden kuşkumuz yoktu.

Ne zaman ki Gezi olayları oldu, 17-25 Aralık darbesi yaşandı, PKK hendek savaşlarını başlattı, 15 Temmuz kanlı darbe girişimine maruz kaldık, Türkiye’nin öncelikleri değişti. İçe döndük. Devletin bekası, FETÖ’nün tasfiyesi, PKK’nın yok edilmesi önceliğimiz oldu. Zamanın ruhuna inanırım. Öyle bir dönemdi.

Yazının Devamını Oku

‘İyi olacak’

Başlıktaki ifade bana ait değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. Onu anlatacağım. Ancak önce Erdoğan’ın yeni ekonomi yönetimi ve ekonomiye ilişkin verdiği yeni mesajlara dikkat çekmek istiyorum.

Ekonomide paradigma değişikliğine gidiliyor diye iddialı bir ifade kullanacak değilim. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, piyasalara güven ve hukuk devleti konusunda yeni bir anlayışın ipuçlarını verdi. O nedenle Erdoğan’ın AK Parti grubunda yaptığı konuşma metnini önümüze koyup verilen mesajları ciddi bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü Berat Albayrak’ın istifasının ardından Erdoğan dünkü grup konuşmasında ekonomiye ilişkin yeni bir perspektif verdi.

Erdoğan’ın dikkat çekici bir özelliği var. Önemli siyasi gelişmeler karşısında doğru hamle yaptığına inandığı zaman yüzünde kararlı bir ifade oluşuyor. AK Parti grubuna girdiğinde selamlaşırken yüzünde aynı ifadeyi gördüm. Erdoğan, grup konuşmasını yaptıktan sonra Meclis’ten ayrılırken “Hayırlı olsun” dedik. O da “İyi olacak inşallah” diye karşılık verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasına geçmeden önce AK Parti grup toplantısına ilişkin bazı gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

LÜTFİ ELVAN’A İLGİ

Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini üstlenen Lütfi Elvan, grup toplantısına ilk gelen bakanlardan biriydi. Lütfi Elvan milletvekillerinin sevdiği bir isim. Erdoğan gelene kadar milletvekillerinin tebriklerini kabul etti. Biz de selamlaştık, hayırlı olsun dileklerimizi ilettik.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada hukuk devletine olan vurgusunun önemi üzerine konuştuk.

MECLİS’TE KORONAVİRÜS VAKALARINDA ARTIŞ

Meclis’te koronavirüs vakaları artınca, AK Parti grubunda milletvekili sıralarına dezenfektan konulmuştu. Pandemi nedeniyle Meclis’te ziyaretçi yasağı devam ediyor. Ziyaretçi yok ama bütçe görüşmeleri ve Genel Kurul çalışmaları nedeniyle milletvekilleri çalışıyor. O nedenle son haftalarda milletvekilleri arasında COVID-19 testi pozitif çıkanların sayısı arttı. Pandemi nedeniyle bir süredir kulislere gitmiyorum. Dün biraz oturma imkânım oldu. Koronavirüs milletvekillerinin alışkanlıklarını da değiştirmiş. Önceden çayların biri gelir diğeri giderdi. Kalabalık gruplar halinde sohbet ederlerdi. Bu kez kalabalık olmamaya dikkat ediyor, çaydan ziyade

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ın öngörülemez liderliği

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın sürpriz istifasıyla birlikte nefes nefese süren 27 saat yaşadık. Bu süre zarfında türlü çeşit senaryolar yazıldı. Kabine revizyonundan ekonomi yönetiminin değişmesine, teknokrat bir ismin bakanlığa getirilmesine, Berat Albayrak’ın istifasının kabul edilmemesine, Albayrak’ın Cumhurbaşkanı Yardımcılığı’na getirilmesine kadar. Bunlar ayağı yere basan yorumlardı. Bir de arada uçuk kaçık senaryoları da işitmedik değil.

Değerlendirmelerin iki ana ekseni vardı:

1- Erdoğan’ın istifayı onaylayıp yeni bir bakan ataması.

2- Cumhurbaşkanı’nın istifayı kabul etmemesi.

27 saatin sonunda Erdoğan öngörülemez bir lider olduğunu gösterdi. Berat Bey’in istifasını kabul ederken, yerine tecrübeli bir isim olan Lütfi Elvan’ı atadı.

EKONOMİYE EL KOYDU

Berat Albayrak önceliklerini ‘üç Y’ olarak belirlemişti: “Yeni dengeleme, yeni normal, yeni ekonomi”. Hazine ve Maliye Bakanlığı görevini üstlenen Lütfi Elvan ise önceliklerini istihdam, büyüme, kurala dayalı piyasa ekonomisi, öngörülebilir bir ekonomi yönetimi olarak sıraladı.

Elbette ki iki bakanın da yönetim şekli ve öncelikleri farklı olacak. Ancak bunu süreklilik içinde bir yenilik olarak görmek mümkün. Çünkü yeni dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonominin içinde daha fazla yer alması bekleniyor.

Erdoğan

Yazının Devamını Oku

Biden’la yaşamı öğrenmeliyiz

“Amerika demokrasi ihraç ede ede kendisine kalmamış” esprisi Amerikan seçimleriyle ilgili en çok beğenilenler arasındaydı.

Görünen o ki tarihinin en büyük kutuplaşmalarından birini yaşayan ABD’nin espriye dayanacak hali kalmamış.

Bazı yorumcular, bunu ABD’nin dünya liderliğini kaybetme sürecinin bir belirtisi olarak görüyor.

Ancak Türk-Amerikan ilişkilerinin espriye gelir yanı yok.

Çünkü ABD ile aramızda kriz çıkarmaya aday önemli başlıklar var.

Amerikan Başkanlığı’na seçilen Joe Biden, Türkiye konusunda en donanımlı isimlerden birisi. Senatörlüğü ve başkan yardımcılığı döneminde Türkiye’yi ziyaret etmişti. 15 Temmuz’dan sonra gecikmeli ziyareti için özür dilemişti. Ancak adaylığı sürecinde Türkiye’ye yönelik tepki çeken açıklamalara imza atmıştı.

Erdoğan’ı darbe ile değil, seçimle tasfiye etmekten söz etmişti. Bu sözleri 15 Temmuz’da başaramadığını seçimler yoluyla tamamlama yorumlarına neden olmuştu. Erdoğan’a karşı muhalefete destek verilmesi gerektiği yönündeki sözleri ise içişlerimize müdahale olarak görülmüştü. O gün muhalefet Biden’a, “Sen ne hakla Türkiye’nin içişlerine karışıyorsun? Sen hangi sıfatla muhalefete rol biçiyorsun?” demedi. Tam aksine, Biden’ın kazandığı ortaya çıkınca dünyada ilk kutlayanlardan biri CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu oldu. Bu Amerikan halkının iradesine saygı olarak görülebilir. Kılıçdaroğlu’nun tavrı, Trump’tan kurtuldu, Biden’ın gelişine sevindi diye yorumlanabilir. Hiç itirazım yok.

Biden’ın Türkiye’deki muhalefeti destekleme açıklamaları hafızalarda tazeliğini korurken, bunun bir iletişim hatası olduğunu iddia edenlerden de değilim. Varsın olsun. Arzular şelale durumu.

BU NE YAMAN ÇELİŞKİ

Yazının Devamını Oku

Erdoğan mı Kılıçdaroğlu mu karıştırdı?

İktidar, muhalefetin bölünmesinden memnun olur. Millet ittifakının içinde karışıklık çıkmasını keyifle izler.

Bu ayrı ama CHP’nin içini iktidar bölüyor dediniz mi bu başka bir şeydir. O nedenle üzerinde durulması gerekiyor.

KÜLLİYE’YE GİDEN CHP’Lİ

CHP, yerel seçim rüzgârlarıyla yelkenlerini şişirmiş gidiyordu. Sonra birden ne oldu? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, FOX TV’de yayına çıktı. Kendisine Külliye’ye giden CHP’liler olduğu yönünde duyumlar olduğu soruldu. Kılıçdaroğlu ne dedi? “Doğrudur” dedi. Yetmedi, CHP Genel Merkezi’ne yakın olduğunu söyleyen kaynaklar, Muharrem İnce ismini ortaya attı. Haliyle CHP karıştı. Muharrem İnce bir haysiyet mücadelesi başlattı. Eğer İnce bugün parti kurma aşamasına gelmişse, o olayın çok büyük etkisi var. Peki bu sözü Kılıçdaroğlu’na Erdoğan mı söyletti?

MUHARREM İNCE TUVALETİN KAPISINA OTURTULDU

Yerel seçim başarısı ve pandeminin de etkisiyle CHP tarihinin en rahat kurultayı yapıldı. Kılıçdaroğlu rakipsiz olduğu kurultayda oybirliği ile genel başkanlığa seçildi. Ancak Türkiye’ye Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdikleri Muharrem İnce’yi götürüp tuvaletin kapısına oturttular. CHP’de kendisine yer olmadığını gören Muharrem İnce, yeni bir parti kurmak üzere yola çıktı. Abdullah Gül’e, Ali Babacan’a, Ahmet Davutoğlu’na gösterilen ilginin binde biri Muharrem İnce’den esirgendi. Peki Muharrem İnce’nin CHP’den uzaklaştırılma sürecini iktidar mı tavsiye etti?

ATATÜRK TARTIŞMASI

CHP’nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Atatürk demediği için partide kıyamet koptu. Çünkü Atatürksüz bir CHP düşünülemez. 50 yıldır iktidar olamamasına rağmen yüzde 25’lik kitle CHP’yi terk etmiyorsa, Atatürk sevgisi nedeniyledir. Bu bilinmesine rağmen Canan Kaftancıoğlu’na Atatürk dedirtmeyen iktidar partisi miydi?

PARA ALIP PARTİ KURAN

Yazının Devamını Oku

Siyaset ve sosyal medya üzerine ilginç bir anket

Amerikan seçimlerinde anket firmaları tam bir fiyasko yaşadı ama ben bizim anket firmalarının daha iyi olduğuna inanıyorum. O nedenle sizi siyaset ve sosyal medyayla ilgili bir araştırmanın labirentleri arasında dolaştırmak istiyorum.

Dr. Hilmi Daşdemir’in başkanı olduğu Optimar Araştırma’nın 26-30 Ekim tarihleri arasında 2 bin 147 kişi ile yüz yüze görüşme yoluyla yaptığı ankette siyasete ilişkin önemli sonuçlar var. Partilerin oy oranından en beğenilen siyasetçiye kadar her şey var. Ama bu kez alışkanlığımı değiştirip sizinle sosyal medyayla ilgili verileri de paylaşmak istiyorum. Siyasetten istesem de kopamıyorum. Bu yüzden başlıklardan biri sosyal medya-siyaset ilişkisi üzerine olacak.

MUHALEFETE GÜVEN

Türkiye’nin sorunlarını AK Parti çözer diyenlerin oranı yüzde 33.3’e ulaşıyor. Ama asıl önemli olan muhalefet çözer diyenlerin tamamını topladığınızda yüzde 32.1 ediyor. CHP, İYİ Parti, HDP, DEVA, SP ve Gelecek Partisi de dahil toplamı AK Parti’ye ulaşmıyor. 18 yıllık iktidarın sonunda muhalefet bu durumda olmamalı, topluma güven vermeliydi.

İşte oranlar

AK Parti.................. 33.3

CHP........................ 16.6

HDP....................... 8.0

İYİ Parti................... 5.3

Yazının Devamını Oku

ABD seçimleri Ankara’da nasıl karşılandı?

ABD süper güç olması nedeniyle Amerikan seçimleri sadece Amerikan seçimi değildir. Dünya seçimidir. Amerikan tarihinin en yüksek katılımlı seçimi oldu. O nedenle yüzyılın seçimi deniliyor. Bu sonuçlar Amerika’daki kutuplaşmayı ortaya koydu. ABD, kırmızı ve mavi olmak üzere tam anlamıyla karpuz gibi ikiye bölündü. İbre bir Trump’a döndü, bir Biden’a. İtirazlar nedeniyle bu işin karakolda biteceği yorumları ağırlık kazandı.

1- Seçim sonuçlarını salıncak eyaletler denilen kritik yerlerden gelen sonuçlar belirledi. Trump’ı destekleyenler için mahcup seçmen tanımı yapılıyor ama “suskun seçmen” demek daha doğru olur. Bizde de geçmişte Özal’ın ve Erdoğan’ın kazandığı seçimlerde “suskun seçmen” etkisini görmüştük. Onlar TV ekranlarında ya da sosyal medyada değil, sandıkta konuşmuştu.

2- Bu seçimlerde kim kaybetti sorusunun ilk akla gelen cevabı var. O da anketler. Biden’ı 7 puan önde gösteriyorlardı. Çuvalladılar. 2016 seçimlerindeki başarısızlıklarının üzerine tüy diktiler. Bence bunu bilinçli olarak yaptılar. Ölçtüklerini değil, olmasını istediklerini verdiler. Anketçiliği bırakıp Biden’ın seçilmesi için algı yönetimine soyundular. Tam da o noktada kaybettiler. ABD’deki firmalara söylüyorum ama Türkiye’deki anket firmalarının da kulağına küpe olmalı.

3- 2016 seçimlerinden örnek veriliyor ama doğru değil. Bush ile Al Gore’un yarıştığı 2000 seçimlerine benziyor. Ama bire bir benzeri değil. O zaman Florida’da kilitlenmişti. O seçimleri Al Gore’un ekibinde takip eden Verso araştırma şirketinin sahibi Erhan Göksel, “Yeniden itiraz etmek için hazırlıklar yaparken Al Gore seçim bürosuna geldi. ‘İtiraz etmiyoruz’ dedi. Şaşırdım. Ondan sonra çekti gitti. Öyle kalakaldık” demişti. Amerikan derin devletinin devreye girdiğini ima ederek.

TRUMP BİRKAÇ ADIM SONRASINA HAZIRLANMIŞ

4- 2016 seçimlerini Trump’ın kazanması sürpriz olmuştu. Öyle ki seçim kampanyasında yer alan Michael Wolf, Trump’ı anlattığı, “Ateş ve Öfke” kitabında, Trump ve ekibinin hazır olmadıkları tek şeyin “kazanmak” olduğunu söylemişti. Ama “seçim hileli” diye itiraz etmeye hazırlanan Trump kazanmıştı. Bu kez Trump, hazırlıklıydı. Belli ki birkaç adım sonrasına dönük stratejik hamlelerini önceden hazırlamış. “Bizi yakalamaları imkânsız. ABD Yüksek Mahkemesi’ne gideceğiz. Biz kazanacağız. Bildiğim kadarıyla biz zaten kazandık” dedi. Beklendiği gibi seçimler karakolluk oldu.

EKONOMİ BELİRLEYİCİ OLDU

5- Ekonomiyi düzelttiği için Trump’ın ikinci kez seçilmesine kesin gözle bakılıyordu. Ama koronavirüsle ilgili süreci iyi yönetememesi Trump’ın şansını tehlikeye attı. Bu sonuçlar da gösteriyor ki, eğer pandemi süreci olmasaymış, Trump ezici bir farkla kazanacakmış.

6-

Yazının Devamını Oku

Mesut Yılmaz’la ilgili sahte belge neydi?

Mesut Yılmaz ile Yıldırım Akbulut’un yarışacağı kongreye sayılı günler kalmıştı.

 Kıran kırana bir mücadele yaşanıyordu. Bursa’dan gazeteci arkadaşım Hüseyin Hiçdurmaz aracılığıyla bir belge geldi.

Hiçdurmaz, Akbulut yanlısı bir medya grubunun el altından yaydığı notunu düşmüştü. Kongrede Mesut Yılmaz’ın aleyhinde etkili olabilecek bir belgeydi. Resmi evraklar konusunda uzmanlığına inandığım kişilere danıştım. Akbulut’un ekibini yokladım. Doğrudan onlarla ilgisinin olmadığı sonucuna ulaştım. Bu arada Sevgi Ulusay aracılığıyla Mesut Bey’e ulaşmaya çalıştım. Sevgi Hanım’a ön bilgi vermiştim. Gecikmeden Mesut Bey aradı. “Öncelikle haberi yazmadan önce arayıp sorma gereği duyduğunuz için teşekkür ederim” dedi. Bunun benim görevim olduğunu söyledim. “Benim böyle bir üyeliğim yok. Dediğiniz kulübe olmadığı gibi bu tür hiçbir yapıya üyeliğim söz konusu değil” dedi. Kongre sürecinde kendisine zarar vermek isteyen bir yapı tarafından üretilen sahte bir belge olduğunu söyledi. Beyan esastır dedim. Haberi yazmadan önce kendisini aradığım için memnun olmuştu, daha geniş bir zamanda sohbet etmek üzere davet edeceğini söyledi. 

PİŞMAN OLMADIM

Daha sonra FETÖ’nün sıkça kullandığı sahte evrak üretme gerçeği ile ilk olarak o zaman karşılaştım. Benim için öğretici oldu. Genç bir gazeteciydim. Çift kontrolün ne denli önemli olduğunu orada öğrendim.

Haberi yayınlasam kongre sürecinde çok büyük bir sansasyona sebep olabilirdi. Sahte olduğunu tespit ettirdiğim belge Mesut Yılmaz’ın Lions kulübüne üye olduğu yönündeydi. Lions’un resmi evrakı havası verilen bir kâğıt hazırlanmıştı. Doğruluğundan kuşkulandığım haberi yazmadım. Hayatım boyunca da pişman olmadım.   

O tür iddialar muhafazakâr seçmende etkili oluyordu. Doğrusu Mesut Yılmaz’la ilgili iddia önüme gelince, AP kongresinde Demirel hakkında ileri sürülen “mason” iddiası hatırıma gelmişti. Demirel, mason olmadığına dair bir belge almak zorunda kalmıştı.

Mesut Yılmaz, ANAP Genel Başkanlığı’na aday olduğunda ilk gezisini Marmara ve Ege bölgelerine yapmıştı. Mehmet Gedik koordine ediyordu. Mesut Yılmaz, Ecevit mavisi gömlek giyiyor, onu takdim ederken gençliğine ve dinamikliğine vurgu yapılıyordu. Gittiğimiz yerlerde Akbulut’u destekleyen teşkilatlar mesafeli duruyor ama Mesut Yılmaz’ın gelecek vaat eden genç ve dinamik yapısı sokaktaki vatandaşı etkiliyordu. Orada seçmenin umuda ve geleceğe oy verdiğini gördüm. Bursa’da ilk bölümü tamamlanan geziden ayrılırken, Mesut Bey otobüse gelerek bizlere teşekkür etti. “Başbakanlıkta ziyaretinize geleceğim” deyince hafif tebessüm ederek “Hayırlısı bakalım” karşılığını vermişti.

Yazının Devamını Oku

Ziya Selçuk’la İzmir’deki okulları ve koronavirüsü konuştuk

İzmir’de yaşanan depremin etkilediği yerlerden biri de okullar oldu.

Eğitime bir hafta ara verildi. Diğer yandan koronavirüs nedeniyle henüz yüz yüze eğitime başlayamayan sınıflar var.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’la İzmir’de eğitimi, okulların durumunu ve okullarında eğitime başlayamayan 6, 7, 10 ve 11. sınıfların durumunu konuştuk.

“Haberi aldığım ilk andan itibaren aklım, kalbim İzmir’deydi. Çünkü deprem anında öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz okullardaydı” dedi.

15 dakika içinde bilgi alınmış.

“Çok şükür, okullarda can kaybı olmadı ama o haberi alana kadar büyük endişe yaşadım” diye anlattı. Kolay değil, İzmir’de 3 bin 600 okulda 850 bin öğrenci ve onların öğretmenleri görev yapıyor. “Onların emanetini omuzlarımda hissediyorum” diyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, verilen bilgilerle yetinmemiş. “Pazar günü ‘Bana hasarlı okulları gösterin’ dedim. Okulları gezdim. 139 okulumuzda hafif hasar var” dedi. Okullar zaten 1 hafta eğitime ara verdi ama bu sadece okullardaki hasar için yapılmamış. Daha çok çocuklara psiko-sosyal destek vermek adına böyle bir karar alınmış. “Herkes emin olsun, en ufak bir risk gördüğümüz okulumuzda gerekli tedbirleri almadan kapılarımızı çocuklarımıza açmayacağız” diye güvence verdi. Dolayısıyla okullardaki hasar durumu, okulların açılmasına engel görünmüyormuş.

İZMİR’DE BU YAZ 50 OKUL YIKILMIŞ

Hatırlarsınız, Milli Eğitim Bakanlığı okulları yıkıyor diye haberlere konu olmuştu. Aileler, siyasetçiler kimi zaman bu yıkımlara engel olmaya çalışmıştı.

Yazının Devamını Oku