“Herkesi uyarıyorum, hedef Türkiye’mizdir” dedi.
Geçmişte FETÖ’nün kaset operasyonlarına maruz kalmış bir partinin lideri olarak Bahçeli, operasyonların hedefinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.
“Milletin hür iradesiyle ve tertemiz oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmek, Türkiye’yi deforme etmek için faal halde olanlara alimallah, bedeli ne kadar ağır olsa bile izin verilmeyecektir” diye konuştu.
ZEHİRLİ YILAN
Bugün de AK Parti grubunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, video operasyonlarının hedefi konusunda bir perspektif vermesi bekleniyor. Erdoğan daha önce, “Terör örgütleri gibi suç çeteleri de zehirli bir yılan gibidir. Onlarla aynı çuvala girerseniz daha sonra başınıza geleceklere rıza göstermiş olursunuz” uyarısında bulunmuştu.
İKİ LİDER
Yeni süreçte herkes eteklerindeki taşı döktü. Ama henüz Erdoğan konuşmadı. Kimse merak etmesin. Erdoğan bitti demeden bu iş bitmez. Yeni sürecin sonucunu Erdoğan ve Bahçeli’nin tavrı belirleyecek. Bir de milletin feraseti.
HEDEF KİM?
Atletizm deyimiyle yorumlayacak olursak son 6 ay içerisinde attığı deparla Kılıçdaroğlu göğüs farkıyla öne geçti.
SEÇİLDİĞİM ZAMAN
Daha önce parti liderlerinin cumhurbaşkanı adayı olmasını doğru bulmadığını ifade eden ve millet ittifakının ortak aday çıkarması tezinde ısrar eden Kılıçdaroğlu, bir süredir cumhurbaşkanı adaylığı sinyalini veriyordu. Twitch yayıncısı Jahrein’in programında ise “Seçildiğim zaman” diyerek adaylığını ilan etti.
KILIÇDAROĞLU NEDEN TWITCH YAYININI SEÇTİ
Kılıçdaroğlu bu denli önemli bir açıklamayı neden bir Twitch yayınında yaptı? Çünkü Kılıçdaroğlu, hedef kitle olarak Z kuşağını seçti. Bir süredir onlara yönelik mesajlar veriyor. Bayram öncesi evde Selvi Hanım’la birlikte börek açmalar, mutfaktan yapılan video yayınları hep gençlere mesaj. Kılıçdaroğlu, 2023 seçimlerinin kaderini ilk kez oy kullanacak olan genç seçmenin belirleyeceğini düşünüyor.
MECLİS’TEKİ LAF ATMAYLA BAŞLADI
Meclis’teki bütçe görüşmeleri sırasında AK Parti milletvekillerinin “Cumhurbaşkanı adayı ol” şeklindeki sataşmaları üzerine Kılıçdaroğlu, “Benim aday olup olmayacağımı size kim söyledi?” diye karşılık vermişti. 7 Aralık 2020 günü Meclis’te verdiği yanıtla Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci başladı.
Kılıçdaroğlu
Anketten çıkan sonuçlar üzerinde konuştuktan sonra bir gözlemini paylaştı.
“Trump’ın seçimi kaybettiği son 1 yıl içinde anketler üzerinden bir algı oluşturmaya çalıştılar. Bu Trump gidiyor algısıydı. Böylece sandığa gitmeyen Demokrat Parti seçmenini motive etmeye çalıştılar, kazanıyoruz duygusunu oluşturarak onların sandığa gitmesini teşvik ettiler” dedi.
Sadece anketlerin oluşturduğu algı değil, Trump’ı götüren koronavirüs sürecini berbat bir şekilde yönetmesi oldu. Ancak bu algı konusundaki tespit önemliydi.
ANKETLER PARTİSİ
Bir süredir muhalefet partilerinin sağladığı kaynakla kamuoyu araştırması yapan bazı şirketler AK Parti’nin oylarını düşük gösterme konusunda bir yarış içine girdiler. En düşük veren ihaleyi kapacak. AK Parti’yi barajın altında gösteren ipi göğüsleyecek. Öyle ki bir muhalefet partisi oylarını yeterince yüksek göstermediği için çalıştığı bir kamuoyu araştırma şirketine çalışma vermemeye başlamış.
HORMONLU SONUÇLAR
AK Parti’nin olduğundan yüksek gösterilmesinin AK Parti’ye bir yararı olmadığına inanıyorum. Ama olduğundan düşük gösterilmesinin de muhalefete bir faydası yoktur. Hormonlu sonuçlar seçim gecesi hüsran yaşanmasına neden olur.
AK PARTİ’DE YAŞANANLAR
Muhalefet lideri olmasına rağmen milli meselelerdeki duruşu ve PKK terörü ile arasına mesafe koymasını önemserim.
Akşener’in 28 Şubat’ta darbecilere karşı verdiği yiğit mücadeleyi ise her zaman vurgularım. Ama zaman zaman da eleştiriyorum.
Yanlışa yanlış diyelim ki doğru dediğimizin kıymeti olsun ilkesiyle hareket ederim.
Akşener son dönemde yükseliş içinde olan bir lider. O nedenle de muhalefette kilit bir konuma yükseldi. Ona dayanarak millet ittifakının cumhurbaşkanı adayını belirlemede altın hisse Akşener diyorum. Ama bu onu eleştirmeme engel değil.
ŞIK OLMADI DEMİŞTİM
Akşener’i, Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’le görüşmesi sonrasında yaptığı, “minnoş” benzetmesi nedeniyle eleştirmiştim.
Şık olmadı, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanına “minnoş” demek; Akşener’e yakışmadı, demiştim.
NETANYAHU BENZETMESİNE İSYAN ETTİM
HDP eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın HDP’ye bir başkan yardımcılığı ve iki bakanlık önerisini tartışmaya açmaya hazırlandığını ifade etmiştim.
DEMİRTAŞ’IN FORMÜLÜ
Muhalefetin 2023 modelini ise, “CHP, İYİ Parti ve HDP’ye birer başkan yardımcılığı ile ittifakta yer alan partilerin liderlerinin kabinede yer aldığı ve partilerin oy oranlarına göre temsil edildiği bir formül olgunlaştırılmaya çalışılıyor” diye yazmıştım.
Ben yazdım, ben söyledim tarzındaki yazıları sevimli bulmam. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Demirtaş’ın önerisini bir adım ileriye taşıyıp, “liderler kabinesi” olarak modellemesi nedeniyle geçmişe atıf yaptım.
LİDERLER KABİNESİ MODELİ
Kılıçdaroğlu, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın sorusu üzerine 2023 seçimlerine Millet İttifakı’nı oluşturan tüm aktörlerin yer alacağı bir kabine modeli ile gitmeyi hedeflediklerini söyledi. Liderler kabinesi modelini, “Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’ndan olunca cumhurbaşkanı yardımcıları da Meclis başkanı da Millet İttifakı’ndan olacak. Temel Karamollaoğlu da, Meral Akşener de, Gültekin Uysal da yönetim kadrosunda olacak” diye anlattı. Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’na dahil oldukları takdirde Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nu da bu modele dahil etmeyi planlıyor. Davutoğlu’nu bilemem ama Babacan, Millet İttifakı’na girmekte istekli.
AKŞENER’E MECLİS BAŞKANLIĞI MI?
Kılıçdaroğlu
Ancak sistematik olarak takip ettiğim araştırma kuruluşlarından olan Optimar’ın henüz hiçbir yerde yayınlanmayan araştırmasını ise paylaşmak istedim.
Hilmi Daşdemir’in başkanı olduğu Optimar bu araştırmayı 22-30 Nisan tarihleri arasında yapmış. 26 ilde 2027 kişi üzerinde yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılan araştırmanın kaynağını ise Optimar karşılamış.
TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNU
Koronavirüsün küresel bir salgın olarak dünyayı etkisi altına aldığı günden bu yana ne zaman Türkiye’nin en önemli sorunu nedir diye sorulsa, ekonomi ile koronavirüs at başı gidiyor. İlk başlarda koronavirüs ön plandaydı. Ancak uzayan pandemi kısıtlamasının ekonomik ve siyasal etkileri daha çok hissedilmeye başlandı.
EKONOMİ İLK SIRADA
Optimar’ın araştırmasında yüzde 33.2’yle ekonomi ilk sırada çıkıyor. Onu yüzde 30.9’la koronavirüs salgını takip ediyor. Üçüncü sırada ise 13.7’yle işsizlik geliyor.
Araştırmanın alt başlıklarında ekonomi öncelikli sorun diyenler, mutfağı iyi bilen kadınlar, iş hayatında aktif olarak yer alan 35-44 arası erkekler ve ilginç bir şekilde üniversite mezunları oluşturuyor.
PARTİLERE GÖRE ÖNCELİK SIRASI
Soylu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarına ilişkin açıklamasını yapmıştı. Açıklama değil de ona meydan okuma denilebilir.
Peker hakkında suç duyurusunda bulunan Soylu, “Hayatının bir noktasında benimle temasın var ve bu ispatlanırsa aziz milletimizin gözü önünde idam dahil her türlü cezaya, aşağılanmaya razıyım” dedi.
90’LI YILLAR SENARYOSU
İçişleri Bakanı Soylu ile hafta başında görüştüğümüzde Sedat Peker’in kasetleri üzerinden ülkenin 90’lı yıllara döndürülmek istendiğini konuşmuştuk. Hatırlarsanız o zaman Alaattin Çakıcı - Korkmaz Yiğit kasetleri üzerinden siyaset dizayn edilmeye çalışılmıştı.
90’lı yıllarda Meclis’te Çeteleri Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Sadece Hakkâri’de 33 ayrı çete türü organize suç örgütü tespit edilmişti.
AK Parti iktidarında ülke çetelerden temizlendi. Süleyman Soylu, sadece PKK’ya karşı değil, çetelere karşı da yürekli bir mücadele verdi.
Sedat Peker’i yurtdışına kaçıran güç, onu konuşturarak iklimi değiştirmek istiyor.
KAOS PLANI
Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı adayı olarak görebilirsiniz. Ama hem AK Parti milletvekili rozetini taşıyacaksınız, hem de AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tasfiye planının “tam göbeğinde” yer alacaksınız. Bu siyasi ikiyüzlülükten başka bir şey değil.
İHANETİ AFFETMEZ
AK Parti’den istifa edebilirsiniz. AK Parti’nin karşısına parti kurabilirsiniz. Bizim insanımız birçok şeyi anlar ama bir şeyi affetmez. O da ihaneti.
Siyasi ahlakı, etik değerleri ağzından düşürmeyen Ali Babacan’ın bu yaptığı ise, bırakın siyasi kriterlerle değerlendirmeyi insani olarak dahi affedilecek gibi değil. Ali Babacan, AK Parti’ye ve Erdoğan’a yönelik kumpasın içinde yer alırken, AK Parti milletvekiliydi. Ve tam 13 ay sonra istifa etmeyi aklına getirdi.
SİYASİ İBRET BELGESİ
Ali Babacan’ın bir yandan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığına imza verip, diğer yandan Abdullah Gül’ün Erdoğan’ın karşısına ortak aday olarak çıkarılması projesinin mimarlarından biri olduğu yönündeki itirafını eleştirdim. Sadece eleştirmekle yetinmedim. Siyasi ikiyüzlülük örneği olarak hem Ali Babacan’ın hem Ahmet Davutoğlu’nun imzalarının örneklerini yayınladım.
Siyasi bir ibret belgesi olarak arşivlerde yerlerini almalarını istedim.
ERDOĞAN’IN TELEFONU
Kemal Kılıçdaroğlu Abdullah Gül’e ortak cumhurbaşkanı adaylığını götürdüğünde ikisi dışında biri daha vardı, o da Ali Babacan.
İki liderin ziyareti, Gül’ün İstanbul Maslak’taki ofisinde gerçekleşti.
Abdullah Gül’ün ortak cumhurbaşkanı adaylığı için Ankara’da Amerikan Büyükelçiliği’nin bulunduğu Nevzat Tandoğan Caddesi’nde eski bir milletvekilinin ofisinde yürütülen temaslara ise Gül’ü temsilen Ali Babacan katılmıştı.
Ali Babacan kendi deyimiyle tam da bu işin “göbeğinde” yer almıştı. Hatta Abdullah Gül’den sonraki birinci kişiydi.
Ali Babacan, bu temasları yürütürken AK Parti Ankara Milletvekili sıfatını taşıyordu. Babacan, 2018 seçimlerinden 13 ay sonra 8 Temmuz 2019 tarihinde AK Parti’den istifa etti.
SİYASİ İKİ YÜZLÜLÜK ÖRNEĞİ
Bir yandan Erdoğan’ı tasfiye planının başında yer alıyor, Erdoğan’a karşı muhalefetin Abdullah Gül’ü ortak aday çıkarma projesini yönetiyor, diğer yandan da Erdoğan’ı cumhurbaşkanı adayı gösteren teklifin altına imza atıyordu. Bu kadarına pes... Bunun tek bir adı var, o da siyasi ikiyüzlülük.
Bu gerçeğin kendi ağzından itiraf edilmesi üzerine
Amaç, Abdullah Gül’ü kullanarak Erdoğan’ı tasfiye etmekti.
O dönemde AK Parti milletvekili olan Ali Babacan ise o kumpasın tam göbeğinde yer aldığını açıkladı.
Bunun tek bir adı vardır.
O da siyasi iki yüzlülüktür.
İŞTE O SORU-CEVAP
Şimdi sizi önce 3 yıl sonra gelen itirafa götürmek istiyorum. Ali Babacan, CHP’ye yakın bir kanal olan Halk TV’de gazetecilerin sorularını yanıtlıyor:
Ali Babacan: 2018’de ortak adaylık teşebbüsü vardı ama olmadı, ülke tam 5 yıl kaybetti.
İsmail Saymaz:
Oysa bayramdan sonra kendileri de güçlendirilmiş parlamenter sistemi esas alan anayasa önerilerini açıklayacaklar. İktidar ve muhalefetin birbirinin yeni anayasa önerisine burun kıvırmaya hakları yok. Çünkü ne muhalefetin ne de iktidarın tek başına anayasa yapacak sayıları yok.
Yeni anayasa yapılacaksa uzlaşmak zorundalar. Ama baştan reddederek uzlaşma nasıl sağlanacak?
DARBELERİN ANAYASASINDAN SİVİL ANAYASAYA
“Türkiye’nin yeni anayasa yapma vakti gelmiştir” diyerek yeni anayasa sürecini başlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Esasen Türkiye’de sorunların kaynağının 1960’tan beri hep darbeciler tarafından yapılan anayasalar olduğu açıktır. Ne kadar değiştirirsek değiştirelim anayasanın ruhuna dercedilen darbe ve vesayet izini silmek mümkün olmuyor” demişti. Bahçeli de anayasaların darbeler döneminde yapıldığı ayıbının altını çizdi. Cumhuriyetin yüzüncü yılına yeni anayasa yapmanın demokratik görev olduğunu belirtti. Türkiye artık darbeler anayasası ile yönetilme ayıbından kurtulmalı.
ÖN ŞARTSIZ
Gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklerseniz son düğmesi de yanlış olur. Yeni anayasa için yola çıkılırken ön şartsız olmak ve uzlaşmayı esas almak gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni anayasa için ön şartlarının olmadığını açıklamıştı. Partisinin en yetkili karar organı olan MYK’da, “Biz Türkiye’nin yeni ve sivil bir anayasa yapması gerektiğini prensip olarak söylüyoruz. Bunu yapmak için tüm kesimlere çağrı yapıyoruz. Ancak bizim yeni anayasa için belirlenmiş bir ilkemiz, kriterimiz yok” demişti.
Bahçeli’nin ön şartsız uzlaşma çağrısı da Erdoğan’la örtüşüyor. MHP Lideri, “Artık uzlaşmak, yeni anayasa hazırlamak milli bir vecibedir. Bu tarihi göreve MHP ön şartsız hazırdır” demişti.
AK PARTİ’DE
Kamuoyu araştırma şirketlerinin en büyük sermayesi inandırıcılıklarıdır.
ANKET BORSASI
Her seçime giderken anket borsası açılıyor. Ama bu kez borsa erken açıldı. Sanki ihaleye çıkılmış gibi. AK Parti’yi en düşük gösteren ihaleyi alacak gibi. Şimdilik yüzde 30’un altına indirdiler. Yakında yüzde 20’nin altına çekeceklerinden eminim. Sanıyorum ihale en fazla verenin üstünde kalacak.
Muhalefeti bir motivasyon içinde görüyorum. Ama bunun boyu nedir, Millet İttifakı birbirinden mi oy alıyor, iktidar ve muhalefet arasında geçişkenlik yaşanıyor mu? Sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için bunları görmeliyiz...
AK PARTİ ANKETLER İÇİN NE DİYOR?
Anket firmalarının AK Parti’nin oylarını düşürmek için yarıştıkları bir dönemde AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen’le konuştum. Şen, araştırmaların yapıldığı AR-GE’den sorumlu. Ayrıca GENAR Araştırma Şirketi’yle AK Parti kurulmadan önce de bu işin içinde olan birisi.
Dikkat edin Mustafa Şen’e oy oranlarını sormadım. Netice itibarıyla o da AK Parti Genel Başkan Yardımcısı.
MUSTAFA ŞEN’İN SORUSU
Tam bu aşamada Ekrem İmamoğlu’na can suyu olacak bir gelişme yaşandı. İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “ön inceleme” diyor. Ama kamuoyu, ‘Ekrem İmamoğlu’na türbeye girerken elini arkasına attığı için soruşturma açıldı’ şeklindeki açıklamayı satın aldı. Algı, olgunun önüne geçti. AK Parti’den önemli bir hukukçu “Bu işler ceza hukukunun değil, milletin ferasetinin konusudur. Ciddiye alınmayıp, inceleme konusu dahi yapılamaz” dedi.
CEZAEVİNDEN CUMHURBAŞKANLIĞINA
Siyaset, soruşturmalarla tanzim edilecek bir alan değil. Tam tersine teper. Bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda şiir okuduğu için hapse atılan Recep Tayyip Erdoğan oturuyor.
‘TÜRBEDE ELİN ARKADA’ SAVUNMASI
“Elin arkada türbeye girdin” diye bir söylem, bir soruşturma konusu olur mu? Ekrem İmamoğlu yazılı savunmasında, “Fatih Sultan Mehmet’e ait türbe” dedikleri yerin Fatih Camisi haziresinde bulunan “Gülbahar Hatun” türbesinin önü olduğundan bile bihaber bu müfteri, aziz hatırasını ve emanetini korumak üzere iki yıllık İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığım süresince yaptıklarım ortadayken, Fatih Sultan Mehmet Han’a saygısızlık edebileceğimi; Gülbahar Hatun’a ya da bu dünyadan göç etmiş herhangi tarihi şahsiyete ait bir türbeye ya da hatıraya karşı özensiz olabileceğimi ima edebilecek kadar izandan yoksun birisidir. Bu nedenlerle Yüce Han’ın fethettiği; bir çağın kapanmasına, yeni bir çağın başlamasına vesile olan Dünya Kenti İstanbul’un seçilmiş bir Belediye Başkanı olarak bu yakıştırmayı şiddetle reddediyorum, iftira atanı da kınıyorum” diyor.
İMAMOĞLU’NUN HDP’Lİ BELEDİYELERİ ZİYARETİ
AK Parti, İstanbul seçimlerinde Kürt oylarını alamadığı için seçimi kaybetti. 2023 seçimlerini kazanabilmesi için Kürt oylarını alması gerekiyor. Ancak tam aksine Ekrem İmamoğlu’na, “HDP’li belediyeleri niye ziyaret ettin” diye soruluyor.
İmamoğlu,
ÖZAL, ASKERİ VESAYETİ GERİLETTİ
Askeri vesayetle mücadele etti. Seçilmişleri protokolde hak ettiği yere getirdi. Başbakan’ı 8. sıradan alıp cumhurbaşkanı ve meclis başkanından sonra üçüncü sıraya yerleştirdi. Demirel’in deyimiyle, “70 sente muhtaç olan” Türkiye’de doları yasak olmaktan çıkarıp, Türkiye’ye savunma sanayiyi, ihracatı öğretti.
TÜRK HALKI ÖZAL’I ANLADI
Özal’ın vefat yıldönümünde Semra Özal, “Türk halkının büyük bir bölümü yaşarken de onun kıymetini bildi, gereken değeri verdi” derken haklıydı. Türk milleti kutuplaşmaları ortadan kaldırıp dört eğilimi birleştiren, Türkiye’ye değişimi öğreten, vizyon sahibi Turgut Özal’ı sevdi ve destekledi. Özal’ı en az ailesi ve partisi ANAP anladı. Gereksiz şeylerle Özal’ı yıprattılar.
TÜRKİYE EL DEĞİŞTİRDİ
12 Eylül yönetimi ve statüko Özal’la mücadele edemeyeceğini anlayınca Demirel’in önünü açtı.
Özal’ın vefatından sonra Türkiye adeta el değiştirdi. Değişimci, reformist, Batı’ya açık Türkiye gitti. Yerine statükocu bir Türkiye geldi. O Türkiye bizi 90’lı yılların terör cehennemine ve 28 Şubat’ın başörtüsü yasaklarına sürükledi.
DEMİREL TARZI MUHALEFET
Zaman zaman bir araya geliyorlar, kimi zaman özel görüşmeler yapıyorlar.
Kılıçdaroğlu bir ara adaylık sinyali verse de stratejisi, ortak aday çıkarılması yönünde.
Kılıçdaroğlu, 24 Haziran 2018 seçimlerinde de ortak adaylık modelini zorladı ancak Abdullah Gül formülü tutmadı. CHP isyan etti. Meral Akşener, Gül’ün önünü kesti çünkü kendisi aday oldu. Ancak bu kez strateji değişti. Bu kez ortak adaylık daha güçlü bir ihtimal.
Meral Akşener, kısa bir süre önce, “Cumhurbaşkanı olacağım diye Türkiye’nin geleceğiyle oynamayacağım” diye sinyali verdi.
A PLANI
Kılıçdaroğlu ile Akşener’in A planı, 2023’te millet ittifakı olarak ortak aday çıkarmak. İki liderin yerel seçimlerde olduğu gibi muhafazakâr ve Kürt seçmenden oy alabilecek isimlerin üzerinde durduğu ifade ediliyor. B planında ise ilk turda her partinin kendi adayını çıkarıp, seçimler ikinci tura kalırsa Erdoğan’ın karşısındaki adayda birleşmesi var.
AKŞENER’İN CUMHURBAŞKANLIĞI DEĞERLENDİRMESİ
Akşener
Ancak kadın cinayetleriyle mücadele mevsimlik bir iş değil. Israrla takip edilmesi gerekiyor. Çünkü kadın cinayetleri dur durak bilmiyor. Caniler, genç kızlarımızı vahşice katlediyorlar. Bunun bedelini ağır bir şekilde ödemedikleri sürece bu kadın cinayetleri devam edecek.
Muğla’da Cemal Metin Avcı tarafından yakılarak öldürülen üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’le ilgili Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu’nun raporunda, “Kişi yaşıyor iken yakılmasına bağlı da ölümün meydana gelmiş olabileceği” tespitine yer verilmişti. Yani ‘Pınar Gültekin diri diri yakılmış’ deniliyordu.
BİLİRKİŞİLERDEN VAHŞETİN RAPORU
Gaziantep’te Mehmet Kaplan tarafından dördüncü katın balkonundan atılarak öldürüldüğü iddia edilen Duygu Delen’le ilgili resmi bilirkişi raporu mahkemeye ulaştı. Adli Tıp uzmanı Dr. Murat Akbaba, Adli Fizikçi İlknur Bakır Özbilek, olay yeri bilirkişisi Alpaslan Can ile bilişim uzmanı Halis Bozkurt tarafından hazırlanan raporda, “Duygu Delen’in dengesini kaybederek kaza sonucu düşmesinin mümkün olmadığı tespit edilmiştir” denildi.
Bombalı eylemden sonra Ankara Garı’na ilk giden gazetecilerden biriydim. Bedenleri paramparça olan insanların üzeri henüz örtülmemişti. Merasim Sokak’taki vahşette yanık insan bedenlerinin kokusu duruyordu.
Çok büyük acılar bunlar.
Benim itirazım, bombalı eylemi tartıştığımız kadar; patlama olmadan, insanlar canını kaybetmeden bu eylemlerin engellenmesini yeterince konuşmamamıza.
Önlenemeyen saldırıyı tartıştığımız kadar önlenen eylemi de konuşmalıyız.
Önlenemeyen her patlamadan ders çıkardığımız gibi başarılı her operasyondan da sonuçlar çıkarmayı bilmeliyiz.
İSTANBUL POLİSİNİN BAŞARISI
Tam kapanma nedeniyle Esenler Otogarı’nın en kalabalık günlerini yaşadığı bir sırada, polisin dikkati sayesinde PKK’nın bombalı eylemi önlendi.
İstanbul polisini tebrik ediyorum. Büyük bir vahşetin önüne geçtiler.
Salı günü AK Parti’nin MKYK toplantısı vardı. Toplantıya MKYK üyeleriyle birlikte Merkez Disiplin Kurulu, Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu ile Siyasi Erdem ve Etik kurulu üyeleri de katıldı. Yeni dönemde toplantılarda yedek üyeler de yer alıyor. Erdoğan, “Asıl, yedek üye yok. Hepimiz sahada olacağız” demişti.
Erdoğan toplantının açılışında, “Artık yeni bir dönem başladı. Arkadaşlar sahada olacağız. 2023 seçimlerine kadar hepimiz sahaya çıkacağız, sahada çalışacağız. Artık masada oturmak yok” diyor.
‘KANDİL’E NE ZAMAN GİRİLECEK’ SORUSUNA SOYLU NE CEVAP VERDİ
PKK’nın ilkbaharla birlikte Türkiye’ye sızma girişimini önlemek için Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım harekâtları sürdürülüyor. Sadece operasyon yapılmıyor. PKK’nın Türkiye’ye sızmasının önüne kalıcı ve geçici üslerle duvar örülüyor.
Bu arada sahadaki teröristlerle onların sevk ve idaresini yapan sözde komuta merkezleri arasında irtibatı koparmak için Kandil’deki yerleri havadan vuruluyor.
PKK’nın yönetim merkezi olması nedeniyle Kandil’in sembolik önemi var.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, AK Parti MKYK toplantısında terörle mücadeleye ilişkin kapsamlı bir sunum yapıyor. Süleyman Soylu, PKK ve DEAŞ başta olmak üzere terörle mücadelede çok başarılı bir bakan. Soylu, PKK’ya yönelik operasyonlar hakkında bilgi verirken bir üye, “Kandil’e girer misiniz?” diye soruyor. Soylu, “Mücadelemiz baki, devam ediyor” diye karşılık vermekle yetiniyor.
PKK ile mücadelede bazı soruların yanıtı o anda, bazılarının yanıtı ise sahada verilir.
Siyasiler, bu ankete dikkat!
Murat Sarı’nın başkanı olduğu Konsensus’un şubat ayında yaptığı araştırma, siyasete ilişkin önemli ipuçları veriyor.
YENİ PARTİLERE İHTİYAÇ VAR MI?
Mustafa Sarıgül partisini kurdu. Muharrem İnce’nin partisi gün sayıyor. Ümit Özdağ ise yeni parti kurmak için yola çıktı. Peki yeni partilere ihtiyaç var mı? Ankete katılanların yüzde 86.7’si “Yeni bir partiye ihtiyaç yok” diyor. “Var” diyenlerin oranı ise yüzde 13.3. Yeni parti kuranların dikkatini çekmek istedim.
PARTİSİNİ DEĞİŞTİRİR Mİ?
Bizde parti tutmak, siyasi kimliğin bir parçası. O nedenle parti değiştirmeye pek sıcak bakmıyoruz. “Partimi değiştirip yeni partiye oy veririm” diyenlerin oranı yüzde 15.2 çıkıyor. Yüzde 54.4’ü ise “Yeni partilere oy vermem” diyor. Ama asıl bir veri var ki, yeni parti kuranların onları ikna etmesi gerekiyor: Yüzde 30.4’lük bir kesim ise “Belki veririm” safında.
ERKEN SEÇİM OLSUN MU?
Muhalefet zaman zaman erken seçimi gündeme getiriyor ama halkımız pek oralı değil. Ankete katılanların yüzde 62.2’si “Seçimler zamanında yapılsın” yanıtını verirken, erken seçimi isteyenlerin oranı yüzde 37.8’de kalmış.
SEÇİM BARAJINDA ŞAŞIRTICI SONUÇ
12 Eylül darbesinin ürünü olan yüzde 10 seçim barajının kaldırılmasını tartışıyoruz. Hem de 1983 seçimlerinden bu yana. Konsensus, halkımıza seçim barajını sormuş. Ama ankete katılanların yüzde 64.9’u, yüzde 10 seçim barajının korunmasını istiyor. AK Parti’de seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesi eğilimi ağır basıyor ama anketten yüzde 5 çıkmış. “Yüzde 5 olsun” diyenler yüzde 16.1 olurken, “Yüzde 7 olsun” diyenler yüzde 6.6’da kalıyor.
Seçim barajının tamamen kaldırılmasını isteyenlerin oranı ise yüzde 8.3’e ulaşıyor.
YENİ ANAYASA
İktidar ve muhalefetin ayrı ayrı anayasa çalışmaları yaptığı bir dönemde anketten çıkan sonuç şaşırtıcı. Ankete katılanların yüzde 54.6’sı yeni anayasaya ihtiyaç olmadığı görüşünde. “Yeni anayasaya ihtiyaç var” diyenlerin oranı ise yüzde 45.4’te kalıyor.
EN ÖNEMLİ SORUN
Türkiye’nin çözülmesi istenen en önemli sorunu işsizlik ve hayat pahalılığı çıkıyor. Yüzde 58’le işsizlik ilk sırada gelirken, hayat pahalılığı yüzde 40’la ikinci sırada yer aldı. Onu yüzde 33’le eğitim takip etti.
HANGİ PARTİ ÇÖZER?
Ankete katılanlara aynı zamanda “Türkiye’nin en önemli sorununu hangi parti çözer” diye sorulmuş. İlk sırada AK Parti, ikinci sırada ise CHP geliyor. Ancak AK Parti’nin çözeceğine inananların oranı, “CHP çözer” diyenlerin oranından yüzde 22.8 daha fazla çıkıyor.
AK Parti diyenler yüzde 50.4 olurken, CHP diyenler yüzde 27.6 çıktı.
MUHALEFETİN KAYBETTİĞİ NOKTA
Zaten muhalefetin sorunu burada başlıyor. Sorunlara rağmen halkımız muhalefeti çözüm mercii olarak görmüyor. “Benim sorunumu CHP çözer” diye düşünmüyor. Muhalefetin bu sorunu aşması ve kitlelere umut vermesi gerekiyor.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ TABLOSU
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklandığı bir dönemde Konsensus’un anketinden çıkan ifade özgürlüğüne ilişkin veriler dikkatimi çekti.
Ankete katılanların yüzde 65.6’sı ifade özgürlüğünün olmadığına, yüzde 34.4’ü ise olduğuna inanıyor.
DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ GÖSTERGESİ
Laiklik gerekçesiyle partilerin kapatıldığı, başörtüsü yasağının yaşandığı günlerin içinden çıkarak geldik. O nedenle Konsensus anketine katılanların din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin verdiği yanıt beni şaşırttı. “Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü var mı” sorusuna “evet” diyenlerin oranı yüzde 58.6 olurken, “yok” diyenler ise yüzde 41.4’te kalmış. Demek ki din ve vicdan özgürlüğü konusunda daha almamız gereken mesafe var.
O TABLO BU MİLLETİ İFADE EDİYOR
![Siyasiler, bu ankete dikkat]()
AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanlığı görevini Eyyüp Kadir İnan’a devreden Ahmet Büyükgümüş, kongrede Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir tablo hediye etti. O tabloda, bu milletin savaş meydanlarında açlık ve yoksulluk içinde kurduğu Cumhuriyet’in öyküsü yer alıyordu.
ÇANAKKALE SAVAŞI’NDAKİ BEZ LEVHA
Çanakkale Savaşı’nın verildiği cephelerden birinde, bir bez parçasına yazılan kargacık burgacık yazıda bu milletin ruhu yer alıyor.
Bezin üzerindeki kırmızı hilal oranın yaralılara ilk müdahalenin yapıldığı bir sahra hastanesi olduğunu gösteriyor. Levhanın altında ise hastalara umut olması açısından “Allah bizimledir” yazıyor.
EL YAZMASI KURAN-I KERİM
Tablonun solunda ise bir Kuran-ı Kerim yer alıyor.
Sultan Abdulhamid’in tahta çıkışı üzerine hattat Mustafa Nuri tarafından hazırlanan Kuran-ı Kerim yıldız tarzı ciltlenmiş. El yazması olan Kuran-ı Kerim’in üzerinde Sultan Abdulhamid’in tuğrası yer alıyor.
KILIÇDAROĞLU’NUN EKONOMİ REÇETESİ
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün Meclis’te partisinin grup toplantısı nedeniyle kürsüdeydi. Kılıçdaroğlu’nun grup toplantılarındaki konuşmasını dikkatle takip ediyorum. Çünkü CHP Lideri her hafta bir konuda çözüm önerisi açıklıyor. Bunu önemsiyorum. Çünkü muhalefet, çözüm önerilerinde iktidarı zorlamalı. Yıkıcı bir muhalefet yerine, çözümde yarışmalı. Kitlelere “Ben ülkeyi iktidardan daha iyi yönetirim” güvencesini verebilmeli. Umut olabilmeli.
Kılıçdaroğlu, daha önce de yüzyılın projesi olarak “merkez Türkiye” projesini açıklamıştı. Anadolu’ya “megakent” kurulmasını önermişti. Bu her muhtara bir özel kalem müdürü verilmesi gibi bir şey değildi.
MEGA KENT ÖNERİSİNE NE OLDU?
Megakent, 2 milyon 200 bin kişiye istihdam sağlayacaktı. Kılıçdaroğlu bunu, “Çin’in Şangay Limanı’ndan gemiye yüklenen bir ürün, Mersin veya İskenderun limanlarına ulaştıktan sonra tren yoluyla ‘Merkez Türkiye’ye gelecek. Ürünler burada depolanacak, işlenecek, ambalajlanacak ve Türkiye’nin çeşitli yerlerine, orta ve güney Avrupa’ya, Rusya’ya, Azerbaycan’a, İran’a, Kazakistan’a, Türkmenistan’a ‘Merkez Türkiye’den gönderilebilecek” diye anlatmıştı.
DEMOKRASİ VAADİ
Kılıçdaroğlu, Çin’den gelecek malların paketleneceği megakentten vazgeçmiş olmalı ki 13 maddelik ekonomi reçetesi arasında yer vermedi. Ama “Demokrasiyi getireceğiz. Seçimle gelen seçimle gidecek” dedi. Kemal Bey herhalde tek parti dönemine gitti. Demokrasi konusunda birçok eksiğimiz olmasına rağmen 14 Mayıs 1950’den bu yana ülkemizde seçimle gelen seçimle gidiyor.