GeriAbdulkadir SELVİ Rota ekonomiye çevrildi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Rota ekonomiye çevrildi

BAŞTAN söyleyeyim bu yazıda ekonomiden anlamayan gazetecinin ekonomiyle ilgili izlenimleri ve kulisleri yer alacak.

Çünkü ‘süper teşvik’ belgelerinin dağıtımı nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törendeydim. Program başlamadan önce işinsanları ile sohbet etme imkânım oldu. İş dünyası siyasi gelişmeleri çok yakından takip ediyor. Erken seçimlere gidilmeyeceğinin neredeyse netleşmesi, iş dünyasına derin bir nefes aldırmış. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu yöndeki kararlı açıklamaları üzerine ikna olmuşlar. Yatırım planlamalarını ona göre yapıyorlar. Erdoğan’ın faiz oranlarının yüksek olduğu yönündeki açıklamalarını destekliyorlar ancak buradan nasıl bir sonuç çıkacağını da merak ediyorlar. Özellikle de üretim maliyetlerinin yüksekliğinden şikâyet ediyorlar.

RENK VERMEDİLER

Cumhurbaşkanı Erdoğan programa Başbakan Binali Yıldırım ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile birlikte geldi. Erdoğan’ın gelişinden az bir süre önce bakanlar salonda yerlerini aldılar. Geçen hafta istifa söylentileri çıktığı için gözler ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in üzerindeydi. Şimşek bakanlarla tokalaştıktan sonra yerine oturdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da salona girişinde bakanlarla birlikte Şimşek’le de tokalaştı. Herhangi bir renk vermediler. Toplantı bittikten sonra Mehmet Şimşek’le konuşma imkânım oldu. Ama son günlerin tartışmasına ilişkin değil, ekonomiyle ilgili konuları sordum. Şimşek’in, ayaküstü açıklama yapmama prensibini bildiğim için yazılmamak üzere konuştuk.

135 milyar TL’lik süper teşvikler sayesinde 34 bin kişinin doğrudan,134 bin kişinin ise dolaylı istihdamı hedefleniyor. Elini taşın altına koyan iş dünyasına moral vermek açısından bu program önemliydi ancak daha da önemlisi ekonominin geleceğine ilişkin ortaya konulan bakış açısıydı. Pozitif bir gündem vardı. Daha çok üretim, daha çok istihdam konuşuldu. 

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, ”Son 15 yılda bir Türk mucizesi gerçekleştirilmiştir” diye konuştu. Ancak daha çok geleceğe ilişkin yükümlülükler üzerinde durdu. “Zamanın ruhunu ıskalamaya hakkımız yoktur” dedi. Zamanın ruhunu ise Başbakan Binali Yıldırım, ”Türkiye, yatırıma ve ihracata dayalı bir büyüme trendine girmiştir” sözleriyle açıkladı.

FAİZDE BU KEZ FARKLI

Ekonomi söz konusu olunca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir sözü faizse bir diğeri de büyüme ve istihdam oluyor. “Bugünkü Türkiye’yi iki kat daha büyütmek gerekiyor” dedikten sonra sözü faize getirmesi bir tesadüf değildi. Hatta öyle ki, ”Cumhurbaşkanı faiz diyor” diye üstüne basa basa söylemek durumunda kaldı. İşinsanlarına, ”Faizler konusunda hepiniz dertlisiniz biliyorum” dedikten sonra, “Yüksek faizle yatırım yapılabilir mi? Faizler düşmedikçe yatırım olmaz” dedi. Yetinmedi, “Yüksek faizden yatırımcıyı kurtarmak lazım” diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan her defasında faizlerin yüksekliğinden yakınıyor. Ama belli oldu, bu kez farklı. Sadece yakınmayacak bazı tedbirler de alınacak. Kamu bankaları ile faiz oranları konusunda bir çalışma yapılacağı kulağıma gelmedi değil. Konuşmaların ardından teşvik belgelerinin verildiği törene geçildi.

Erdoğan sadece teşvik belgeleri vermedi, firma sahipleriyle ayaküstü sohbet etti. Leyla Alaton’la konuşmaları ise biraz uzun sürdü. Alaton’a sordum, aralarında geçen diyaloğu şöyle aktardı:

Alaton: Sayın Cumhurbaşkanım sizi mahcup etmeyeceğiz, kalp kapakçığını da yapacağız.

Erdoğan: Çok mutlu oldum.

Alaton: Eylül ayında ikinci fabrikayı açacağız. Açılışı sizin yapmanızı arzu ediyoruz.

Erdoğan: Geleceğim.

Ha bir de Kılıçdaroğlu bölümü vardı, atlamış değilim. Kambersiz düğün, Kılıçdaroğlu’suz konuşma olur mu? Olmadı tabii. Erdoğan bir ara ‘Kılıçdaroğlu perhizine’ girmişti. Keşke yine öyle olsa, bu tür polemikleri değil, ülkeye iş ve aş getirecek yatırımları konuşsak. Uzun lafın kısası ya da ekonomiden anlamayan gazetecinin ekonomiyle ilgili izlenimlerine gelince: Parola ekonomi, işaret büyüme.

X

Kılıçdaroğlu’nun siyasi final hesabı

Millet İttifakı’ndaki gelişmelerin seyrini Kılıçdaroğlu ve Akşener’in hamleleri tayin edecek. Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığının neredeyse bir toplu ayine dönüştüğü bir sırada Kılıçdaroğlu yaptığı müdahalelerle, İmamoğlu’nu geri plana düşürmeyi  ve kendi ismini ön plana çıkarmayı başardı. Hep diyorum ya Kılıçdaroğlu’nu hafife alan yanılır. Bundan sonraki süreci de yine Kılıçdaroğlu’nun tutumu belirleyecek.

1- Eğer Millet İttifakı ortak aday konusunda kararlıysa bu durum altın hissenin Akşener’in elinde olduğunu gösterir.

2- Ama her parti kendi adayını çıkaracak ve ilk tura çok adayla girilecekse o zaman altın hisse de gümüş hisse de Kılıçdaroğlu’nda demektir.

Peki burada belirleyici olan ne olacak?

KILIÇDAROĞLU NE YAPACAK?

Meral Akşener’in, Ekrem İmamoğlu’nu “ikinci Fatih”e benzetmesiyle birlikte ibre İmamoğlu’na dönmüştü. Akşener bu benzetmeyi 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın yıldönümü nedeniyle gerçekleştirilen anma toplantısında yaptı. Kılıçdaroğlu, bu hamleye 48 saat sonra çıktığı FOX TV’de yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “Millet İttifakı olarak birden fazla adayımız olabilir” dedi.

MASA KURULDUĞUNDA

Cumhurbaşkanı adayını belirlemek üzere Millet İttifakı liderleri bir masa etrafında toplandığında işin seyrini önemli ölçüde Kılıçdaroğlu’nun tavrı belirleyecek.

Kılıçdaroğlu,

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanlığı için yeni modeller

2023 seçimleri öncesinde müthiş bir taktik savaşı yaşanıyor. Ama tüm savaşların ortak bir noktası var, cumhurbaşkanlığı seçimi. Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Erdoğan olduğu için, muhalefetin de ortak aday çıkaracağı tezi üzerine hareket ediyoruz hep.

Ben hâlâ muhalefetin a planının ortak aday olduğuna inananlardanım. Ama bu, çok adayla seçimlere gidilmesi tartışmalarına kulak kabartmama engel değil. Kılıçdaroğlu da “Birden fazla adayımız olabilir” diyerek kapıyı açık tuttuğuna göre neden olmasın?

HER PARTİ ADAYINI ÇIKARIR

Muhalefet cephesinde seçimlerin ilk turunda her partinin kendi adayını çıkarmasını, seçim ikinci tura kalırsa Erdoğan’ın karşısındaki adayda birleşilmesini savunanların sesi çıkmaya başladı. Edindiğim izlenim: Seçim sürecine girildikçe seslerini daha da yükseltecekler.

Çok adayı savunanların tezi iki ana temele oturuyor.

1- Ortak aday muhalif tabanda ortak bir heyecan yaratmayabilir. Bu da seçimlere katılma oranını düşürebilir.

Kılıçdaroğlu olursa İYİ Partililer ya da HDP’liler, CHP’liler kadar aynı heyecanı hissetmeyebilir.

2- Her parti kendi adayını çıkarırsa seçmenlerini sandığa taşımakta zorlanmaz. Bu da seçimlere katılım oranını yükseltir.

KILIÇDAROĞLU VE AKŞENER İSTER Mİ?

Yazının Devamını Oku

Öncelik hayat pahalılığı ve ekonomi

AK Parti’yi dikkatle izlemekte yarar var.

Şimdi özüne dönüş desem, özünden kopmuş muydu ki diyecekler çıkabilir. Hayat pahalılığı ve göçmen sorununda reel politiğe dönüş desem, başka şeyler söyleyenler çıkabilir. Ama isterseniz ben ne gördüğümü dosdoğru yazayım.

Önce ekonomiyle ilgili birkaç anekdot aktarmak istiyorum.

AK Parti MKYK toplantısında, satın alma gücüne göre Türkiye’nin gelişmiş ülkeler arasında çok iyi bir noktada olduğuna ilişkin sunumdan sonra bazı üyeler hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısının halkın en acil sorunu olduğunu belirterek itiraz ediyorlar. Erdoğan bu görüşleri dinledikten sonra, “Ben de aynı kanaatteyim. Ekonomi en önemli gündem maddesi” diyor.

AK Parti genel başkan yardımcılarının başkanlığında MKYK üyeleri bir süredir sahayı gezip halkın nabzını tutuyordu. Sahadaki tespitlere ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bilgi veriliyor.

Afgan göçmenler ve ekonomi ilk iki sırada geliyor. “Vatandaş en çok hayat pahalılığından şikâyetçi” deniliyor. Geçen hafta ise ekonomiyle ilgili olarak yapılan bir sunumdan sonra enflasyonun düşürülmesi için çalışılması talimatını vermişti. 

DEMİREL DE ÖZAL DA ‘EKONOMİ’ DEMİŞTİ

Bir süredir anketlerden ekonomiyle ilgili verileri de aktarmaya özen gösteriyorum. AK Parti’nin en büyük rakibi Millet İttifakı değil, “Ekonomi Partisi” diyorum.

Türk siyasetine damga vuran liderlerden biri olan

Yazının Devamını Oku

Millet İttifakı’ndan liderler kabinesi

2023 seçimlerinde kimin cumhurbaşkanı adayı olacağı konusu Millet İttifakı’nı şimdiden sarsıyor.

Çünkü Cumhurbaşkanlığı Demirel’in deyimiyle, “Hiçbir faninin elinin tersiyle iteceği bir makam” değil. Hele de Başkanlık Sistemi’nin güçlü Cumhurbaşkanlığı.

Diyeceksiniz ki Millet İttifakı, parlamenter sisteme dönüşü hedefliyor. Sembolik cumhurbaşkanı olacak. Bütün yetkiler başbakanda toplanacak. İyi de bu vaadi gerçekleştirebilmek için Anayasa değişikliği gerekiyor. En az 360 milletvekili ile referandum koşuluyla, referandumsuz 400 milletvekili çıkarmaları gerekiyor. Bu nokta çok ciddi ama nedense üzerinde durulmuyor. Belli ki Millet İttifakı’nın en büyük seçim vaadi parlamenter sisteme geçmek olacak.

Peki eğer seçilmeyi başarırsa muhalefetin cumhurbaşkanı parlamenter sisteme dönecek mi? Yetkilerini devredecek mi? Muharrem İnce de daha seçilmeden, durun bakalım hele bir seçilelim diğer işler ondan sonra gelir diye manevra yapmaya başlamıştı. Daha da ötesi Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu bulabilecekler mi?

GÜÇLÜ CUMHURBAŞKANLIĞI

Varsayalım Ekrem İmamoğlu seçildi. Bu millet beni güçlü cumhurbaşkanı olarak seçti, yetkimi son güne kadar kullanacağım derse ne yapacaksınız? Bir de Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken yetkilerini devretmedi tam aksine Başkomutanlık ve Cumhurbaşkanlığı yetkilerini elinde tuttuğu için Cumhuriyet’i kurma, devrimleri gerçekleştirme şansını buldu. Atatürk Cumhuriyet’i yetkilerini devrederek değil, gücü elinde toplayarak kurdu derse ne yanıt vereceksiniz?

KILIÇDAROĞLU’NUN UYARILARININ ADRESİ

İmamoğlu seçilirse yetkilerini devretmez kaygısı Kılıçdaroğlu cephesinde vardı. “O zaman parlamenter sisteme dönüş tezimiz tamamen çöker” diyorlardı. İmamoğlu’nun seçildiği günden veda edeceği ana kadar yetkilerini sonuna kadar kullanacağından emindiler. O nedenle Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adayının özelliklerini sıralarken boşuna, ”Temiz biri olacak, vatandaşlar arasında ayrım yapmayacak, nefsine hâkim olacak, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmeyeceğiz demeyecek, yetkilerini Meclis’e devretmeyi kabul edecek, icra yetkisi başbakanda olacak” demedi. Siyasette hiçbir söz boşuna söylenmez. Söylenen her sözün bir adresi vardır. Cumhurbaşkanlığı konusu gündeme geldiğinde Kılıçdaroğlu, her defasında, “Yani bütün yetkileri aldım dolayısıyla ben cumhurbaşkanlığı süresince bütün yetkileri kullanacağım. Hayır. Siz o yetkileri parlamentoya iade edeceksiniz” uyarısında bulunmazdı.

KILIÇDAROĞLU SERT GİRİNCEMeral

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nun açıklamalarının anlamı ne?

Kılıçdaroğlu’nun, “Akşener’le belli aralıklarla görüşüyoruz. İttifakla ilgili her hangi bir sorun yok” açıklamasına sorun yok deniliyorsa orada sorun var diyecek değilim.

İki partinin yöneticileri de Akşener ile Kılıçdaroğlu’nun kamuoyunun bilgisi haricinde de zaman zaman görüştüklerini doğruluyorlar.

Kılıçdaroğlu ile Akşener arasında cumhurbaşkanı adayı konusunda patlak vermiş bir kriz söz konusu değil. Çünkü cumhurbaşkanı adayının belirleneceği sürece girilmedi. Henüz masa kurulup kimin aday olacağı üzerindeki arayış başlamadı. Ama iki liderin önünde cumhurbaşkanı adayını belirlemek gibi zorlu bir sorun duruyor.

Bizde cumhurbaşkanlığı konusu önemlidir.

Bu uğurda darbeler yapıldı. Partiler bölündü.

ORTAK ADAY BASKISI

2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu ve Akşener’i en çok zorlayacak konu cumhurbaşkanı adayı olacak. 24 Haziran 2018 seçimlerinde ortak aday çıkarmayı başaramamışlardı. İki lider bu kez ortak aday çıkarma konusunda tabandan gelen ağır bir baskı ile karşı karşıyalar. Muhalif taban bunu tarihi bir misyon olarak görüyor.

AKŞENER’DEN AÇIK ÇEK

Meral Akşener,

Yazının Devamını Oku

Millet İttifakı’nda kriz mi var?

24 Haziran 2018 seçimleri öncesindeydi. CHP ile İYİ Parti arasındaki ittifak görüşmelerinde ipler kopma aşamasına gelmişti.

Cihan Paçacı, Meral Akşener’in bilgisi dahilinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu aradı. Sabah görüşme kararı aldılar.

Paçacı ile Kılıçdaroğlu, bürokratlıkları döneminden tanışıyorlardı. Birbirlerine ilk isimleri ile hitap edebilecek kadar hukukları vardı. Cihan Paçacı, ittifakın kurulmasının tarihi öneme haiz olduğunu anlattı. Kılıçdaroğlu, alınacak her kararı itirazsız kabul edeceğini söyledi. Paçacı, CHP Genel Merkezi’nden çıkmadan Akşener’i arayıp bilgi verdi. İki lider görüşüp müzakereyi yürüten isimleri değiştirip ittifakı kurmayı başardılar.

Cihan Paçacı siyasetin akil isimlerinden biridir. Millet İttifakı’nı bozmaya çalışanlardan biri değil, tam aksine korumaya çalışan bir isimdir.

ERKEN UYARI

O nedenle CHP’ye yönelik uyarılarını Millet İttifakı yıkılsın diye değil, tam aksine Millet İttifakı ileride zarar görmesin diye yapılmış bir çıkış olarak görmek gerekiyor. İleride yaşanabilecek yol kazalarını önceden sezen tecrübeli bir politikacının ittifakının hukukunu koruma adına yaptığı bir ikaz olarak değerlendirmek gerekir.

Cihan Paçacı’nın, gazeteci Muharrem Sarıkaya’ya söylediği, “Kemal Bey son dönem tekil konuşuyor” sözlerini bir erken uyarı olarak görmek gerekiyor.

KILIÇDAROĞLU’NUN AÇIKLAMASI

Paçacı

Yazının Devamını Oku

Anketlerin ışığında ekonomi partisi

Konsensus ve Optimar’ın ağustos ayı anketlerini inceliyorum. Birbirinden farklı sonuçlar var. Ama ortak bir şey ortaya çıkıyor. “Millet seçim değil, geçim derdinde.”

Konsensus’un 22-30 Ağustos tarihleri arasında yaptığı ankette “Erken seçime gidilsin mi?” diye sorulmuş.

Ankete katılanların yüzde 57.4’ü seçimler zamanında yapılsın derken, erken seçim isteyenlerin oranı yüzde 42.6 çıkmış.

Araştırmada, “Erken seçim olur mu?” diye de sorulmuş. Ankete katılanların yüzde 69.8’i olmaz yanıtını vermiş. Erken seçim olur diyenlerin oranı ise yüzde 30.2’ye gerilemiş.

Güncel olması nedeniyle Konsensus’un araştırmasından iki başlığı daha paylaşmak istiyorum. Ardından seçim mi, geçim mi konusuna yani ekonomiye ve hayat pahalılığına geleceğim.

YENİ PARTİ KURULMALI MI?

Araştırmada “Yeni partiye ihtiyaç var mı?” diye sorulmuş. Ankete katılanların yüzde 91.4’ü ihtiyaç yok demiş. Kurulmalı diyenlerin oranı ise yüzde 8.6’da kalmış. Bu neyi gösterir? Kurulan yeni partiler bu ihtiyaca cevap verdi mi? Ya da halkımız yeni bir parti arayışında değil, partisinden memnun mu? Alt başlıkları yok. Ama halkımız yeni parti kurulmasını sorunlarının çözümü için gerekli görmüyor. Ayrıca kurulan yeni partiler hayal kırıklığına yol açtığı için milletimiz o defteri kapatmış olabilir.

AŞI KARŞITLARI

Bu çağda aşı karşıtlığı olur mu, insanlar koronavirüsten yaşamını yitirirken aşı karşıtlığı yapmanın anlamı ne diyebilirsiniz. Ben de o görüşte olanlardan biriyim. Ama aşı karşıtlığı da bir gerçek.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyada Singapur modeli

Bodrum’daki, Köyceğiz’deki, Gündoğmuş’taki, Marmaris’teki yangınlar devam ederken, sosyal medyadan “Arkadaşlar durum vahim, molotof düzeneği bulundu hâlâ ciddiyeti kavrayamayanlar var, iç savaş var şu an cayır cayır yakılıyoruz, yetkililer artık devreye girsin ölümüz mü çıkacak buradan” paylaşımları yapıldı.

Manavgat’ta orman yangınlarıyla boğuşurken, birileri de sosyal medyadan başka bir ateşi yakmanın çabası içindeydi.

“Manavgat’ta şu an yangın falan yok, burada terör var, eli silahlı kişiler var, molotofla ormanları yakıyorlar, ateş açıyorlar bitmek bilmiyorlar, durumun ciddiyetinin farkında olmayanlar var, artık çığırından çıktı her şey, bizim buradan kurtarılmamız lazım, can güvenliğimiz hiç yok” tweet’leri atıldı.

Altındağ’da Emrullah Yalçın’ın Suriyeli biri tarafından bıçaklanarak öldürülmesi üzerine sosyal medyadan örgütlenen bir grup, 6-7 Eylül olaylarının bir provasını gerçekleştirdi.

EN KRİTİK YEDİ YIL

Bu örnekleri uzatmak istemiyorum. Ama sosyal medyadan yürütülen operasyonlar artık ülkelerin milli güvenliğini tehdit eden bir boyuta ulaştı. Gezi olaylarından bu yana Türkiye, son 7 yıldır sosyal medya operasyonlarına maruz kalıyor. Bu 7 yıl içerisinde 2 cumhurbaşkanlığı seçimi, 2 yerel seçim, bir anayasa referandumu, 3 genel seçim yapıldı, bir de 15 Temmuz darbe girişimine maruz kaldık. Siyasi hayatımızın en kritik 7 yılında sosyal medya operasyonları tam gaz devam etti.

Sosyal medya üzerinden Türkiye’ye yönelik 5’inci kol faaliyeti sürdürülüyor. Sosyal medya operasyonlarının arkasında yabancı istihbarat servisleri ve terör örgütleri bulunuyor. Amerika’nın dünyayı nasıl izlediğini ifşa eden ajan Edward Snowden, “Biz istihbaratın ne olduğunu yeniden tanımladık” demişti. Sosyal medya üzerinden ise ülkeler yeniden dizayn edilmek isteniyor. Hem de bu çok kirli yöntemlerle yapılmak suretiyle.

SOSYAL MEDYA ÇALIŞMASI

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Erdoğan ve Bahçeli’nin talimatı ne oldu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim barajının yüzde 7’ye indirileceğini açıkladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de seçim barajının yüzde 7 olarak tescillendiğini duyurdu.

Böylece seçim barajı yüzde 7 mi olsun 5’e mi indirilsin tartışması da son buldu.

Ancak Cumhur İttifakı liderlerinin birbirini destekleyen kararları birçok senaryonun yazılmasına neden oldu. Onlara değineceğim. Ancak sürece ilişkin birkaç tespitimi paylaşmak istiyorum.

AK Parti ve MHP uzun bir süredir Siyasi Partiler ve Seçim Yasası üzerinde ayrı ayrı çalışma yapıyor. AK Parti’de Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı MHP’de ise Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız görevlendirilmiş durumda. Yazıcı ve Yıldız önce partilerinin hukukçularının görüşleri doğrultusunda bir taslak metin oluşturdular. Erdoğan ve Bahçeli’nin talimatları doğrultusunda düzenlemeler yeniden şekillendi. Taslağın olgunlaştığı bir aşamada Hayati Yazıcı ile Feti Yıldız telefonla görüşerek mutabık kaldıkları maddeleri belirleyip, üzerinde çalışılacak hususları not ettiler. Daraltılmış bölge ve ittifak içinde baraj konusu üzerinde çalışılacak noktalardan. Yazıcı ve Yıldız iki liderin talimatlarını aldıktan sonra bu kez ortak komisyon halinde çalışmalara başlayacaklar. Nihai metin liderlerin de onayından sonra kamuoyuna açıklanacak.

SENARYOLAR, SENARYOLAR

Ancak Erdoğan ve Bahçeli, seçim barajının yüzde 7 olması konusunda ittifak ettikleri halde bile bu kadar senaryo yazıldığına göre gerisini siz düşünün. Kimi MHP’yi Cumhur İttifakı’ndan ayırdı, kimi MHP’nin barajın altına düştüğü için seçim barajının yüzde 7’ye çekildiğini savundu, kimi Cumhur İttifakı’nı dağıtıp, Erdoğan’ın yerine cumhurbaşkanı adayları ilan etti.

ERDOĞAN VE  BAHÇELİ’NİN YAKLAŞIMI

Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasası üzerinde yapılan çalışmaları takip etmeye çalışıyorum. Üzerinde çalışılan bir-iki madde var ama aşılmayacak bir sorun gibi görünmüyor. Erdoğan ve Bahçeli yarın açıklanacak deseler, açıklanacak noktaya gelmiş durumda. Bunu nereden çıkarıyorum? Hem başından beri bu süreci takip eden bir gazeteciyim hem de Erdoğan ve Bahçeli’nin yaklaşımları bana bu kanaati veriyor. Yıllarca koalisyon görüşmelerini, ittifaklar içinde krizleri izlemiş bir gazeteciyim. Liderlerin yaklaşımlarının önemli olduğunu biliyorum. Liderler kriz isterse kriz çıkar, çözüm isterse çözüme ulaşılır. Erdoğan ve Bahçeli çözüm odaklı hareket ediyorlar. Bir de kurmaylarına verdikleri çok önemli bir talimat var.

Onu bildiğim için seçim barajı üzerinden Cumhur İttifakı içinde bir kriz aranmasının siyasi gerçeklerle örtüşen bir tarafını görmüyorum. İttifak içinde sorunlar yaşanabilir, irili ufaklı krizler çıkabilir. Hatta bir ara köprüler atılmıştı. Ama öyle bir kriz yok. Sorunlu bir süreç yaşanıyor olsa onu yazarım. Ama yaşanmıyorsa ille de kriz var diye tutturulmasının anlamı yok.

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, Akşener ve İmamoğlu’ndan karşılıklı hamleler

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Millet İttifakı birden çok aday çıkarabilir” sözleri muhalefet cephesini karıştırdı.

Muhalefet, İstanbul ve Ankara seçimlerini işbirliği yaparak kazanmayı başarmıştı. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş, 25 yıl sonra İstanbul ve Ankara’yı AK Parti’den almıştı. Bu başarı muhalefette 2023 seçimlerine de ortak adayla gidersek başarılı oluruz umudunu doğurdu. İstanbul modeli muhalif seçmende motivasyona neden oldu.

Millet İttifakı liderleri Kılıçdaroğlu ve Akşener de 2023 seçimlerine giderken, ortak cumhurbaşkanı adayı çıkarılması konusunda güçlü mesajlar vermişlerdi. Ben iki liderin önceliğinin hâlâ ortak adaydan yana olduğunu düşünüyorum.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kazanabilmek için ortak aday çıkarılmasının ne denli önemli olduğu vurgusunu yapması beklenirken, 2023 seçimlerinde muhalefetin birden fazla cumhurbaşkanı adayı olabileceğini söylemesi hesapları karıştırdı.

Peki Kılıçdaroğlu, birden çok adayın muhalif seçmende moral bozukluğuna yol açacağını düşünemedi mi? Kılıçdaroğlu bunu ölçecek kadar siyasi tecrübeye sahip bir lider. Ama aynı zamanda usta bir oyuncu.

KILIÇDAROĞLU’NUN HAMLESİ

1) Kılıçdaroğlu, ortak adaya odaklanmakla birlikte, birden fazla aday kartıyla elini güçlü tutmak istedi.

2) CHP Lideri’nin bu önerisinin zamanlaması önemliydi. Millet İttifakı lideri Meral Akşener’in, Ekrem İmamoğlu’nu İkinci Fatih’e benzettiği konuşmasından sonra yaptı.

3) Ortak cumhurbaşkanı adayını

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu’ndan İmamoğlu’na karşı yeni hamleler

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili olarak FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında çok önemli açıklamalar yaptı.

Hap gibi konuştu. Satır araları dahil, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını çok iyi analiz etmek gerekiyor. En çok da Ekrem İmamoğlu’nun kurmaylarını toplayıp, bu mesajları iyi değerlendirmesi gerekiyor.

1- Kılıçdaroğlu, “Bizim adayımızı Millet İttifakı belirleyecek” dedi. Burada daha önceki beyanlarına aykırı bir durum yok.

Ama tabii ortak aday olursa. Bu şerhi neden düştüğümü az sonra anlayacaksınız.

2- “Millet İttifakı liderleri olarak önce ilkelerimizi konuşacağız” dedi.

ÖNCE DEKLARASYON YAYINLANACAK

Burada İmamoğlu’nu sınırlamaya dönük bir manevra var. Çünkü Millet İttifakı güçlü parlamenter sisteme dönüşü savunuyor. Cumhurbaşkanı adayı belirlenirken, kamuoyuna bir deklarasyon yayınlanacak. Ama önce bu deklarasyonu aday olacak kişinin kabul etmesi gerekiyor.

Sistem değiştirilerek 2 yıl içinde parlamenter sisteme geçileceği, seçilen cumhurbaşkanının yetkilerini başbakana devredeceği, icra yetkisinin hükümette ve başbakanda olacağı, cumhurbaşkanının ise sembolik yetkileri olacağı taahhüt edilecek.

3-

Yazının Devamını Oku

Akşener’den İmamoğlu’na güçlü destek

Bir süredir muhalefetin cumhurbaşkanı adaylığı konusunda Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu arasında alttan alta yaşanan büyük çekişmeyi aktarmaya çalışıyorum.

Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde “‘Altın Hisse’nin Meral Akşener’in elinde” olduğuna dikkat çekiyorum. Meral Akşener cumhurbaşkanı adayı olmasa da Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayını belirlemek istiyor. 24 Haziran 2018 seçimlerinde Akşener, Abdullah Gül’ün ortak aday olmasını engellemişti. Çünkü kendisi cumhurbaşkanı adayıydı. Bu kez aday olmayacağı yönünde sinyaller veriyor. “Türkiye’nin önünü tıkayacak bir şahıs olmayacağım” diyor. Ancak henüz Millet İttifakı’nın ortak adayla mı seçime gireceği yoksa ilk turda her partinin kendi adayını mı çıkaracağı belli değil. O nedenle Akşener, muhalefetin cumhurbaşkanı adayını belirleme konusunda Kılıçdaroğlu’yla birlikte en güçlü iki söz sahibinden biri.

Bir de Akşener’in kimi desteklediği önemli olduğu kadar kimi istemeyeceği de önemli olacak. Abdullah Gül örneğinde olduğu gibi.

AKŞENER’İN KILIÇDAROĞLU’YLA İLGİLİ SÖZLERİ

Akşener, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı sorulduğunda, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı elbette Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkıdır ve saygı duyulması gereken bir durumdur. Ben dolayısıyla CHP Genel Başkanı’nın cumhurbaşkanı adaylı??na dair tutumunun olmas?na dair sayg? g?steririm?ğına dair tutumunun olmasına dair saygı gösteririm” demişti.

Akşener’in bu sözleri, Kılıçdaroğlu’na yeşil ışık yaktığı şeklinde yorumlanmış ve CHP Genel Merkezi’nde heyecanla karşılanmıştı.

Akşener’in, Kılıçdaroğlu’yla ilgili değerlendirmesinin bir nezaket cümlesi mi olduğu yoksa Akşener’in tavrını mı yansıttığı konusu net değil.

AKŞENER’DEN İMAMOĞLU’NA GÜÇLÜ DESTEK

Ama 30 Ağustos tarihi itibarıyla bir kırılma yaşandı.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya düzenlemesinin püf noktası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sosyal medya düzenlemesinde ne kadar kararlı olduğu biliniyor. Sosyal medyayı“yalan terörü” olarak tanımlıyor. En son ciğerlerimizi yakan orman yangınları sırasında gördük. Ormanlarımız yanarken sosyal medya hesaplarında içsavaş çağrıları yapıldı. İnsanların mahremlerine girilip şeref ve haysiyetlerine saldırılar yapılıyor. Ve insanlarımız kendilerini sosyal medya linçleri karşısında sahipsiz hissediyor. Erdoğan en son yurtdışı gezisinin dönüşünde, “Bedelini ödeyecekler” dedi.

Sosyal medya PKK’lıların, FETÖ’cülerin, mafyanın, ülkemize karşı beşinci kol faaliyeti yürüten yabancı istihbarat servislerinin cirit attığı bir alana dönüştü.

Sosyal medya artık bizim için bir “milli güvenlik” sorununa dönüştü. Mutlaka bir düzenleme yapılması gerekiyor. Ama burada hassas birkaç nokta var. Bu düzenlemenin özgürlükleri kısıtlayan bir düzenleme olmaması gerekiyor.

Erdoğan, “Meclis açılınca çıkaracağız” dedi. AK Parti bir sosyal medya düzenlemesi üzerinde çalışıyor. Edindiğim bilgilere göre bir taslak ortaya çıkmış. Daha çok Almanların yaptığı düzenleme esas alınıyor.

ÖNEMLİ TOPLANTI

Sosyal medya düzenlemesinin ana omurgası ortaya çıktı. Yarın bu konuda önemli bir toplantı yapılacak. İçişleri, Adalet ve Ulaştırma Bakanlıkları ile İletişim Başkanı Fahrettin Altun, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Tunç ve Meclis Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı Hüseyin Yayman’ın katılımıyla bir toplantı yapılacak.

İKİ NOKTA

Düzenlemenin iki püf noktası var.

1-

Yazının Devamını Oku

ABD’nin Taliban’la gizli anlaşması

ABD, Afganistan’dan çekilmeden önce Doha’da Taliban’la uzun süre devam eden müzakereler yürütmüştü. Sonra ABD’nin tüm dünyayı şaşkınlığa uğratan hızlı terk ediş süreci başladı. 20 yıl önce Taliban’ı bitirmek üzere Afganistan’a giren ABD’nin Afganistan’ı altın tepsi içinde Taliban’a teslim etmesi tam anlaşılamadı. Dikkatli gözlemciler, “ABD ile Taliban arasındaki anlaşmanın gizli maddesine” dikkat çekti. Ama bu noktanın üzerinde hak ettiği şekilde durulmadığını düşünüyorum.

ABD’nin gizli planları konusunda birkaç tarihi anekdot aktarmak istiyorum.

ABD YALANLARI

ABD, 11 Eylül’den sonra Kitle İmha Silahları bulunduğu gerekçesiyle Irak’ı işgal etti. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel, yıllar sonra Irak’ta kitle imha silahı bulunmadığını itiraf etmişti. Ama bir yalan üzerinden Irak’ı işgal ettiler. Saddam’ın Kuveyt’i işgali de yine bir ABD yalanı üzerine başlamıştı. ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April Glaspie, Kuveyt’e saldırmadan önce görüştüğü Saddam’ı, “Araplar arası işlerde taraf olmayız” sözleriyle cesaretlendirmişti.

ABD’NİN GİZLİ PLANI

ABD’nin, Irak’ı işgali öncesine tekrar dönerek Barzani ile Saddam arasında geçen bir diyaloğu aktarmak istiyorum. Saddam Hüseyin tarihi düşmanlıkları olduğu Barzani ve Talabani’yi Bağdat’a davet ederek görüşmüştü. Görüşme sırasında Barzani, “Sizinle ilişkilerimiz hiç iyi olmadı. Zaman zaman savaştık. Ama netice itibariyle biz de Iraklıyız. Irak’ın işgal edilmesini istemeyiz. Amerikalılar bizimle planlarını paylaştılar. Irak’ı işgal edecekler. İşgalde kararlılar. İşgali önlemek için kitle imha silahlarının üretildiği tesisleri denetime açıp bunu engelleyebilirsiniz” diyor.

Saddam Hüseyin, “Benim gururum ne olacak?” diye karşılık veriyor. Gururun ne olduğunu gördük. ABD önce kullandı sonra idam etti. Ama bedeli Irak halkı ve biz ödüyoruz.

PUTİN O GÜN NE DEMİŞTİ

G-20 Zirvesi nedeniyle Antalya’ya gelen Rusya Devlet Başkanı Putin’le, Erdoğan’ın 15 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirdiği görüşmede ilginç bir an yaşanıyor. ABD ile birlikte yapılması planlanan Cerablus Operasyonu öncesinde harita üzerinde Putin’e bilgi veriliyor. Putin, “Amerikalılar orayı Kürtlere vermeyi planlıyor” diyor.

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu arasındaki cumhurbaşkanlığı savaşı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı konusunda kararlı olduğunu biliyordum. O yüzden İmamoğlu bitti demeden bu iş bitmez, İmamoğlu kolay pes edecek biri değil diye yazdım. Hâlâ da aynı noktadayım. Ama İmamoğlu’nun bu denli gözünü kararttığının farkında değildim.

Son 25 yılda CHP’nin tek başarısı var. O da İstanbul seçimleri. Ankara, Mersin, Antalya ve Adana’nın kazanılmasını da küçümsemiyorum ama İstanbul’un sembolik önemi büyük.

Ekrem İmamoğlu, CHP’nin tek başarısına imza atan biri olarak cumhurbaşkanı adaylığının en doğal hakkı olduğunu düşünüyor. İmamoğlu, tekrarlanan İstanbul seçimlerini kazandığı 23 Haziran gecesinden itibaren kendini doğal cumhurbaşkanı adayı olarak görüyor. Kılıçdaroğlu’nun önünü kesme hamlelerine karşın geri adım atmayı aklından geçirmiyor.

KILIÇDAROĞLU’NUN MANEVRASI

2023 seçimlerine 2 yıl olmasına rağmen Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığı işini bir mimar titizliğinde dizayn etmeye çalışıyor. Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı adaylığının önünü kesmek için bir dizi hamle yaptı.

1) Kılıçdaroğlu kendi adaylığını ortaya attı. “Cumhurbaşkanlığı onurlu bir görevdir. Elbette teklif gelirse kabul edilir. İttifak olacaksın derse oluruz” dedi.

2) Cumhurbaşkanı adayı profili ortaya koydu.

“Millet İttifakı’nın adayı, nefsini terbiye etmiş biri olmak zorunda. Başkanlığın verdiği muazzam yetkilerle yozlaşmayacak, gücünü hızlıca Meclis’e ve Başbakan’a teslim edecek bilgelikte biri olmalı. Ülkeyi cumhurbaşkanı değil, başbakan yönetecek. Bu tarihi adıma ancak nefsine hâkim olabilen ve kendinden önce ülkesini düşünen bir cumhurbaşkanı vesile olabilir” diye konuştu.

İMAMOĞLU’NU HEDEF ALDI

Yazının Devamını Oku

İmamoğlu, rotayı CHP Genel Başkanlığı’na mı çevirdi

2023 seçimlerinde cumhurbaşkanı adaylığı konusunun muhalefet açısından yakıcı bir soruna dönüşeceği görülüyor.

Cumhur İttifakı’nın adayı belli. Hem Bahçeli hem Erdoğan deklare etti. Terazi şaşar ancak Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığı konusunda en ufak bir şaşma olmaz. O nedenle Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığı için başka birini düşündüğü, yok son anda parlamenter sisteme dönüp, yerine başkasını aday göstereceği yönündeki yorumların bir karşılığı yok. En azından Erdoğan’ın nezdinde.

Cumhurbaşkanı adaylığında asıl sancı muhalefet cephesinde yaşanacak. Çünkü yerel seçimlerin kazanılmasıyla birlikte muhalefette umutlar arttı, rekabet kızıştı. O nedenle cumhurbaşkanı adaylığına soyunan çok ama şimdilik isim yok.

KILIÇDAROĞLU’NUN HAMLESİ

Cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili süreçte Kılıçdaroğlu çok kritik iki hamle yaptı.

1) Cumhurbaşkanı adayı olduğu mesajını verdi.

“Cumhurbaşkanlığı onurlu bir görevdir. Elbette teklif gelirse kabul edilir. İttifak olacaksın derse oluruz” dedi.

2) Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş isimlerinin çok öne çıktığı bir dönemde belediye başkanlarının adaylığına sıcak bakmadığını söyledi.

“Bence ikinci dönem de devam etmeliler”

Yazının Devamını Oku

CHP’de cumhurbaşkanlığı rekabeti büyüyor

CHP’de Bülent Kuşoğlu’ndan sonra Oğuz Kaan Salıcı da, “Cumhurbaşkanı olacak kişi, ittifakın lideri Kemal Kılıçdaroğlu” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ise Oğuz Kaan Salıcı’nın kapalı bir toplantıda söylediği sözlerin kamuoyuna yapılmış bir açıklama gibi değerlendirilmesinin doğru olmadığını söyledi. Cumhurbaşkanı adayının ittifak bileşenleri ile birlikte kararlaştırılacağının altını çizdi. Kılıçdaroğlu da ittifakı işaret ediyor ama aynı zamanda ittifakın ortak adayı olmaktan onur duyacağını söylüyor. Ama aynı zamanda ittifak beni aday göstersin diye çalışma yapıyor.

Akşener’in, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı elbette Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkıdır ve saygı duyulması gereken bir durumdur” açıklaması Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığını savunanları heyecanlandırmıştı. O nedenle Özgür Özel, “olmayacağı” göstermek suretiyle Akşener’in gerisine düştü.

Bu durum CHP içinde cumhurbaşkanı adaylığı konusunda yaşanan ayrışmayı da ortaya koyuyor.

CHP içinde güçlü bir ekip Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için çaba gösteriyor.

Son anda ibrenin Ekrem İmamoğlu’na kayabileceğini düşünen bir grup ise “Kazanacak adayı gösterelim” diye lobi yapıyor. Kılıçdaroğlu da olmaz İmamoğlu da olmaz diyenler ise Mansur Yavaş ismini ileriye sürmeye hazırlanıyor.

Bir de sağlamcılar var. Onlar ibre kime dönerse onun yanında yer alacaklar.

İMAMOĞLU’NUN ATAKLARI

Ben

Yazının Devamını Oku

İngiliz yalanı çöktü, Kılıçdaroğlu ve Akşener ne diyecek?

Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış. İngiliz basınının Afganlı mülteciler için Türkiye’de ve Pakistan’da toplama merkezleri kurulacağı haberinin yalan olduğu 24 saat içinde ortaya çıktı.

Haberi yapan BBC Türkçe özür dileyip haberini çekti. Peki yalan haber üzerine açıklama yapan muhalefet liderleri Kılıçdaroğlu ve Akşener ne yapacak? Onlar da özür dileyip, iddialarını geri alacaklar mı?

TÜRKİYE MÜLTECİ DEPOSU DEĞİL

Cumhurbaşkanı Erdoğan sanki, “Türkiye yol geçen hanı değildir” dememiş, sanki “Türkiye Avrupa’nın mülteci ambarı değildir” çıkışını yapmamış gibi İngiltere’nin önemli gazeteleri Guardian, Mail on Sunday ve BBC Türkçe, Türkiye ve Pakistan’ın mülteci merkezi olarak görüldüğünü yazdı. Ortalığı karıştıran iddia İngiltere Savunma Bakanı Wallace’ın, Mail on Sunday için Afganistan’la ilgili olarak yazdığı makaleyle ilgili haberlerinde yer aldı.

İNGİLİZ OYUNU

İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un da dikkat çektiği gibi Wallace’ın makalesinde “Türkiye” ibaresi yer almıyor. Wallace’ın yazısının tamamının Türkçe çevirisini de istedim. “İngiltere’ye getirmekle yükümlü olduğumuz Afganlılar için Afganistan dışındaki bölgede bir dizi merkez kuracağız” diyor. Türkiye konusunda bir ima bile yok. Ama İngiliz basınında yer alan haberde, “İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerde merkezler kurmayı düşünüyor” deniliyor. BBC Türkçe de bunu bakana atfen haber yapınca, bizim muhalefet mal bulmuş mağribi gibi üzerine atladı. Oysa Wallace’ın makalesinin metnine dikkat etseler, yalan haber üzerinden ülkelerini töhmet altında bırakmazlardı.

KILIÇDAROĞLU VE AKŞENER’İN TEPKİSİ

Makale yayınlanır yayınlanmaz Kılıçdaroğlu ve Akşener, “Erdoğan söz verdi Türkiye ve Pakistan’da mülteci merkezi kurulacak” diye harekete geçtiler. Biliyorsunuz daha önce de “Afgan mülteciler için Erdoğan, Biden’la anlaştı” demişlerdi. Türkiye açıklama yapmış, inanmamış, ta ki ABD’den yalanlama gelince ikna olmuşlardı.

Dışişleri Bakanlığı,

Yazının Devamını Oku

Afganistan’da Taliban yönetimi kuruluyor mu?

ABD; Afganistan’ı Taliban’a altın tepsi içinde teslim etti. Taliban, Afganistan’ı ele geçirdi.

Ama henüz Afganistan’da bir yönetim kurulamadı. ABD Başkanı Biden, “Afganistan’da kaos kaçınılmazdı” sözüyle yeni dönemin kodlarını verdi. Tam da Trump’ın “Ortadoğu’yu mahvettik” dediği gibi, ABD nereye girdiyse orayı mahvedip çıktı.

KAOS SÜRÜYOR

Afganistan’da yeni yönetim kurulamadığı sürece kaos derinleşiyor. Ülkede kritik eşik henüz aşılmış değil. Afganistan tam bir bıçak sırtında. Ya hükümet kurulması sağlanacak ya da ülke on yıllarca sürecek yeni bir iç savaşın içine sürüklenecek.

TALİBAN’DAN GELEN SİNYALLER

Taliban geçmişte de Afganistan’ı yönetmişti. Ancak akıllarda kadınlara ve muhaliflere yönelik zulümler nedeniyle karanlık bir tablo bırakmıştı. 20 yıl aradan sonra dünya Taliban’ı izliyor, Taliban da ilk kez dünyayı izliyor. Ama henüz yeni bir Taliban’la mı karşı karşıyayız sorusuna cevap verecek noktada değiliz.

1- Taliban geçmişten farklı olarak geçiş sürecinin şekillendirilmesi için Abdullah Abdullah, Hamit Karzai ve Hikmetyar’dan oluşan bir ekibin devreye girmesini kabul etti.

2- Taliban geçmişte olduğu gibi dünyaya meydan okumak yerine ılımlı yüzünü öne çıkarmayı tercih etti.

3-

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanlığı seçimi ne olur

Gündemde ABD’nin Afganistan’ı altın tepsi içinde Taliban’a teslim etmesi ve Kastamonu, Sinop, Bartın ve Karabük’teki sel felaketinin yaralarını sarma çalışmaları var. Ama siyaset de olanca sıcaklığı ile devam ediyor.

Siyasetteki iniş çıkışları takip edebilmek adına sistematik olarak güvenilir kamuoyu araştırmalarını takip ediyorum. Dün Konsensus Araştırma’nın temmuz ayı anketinden siyasi gündeme ilişkin verileri paylaşmıştım. Bugün de Hilmi Daşdemir’in başkanı olduğu ve ilk kez yayınlanacak olan Optimar’ın ağustos ayı anketinin sonuçlarını aktarmak istiyorum.

EKONOMİ BİRİNCİ SIRADA

Ekonomi en önemli sorun olmaya devam ediyor. Türkiye’nin en önemli sorunu nedir sorusuna, yüzde 40.9’la ekonomi yanıtı verilmiş. Onu 12.8’le koronavirüs takip ediyor. Üçüncü sırada ise 12.5’le işsizlik geliyor. Ekonomi ile işsizliği topladığımızda öncelikli gündem maddemizi ise 53.4 oranında ekonomi ve işsizlik oluşturuyor. Temmuz ayı anketinde ise ekonomi diyenlerin oranı yüzde 38.5 çıkarken, yüzde 12.6 çıkan işsizlikte toplandığında bu oran 51.1’e ulaşıyordu. Bu oran ağustos ayında yüzde 2.3 oranında yükselmiş.

O nedenle 2023 seçimlerine giderken iktidara ille de ekonomi, ille de ekonomi, ille de ekonomi diye sesleniyorum.

HANGİ PARTİ ÇÖZER

Biraz sonra paylaşacağım veriler, neden iktidara ısrarla ekonomi diye seslendiğimin daha iyi anlaşılmasına neden olacak.

Çünkü Optimar’ın bu sorunu hangi parti çözer sorusuna ankete katılanlar yüzde 31.8 oranında AK Parti çözer yanıtını veriyor. CHP diyenlerin oranı yüzde 20.5 çıkıyor. İYİ Parti ise yüzde 4.7’yle üçüncü sırada. Onu yüzde 4.5’le HDP ve yüzde 3’le MHP takip ediyor.

Temmuz ayı anketinde AK Parti diyenlerin oranı yüzde 36.7’yken CHP diyenler yüzde 23.3 seviyesindeydi.

Yazının Devamını Oku