"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

O baba konuştu

DEPREM yıktı geçti. Depremde kaybettiğimiz her canın ayrı bir hikâyesi var. Hepsi ayrı bir acı, hepsi ayrı bir dram.

Ateş düştüğü yeri yakıyor ama hem de nasıl.

Zaman geçtikçe acılar azalmıyor, tam aksine ağırlaşıyor, ağırlaşıyor ve kimi zaman hıçkırıklara dönüyor.

Bir babayla konuştum. Kendisi enkazın altından sağ çıkmıştı. Ama eşi ve oğlunu kaybetmişti. “Enkazın altında Salihimin ‘Baba kurtar, baba kurtar’ diyen sesi kulaklarımdan gitmiyor” dedikten sonra önce boğazı düğümlendi, sonra başladı ağlamaya.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cenaze namazını kılıp tabutunu taşıdığı, gözyaşlarını tutamadığı Muhammet Salih Civelek’in babası Hüseyin Civelek’le konuştum.

Hüseyin Civelek de enkaz altından yaralı olarak çıkarılmış. Ancak eşi Ayşegül ile oğlu Muhammed Salih’i kurtaramamış. Erdoğan’ın cenaze namazını kılıp acısını paylaşması onu daha da mahzun etmiş. Nedenini sordum. Anlattı.

SALİH, ‘BEN DE CUMHURBAŞKANI OLACAĞIM’ DİYORMUŞ

“Cumhurbaşkanımızı ailece çok seviyorduk. Ama özellikle Salih çok seviyordu. Sevdiği Cumhurbaşkanı onun cenazesine geldi. Salih Cumhurbaşkanı’nı canlı olarak görmeyi çok istiyordu. ‘Baba ben de cumhurbaşkanı olmak istiyorum’ diyordu. Ayrı bir sevgisi vardı. Ama canlı görmesi nasip olmadı. Cenazesine geldi. Cumhurbaşkanı’nın ağlaması ise beni çok mahzun etti”

Hüseyin Civelek bunu anlatırken zorlandı. Ama deprem sırasında ve enkazın altında yaşadıklarını anlatırken dayanmak zordu. “Sarsıntı başlayınca eşimle çocukları kapıp dışarıya fırladık ama kolonlar üstümüze yıkıldı. Önce eşimin üstüne yıkıldı. Eşim düştü, sonra benim üstüme yıkıldı. Kıpırdayamadım. Salih, ‘Kurtar baba, kurtar baba’ diyordu. Hareket edemiyordum. Kolonların arasında sıkışmıştım. Sıkıştığım yerden çıkıp yavrumu kurtaramadım. Ömür boyu onun sesi kulaklarımdan gitmeyecek. Hanımın hemen dibindeydim. Önce hanım vefat etti. Onun sesi gitti. Sonra Salih’in sesi kesildi. Salihim vefat etti. Diğer oğlum Zekeriya, ‘Baba ölme, baba ölme’ diyordu. İkimiz kurtulduk ama oğlumla eşimi kurtaramadım.”

Hüseyin Civelek’in sesi kesildi, onun yerini hıçkırıklar aldı. Daha fazla konuşamadık.

KARDEŞİNE DÜN HABER VERİLDİ

Hüseyin Civelek’le birlikte enkazın altından sağ çıkarılan Zekeriya Civelek’e annesi ve kardeşinin kurtarılamadığı haberi dün tedavi gördüğü hastanede, aile büyükleri ve babası tarafından verildi. Acı tazelendi. Baba ikinci kez yıkıldı. Deprem sırasında anne ve babası çocuklarını kurtarmak için üzerlerine kapanmışlar. Anne ve oğlu Salih kurtulamadı. Baba Hüseyin Civelek, oğlunu korumak için üstüne kapaklanınca Zekeriya’nın sesi alttan gelmiş.

O AN

Cumhurbaşkanı Erdoğan cenaze namazını annenin tabutunun başında kılmış. Namazdan sonra aile yakınları Erdoğan’a “Tabutu alalım efendim. Cenazeyi Harput’a götüreceğiz. Orada defnedeceğiz” demişler. Cumhurbaşkanı, “Tamam ama ben çocuğun cenazesini taşımak istiyorum” demiş. Ondan sonra da tabutu omuzlayıp bir süre taşımış.

ARAMA-KURTARMA EKİPLERİNDEN UTAN

MİLLETİN deprem acısıyla sarsıldığı ancak bize millet olduğumuzu, hem de asil bir millet olduğumuzu hatırlatan örneklerin yaşandığı bir sırada ortaya çıkıp hayatı milletimize zehir etmeye çalışan tiplerden söz etmiştim ya... Onların bir familya olduğunu belirtip “Bernagiller” demiştim ya, onlardan biri de Serdar Akinan isimli gazeteci oldu.

45 kişinin enkaz altından sağ olarak kurtarıldığı, günlerce yorgun ve uykusuz bir şekilde çalışan arama-kurtarma ekiplerinin canlarını yok sayarak enkazın altına girdiği bir dönemde ne yazdı? Cumhurbaşkanı Erdoğan deprem bölgesini ziyaret etmişti ya, meğer ne olmuş? Oradaki onlarca gazeteci görmemiş ama birisi Serdar Akinan’a anlatmış. O da “Anlayacağınız AFAD yetkilisi enkaz altındaki kadını 1 saat bekletiyor. Erdoğan oraya vardığında ‘Çıkarın’ talimatı veriyor ve kadın Erdoğan’ın yanına getiriliyor” diyor.

Akinan’a yanıt, AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu’ndan geldi. “Diğer enkaz alanındayken haber geldi, bir kişiye daha ulaştığımıza dair, o yüzden o tarafa geçip beklemeye başladık. Bu arada kişinin olduğu alanın temizliği yapıldı. UMKE ekipleri hastaya damar yolu açtı. Sedye geldi, sedyeye sabitlendi. Bizzat ben de enkaza çıkıp bunlara şahitlik ettim. Sonra da yaralı oradan tahliye edildi.”

AFAD Başkanı o sırada neler yaşandığını anlattı. Ama asıl cümlesi arkadan geldi, “O haldeki bir yaralıyı bekletmeyi hiçbir arama-kurtarmacı başına silah dayansa bile yapmaz ama bu eleştiriyi vicdansızlar yapar” dedi. 

Allah’tan korkmuyorsun, bari canını dişine takarak çalışan arama-kurtarma ekiplerinden utan.

ELAZIĞ’IN VELİ GÖÇER’İ

KLASİK bir cümle ama “Deprem değil, bina öldürür” artık Türkiye gerçeği. Her depremden sonra bir Veli Göçer’in ortaya çıkması ise sanki kaderimiz. Elazığ’daki depremde en çok can kaybının olduğu Sürsürü Mahallesi’nde 14 kişiye mezar olan apartmandan kurtulan bir kadın, “Deprem olmasa da yıkılacaktı zaten” dedi. Öğrendim ki Sürsürü’de en çok can kaybının olduğu yerdeki binaları aynı müteahhit yapmış. Yani o da oranın Veli Göçer’iymiş. Hesabını vermesi lazım.

SIRA KABİNENİN ATOM KARINCASINDA

ELAZIĞ’da artık arama kurtarma faaliyetleri bitti. Sıra depremin yıktığı yerlerin yeniden yapılmasında. Görev Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a düşüyor. Kabinenin atom karıncası olan Murat Kurum, zaten depremden bu yana bir an olsun bölgeden ayrılmadı. Elazığ ve Malatya’yı en kısa sürede inşa edeceğinden de kuşkumuz yoktur.

X