Kılıçdaroğlu, Atatürk tartışmasından rahatsız

İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun Taksim toplantılarında Mustafa Kemal demesi CHP’de Atatürk krizinin patlak vermesine yol açtı.

Partideki fay hatları harekete geçti. Kimi Canan Kaftancıoğlu ile kurultaydan gelen hesabını görmek için Atatürkçülük tartışmasını kendini açısından avantajlı bir zemin olarak gördü, kimi Atatürkçülük üzerinden güç kazanmaya çalıştı.

CHP’de bir dönem Meclis’te bir milletvekilinin odasındaki Atatürk’ün resminin indirilip çöp kutusuna atılması tartışması yaşanmıştı. CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı’nın suçlandığı, Ankara milletvekili Necati Yılmaz’ın haksızlığa uğradığı, Aylin Nazlıaka’nın partiden ihraç edilip daha sonra geri döndüğü olaydan söz ediyorum.

Zaman zaman, Atatürk’ün CHP’den çektiği ne diye düşünmeden edemiyorum. Hem Atatürk’ün siyasi mirasını yiyorlar hem de parti içi iktidar kavgalarını
Atatürk’ün üzerinden yapıyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun Atatürk tartışmasından çok rahatsız olduğu söyleniyor. Tartışmanın uzatılmaması için uyarıda bulunmuş. Ahmet Davutoğlu’nu ziyaretten sonra bu konu sorulduğunda belirli bir medya grubunun bunu öne çıkarmasının anlaşılır olmadığını söyledi. Ama Kemal Bey, size yakın bir gazete yazdı bunu. Ayrıca gazetecilik yaptılar, haberi verdi. CHP’lilere Atatürk üzerinden birbirinizi suçlayın demedi ki...

CHP bir süredir tekrar eski iç tartışmalarına dönmeye başladı. Burada görev Kılıçdaroğlu’na düşüyor. Kılıçdaroğlu, Atatürk tartışmasını kesmeleri için Özgür Özel üzerinden milletvekillerini uyardı ama bu yeterli olmadı. Kemal Bey masaya yumruğunu vurup bu tartışmaların önünü kesmezse, CHP krizlerin partisi  formatına geri dönecek. Çünkü gruplar birbirini yemek için aportta bekliyor. Benden uyarması...

CHP YENİDEN KRİZLERİN PARTİSİ Mİ OLUYOR?

CHP’
de bir krizi yazmadan diğeri patlak vermeye başladı. CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke’nin özel sektörü tehdit eden sözlerinin mürekkebi kurumadan Atatürk tartışması yaşandı. Oysa Böke’nin açıklamalarının tartışılması ve CHP’nin tavrının netleştirilmesi gerekiyordu.

Halk TV’deki programda Fatih Ertürk, Kılıçdaroğlu’nun, “Hazine garantili bu tür işlerin hepsini kamulaştıracağız” sözünü hatırlattıktan sonra, “Bunu nasıl yapacaksınız?” diye soruyor. Selin Sayek Böke, “Ne müzakeresi yapacağız? Müzakere falan yok. Buraya yazacağız, ‘Bunlar artık kamunundur’ diyeceğiz. Devam edeceğiz” diye karşılık veriyor.

İttifaklar sayesinde yerel seçimlerde önemli bir başarı sağlayan CHP henüz iktidar olmadan özel sektöre parmak sallamaya başladı. Peki böyle bir CHP’nin iktidarında özel sektör kendini nasıl güvende hissedecek? 70’li yıllarda Deniz Baykal’ın Enerji Bakanı olduğu dönemde, “ATAŞ rafinerisini devletleştireceğiz” çıkışı vardı. Özel sektörü ürkütmüştü. Artık Türkiye 70’lerin Türkiye’si değil ama belli ki CHP’de bazı kafalar hâlâ 70’lerde kalmış.

Selin Sayek Böke’nin özel sektörü tehdidi üzerinden CHP’nin bu yöndeki politikasının netleştirilmesi gerekiyordu. CHP bir şekilde yönetime geldiği takdirde özel sektör kendini güvende hissedecek mi? Yoksa kapısına devletleştirilmiş levhası asılıp geçilecek mi?

7 Haziran seçimleri öncesinde de CHP’li Gürsel Tekin, medyayı tehdit etmişti, “8 ve 9 Haziran’da ilk işimiz bu kirli gazetelere el koymak olacaktır” demişti.

Gürsel Tekin’in o sözleri bana hep, 27 Mayıs’çılardan Muzaffer Özdağ’ın, “Bâbıâli’den de geçeceğiz” tehdidini hatırlatır. Bu kafa faşist bir kafa.

Demek ki devir değişse de zihniyet değişmiyor. Benim asıl üzerinde durduğum nokta ise CHP’nin özel sektör yatırımlarıyla ilgili yaklaşımının ne olduğu. Bunun netleştirilmesi gerekiyor. CHP iktidarında özel sektörün kapısına devletleştirilmiş levhası asılacak mı, asılmayacak mı?

KILIÇDAROĞLU VE AKŞENER’İN ZİYARETLERİ

Ali
Babacan ve Ahmet Davutoğlu, AK Parti’den ayrılıp kendi partilerini kurunca muhalefetin ilgi odağı oldular. Davutoğlu ile Babacan’ı ilk olarak Meral Akşener ziyaret etti. Akşener’in Davutoğlu’nu ziyareti daha sıcak bir ortamda gerçekleşmiş ama Babacan’ı ziyarete Abdullah Gül’ün gölgesi düşmüş. Akşener, Gül’ün ortak Cumhurbaşkanı adayı olmasına karşı çıkmıştı.

Dün de CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Ahmet Davutoğlu ile görüştü. Kılıçdaroğlu, koronavirüsü yenen Ali Babacan’ı karantina süresini atlatınca ziyaret edecek. Akşener ve Kılıçdaroğlu’nun ziyaretlerinin perde arkasına baktım, önce heyetler halinde görüşmüşler sonra iki lider baş başa konuşmuş. Açıklandığı gibi ittifak konusu ele alınmamış. Demokrasi eksenli bir sohbet olmuş. Demokrasi bağlamında birleşilmiş. Herkesin fikrini rahatça söylemesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma ilişkin siyasetçilerin görüş alışverişinde bulunması gerektiği üzerinde durulmuş. Ülke gerçekleri üzerinde istişarelerde bulunma konusunda mutabık kalmışlar. İşin nezaketi gereği geçmişte karşılıklı olarak sarf edilen sözler gündeme gelmemiş. Ayrıca gelmez de. Bu ziyaretler, seçimlere kadar ilişkileri sıcak tutmaya yönelik çabalar olarak görülüyor. “İrtibatta olalım” durumu. Asıl sonuçlar seçim sürecine girince alınacak.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Muhalefetin 2023 modeli

Bazı yazılar erken yazılardır. Bu da onlardan birisi.

Ancak bu, ulaştığım bazı kulis bilgilerini yazmama engel değil. Çünkü 2023 seçimlerine giden yolun yapı taşları şimdiden döşeniyor.

AK Parti ne kadar farkında orasını bilmiyorum ama AK Parti karşıtı cephede çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Buna aslında Erdoğan karşıtı cephe demek daha doğru olur.

Muhalefet, 2023 seçimlerini “Erdoğan gitsin” seçimleri olarak ilan etmiş durumda. Hedef öncelikle Erdoğan’ı göndermek. “Erdoğan gitsin, sonrasını planlarız” yaklaşımı söz konusu.

Muhalefet, ittifaklarla yerel seçimlerde sonuç aldı. Şimdi bunun ikinci versiyonu hazırlanıyor. 2023’e yeni ittifak modeli hazırlanıyor. Hedef, Erdoğan’a karşı ortak aday çıkarmak. Bazı ipuçlarına ulaştığım yeni modelin olgunlaşmış halini süreç ilerledikçe öğreneceğiz.

AKŞENER VE DEMİRTAŞ’IN SÖZLERİ

Ama öncelikle sizi 2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı olan Meral Akşener ile Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarına götürmek istiyorum.

Meral Akşener cumhurbaşkanı adayı olunca Kılıçdaroğlu’nun Abdullah Gül’ü çatı adayı yapma planı suya düşmüştü. Devlet Bahçeli’nin, “Evine dön” çağrısına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da destek vermesi Akşener’in muhalefetin ortak adayı olma umudunu arttırdı. Ancak Akşener, bir şey daha söyledi. “Cumhurbaşkanı olacağ?m diye T?rkiyeım diye Türkiyenin önünü tıkamam” dedi. Selahattin Demirtaş ise “Partiler üstü bir ismin ‘demokrasi blokunun’ oluşmasında kolaylaştırıcı olabileceğini düşünüyor musunuz?” sorusuna “Evet, olabilir” yanıtını verdi.

Akşener

Yazının Devamını Oku

Metropoll anketinden 2023’e dönük iki sinyal

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken seçim çağrısı yaptığı bir dönemde Metropoll araştırmanın ekim ayı anketi dikkatimi çekti.

Prof. Özer Sencar’ın sahibi olduğu Metropoll’ün eylül ayı araştırmasında kararsızlar dağıtılmadan AK Parti 32.3, CHP 17.7, İYİ Parti 8.8, HDP 8.1, MHP 7.3, SP 1.2, DEVA 1.0, Gelecek Partisi ise 0.7 olarak yer alıyordu.

Araştırmayı herkes kendi cephesinden değerlendirdi. Muhalifler, cumhur ittifakının oyları yüzde 50’nin altına düştü diye sevindi. İktidar cenahı ise araştırmaya ilgi göstermedi.

İlginç olanı Özer Sencar’ın eylül ayı araştırmasını paylaşırken düştüğü “kararsız, protesto ve cevapsız oylar dağıtılmadan” notunun üzerinde durulmadı.

KARARSIZLARIN  ORANI KAÇ EDİYOR

Oysa araştırmada kararsız yüzde 11.2, protesto oy 6.9, cevap yok ise 4.2 olmak üzere 22.3 gibi önemli bir orana ulaşıyor. CHP ile İYİ Parti’nin oylarının toplamı ediyor. Neredeyse ikinci parti durumunda.

KARARSIZLAR DAĞITILINCA PARTİLERİN ORANI

Kararsızlar, protesto oyları ve cevap yok diyenler partilerin oy oranlarına göre dağıtıldığında AK Parti yüzde 41.4, CHP 22.8, İYİ Parti 11.4, HDP 10.4, MHP 9.4 ediyor. Diğerleri ise 4.6’ya ulaşıyor.

Başkanlık sistemi ile getirilen 50 artı 1 sistemi Türkiye’yi ittifaklar sistemine götürdü. Artık cumhur ittifakı ve millet ittifakı diyoruz. İttifaklar halinde siyaset yapılıyor. Peki bu oranlara göre cumhur ittifakı ile millet ittifakı yüzde kaç ediyor?

Yazının Devamını Oku

Işıklar kimin için yanıyor

Koronavirüs nedeniyle AK Parti’nin son grup toplantısı 11 Mart’ta yapılmıştı. O nedenle 7 ay sonra yapılan grup toplantısını izlemek üzere Meclis’teydim.

Toplantı saati yaklaştıkça, bakanlar birer ikişer gelmeye başladı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le sohbetimiz haliyle bir gece önce yaşanan “Işıklar yanıyor” tartışması üzerine oldu. Gül, Anayasa Mahkemesi’nin gereken adımı atması gerektiğine işaret etti. Zaten az sonra muhabir arkadaşlarımız Adalet Bakanı Gül’ün etrafını çevirdiler. Gül, “Anayasa Mahkemesi saygın bir kurum ama öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin saygınlığını, başta o mahkemenin üyesinin koruması gerekir” dedi.

ERDOĞAN’A SADE KARŞILAMA

Koronavirüs öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gelişi sırasında Meclis’in merdivenleri üzerinde ayak basacak yer bulamazdınız. Ancak pandemi önlemleri söz konusu olunca, Erdoğan’ı sadece grup başkanı Naci Bostancı’nın karşılaması kararlaştırıldı. Erdoğan’la birlikte hareket eden Cumhurbaşkanlığı ekibi de yoktu. Sadece koruma ekibine kısıtlama getirilmemişti.

Erdoğan’la Meclis’i gelişi sırasında selamlaştık. Cumhurbaşkanı doğrudan grup toplantısına geçti. Grup toplantısı için bir gün önceden milletvekillerinden COVID-19 testi yaptırmaları istendi. Daha önce Erdoğan’ın yanına genel başkanvekili olarak Numan Kurtulmuş ya da eski başbakanlardan Binali Yıldırım otururdu. Bazen de grup başkanı Naci Bostancı. Bu kez Erdoğan tek başına oturdu. Milletvekillerinin tümü maskeliydi. Koltuklar mesafeye uygun olarak düzenlenmişti ama yer bulamayan milletvekilleri oraya oturmak durumunda kaldı. Oturumu yöneten grup başkanvekili Bülent Turan, Erdoğan’ı, bir gece önce yaşanan tartışmaya gönderme yaparak, “Demokrasinin ışığı yanmaya devam edecek” sözleriyle kürsüye davet etti. Erdoğan, konuşmasını yaparken milletvekilleri maskelerini çıkarmadan dinlediler.

KILIÇDAROĞLU’NUN CUMHUR İTTİFAKINA YAPTIĞI KATKI

HDP’ye yönelik operasyonlarla İYİ Parti’yi millet ittifakından koparmak ve muhalefeti güçsüzleştirmek için adımlar atılırken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tam aksine erken seçim çağrısı ile cumhur ittifakının güçlenmesine neden oldu.

Önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli erken seçim istemediğini, seçimlerin 2023 yılında yapılacağını, Cumhurbaşkanı adaylarının ise Erdoğan olduğunu açıkladı. Dünkü grup toplantısında da Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye teşekkür ederek başladı. Bahçeli’nin, Türk Tabipleri Birliği’yle ilgili önerisine güçlü bir şekilde destek verdi. Barolar Birliği’yle ilgili düzenlemenin benzerinin yapılması için talimat verdi.

ERDOĞAN İSTİFASINI İSTEDİ

Yazının Devamını Oku

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı kim olacak?

Siyaseti iki dinamik belirliyor:

1- 2023’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi.

2- İttifak sistemi.

3- Önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı adaylığı ve ittifaklar üzerinden siyaset kıran kırana bir mücadeleye sahne olacak. ‘Cumhur ittifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı şimdiden belli olduğu için, bu süreç daha çok ‘millet ittifakı’nı zorlayacak.

AKŞENER Mİ, GÜL MÜ, İMAMOĞLU MU?

Millet ittifakının yerel seçimlerde sağladığı başarı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik umutlarının artmasına neden oldu.

Geçen seçimde Abdullah Gül’ü ortak aday yapmak isteyen Kılıçdaroğlu’nun bu projesinden vazgeçmediği anlaşıldı. Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül’ün adaylığı sorulduğunda “Yok” demedi, tam aksine, “Gül’den neden bu kadar korkuyorlar” sözleriyle Gül’den vazgeçmediğini ortaya koydu.

Ancak tek gelişme bu değildi. Hatta daha ileri adımlar atıldı. Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığını ittifak ortaklarıyla birlikte belirleyecekleri açıklaması, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Evine dön” çağrısı ve buna Erdoğan’ın destek vermesiyle Akşener’in siyasi pozisyonu güçlenmiş oldu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Aliyev ile Putin’in yaş günü diplomasisi

Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırısından bu yana dikkatle izlenen liderlerden birisi Rusya Devlet Başkanı Putin.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın suratına telefonu kapatan Putin, şu ana kadar Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i aramadı. Putin, saldırıların başladığı andan itibaren beklentilerin aksine Ermenistan’ın yanında yer almadı. Hatta Paşinyan’ın içine düştüğü zor durumu uzaktan izlemekle yetindi.

Putin böylece ABD ve Fransa yanlısı Paşinyan’ın burnunu sürtmüş oldu. Putin’in, Paşinyan’ın devrilmesi için çaba gösterip göstermeyeceği ise bilinmiyor. Putin’in, Paşinyan’ı devirip Rusya yanlısı bir yönetimi işbaşına getirebileceği konuşuluyor.

Bu süreçte Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in yürüttüğü diplomasiye de dikkat çekmek istiyorum. Aliyev, Rusya’yı karşısına alacak açıklama yapmaktan kaçınıyor. Çok akıllı bir strateji izliyor. Putin’in, Ermenistan’ın yanında bir görüntü vermesine neden olacak tahriklerden kaçınıyor.

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmaları izleyen Putin’in ne zaman devreye gereceği önemini koruyor. Ama bu süre zarfında Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklardan bir kısmını kurtarması bekleniyor. 

PUTİN’İN DOĞUM GÜNÜ

İlham Aliyev’in öncelikli olarak Putin’in Ermenistan’ın yanında yer almamasını sağlamaya çalıştığı anlaşılıyor. Hatta mümkünse yanına çekmeye çalışıyor. Akıllı bir politika. Aliyev, Putin’in doğum gününü bahane ederek bir adım atacak. 7 Ekim 1952 tarihinde Petersburg’da doğan Putin bugün 68. yaş gününü kutlayacak. Aliyev, Ermenistan-Azerbaycan savaşından bu yana sessizliğini koruyan Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü kutlayarak diyalog sürecini başlatmış olacak. Böylece savaş ortasında bir doğum günü diplomasisi yaşanacak.

ÇAVUŞOĞLU BİR PLAN MI GÖTÜRDÜ?

Bu arada NATO Genel Sekreteri

Yazının Devamını Oku

Vaka sayısı değil de neden hasta sayısı açıklanıyor?

Koronavirüs küresel bir salgın olarak insanlığı tehdit etmeye devam ediyor. ABD Başkanı Trump’ın COVID-19 testinin pozitif çıktığı bir dünyada kimse güvencede değil.

Türkiye ise koronavirüsle mücadelede dünyanın en iyi üç ülkesinden biri. Ancak mücadele hâlâ devam ediyor, hiçbir ülkenin rehavete kapılmaya hakkı yoktur.

90’lı yıllarda da gazetecilik yapmış biri olarak sağlıktaki tabloyu çok yakından takip edenlerden biriyim. Dünya küresel bir salgınla boğuşmuyordu. Batı’daki sağlık sistemine imrenerek bakıyorduk. Şimdi onlar bizdeki sisteme imrenerek bakıyorlar. Hastanede hastaların rehin kaldığı, insanların senet imzalayarak cenazesini çıkarmak zorunda kaldığı dönemin yöneticileri ise bugün çıkıyor, Türkiye’nin koronavirüsle mücadelesini küçümseyen açıklamalar yapıyorlar. Ankara’da bir vatandaş, hastaneden kaçırdığı babasının cenazesini bir seyyar tezgâha koyup Ulus’ta eski adliye binasının önüne getirip “Param yok. Ödeyemedim. Adaletiniz bu mu?” diye eylem yapmıştı. O kadar sıradan bir olaydı ki, Ankara ekleri dışında haber bile olmadı.

O günlerden vatandaşlarını ambulans uçakla ülkesine getiren; ABD, İngiltere, İspanya başta olmak üzere birçok ülkeye yardım gönderen bir Türkiye’ye ulaştık. Pandemi sürecinde bazı devlet başkanları virüsü hafife alırken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu mücadeleye öncülük eden liderlerden biri oldu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise sakin üslubu, kucaklayıcı dili ve ayrıntılı açıklamaları ile topluma güven verdi.

Biz bu mücadeleyi toplumla birlikte yürüteceksek, inandırıcılık ve güvenilirlik önemli. O nedenle vaka ve hasta sayısıyla ilgili iddiaları ciddiye aldım. Sağlık Bakanlığı kaynakları ile konuştum.

HASTA SAYISI İLE VAKA SAYISI ARASINDAKİ FARK

Türkiye uzun bir süredir vaka sayısını açıklıyordu. Herhangi bir tartışmaya meydan vermeme ve baştan beri sağlanan güveni sarsmama adına keşke bu o gün açıklanıp, izah edilseydi.

TARAMA YAPIYORUZ

Gelişmiş Batı ülkelerinin birçoğunda hastalık belirtisi olması yetmiyor, eğer solunum sıkıntısı yaşıyorsa test yapıyor. Türkiye ise zaten belirti gösterenlere test yapıyor. Ama bir de dünyadan ayrı artı bir şey daha yapıyor. Tarama yapılıyor. Semptom göstermeyen pozitif vakaları tespit etmek için tarama yapıyor. Hastalık belirtisi gösterip hastaneye gelenlere, cezaevindekilere, sporculara, havaalanlarında yurtdışına seyahat edecek olanlara, COVID testi pozitif çıkanlarla temaslı kişilere test yapılıyor. Günlük olarak 100-120 bin kişi arasında test yapılıyor. 4 Ekim tarihi itibarıyla 10 milyon 806 bin 285 kişiye test yapılmış. Yani test yapılmaktan vazgeçilmiş, testi pozitif çıkanların sisteme kaydedilmesine son verilmiş değil.

Yazının Devamını Oku

Yeni dönemde Meclis’i ne bekliyor?

Siyasetin kalbinin attığı Meclis’i haftanın birkaç günü ziyaret eden bir gazeteci olarak Meclis’i de siyaseti de özlediğimi hissettim.

Meclis’e ilk adım attığımda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, basın girişinde Meclis’e girmeyeceklerini açıklıyordu. Basın bürosundan giremeyince iktidar kulisinden giriş yaptım. Meclis’in açılışına yarım saat olmasına rağmen AK Parti milletvekilleri birer ikişer geliyorlardı. Milletvekilleriyle kuliste selamlaştık, ayaküstü sohbet ettik. Önceden Genel Kurul saatine kadar kuliste oturup çay-kahve içerek sohbet eden milletvekilleri koronavirüs nedeniyle Genel Kurul salonuna girmeyi tercih ettiler.

MİLLETVEKİLLERİ KİLO VERMİŞ

Yaz tatili sırasında milletvekillerinin kilo verdiği dikkatimi çekti. AK Partililer, düzenli olarak spor yapmaktan ziyade yürüyüş yapmayı tercih etmişler. “10 bin adımın altına düşmedim” diyen de oldu, “Dağ bayır yürüdüm” diyen de. Hep gerilim içinde gördüğüm milletvekillerini tatil nedeniyle dinlenmiş buldum. Ama koronavirüs nedeniyle biraz tedirginlerdi.

BAHÇELİ ERKEN GELMİŞTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan gelmeden muhalefet kulisinin nabzını tutmak istedim. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli her zaman oturduğu locadaydı. MHP grup başkanvekilleri ve milletvekilleri etrafında bir halka oluşturmuştu. Bahçeli, Harran Belediye Başkanı’nın kılıç hediyesini kabul ettikten sonra bir süre locada dinlendi. Çay-kahve içmedi. Su içmeyi tercih etti. Zaten 15 dakika önceden Genel Kurul salonuna girdi.

MECLİS BAŞKANI ÖNCEDEN KONTROL ETTİ

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Erdoğan Meclis’in açılışında hangi kritik mesajı verecek?

Meclis bugün yeni yasama yılına başlayacak. Pandemi nedeniyle resepsiyon yapılmayacak.

Meclis’in açılışına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması damgasını vuracak. Erdoğan’ın iç ve dış kamuoyuna önemli mesajlar verecek bir konuşma yapacağı söyleniyor.

Cumhurbaşkanları kimi zaman Meclis kürsüsünden iz bırakan konuşmalar yaptılar. Özal’ın Cumhurbaşkanı seçildiğinde ‘üç hürriyet’i Türkiye gündemine taşıdığı bir konuşması olmuştu. Düşünceyi ifade etme hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, teşebbüs hürriyeti gibi. Demirel, Meclis’i açış konuşmasında Öcalan’ı sınır dışı etmesi için Suriye’yi sert bir dille uyarmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Meclis’i açış konuşmasında uluslararası sorunlara ilişkin önemli mesajlar vermesi bekleniyor.

1) Doğu Akdeniz gerilimi: Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB liderlerine yazdığı mektupta Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının adil olarak dağıtımı ve deniz yetki alanlarının adil ve eşit bir şekilde paylaşımını esas aldığını belirtmişti.

2)Türk-Yunan gerginliği: Yunanistan ve Rum yönetiminin Türkiye ve Kıbrıs Türklerini yok sayan tutumu ve adaları Lozan Anlaşması’na aykırı olarak silahlandırma çabalarının yaşanan gerilimin nedeni olduğunu belirterek, Türkiye’nin sorunların çözümü için Yunanistan ile ön koşulsuz olarak diyaloğa hazır olduğumuzu söylemesi bekleniyor.

AZERBAYCAN’A DESTEK, ERMENİSTAN’A UYARI

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının bir bölümünü ise Azerbaycan-Ermenistan savaşına ayırması bekleniyor. Savaşın işgalci konumundaki Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırması üzerine çıktığını vurgulayacak olan Erdoğan’ın, işgalci Ermenistan ile topraklarını savunmak zorunda kalan Azerbaycan’ın eşit tutulmasıyla bir çözüme ulaşılamayacağını söylemesi bekleniyor. Erdoğan’ın, çözümün sağlanması için Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilip saldırgan tutumunu sona erdirmeden bölgede huzurun sağlanamayacağına vurgu yapacağı ifade ediliyor.

Azerbaycan’a destek bildirisi için TBMM’ye bir kez daha teşekkür edecek olan

Yazının Devamını Oku

Anketlerden ilginç sonuçlar çıkıyor

Gündemimizde Azerbaycan-Ermenistan savaşı, koronavirüste ikinci dalga ve ekonomideki gelişmeler var. Ama sizi bunlardan biraz sıyırıp anketlerin dünyasına götürmek istiyorum. Başkanlığını Dr. Hilmi Daşdemir’in yaptığı Optimar’ın eylül ayı araştırmasından ilginç sonuçlar çıkıyor.

KORONAVİRÜS MÜ EKONOMİ Mİ?

Nisan ve mayıs aylarında gündemin ilk sırasında yer alan koronavirüs, yaz aylarıyla birlikte kısmen gerilemişti. Ancak ikinci dalgayla birlikte yaşanan artışlar koronavirüsü ilk sıraya taşıdı. Ankete katılanların yüzde 33.9’u koronavirüs derken, ekonomi 33.3’le ikinci sırada yer aldı. Oysa ağustos anketinde ekonomi birinci sırada, koronavirüs ise ikinci sırada yer alıyordu. Söz konusu sağlık olunca ekonomi ikinci sıraya düştü. Ama doların yeniden yükselişe geçtiği ağustos ayında ekonomi 41’le birinci sırada yer alıyordu.

CUMHUR İTTİFAKININ OY ORANI NE?

Anketlerde partilerin oy oranı veriliyor ama değerlendirmeler ‘cumhur ittifakı’ ve ‘millet ittifakı’ olarak yapılıyor. Optimar’ın anketine göre kararsızlar dağıtıldığında AK Parti’nin oy oranı yüzde 41.4 olarak yer alıyor. MHP ise 9.5’e ulaşıyor. AK Parti ve MHP’nin oyları toplandığında ise 50.9’a ulaşıyor. Bu verilere göre ‘cumhur ittifakı’ yüzde 50’nin üzerine çıkıyor.

CHP’NİN OYLARI NE DURUMDA?

CHP’nin oylarını hem parti olarak verip hem de ‘millet ittifakı’ olarak değerlendireceğim. CHP’nin oyları bir süredir yüzde 25’in altında. Başarılı bir kurultay yapmasına rağmen CHP’de kısmı bir gerileme gözleniyor. Optimar’ın araştırmasında CHP’nin oyları yüzde 23.8 olarak yer alıyor.

PEKİ İYİ PARTİ?

İYİ Parti, eylül ayı araştırmasında 9.3 olarak yer alıyor. Parti ağustos araştırmasında ise 9.8 olarak çıkıyordu.

Yazının Devamını Oku

Duygu Delen olayında flaş gelişme

Duygu Delen, Gaziantep’te Mehmet Kaplan’la beraber bulunduğu evin dördüncü katından düşerek hayatını kaybetmişti.

Duygu Delen intihar mı etti, yoksa Mehmet Kaplan tarafından aşağıya mı atıldı? Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, Duygu Delen’in ölümünü aydınlatmak üzere titiz bir soruşturma yürütüyor. Duygu Delen olayına resmi bilirkişi olarak atanan Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Hakan Kar tarafından hazırlanan rapor, mahkemeye sunuldu. Bilirkişi raporu Duygu Delen’in intihar mı ettiği yoksa Mehmet Kaplan tarafından aşağıya mı atıldığı yönündeki soruşturmaya ışık tutacak. Bilirkişi Hakan Kar, Ankara’da Şule Çet olayının aydınlatılmasında da önemli katkı sağlamıştı. O nedenle davanın resmi bilirkişisi olarak atanan Prof. Dr. Hakan Kar’ın hazırladığı rapordaki tespitleri paylaşmak istiyorum. Bilirkişi raporunda, “Duygu Delen’in düşme anında bilincinin kapalı ancak canlı halde olduğu” tespitine yer verildi. Olay yerindeki, “kemer”in varlığına dikkat çekildi. Ayrıca Duygu Delen’in vücudunda sert bir cisimle vurma sonucu olabilecek “ray tipi ekimoz” tespit edildi.



DURDUĞUM YER

Yargılamanın hassasiyetini dikkate alarak mümkün mertebe yorum yapmaktan kaçınıyorum. Ancak genç bir kızın ölümüne duyarsız kalamazdım. Çünkü bu olayın sadece adli boyutu yok. Beni asıl ilgilendiren tarafı ise insani tarafı.

DUYGU DELEN’İN 

Yazının Devamını Oku

Ermenistan Azerbaycan’a neden saldırdı

Can Azerbaycan dün, Ermenistan’ın saldırısına maruz kaldı. O saldırıyı yüreklerimizin derinlerinde hissettik. Çünkü o saldırı aynı zamanda bize yapıldı. Çünkü biz “İki devlet tek milletiz.”

Ermenistan’ın Rusya’nın haberi olmadan bu saldırıyı gerçekleştiremeyeceği biliniyor. Ancak Rusya bir yandan Ermenistan’ı kışkırtırken diğer yandan askeri yöntemlerle sonuç alınmasını doğru bulmadığını ifade ediyor. Putin, Ermenistan Başbakanı Paşinyan ile görüşmesinden sonra Kremlin’den yapılan açıklamada bölgede askeri çatışmaların derinleşmesinden endişe duyulduğu ifade edildi. Azerbaycan’ın işgal edilen köylerin bir kısmını kurtardıktan sonra yapılan bu açıklama timsah gözyaşlarından öteye bir anlam taşımıyor.

Tabi Ermenistan’ın saldırganlaşmasının arkasında Fransa’nın parmak izlerini de görmek gerekiyor. Yunanistan’ı kışkırtarak bir sonuç elde edemeyen Putin, bir kez daha Ermenistan kartını devreye soktu. Ermenistan, Yunanistan, Rum kesimi kimi Macron’un, kimi Putin’in maşası olmaktan öteye geçemediler.

Macron, Yunanistan ve Rum kesimini kışkırttı ne oldu? Ne Yunanistan ne Rum kesimi kazançlı çıktı. Macron ise Erdoğan’ı arayıp, geri adım atmak zorunda kaldı. Şimdi benzer bir oyunu Ermenistan üzerinden oynamaya çalışıyor.

Ama söz konusu Ermenistan olunca buradaki esas oğlan Putin...

Libya’da sıkışan Putin, Ermenistan kartını sahaya sürdü. Ancak Putin’de gördü ki, hırsı aklından öte giden Ermenistan Başbakanı Paşinyan sadece kendisini değil, Rusya’yı da rezil edecek.

Bu olay da bir kez daha gösterdi ki, bölgenin iki büyük ülkesi Türkiye ve Rusya olmadan bölgede bir statükonun oluşturulması mümkün değil. Türkiye, Kafkasya’da Rusya gerçeğini dikkate almadan hiçbir adım atmadı. Rusya’yı ürkütmek yerine Rusya ile işbirliğini tercih etti. Ama aynı yaklaşımı göremedik. Bunu Putin’in de iyi anlaması gerekiyor. Özellikle Fransa’nın bölgeye parmağını sokmasının önlenmesi açısından.

TÜRKİYE’YE MESAJ

Bu saldırıyı sadece Azerbaycan’la sınırlı görmek, fotoğrafı eksik okumak olur. Bunun bir ucunda da Türkiye var. Türkiye, şimdiye kadar Ermenistan’a her zaman ılımlı yaklaşmasına, bir dönemler milli takımların dostluk maçı yapılabilecek seviyeye gelinmesine rağmen, Ermenistan kişilikli bir devlet olarak değil, başka ülkelerin sahaya sürdüğü bir kart olarak hareket etmeyi tercih etti. Ama sert kayaya çarptı. Ne Azerbaycan eski Azerbaycan. Ne Türkiye eski Türkiye. Ne de bölgede artık eski dengeler var.

Yazının Devamını Oku

Diplomasideki kritik görüşmelerin perde arkası

Demirel, “Siyasette 24 saat uzun bir süredir” demişti. Bu tespiti artık dış politikadaki gelişmeler için de kullanabiliriz. Çünkü 24 saat önce AB’deki yaptırım girişimini, Türk-Yunan gerilimini, Macron’un Türkiye karşıtı çabalarını, Doğu Akdeniz’de yükselen tansiyonu konuşurken gündem birden değişti. Dikkat edin, iklim değişti, bahar oldu demiyorum. Yalancı bahar olmaması için dikkatli olmak gerektiğini belirtiyorum ama dış politikada önemli gelişmeler yaşandığının altını çizmek istiyorum. Dilerim, bu süreç Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin ivme kazanmasına yol açar. Dilerim, Türkiye ile AB arasında bir motivasyona neden olur. Çünkü uçağın rotasını AB’ye çevirmesine çok ihtiyacımız var.

Yeni bir döneme adım attığımızı dileyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la, AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen’le, AB Konseyi Başkanı Michel’le yaptığı görüşmelerin perde arkasına ilişkin kulisleri paylaşmak istiyorum. Bu arada Erdoğan’ın, AB liderlerine yazdığı mektuptan bazı satırbaşlarını yansıtacağım.

MACRON’LA GÖRÜŞME

Macron kaynaklı krizin zirveye çıktığı bir sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı’nın bir telefon görüşmesi yapacağı söylenseydi aklınıza ilk olarak ne gelirdi? Ben çok sert bir görüşmenin yapılacağı konusunda bahse girerdim. Ama iyi ki girmemişim. Çünkü kaybederdim.

Erdoğan-Macron görüşmesi için “Şu ana kadar yapılan görüşmeler içerisinde en yumuşak olanıydı. En yapıcı görüşmeydi” denildi. Hatta daha önceki görüşmelerde iki lider zaman zaman tarihten örnekler vermek suretiyle birbirlerini iğnelerken bu kez öyle olmamış.

YAPICI GÖRÜŞME

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan’la yaşanan gerilim ve Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakların adil olarak dağıtılması konusu başta olmak üzere, Suriye’den başlayıp Libya’ya kadar uzanan hatta ayrıntılı açıklamalar yapmış. “Keşke açıklama yapmadan önce bizimle konuşsaydınız” demiş.  Macron da “Birbirimizle konuşabilirdik” karşılığını vermiş. Macron’un “Bakanlar görüşebilirdi” vurgusu üzerine Erdoğan, “Dışişleri Bakanımız sizin bakanınız tarafından davet edilmişti. Bakanımız gidebilir” diyor.

MACRON’DAN ‘DİYALOĞU SÜRDÜRELİM’ ÖNERİSİ

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Düğümü Yargıtay çözecek

Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra CHP heyeti, Meclis Başkanı Mustafa Şentop’u ziyaret ederek Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin iade edilmesini istemişti.

Meclis Başkanı Şentop ile CHP heyeti Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının beklenmesi ve birinci derece mahkeme ile Yargıtay’ın tesis edeceği hükmün görülmesi üzerinde durulmuştu.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının çok gecikmeyeceği söyleniyor. Ama asıl iş ondan sonra başlıyor. Düğümü Yargıtay ile Meclis birlikte çözecek. Asıl önemli olan Yargıtay’ın kararı olacak.

Birkaç noktanın üzerinde duruluyor.

1. Bireysel başvuruyla ilgili karar otomatik olarak hak doğurmuyor. Ama Anayasa Mahkemesi’nin kararını hem ilk derece mahkeme hem de Yargıtay dikkate almak durumunda. Yok sayamaz.

2.  Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına uymayabilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Yargıtay’ın üzerinde bir süper temyiz mahkemesi değil.

3. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararını yeniden yargılama sebebi olarak görüp reddedebilir.

KRİTİK NOKTA

4.

Yazının Devamını Oku

Görüşme talebi Macron’dan geldi

Virüs nedeniyle AB zirvesi 1 Ekim’e ertelendi ama Rum kesiminin Türkiye’ye yaptırımlar uygulanması yönündeki çabaları zirve öncesinde tansiyonu yükseltmişti.

Rum kesimini Fransa ve Yunanistan’la birlikte okumak gerekiyor. Bakmayın Türkiye’nin yalnız kaldığı yönündeki yorumlara... Demirel’in dediği gibi, “Türkiye büyük bir ülkenin adı demek.” Zirve öncesinde bir dizi diplomatik girişim başlatıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Almanya Başbakanı Merkel ve AB Konseyi Başkanı Michel ile yaptığı üçlü zirve önemli bir adımdı. Türkiye’ye yaptırımlara karşı çıkan Merkel, diyaloğa geçilmesini savunuyor.

Üçlü zirvenin iki ayağı vardı:

1- Türkiye-Yunanistan gerilimi.

2- Doğu Akdeniz’de gerginliğin giderilmesi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan ile diyaloğa hazır olduğumuz mesajını verdi. Merkel ve Michel’in duymak istediği de buydu. Hatta Erdoğan, iki ülke arasında istikşafi görüşmelerin başlayabileceğini ifade etti. Eğer Merkel’in çabalarıyla Oruç Reis Antalya’ya çekilip Mevlüt Çavuşoğlu ile Borrell 6 Ağustos’ta Malta’da görüştüğü sırada Yunanistan Mısır’la anlaşma yapmasa, 7 Ağustos’ta istikşafi görüşmelerin başlayacağı ilan edilecekti.

MERKEL’İN TEKLİFİNE ERDOĞAN’IN YANITI

Çabaları sonucunda Oruç Reis’in limana çekilmesini sağlayan Merkel’in, Yunanistan’ın Mısır’la anlaşma yapması üzerine “Şok oldum” dediği ifade ediliyor. Oysa Merkel, o gün iki ülke arasında istikşafi görüşmelerin başlayacağının ilan edilmesini bekliyordu. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Miçotakis’le telefonla görüşür müsünüz?” diye teklifte bulunmuştu. Erdoğan da  “Önkoşulsuz olursa niye olmasın, ben konuşurum” diyerek diyalog kapısını aralamıştı. O gün gerçekleşmeyen Erdoğan-Miçotakis görüşmesinin yapılması, iki liderin videokonferans yoluyla görüşmesi bekleniyor.

Doğu Akdeniz’deki gerilim konusunda ise

Yazının Devamını Oku