İstanbul’da seçim rüzgârı kimden yana esiyor?

İSTANBUL seçimleri bayram dinlemiyor. Hatta bayramdan sonra rüzgârlar daha güçlü esmeye başladı.

Ekrem İmamoğlu Karadeniz gezisindeydi. Seçimler İstanbul’da yapılıyor ama İmamoğlu Trabzon, Giresun ve Ordu’daydı. 31 Mart seçimlerinde “Karadeniz” oylarını almayı başaran Ekrem İmamoğlu, bu geziyle hemşeri oylarını korumaya dönük bir hamle yaptı. Trabzon, Giresun ve Ordu’da gördüğü ilgi İmamoğlu’nun bu stratejisinin yanlış olmadığını ortaya koydu. Aslında İstanbul seçimleri çoktan İstanbul seçimi olmaktan çıktı. 10 milyon İstanbullu seçmen oy kullanacak ama sonuçları Türkiye’yi ilgilendirecek.

23 Haziran’a 17 gün kala İstanbul’da nabız tuttum. AK Parti ve CHP’nin seçim çalışmalarını yürüten isimlerle konuştum.

1- Seçimlerin son 10 günü kıran kırana bir mücadeleye sahne olacak. Seçim sonuçlarını hatalar belirleyecek.

2- Cumhurbaşkanı Erdoğan mesaj vermekle yetindi, doğrudan seçim kampanyasına girmedi. Erdoğan’ın son anda sahaya çıkması sürpriz karşılanmamalı.

3- 31 Mart seçimlerinde Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasında 13 bin 709 oy ve binde 15 oy oranı vardı. Bu kez seçmen ikiye bölünmüş. Saadet Partisi erimiş, DSP ise buhar olmuş. Görünen o ki seçimi kazanan aday öyle binde 1.5'lik bir farkla kazanmayacak. Ucu ucuna bir sonuç olmayacak, açık ara farkla kazanacak. İki aday arasında birkaç puan fark olacak.

AK PARTİLİLER NE DİYOR?

AK Partililer, “Trend yukarı doğru çıkmaya başladı” diyorlar. Ancak bu çıkış seçim kazanmaya yetecek mi? Peki önceden trend neden yukarı değildi? YSK’nın iptal kararının siyasi dengeleri altüst ettiği gözleniyor. Ekrem İmamoğlu lehine hızlı bir mağduriyet havası oluşmuş. Normalleşme sürecine girilmesiyle birlikte bir toparlanma sürecine girilmiş.

AK Parti’deki “Trend yukarıya tırmanıyor” yorumlarının altında yatan iki nokta var.

1- Muhafazakâr Kürtlere yönelik çalışmadan olumlu sonuçlar alındı. Kanaat önderleri ramazan ayını muhafazakâr Kürtlerle birlikte geçirdi. 31 Mart seçimlerindeki Kürtlere yönelik dil terk edildi, kucaklayıcı bir söylem hâkim oldu. Ama muhafazakâr Kürtlerin ne kadarı sandığa gidecek, o belli değil.

2- Kırgın AK Partililere yönelik çabalarda mesafe alındı. AK Parti seçim stratejisini 24 Haziran’da AK Parti’ye oy verip, 31 Mart’ta sandığa gitmeyen 430 bin kırgın AK Partili seçmen üzerine kurmuştu. Kırgın AK Partililerden olumlu dönüşler alındığı söyleniyor.

3- Araştırmalarda Saadet Partisi oylarının yarıya düştüğü gözleniyor. AK Partililer, bir kısım Saadet Partili seçmenin “AK Parti-CHP tercihi” ile karşı karşıya kaldığında AK Parti’yi tercih ettiği görüşünde.

Tabii bunlar AK Parti cephesinden esen rüzgârlar.

KILIÇDAROĞLU İSTANBUL’DA NE GÖRDÜ?

Ekrem İmamoğlu cephesinden ise farklı rüzgârlar esiyor. Ekrem İmamoğlu mağduriyetten beslenmeye devam ediyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bayramda İstanbul’daydı. Gözlemlerini sordum. “Siyasi hava fena değil, hatta düşündüğümden daha iyi” dedi.

İstanbul seçimlerinde Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu’nun performansları elbette ki etkili olacak. İki adayın çıkacağı Amerikanvari seçim yayını belki de son noktanın konulmasını sağlayacak.

Kısa bir süre önce kamuoyu araştırma kuruluşlarının bayramdan sonra sahaya çıkacaklarını yazmıştım. Türkiye’nin önemli anket firmaları bu hafta sonu araştırmalarına başlıyorlar.

ÜÇ NOKTA

Ama şimdiden önplana çıkan noktalar var.

YSK’nın 6 Mayıs’ta verdiği iptal kararı İstanbul seçimlerinin kaderine dönüşmüş durumda. Mağduriyet algısı ile demokrasiye müdahale ediliyor görüntüsünü birbirini beslemiş.

Aday profilleri kıyaslandığında ise Binali Yıldırım’ın tecrübesi, Ekrem İmamoğlu’nun ise gençliği ve dinamizmi öne çıkmış.

Ekonomi hem AK Parti hem CHP seçmeni üzerinde etkili olan tek unsur olarak görülüyor.

AK Parti 31 Mart’ın aksine bu seçimde Binali Yıldırım’ı öne çıkarmayı tercih etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise şu ana kadar sahaya çıkmadı. Ancak seçmeninin 23 Haziran’ı Ekrem İmamoğlu-Binali Yıldırım yarışı olmaktan ziyade Erdoğan-İmamoğlu seçimi olarak gördüğü dikkati çekiyor.

İstanbul seçimlerinin Türk siyasetinin yönünü belirleyecek sonuçları olacak. İstanbul’dan bakınca rüzgârlar çok güçlü esiyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Akşener’in manevrası

Meral Akşener, usta bir manevra ile İYİ Parti’deki karışıklıklarda iktidarı adres gösteriyor. Bir liderin partisinin içindeki ateş topunu alıp iktidarın kucağına atma çabası anlaşılır bir şey. Ama Akşener’in eli o kadar güçlü değil. Çünkü bir iddianın karşılık bulması için gerçekliğe uygun olması lazım.

İYİ Parti’de kavganın nedeni, kongrede çıkarılan üstü çizilecekler listesi. Meral Akşener kongrede çarşaf liste sundu. Ancak teşkilat başkanı Koray Aydın, “Verilmeyecek. İlk 75’te de olsa tercih edilmeyecekler” listesi yayınladı.

Peki bu listeyi iktidar mı hazırladı? İktidar mı, yoksa Koray Aydın mı?

Yavuz Temizer, Aydın Sezgin, Hasan Subaşı, Aylin Cesur, Aytun Çıray gibi isimler listeyi Koray Aydın’ın hazırladığını, partide merkez sağın tasfiye edilmek istendiğini savundular. “Ya biz, ya Koray Aydın” dediler.

Meral Akşener ise Koray Aydın’ı tercih etti. O nedenle de tartışma bitmedi. Hatta büyüdü. İşin içine FETÖ suçlamaları ve HDP’ye yakınlaşma iddiaları girdi.

İYİ Parti iyi bir ivme yakalamıştı. Akşener kurultaydan güçlü bir destekle çıktı. Verdiği mesajlar kamuoyunda karşılık buldu.

Bahçeli’nin “Evine dön” çağrısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çağrıya güçlü bir şekilde destek vermesiyle Akşener, el üstünde tutulan bir konuma erişmişti. “İllet-zillet” eleştirilerine son verilmiş, İYİ Parti, cumhur ittifakının göz koyduğu, millet ittifakının ise vermek istemediği bir pozisyona kavuşmuştu. Bu durum Akşener’in elini güçlendirmiş, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin ortak adayı mı değerlendirmelerine konu olmuştu. Ama ne olduysa oldu, Koray Aydın’ın listesi rüzgârı tersine çevirdi. O günden bu yana önce sayıları 20’yi bulan ama zamanla azalan milletvekilleri grup toplantılarına katılmıyorlar. Ekranlarda İYİ Parti’nin mesajları değil, içinde bulunduğu kriz konuşuluyor. İYİ Parti kendi topuğuna sıktı demiyorum. Daha da netleştirirsek: Koray Aydın gez göz arpacık dedi, İYİ Parti’yi tam 12’den vurdu.

Demem o ki

Yazının Devamını Oku

Enver Altaylı’nın ‘Sokağa dökülün’ sözü neyin şifresi

Ümit Özdağ’ın CNN Türk’te Tarafsız Bölge programında Buğra Kavuncu hakkındaki FETÖ suçlaması gündem oluşturdu ama Enver Altaylı hakkında anlattıkları da çok önemliydi.

İYİ Parti’nin kuruluşundan önce Enver Altaylı’nın kendisine geldiğini, “Partiyi kapatacaklar” dediğini, kendisinin, “Bu parti kurulacak, partiyi kimse kapatmayacak. Seçime gireceğiz ve seçimden de başarılı bir şekilde çıkacağız” karşılığını vermesi üzerine “Parti kurmayın sokağa dökülün” dediğini anlattı. Bu söz çok önemli. Çünkü bu söz CIA’in desteklediği darbelerin şifresini veriyor. Enver Altaylı, CIA destekli 27 Mayıs ve 12 Mart modellerini öneriyor.

Türkiye’de derin devletin ne olduğunu en iyi bilen insanlardan birisi Ümit Özdağ. ASAM Başkanlığı’nı yapmış. Babası Muzaffer Özdağ, bir darbeci. 27 Mayıs’ın en genç subayı. 27 Mayıs sabahı darbenin lideri Cemal Gürsel’i İzmir’den getiren kişi. Daha sonra Türkeş’le birlikte tasfiye olan 14’lerden.

ENVER ALTAYLI-RUZİ NAZAR İLİŞKİSİ

Ümit Özdağ, Enver Altaylı’yı 4 yaşından beri tanıdığını söylüyor. Enver Altaylı’nın ne olduğunu en iyi bilenlerden. Onu CIA adına Türkiye’de görev yapan Ruzi Nazar’ın yetiştirdiği çok iyi bilinir. 27 Mayıs ve 12 Mart sırasında CIA’in Türkiye istasyon şefliğinde önemli bir ajandı Ruzi Nazar. O dönemde MİT’e girmesini sağladığı Enver Altaylı ile Fuat Doğu için “en parlak iki talebem” dediği söylenir. Fuat Doğu, MİT Müsteşarı olduğu dönemde 12 Mart’ı yapan ekibin içindeydi.

Bu kadar kapsamlı girişi neden yaptım?

Çünkü Ruzi Nazar’ın yetiştirmesi olarak Enver Altaylı da bu darbe süreçlerinde yer almıştı. 27 Mayıs’a ve 12 Mart’a giden süreci CIA ile birlikte sokak hareketleri ile başarmışlardı. Demem o ki Enver Altaylı, Ümit Özdağ’a “Sokağa dökülün” derken geçmişte bunun pratiklerini yapmış bir istihbaratçıydı.

FETÖ’YE DE ‘SOKAĞA DÖKÜLÜN’ DEMİŞ

Askeri-siyasi casusluk ve FETÖ terör örgütü suçlamasıyla cezaevinde olan

Yazının Devamını Oku

Metropoll anketinden 2023’e dönük iki sinyal

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken seçim çağrısı yaptığı bir dönemde Metropoll araştırmanın ekim ayı anketi dikkatimi çekti.

Prof. Özer Sencar’ın sahibi olduğu Metropoll’ün eylül ayı araştırmasında kararsızlar dağıtılmadan AK Parti 32.3, CHP 17.7, İYİ Parti 8.8, HDP 8.1, MHP 7.3, SP 1.2, DEVA 1.0, Gelecek Partisi ise 0.7 olarak yer alıyordu.

Araştırmayı herkes kendi cephesinden değerlendirdi. Muhalifler, cumhur ittifakının oyları yüzde 50’nin altına düştü diye sevindi. İktidar cenahı ise araştırmaya ilgi göstermedi.

İlginç olanı Özer Sencar’ın eylül ayı araştırmasını paylaşırken düştüğü “kararsız, protesto ve cevapsız oylar dağıtılmadan” notunun üzerinde durulmadı.

KARARSIZLARIN  ORANI KAÇ EDİYOR

Oysa araştırmada kararsız yüzde 11.2, protesto oy 6.9, cevap yok ise 4.2 olmak üzere 22.3 gibi önemli bir orana ulaşıyor. CHP ile İYİ Parti’nin oylarının toplamı ediyor. Neredeyse ikinci parti durumunda.

KARARSIZLAR DAĞITILINCA PARTİLERİN ORANI

Kararsızlar, protesto oyları ve cevap yok diyenler partilerin oy oranlarına göre dağıtıldığında AK Parti yüzde 41.4, CHP 22.8, İYİ Parti 11.4, HDP 10.4, MHP 9.4 ediyor. Diğerleri ise 4.6’ya ulaşıyor.

Başkanlık sistemi ile getirilen 50 artı 1 sistemi Türkiye’yi ittifaklar sistemine götürdü. Artık cumhur ittifakı ve millet ittifakı diyoruz. İttifaklar halinde siyaset yapılıyor. Peki bu oranlara göre cumhur ittifakı ile millet ittifakı yüzde kaç ediyor?

Yazının Devamını Oku

O ışıkla nereye mesaj verildi?

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın “Işıklar yanıyor” tweet’i ortalığı karıştırdı. Engin Yıldırım’ın tepki görmesinin nedeni, “Genelkurmay’ın ışıkları yanıyor” sözünün darbelerin parolası olmasıydı. 28 Şubat süreci de ışıklar yakılıp kapatılmak suretiyle başlatılmıştı. Susurluk kazasıyla ortaya çıkan devlet içindeki çetelere ve faili meçhul cinayetlere karşı “sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemi başlatılmıştı. Bu bir süre sonra Refahyol’un devrilmesi ve 28 Şubat sürecinin başlatılması için kullanıldı.

Engin Yıldırım, sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirterek özür diledi. Yakın çevresine de “Ben hukukun ışığını kast etmiştim. Askeri kast etmedim” dediği söyleniyor.

Anayasa Mahkemesi Engin Yıldırım’ın tweet’i üzerine yaşanan krizi görüştü. Anayasa Mahkemesi üyeleri, Engin Yıldırım’ın tweet’inin darbe iması taşımadığı görüşüne varmışlar. Ancak üyelerin önemli bir kısmı Engin Yıldırım hakkında soruşturma açılmasını talep etmişler. Sonuçta Engin Yıldırım hakkında soruşturma açılmadı. Burada kurumsal koruma refleksinin hâkim olduğunu düşünebiliriz. Anayasa Mahkemesi üyeleri, “Sarı öküzü vermeme” prensibiyle hareket etmiş olabilir.

‘MESAJ MIYDI’ SORUSU

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istifa çağrısı hâlâ masada duruyor. Çünkü Engin Yıldırım özür dilemenin ötesinde ikna edici bir açıklama yapmadı. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali, darbelerden dolayı çok büyük acılar yaşandığı için tereddütler giderilmiş değil.

Bir ışığın Türkiye’yi yeniden alacakaranlık kuşağına sokmasından endişe ediliyor. Bir kabine üyesinin, “O ışıkla bir yere mesaj mı verilmek istendi” sorusu yanıt bekliyor. O cümlenin devamında ise “Hangi ülkeye mesaj verildi?” sorusunun geldiğini eklemeliyim.

ANAYASA MAHKEMESİ NEDEN AÇIKLAMA YAPMADI?

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu hakkında verdiği “hak ihlali” kararını, “yerindelik denetimi” yapıldığı gerekçesiyle kabul etmedi. Bunun üzerine Enis Berberoğlu’nun avukatları dün 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulundular.

Bu arada İstanbul 14. Ağır Ceza’nın kararı üzerine Anayasa Mahkemesi olağanüstü toplantı kararı almıştı. Orada İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı masaya yatırıldı. Yerindelik denetimi yapıldığı eleştirisine yanıt verilmesi tartışıldı. Ancak herhangi bir açıklama yapılmaması kararı alındı.

Yazının Devamını Oku

Işıklar kimin için yanıyor

Koronavirüs nedeniyle AK Parti’nin son grup toplantısı 11 Mart’ta yapılmıştı. O nedenle 7 ay sonra yapılan grup toplantısını izlemek üzere Meclis’teydim.

Toplantı saati yaklaştıkça, bakanlar birer ikişer gelmeye başladı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le sohbetimiz haliyle bir gece önce yaşanan “Işıklar yanıyor” tartışması üzerine oldu. Gül, Anayasa Mahkemesi’nin gereken adımı atması gerektiğine işaret etti. Zaten az sonra muhabir arkadaşlarımız Adalet Bakanı Gül’ün etrafını çevirdiler. Gül, “Anayasa Mahkemesi saygın bir kurum ama öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin saygınlığını, başta o mahkemenin üyesinin koruması gerekir” dedi.

ERDOĞAN’A SADE KARŞILAMA

Koronavirüs öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gelişi sırasında Meclis’in merdivenleri üzerinde ayak basacak yer bulamazdınız. Ancak pandemi önlemleri söz konusu olunca, Erdoğan’ı sadece grup başkanı Naci Bostancı’nın karşılaması kararlaştırıldı. Erdoğan’la birlikte hareket eden Cumhurbaşkanlığı ekibi de yoktu. Sadece koruma ekibine kısıtlama getirilmemişti.

Erdoğan’la Meclis’i gelişi sırasında selamlaştık. Cumhurbaşkanı doğrudan grup toplantısına geçti. Grup toplantısı için bir gün önceden milletvekillerinden COVID-19 testi yaptırmaları istendi. Daha önce Erdoğan’ın yanına genel başkanvekili olarak Numan Kurtulmuş ya da eski başbakanlardan Binali Yıldırım otururdu. Bazen de grup başkanı Naci Bostancı. Bu kez Erdoğan tek başına oturdu. Milletvekillerinin tümü maskeliydi. Koltuklar mesafeye uygun olarak düzenlenmişti ama yer bulamayan milletvekilleri oraya oturmak durumunda kaldı. Oturumu yöneten grup başkanvekili Bülent Turan, Erdoğan’ı, bir gece önce yaşanan tartışmaya gönderme yaparak, “Demokrasinin ışığı yanmaya devam edecek” sözleriyle kürsüye davet etti. Erdoğan, konuşmasını yaparken milletvekilleri maskelerini çıkarmadan dinlediler.

KILIÇDAROĞLU’NUN CUMHUR İTTİFAKINA YAPTIĞI KATKI

HDP’ye yönelik operasyonlarla İYİ Parti’yi millet ittifakından koparmak ve muhalefeti güçsüzleştirmek için adımlar atılırken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tam aksine erken seçim çağrısı ile cumhur ittifakının güçlenmesine neden oldu.

Önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli erken seçim istemediğini, seçimlerin 2023 yılında yapılacağını, Cumhurbaşkanı adaylarının ise Erdoğan olduğunu açıkladı. Dünkü grup toplantısında da Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye teşekkür ederek başladı. Bahçeli’nin, Türk Tabipleri Birliği’yle ilgili önerisine güçlü bir şekilde destek verdi. Barolar Birliği’yle ilgili düzenlemenin benzerinin yapılması için talimat verdi.

ERDOĞAN İSTİFASINI İSTEDİ

Yazının Devamını Oku

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı kim olacak?

Siyaseti iki dinamik belirliyor:

1- 2023’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi.

2- İttifak sistemi.

3- Önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı adaylığı ve ittifaklar üzerinden siyaset kıran kırana bir mücadeleye sahne olacak. ‘Cumhur ittifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı şimdiden belli olduğu için, bu süreç daha çok ‘millet ittifakı’nı zorlayacak.

AKŞENER Mİ, GÜL MÜ, İMAMOĞLU MU?

Millet ittifakının yerel seçimlerde sağladığı başarı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik umutlarının artmasına neden oldu.

Geçen seçimde Abdullah Gül’ü ortak aday yapmak isteyen Kılıçdaroğlu’nun bu projesinden vazgeçmediği anlaşıldı. Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül’ün adaylığı sorulduğunda “Yok” demedi, tam aksine, “Gül’den neden bu kadar korkuyorlar” sözleriyle Gül’den vazgeçmediğini ortaya koydu.

Ancak tek gelişme bu değildi. Hatta daha ileri adımlar atıldı. Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığını ittifak ortaklarıyla birlikte belirleyecekleri açıklaması, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Evine dön” çağrısı ve buna Erdoğan’ın destek vermesiyle Akşener’in siyasi pozisyonu güçlenmiş oldu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Adım adım HDP’ye Kobani operasyonu

Güne Sinan Burhan’ın başkanı olduğu Anadolu Yayıncılar Derneği’nde Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le kahvaltı ile başladık. Bir süre önce koronavirüsten dolayı kaybettiğimiz Anadolu Yayıncılar Derneği Yönetim Kurulu üyesi, Şanlıurfalı meslektaşımız İbrahim Toru’yu rahmetle yâd ettik. Şanlıurfa’nın samimiyetini taşırdı İbrahim Toru. Güzel bir insandı.

HDP’YE KOBANİ OPERASYONU

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, yürüyen soruşturmalarla ilgili ser verip sır vermeme tutumunu koruyor. O nedenle 6 yıl sonra başlatılan ikinci dalga Kobani operasyonları konusunda sağdan girdik, soldan sorduk ama perde arkasına ilişkin bir bilgi alamadık. Adalet Bakanı, “Gezi ve Kobani olaylarıyla Türkiye’de sokak üzerinden bir vesayet devşirme alanında Vandallar ve bu konuda teröristler devreyle girdi. 6-8 Ekim olaylarında çok büyük vahşet yaşandı. Terör örgütünün talimatlarıyla yapılan eylemlerde, iki polisimiz şehit oldu, 35 vatandaşımız hayatını kaybetti, Yasin Börü’nün hayatına kurban eti dağıtırken vahşice son verildi. Bunların elbette hesabı sorulur. Türkiye’de bölge halkının, Kürtlerin en büyük sorunu PKK sorunu ve yine oy alıncaya kadar kapılarına geldi ama oy aldıktan sonra kapısının önüne çukur kazdı. Bu siyasetin de bölgeye vermiş olduğu zararı hepimiz biliyoruz. Yürüyen soruşturmayla ilgili savcılık vardığı sonucu kamuoyuyla paylaşacak” demekle yetindi.

SÜLEYMAN SOYLU’NUN EŞBAŞKANLAR VURGUSU

Kobani soruşturmasının nereye odaklanacağı sorusuna cevap aradığımı söylemiştim. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Demirtaş 6-8 Ekim olaylarının bir numaralı sorumlusudur” çıkışı bir fikir verdi. Aradığım sorunun ikinci cevabını ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “6 yıl geçmişmiş de, neden yargı bugün bakıyormuşmuş da, neden böyle yapıyormuş da... Yüzlerce yıl geçti. Kerbela’yı unuttuk mu?” sözlerinde buldum. Soylu o konuşmanın devamında, “Aklımızı ve hafızamızı yediğimizi ve unuttuğumuz sananlara sesleniyorum. Hatırlıyor musunuz? Sözde eşbaşkanlardı. ‘Sokağa çıkın’ diye talimat verdi. ‘Hadlerini bildirin’ diye talimat verdi” diyor.

GİZLİ TANIK

Bir gizli tanık tarafından Kobani eylemleri için Duran Kalkan’ın verdiği talimatı Kamuran Yüksek’in HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilettiği iddia edildi.

KANDİL’İN TALİMATI

Yazının Devamını Oku

Aliyev ile Putin’in yaş günü diplomasisi

Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırısından bu yana dikkatle izlenen liderlerden birisi Rusya Devlet Başkanı Putin.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın suratına telefonu kapatan Putin, şu ana kadar Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i aramadı. Putin, saldırıların başladığı andan itibaren beklentilerin aksine Ermenistan’ın yanında yer almadı. Hatta Paşinyan’ın içine düştüğü zor durumu uzaktan izlemekle yetindi.

Putin böylece ABD ve Fransa yanlısı Paşinyan’ın burnunu sürtmüş oldu. Putin’in, Paşinyan’ın devrilmesi için çaba gösterip göstermeyeceği ise bilinmiyor. Putin’in, Paşinyan’ı devirip Rusya yanlısı bir yönetimi işbaşına getirebileceği konuşuluyor.

Bu süreçte Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in yürüttüğü diplomasiye de dikkat çekmek istiyorum. Aliyev, Rusya’yı karşısına alacak açıklama yapmaktan kaçınıyor. Çok akıllı bir strateji izliyor. Putin’in, Ermenistan’ın yanında bir görüntü vermesine neden olacak tahriklerden kaçınıyor.

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmaları izleyen Putin’in ne zaman devreye gereceği önemini koruyor. Ama bu süre zarfında Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklardan bir kısmını kurtarması bekleniyor. 

PUTİN’İN DOĞUM GÜNÜ

İlham Aliyev’in öncelikli olarak Putin’in Ermenistan’ın yanında yer almamasını sağlamaya çalıştığı anlaşılıyor. Hatta mümkünse yanına çekmeye çalışıyor. Akıllı bir politika. Aliyev, Putin’in doğum gününü bahane ederek bir adım atacak. 7 Ekim 1952 tarihinde Petersburg’da doğan Putin bugün 68. yaş gününü kutlayacak. Aliyev, Ermenistan-Azerbaycan savaşından bu yana sessizliğini koruyan Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü kutlayarak diyalog sürecini başlatmış olacak. Böylece savaş ortasında bir doğum günü diplomasisi yaşanacak.

ÇAVUŞOĞLU BİR PLAN MI GÖTÜRDÜ?

Bu arada NATO Genel Sekreteri

Yazının Devamını Oku

Vaka sayısı değil de neden hasta sayısı açıklanıyor?

Koronavirüs küresel bir salgın olarak insanlığı tehdit etmeye devam ediyor. ABD Başkanı Trump’ın COVID-19 testinin pozitif çıktığı bir dünyada kimse güvencede değil.

Türkiye ise koronavirüsle mücadelede dünyanın en iyi üç ülkesinden biri. Ancak mücadele hâlâ devam ediyor, hiçbir ülkenin rehavete kapılmaya hakkı yoktur.

90’lı yıllarda da gazetecilik yapmış biri olarak sağlıktaki tabloyu çok yakından takip edenlerden biriyim. Dünya küresel bir salgınla boğuşmuyordu. Batı’daki sağlık sistemine imrenerek bakıyorduk. Şimdi onlar bizdeki sisteme imrenerek bakıyorlar. Hastanede hastaların rehin kaldığı, insanların senet imzalayarak cenazesini çıkarmak zorunda kaldığı dönemin yöneticileri ise bugün çıkıyor, Türkiye’nin koronavirüsle mücadelesini küçümseyen açıklamalar yapıyorlar. Ankara’da bir vatandaş, hastaneden kaçırdığı babasının cenazesini bir seyyar tezgâha koyup Ulus’ta eski adliye binasının önüne getirip “Param yok. Ödeyemedim. Adaletiniz bu mu?” diye eylem yapmıştı. O kadar sıradan bir olaydı ki, Ankara ekleri dışında haber bile olmadı.

O günlerden vatandaşlarını ambulans uçakla ülkesine getiren; ABD, İngiltere, İspanya başta olmak üzere birçok ülkeye yardım gönderen bir Türkiye’ye ulaştık. Pandemi sürecinde bazı devlet başkanları virüsü hafife alırken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu mücadeleye öncülük eden liderlerden biri oldu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise sakin üslubu, kucaklayıcı dili ve ayrıntılı açıklamaları ile topluma güven verdi.

Biz bu mücadeleyi toplumla birlikte yürüteceksek, inandırıcılık ve güvenilirlik önemli. O nedenle vaka ve hasta sayısıyla ilgili iddiaları ciddiye aldım. Sağlık Bakanlığı kaynakları ile konuştum.

HASTA SAYISI İLE VAKA SAYISI ARASINDAKİ FARK

Türkiye uzun bir süredir vaka sayısını açıklıyordu. Herhangi bir tartışmaya meydan vermeme ve baştan beri sağlanan güveni sarsmama adına keşke bu o gün açıklanıp, izah edilseydi.

TARAMA YAPIYORUZ

Gelişmiş Batı ülkelerinin birçoğunda hastalık belirtisi olması yetmiyor, eğer solunum sıkıntısı yaşıyorsa test yapıyor. Türkiye ise zaten belirti gösterenlere test yapıyor. Ama bir de dünyadan ayrı artı bir şey daha yapıyor. Tarama yapılıyor. Semptom göstermeyen pozitif vakaları tespit etmek için tarama yapıyor. Hastalık belirtisi gösterip hastaneye gelenlere, cezaevindekilere, sporculara, havaalanlarında yurtdışına seyahat edecek olanlara, COVID testi pozitif çıkanlarla temaslı kişilere test yapılıyor. Günlük olarak 100-120 bin kişi arasında test yapılıyor. 4 Ekim tarihi itibarıyla 10 milyon 806 bin 285 kişiye test yapılmış. Yani test yapılmaktan vazgeçilmiş, testi pozitif çıkanların sisteme kaydedilmesine son verilmiş değil.

Yazının Devamını Oku

Yeni dönemde Meclis’i ne bekliyor?

Siyasetin kalbinin attığı Meclis’i haftanın birkaç günü ziyaret eden bir gazeteci olarak Meclis’i de siyaseti de özlediğimi hissettim.

Meclis’e ilk adım attığımda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, basın girişinde Meclis’e girmeyeceklerini açıklıyordu. Basın bürosundan giremeyince iktidar kulisinden giriş yaptım. Meclis’in açılışına yarım saat olmasına rağmen AK Parti milletvekilleri birer ikişer geliyorlardı. Milletvekilleriyle kuliste selamlaştık, ayaküstü sohbet ettik. Önceden Genel Kurul saatine kadar kuliste oturup çay-kahve içerek sohbet eden milletvekilleri koronavirüs nedeniyle Genel Kurul salonuna girmeyi tercih ettiler.

MİLLETVEKİLLERİ KİLO VERMİŞ

Yaz tatili sırasında milletvekillerinin kilo verdiği dikkatimi çekti. AK Partililer, düzenli olarak spor yapmaktan ziyade yürüyüş yapmayı tercih etmişler. “10 bin adımın altına düşmedim” diyen de oldu, “Dağ bayır yürüdüm” diyen de. Hep gerilim içinde gördüğüm milletvekillerini tatil nedeniyle dinlenmiş buldum. Ama koronavirüs nedeniyle biraz tedirginlerdi.

BAHÇELİ ERKEN GELMİŞTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan gelmeden muhalefet kulisinin nabzını tutmak istedim. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli her zaman oturduğu locadaydı. MHP grup başkanvekilleri ve milletvekilleri etrafında bir halka oluşturmuştu. Bahçeli, Harran Belediye Başkanı’nın kılıç hediyesini kabul ettikten sonra bir süre locada dinlendi. Çay-kahve içmedi. Su içmeyi tercih etti. Zaten 15 dakika önceden Genel Kurul salonuna girdi.

MECLİS BAŞKANI ÖNCEDEN KONTROL ETTİ

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Erdoğan Meclis’in açılışında hangi kritik mesajı verecek?

Meclis bugün yeni yasama yılına başlayacak. Pandemi nedeniyle resepsiyon yapılmayacak.

Meclis’in açılışına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması damgasını vuracak. Erdoğan’ın iç ve dış kamuoyuna önemli mesajlar verecek bir konuşma yapacağı söyleniyor.

Cumhurbaşkanları kimi zaman Meclis kürsüsünden iz bırakan konuşmalar yaptılar. Özal’ın Cumhurbaşkanı seçildiğinde ‘üç hürriyet’i Türkiye gündemine taşıdığı bir konuşması olmuştu. Düşünceyi ifade etme hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, teşebbüs hürriyeti gibi. Demirel, Meclis’i açış konuşmasında Öcalan’ı sınır dışı etmesi için Suriye’yi sert bir dille uyarmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Meclis’i açış konuşmasında uluslararası sorunlara ilişkin önemli mesajlar vermesi bekleniyor.

1) Doğu Akdeniz gerilimi: Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB liderlerine yazdığı mektupta Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının adil olarak dağıtımı ve deniz yetki alanlarının adil ve eşit bir şekilde paylaşımını esas aldığını belirtmişti.

2)Türk-Yunan gerginliği: Yunanistan ve Rum yönetiminin Türkiye ve Kıbrıs Türklerini yok sayan tutumu ve adaları Lozan Anlaşması’na aykırı olarak silahlandırma çabalarının yaşanan gerilimin nedeni olduğunu belirterek, Türkiye’nin sorunların çözümü için Yunanistan ile ön koşulsuz olarak diyaloğa hazır olduğumuzu söylemesi bekleniyor.

AZERBAYCAN’A DESTEK, ERMENİSTAN’A UYARI

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının bir bölümünü ise Azerbaycan-Ermenistan savaşına ayırması bekleniyor. Savaşın işgalci konumundaki Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırması üzerine çıktığını vurgulayacak olan Erdoğan’ın, işgalci Ermenistan ile topraklarını savunmak zorunda kalan Azerbaycan’ın eşit tutulmasıyla bir çözüme ulaşılamayacağını söylemesi bekleniyor. Erdoğan’ın, çözümün sağlanması için Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilip saldırgan tutumunu sona erdirmeden bölgede huzurun sağlanamayacağına vurgu yapacağı ifade ediliyor.

Azerbaycan’a destek bildirisi için TBMM’ye bir kez daha teşekkür edecek olan

Yazının Devamını Oku

Anketlerden ilginç sonuçlar çıkıyor

Gündemimizde Azerbaycan-Ermenistan savaşı, koronavirüste ikinci dalga ve ekonomideki gelişmeler var. Ama sizi bunlardan biraz sıyırıp anketlerin dünyasına götürmek istiyorum. Başkanlığını Dr. Hilmi Daşdemir’in yaptığı Optimar’ın eylül ayı araştırmasından ilginç sonuçlar çıkıyor.

KORONAVİRÜS MÜ EKONOMİ Mİ?

Nisan ve mayıs aylarında gündemin ilk sırasında yer alan koronavirüs, yaz aylarıyla birlikte kısmen gerilemişti. Ancak ikinci dalgayla birlikte yaşanan artışlar koronavirüsü ilk sıraya taşıdı. Ankete katılanların yüzde 33.9’u koronavirüs derken, ekonomi 33.3’le ikinci sırada yer aldı. Oysa ağustos anketinde ekonomi birinci sırada, koronavirüs ise ikinci sırada yer alıyordu. Söz konusu sağlık olunca ekonomi ikinci sıraya düştü. Ama doların yeniden yükselişe geçtiği ağustos ayında ekonomi 41’le birinci sırada yer alıyordu.

CUMHUR İTTİFAKININ OY ORANI NE?

Anketlerde partilerin oy oranı veriliyor ama değerlendirmeler ‘cumhur ittifakı’ ve ‘millet ittifakı’ olarak yapılıyor. Optimar’ın anketine göre kararsızlar dağıtıldığında AK Parti’nin oy oranı yüzde 41.4 olarak yer alıyor. MHP ise 9.5’e ulaşıyor. AK Parti ve MHP’nin oyları toplandığında ise 50.9’a ulaşıyor. Bu verilere göre ‘cumhur ittifakı’ yüzde 50’nin üzerine çıkıyor.

CHP’NİN OYLARI NE DURUMDA?

CHP’nin oylarını hem parti olarak verip hem de ‘millet ittifakı’ olarak değerlendireceğim. CHP’nin oyları bir süredir yüzde 25’in altında. Başarılı bir kurultay yapmasına rağmen CHP’de kısmı bir gerileme gözleniyor. Optimar’ın araştırmasında CHP’nin oyları yüzde 23.8 olarak yer alıyor.

PEKİ İYİ PARTİ?

İYİ Parti, eylül ayı araştırmasında 9.3 olarak yer alıyor. Parti ağustos araştırmasında ise 9.8 olarak çıkıyordu.

Yazının Devamını Oku