GeriAbdulkadir SELVİ Gül’le hesaplaşma Bahçeli ile ittifak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gül’le hesaplaşma Bahçeli ile ittifak

CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ın MHP Lideri Bahçeli’nin, “2019’da adayımız Erdoğan” açıklamasına vereceği karşılığı öğrenmek için AK Parti grubunda yerimizi aldık.

Cumhurbaşkanı kürsüye çıktı. O da ne? Biz Bahçeli’yi beklerken o Abdullah Gül konusuna girdi. Erdoğan, ilk olarak 12 Aralık tarihinde Kastamonu’da konuşmuştu. “Bay Kemal’in kayığına biniyorsunuz” demişti. Hızını alamamış, “Yazıklar olsun” diye seslenmişti.

AK Parti’nin kurulduğu 14 Ağustos 2001 tarihinden bu yana bir ilkti. Ama dün bir milat yaşandı. Erdoğan, Gül’e savaş ilan etti. Ne dedi?

- Geçmişte partimiz çatısı altında olup da bugün dışarıda başka havalarda gezen hiç kimsenin partimizle, hareketimizle ilgili söz söylemeye hakkı yoktur.

- Bu birliği, beraberliği zedeleyenler bilsinler ki artık bu kervanın samimi yolcuları değildir.

- Bu trenden düşenler kusura bakmasınlar, düştükleri yerde kalırlar.

GÖZLER GÜL’DE

11. Cumhurbaşkanlığı ofisinden daha önce yapılan açıklamada, Gül’ün görüşlerini paylaşmaya devam edeceği söylenmişti. Bakalım Gül susacak mı, yoksa bu eleştirilere cevap verecek mi?

Peki Erdoğan buna neden ihtiyaç duydu? Abdullah Gül 16 Nisan’da evet demediği, KHK’yla ilgili tweet attığı için mi? Bunların payı var ama ondan öte bir strateji söz konusu. Erdoğan, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Abdullah Gül ile AK Parti arasına kalın bir set çekti. AK Parti’de Gül’e olan sempatiyi silmeyi amaçladı.

İşin bundan sonraki seyrini Gül’ün duruşu belirleyecek.

BAHÇELİ’NİN DURUŞU

Cumhurbaşkanı Erdoğan okları Gül’e gönderirken, çiçekleri Bahçeli’ye attı. Hatta öyle ki, konuşmanın sonuna kadar bekleyip, “Yoksa Bahçeli konusuna girecek mi?” diye düşünüldüğü bir sırada Bahçeli’ye şükranlarını sundu. Neden teşekkür etmesin ki? 28 Ağustos 2014 tarihindeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş’ın, “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışı iz bırakmıştı. 3 Kasım 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ise Devlet Bahçeli’nin, “Seni başkan yaptıracağız” duruşu damgasını vuracak. Bahçeli, başkanlık sistemini ortaya atarak, 16 Nisan’da Erdoğan’ın yanında durarak zaten bu adımı atmıştı. Erdoğan, Bahçeli’ye şükranlarını sunarken gözlerinin içi parlıyordu. 2019 sonuçları cebinde gibi bir ruh hali vardı. Belli ki, Bahçeli’nin bu tavrı nedeniyle tünelin ucundaki ışığı görmüş.

Bahçeli’nin, “oyun kurucu” ve “oyun bozucu” gibi özellikleri var. 3 Kasım 2002 seçimlerine Türkiye, Bahçeli’nin kararı üzerine gitti. O gün 3 Kasım seçimleriyle AK Partili yılların kapısını açan Bahçeli, 3 Kasım 2019 seçimleriyle başkanlık sisteminin anahtarını Erdoğan’ın cebine koydu. MHP lideri bu hamlesiyle muhalefetin oyun planını bozan bir hamle yaptı.

İTTİFAKIN ADI KONULDU

Bahçeli, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri için “Cumhur İttifakı”nı önerdi ama Erdoğan bunu, “Yerli ve Milli İttifak” olarak tanımladı. Muhalefet, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, başkanlık sistemini isteyenler ile parlamenter sistemi geri getirmek isteyenler arasında bir mücadele zeminine dönüştürmek istiyor. Erdoğan ise bir adım ileri geçti. 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yerli ve milli olanlarla ipi başka mahfillerin elinde bulunanlar arasında bir tercihe dönüştürdü. Cumhurbaşkanlığı seçim stratejisi böylece belli oldu.

Erdoğan, “Kimse limon sıkmasın” diyerek partisini uyarmış, ittifaka liderler karar verir demişti. Şimdi o aşamaya gelindi. Erdoğan ile Bahçeli bugün saat 16.00’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya gelecek. Uyum yasalarını ve seçim ittifakını konuşacaklar. Bir yol haritası belirleyecekler.

AK Parti-MHP ittifakı için söz kesildi, adı konuldu: “Yerli ve Milli İttifak.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kafasında MHP ile 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de ötesine uzanan bir işbirliği modeli yatıyor.

 

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

X

Akşener’e HDP soruları

Kılıçdaroğlu, 2023 seçimine giden süreci ilmik ilmik dokuyor. Cumhurbaşkanlığı adaylığına giden süreçte üst üste kritik hamleler yapıyor. Şu ana kadar istediklerini elde etmiş gözüküyor ama HDP-PKK üzerinden İYİ Parti’yi ürkütüp Millet İttifakı’nı çatlatır mı? Orası meçhul.

Kılıçdaroğlu’nun, Kürt sorununun çözümünde HDP’yi meşru muhatap kabul ettiği yönündeki açıklaması, HDP cephesindeki güç savaşını da ortaya çıkardı.

PKK-HDP cephesinde güç odakları var:

Öcalancılar

Kandilciler

Selahattin Demirtaşçılar

Avrupa’daki PKK yapılanmasının gücünü hafife aldığım düşünülmesin. Çözüm sürecinde Öcalan’ın mektupları üç adrese giderdi. Bunlardan biri de Avrupa’ydı.

Kılıçdaroğlu’nun hamlesiyle PKK-HDP ekseninde fay hatları harekete geçti.

Sezai Temelli

Yazının Devamını Oku

Kasapoğlu yurt sorunu için gençlere ‘İrtibatta kalalım’ diye seslendi

Bazı konular sayılarla, rakamlarla izah edilmez. Öğrencilerin yurt konusunu da o şekilde görüyorum. Elbette ki hedef yurda yerleşmek isteyen tek bir öğrencimizin dahi açıkta kalmaması.

Tabii bir de madalyonun öteki yüzü var. Yurt sorunu üzerinden bir algı operasyonu yürütülmek isteniyor. Onu görebilecek kadar tecrübe sahibiyiz. Gezi sürecinde hop diye bir duran adam ortaya çıkmıştı. Bir de kırmızılı kadınımız vardı. Ne oldu? Şimdi de parklarda yatanlar var...

Uçlara savrulmadan, algı operasyonlarına alet olmadan öğrencilerimizin yurt sorununu tartışmamız gerekiyor. Öyle yaptım. Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu ile yurt sorununu konuştum. Kasapoğlu ile yurtların kapasitesine, sayılara takılmadan olayın insani boyutunu da masaya yatırdık.

GENÇLER İRTİBAT HALİNDE OLALIM

Kasapoğlu’nu bir fazla genci daha yurda nasıl yerleştiririm çabası içinde gördüm. Zaten gençlere, ailelerine çağrı yaptı. “Bir gencimizi dışarıda bırakmamak için, başvuruda bulunan gençlerimizi yerleştirmek için çalışıyoruz. Bizimle irtibat halinde olsunlar” dedi.

Kredi ve Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtlara yerleşmek için bu yıl 624 bin 136 başvuru olmuş. Peki bunun ne kadarı yerleştirildi?

Kasapoğlu, “Bu başvuruda biz 362 bin kişiyi yurda yerleştirdik. Bunun 46 bin 863’ü feragat etti. 35 bini hemen ilk yedekte yerleştirdik. Normal süreçte biz başvuranların yüzde 90’ını yerleştiriyoruz. Pandemi nedeniyle bir sıkışma oldu. Ama tüm imkânları seferber edeceğiz. Son 4 yılda yatak sayısını 216 bin artırdık. Bunun çoğu pandemi döneminde bitirildi. Yine kısa sürede devreye sokacağımız 64 bin kapasite var. Onları yetiştirmek için yoğun bir çalışma içindeyiz” dedi.

PANDEMİ SIKIŞIKLIĞI

Yazının Devamını Oku

HDP konusunda Akşener, Kılıçdaroğlu gibi mi düşünüyor?

Kılıçdaroğlu’nun, “Kürt sorununu HDP ile çözebiliriz” açıklaması HDP’deki ayrışmayı ortaya çıkardı.

HDP’de İmralı, Kandil ve Demirtaş olmak üzere üç ekip önde görünüyor.

Sezai Temelli’nin, “Çözümün adresi İmralı’dır” çıkışı üzerine Selahattin Demirtaş ve Mithat Sancar’dan peş peşe açıklamalar gelmesinin nedeni o. Demirtaş ve Sancar, “Kürt sorununun çözümünün adresi Meclis’tir” diyerek İmralı’yı gömdüler.

Aynı zamanda da Kılıçdaroğlu’nun HDP’yi yeniden önemli bir siyasi aktör haline getirmeyi amaçlayan hamlesinin boşa çıkmasını önlediler.

Demirtaş ile Öcalan arasındaki çekişme bir sır değil. Ama bakalım İmralı’nın buna karşılık hamlesi ne olacak? Dikkatle izlemekte yarar var.

KILIÇDAROĞLU’NUN ZAMANLAMASI

Bu arada şimdiye kadar Kürt sorununun çözümünde Meclis’i adres gösteren Kılıçdaroğlu, neden HDP’yi adres gösterdi? Niye şimdi? HDP’nin 27 Eylül’de açıklayacağı tutum belgesine bir pas mı verdi? Kapatma davası nedeniyle zor günler yaşayan HDP’ye zeytin dalı mı uzattı? İleride değineceğim ama bunun tek bir yanıtı var o da Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı hesabı.

Çünkü Kılıçdaroğlu daha 11 Eylül’de İzmir’de sanayiciler ve işinsanları ile toplantıda Kürt sorununun çözümünde Meclis’i adres göstermişti. CHP kurultayında açıkladığı, “İkinci Yüzyıl Manifestosu”nda da çözüm olarak yine Meclis’e işaret etmişti.

KILIÇDAROĞLU’NUN 

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, İmralı’ya da gidecek mi?

Kılıçdaroğlu’nun, ”Kürt sorununu HDP ile çözebiliriz” açıklamasının mürekkebi kurumadan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, çözümün adresi olarak Öcalan’ı gösterdi.

”Çözümün adresi ve asıl muhatabı İmralı’dır” dedi. HDP tarafından bir açıklama yapılmadığına göre, adres konusunda aynı düşüncedeler demektir. Zaten Pervin Buldan da, ”Çözümün adresi İmralı’dır” diye konuşmuştu.

Bu durumda Kemal Bey ne yapacak? İmralı önerisini dikkate alıp Öcalan’la görüşmeyi deneyecek mi? İmralı’ya gidecek mi? Sanmam.

Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümü konusunda geçmişte ciddi çabalar sarf edildi. Göbeğinden ABD’ye bağlı olan Kandil, her defasında çözüm sürecini sabote etti. Orada asıl patron tek başına ne HDP ne İmralı ne de Kandil. Asıl patron ABD.

Ayrıca deneyimler bize gösterdi ki Kürt sorununun çözümü ile HDP ve PKK’yı birbirinden ayırmak gerekiyor. Çünkü onların, Kürt sorununun çözümü diye bir dertleri yok. Kürt sorunundan beslendikleri için tam aksine çözüm süreçlerini sabote ediyorlar.

KILIÇDAROĞLU’NUN DERSİM ARŞİVİ

Burada benim şaşırdığım Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununun çözümünü HDP’ye havale etmesi. Kılıçdaroğlu, hem CHP genel başkanı olarak hem de Dersimli olarak Kürt sorununun bir parçası. Sadece parçası değil. Kılıçdaroğlu, Dersim isyanına kafa yormuş birisi. İhsan Sabri Çağlayangil’le röportaj yapmış, daha sonra arşivini gazeteci Soner Yalçın’a devretmiş. Yani bir birikim sahibi.

Kılıçdaroğlu, benden de iyi biliyor ki, Kürt sorununun temelinde CHP yatıyor. Kılıçdaroğlu, CHP’nin genel başkanı olarak oradan başlayabilir. Ayrıca eşi Selvi Hanım, Amberin Zaman’la röportajında, Kılıçdaroğlu’nun ailesinin Kürt sorununun mağdurlarından biri olduğunu anlatmıştı. O bölümü aynen aktarıyorum.

SELVİ KILIÇDAROĞLU’NUN 

Yazının Devamını Oku

Erken seçim tahminlerini etkileyecek söylenti

AK Parti ve MHP’nin üzerinde çalıştığı seçim ve siyasi partiler yasasıyla ilgili siyasi kulislerde bir söylenti dolaşıyor. Aslında söylentiden öte, taktik bir manevra olabilir. Erken seçim tartışmalarına ışık tutması açısından bu söylentiyi dikkate aldım.

Aslında seçim ve siyasi partiler yasasıyla ilgili çalışmanın ana iskeleti ortaya çıktı. AK Parti ve MHP arasında bir iki maddenin üzerinde çalışılacak. Onlar da öyle aşılmayacak sorunlar olarak görünmüyor. Çünkü Erdoğan ve Bahçeli’nin “Önemli olan ittifak” diye kesin talimatı var. İki lider, ittifak ortakları arasında krize neden olacak bir iş istemiyorlar. Şimdi gelelim kulislerde konuşulan konuya. Anayasa’nın 67. maddesine göre seçim yasasında yapılacak değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde yapılacak olan seçimlerde uygulanamıyor. O yüzden seçim yasasının çıkacağı tarih aynı zamanda erken seçim olup olmayacağını da gösterecek diyorum.

MUHALEFETİN ERKEN SEÇİM TAHMİNİ

 Muhalefet bir süredir erken seçim diye bastırıyor. Erdoğan ve Bahçeli ise seçimlerin normal zamanı olan 2023 yılında yapılacağını açıklıyorlar. Muhalefetin bir bölümü 2021 yılında erken seçim bekliyordu. Hatta bir kısmı Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun partisi seçimlere girme yeterliliğini elde etmeden bir baskın seçim beklentisi içindeydi. Hepsi boş çıktı. Çünkü AK Parti’de öyle bir hava yoktu. Şimdi ise muhalefet 2022 Kasım’ı işaret etmeye başladı. Hatta Meral Akşener, 2021 yılı haziranında erken seçim tahmininde yanıldığını belirtip, tahminini 2022 olarak revize etti. Kılıçdaroğlu’nun da beklentisi o yönde.

İŞTE O SÖYLENTİ

Muhalefetin 2022 yılı kasım-aralık beklentisi daha çok iktidarın seçim yasasını ekimde Meclis’e sunup, en geç kasım ayında çıkarmasına dayanıyor. Kasımda çıkarsa üzerine 1 yıl koy, 2022 yılı kasım ayı demektir.

Meclis kapalı, 1 Ekim’de açılacak ancak Meclis kulisleri yavaş yavaş hareketlenmeye başladı. Orada konuşulanlara göre Cumhur İttifakı seçim yasasında yapılacak olan değişiklikleri Meclis’e sunma konusunda aceleci olmayacak. Kasım sonu itibarıyla Meclis’te bütçe görüşmeleri başlayacak. Aralık ayında devam edecek. Seçim yasasındaki değişiklikler bütçe görüşmelerinden sonra Meclis’e sunulursa 2021 yılı içinde Meclis’ten geçme şansı kalmıyor. Bütçeden sonra Meclis tatile giriyor. O zaman 2022 yılına girilecek. 2022 yılının başlarında seçim yasasının Meclis’ten geçmesi ise seçimlerin 2023 yılı ilk üç ayında yapılmayacağı anlamına geliyor. Zaten ondan sonra haziran ayında seçim var, birkaç ay öne alınır mı bilmem ama alınsa dahi o erken seçim olmaz.

ERDOĞAN VE BAHÇELİ KARARLAŞTIRACAK

Seçim

Yazının Devamını Oku

Ödül gecesinde yaşananlar ve Erdoğan’ın rotası

Önce Anadolu Yayıncılar Derneği’nin Medya Ödül töreni için bulunduğum Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden gözlemlerimi aktarmak istiyorum.

Anadolu medyasından meslektaşlarımızla ve siyasetçilerle bir araya geldik. Sadece Külliye’nin nabzı değil, Anadolu’nun nabzı da siyaset diye atıyor. Herkes 2023 seçimlerini konuşuyor.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki programlarda kadınların temsil oranı her geçen gün daha çok artıyor. Bunda Erdoğan’ın tercihinin etkili olduğu belli. Cumhurbaşkanı Erdoğan törenin yapılacağı salona girince kadınlar etrafını sardı. Selfie çektiren çoktu. Erdoğan onları kırmadı, selfie çekmelerini bekledi. Görevliler, program başlayacak diye uyarmasa selfie işi daha devam edecekti.

Ödül töreninde önce Anadolu Yayıncılar Derneği Başkanı Sinan Burhan Anadolu Medyası’nın sorunlarını aktaran bir konuşma yaptı. Ödül töreni vesilesiyle hem Anadolu medyası Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya geldi hem de sorunları iletildi.

ERDOĞAN DİNAMİKTİ

Gün boyu fabrika açılışından yürüttüğü uluslararası temas trafiğine kadar yoğun programına rağmen Erdoğan’ın enerjisi yerindeydi. Kürsüde son dönemlerin en iyi konuşmalarından birini yaptı.

Bugün 17 Eylül. Şehit Başbakan Menderes’in idamının yıldönümü. Başka ülkeler liderlerin doğum gününü kutlar, biz idam yıldönümlerini anıyoruz. Belki de idamların yıldönümü olması nedeniyle, Erdoğan’ın medyayla darbeler arasındaki ilişkiye dair analizi dikkatimi çekti.

Erdoğan, “15 Temmuz gibi kritik dönemlerde basının önemli bir kısmının sergilediği onurlu yaklaşım tarihimize şanla, şerefle kaydedilmiştir. Aynı şekilde 27 Mayıs Yassıada yargılamaları, muhtıralar, 12 Eylül, 28 Şubat gibi dönemlerde ülkesinin ve milletinin değil de darbecilerin yanında saf tutanlar da milli hafızamızın kara kaplı defterine mimlenerek işlenmiştir” dedi.

2023 KONUŞMASI

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu’nun siyasi final hesabı

Millet İttifakı’ndaki gelişmelerin seyrini Kılıçdaroğlu ve Akşener’in hamleleri tayin edecek. Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığının neredeyse bir toplu ayine dönüştüğü bir sırada Kılıçdaroğlu yaptığı müdahalelerle, İmamoğlu’nu geri plana düşürmeyi  ve kendi ismini ön plana çıkarmayı başardı. Hep diyorum ya Kılıçdaroğlu’nu hafife alan yanılır. Bundan sonraki süreci de yine Kılıçdaroğlu’nun tutumu belirleyecek.

1- Eğer Millet İttifakı ortak aday konusunda kararlıysa bu durum altın hissenin Akşener’in elinde olduğunu gösterir.

2- Ama her parti kendi adayını çıkaracak ve ilk tura çok adayla girilecekse o zaman altın hisse de gümüş hisse de Kılıçdaroğlu’nda demektir.

Peki burada belirleyici olan ne olacak?

KILIÇDAROĞLU NE YAPACAK?

Meral Akşener’in, Ekrem İmamoğlu’nu “ikinci Fatih”e benzetmesiyle birlikte ibre İmamoğlu’na dönmüştü. Akşener bu benzetmeyi 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın yıldönümü nedeniyle gerçekleştirilen anma toplantısında yaptı. Kılıçdaroğlu, bu hamleye 48 saat sonra çıktığı FOX TV’de yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “Millet İttifakı olarak birden fazla adayımız olabilir” dedi.

MASA KURULDUĞUNDA

Cumhurbaşkanı adayını belirlemek üzere Millet İttifakı liderleri bir masa etrafında toplandığında işin seyrini önemli ölçüde Kılıçdaroğlu’nun tavrı belirleyecek.

Kılıçdaroğlu,

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanlığı için yeni modeller

2023 seçimleri öncesinde müthiş bir taktik savaşı yaşanıyor. Ama tüm savaşların ortak bir noktası var, cumhurbaşkanlığı seçimi. Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Erdoğan olduğu için, muhalefetin de ortak aday çıkaracağı tezi üzerine hareket ediyoruz hep.

Ben hâlâ muhalefetin a planının ortak aday olduğuna inananlardanım. Ama bu, çok adayla seçimlere gidilmesi tartışmalarına kulak kabartmama engel değil. Kılıçdaroğlu da “Birden fazla adayımız olabilir” diyerek kapıyı açık tuttuğuna göre neden olmasın?

HER PARTİ ADAYINI ÇIKARIR

Muhalefet cephesinde seçimlerin ilk turunda her partinin kendi adayını çıkarmasını, seçim ikinci tura kalırsa Erdoğan’ın karşısındaki adayda birleşilmesini savunanların sesi çıkmaya başladı. Edindiğim izlenim: Seçim sürecine girildikçe seslerini daha da yükseltecekler.

Çok adayı savunanların tezi iki ana temele oturuyor.

1- Ortak aday muhalif tabanda ortak bir heyecan yaratmayabilir. Bu da seçimlere katılma oranını düşürebilir.

Kılıçdaroğlu olursa İYİ Partililer ya da HDP’liler, CHP’liler kadar aynı heyecanı hissetmeyebilir.

2- Her parti kendi adayını çıkarırsa seçmenlerini sandığa taşımakta zorlanmaz. Bu da seçimlere katılım oranını yükseltir.

KILIÇDAROĞLU VE AKŞENER İSTER Mİ?

Yazının Devamını Oku

Öncelik hayat pahalılığı ve ekonomi

AK Parti’yi dikkatle izlemekte yarar var.

Şimdi özüne dönüş desem, özünden kopmuş muydu ki diyecekler çıkabilir. Hayat pahalılığı ve göçmen sorununda reel politiğe dönüş desem, başka şeyler söyleyenler çıkabilir. Ama isterseniz ben ne gördüğümü dosdoğru yazayım.

Önce ekonomiyle ilgili birkaç anekdot aktarmak istiyorum.

AK Parti MKYK toplantısında, satın alma gücüne göre Türkiye’nin gelişmiş ülkeler arasında çok iyi bir noktada olduğuna ilişkin sunumdan sonra bazı üyeler hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısının halkın en acil sorunu olduğunu belirterek itiraz ediyorlar. Erdoğan bu görüşleri dinledikten sonra, “Ben de aynı kanaatteyim. Ekonomi en önemli gündem maddesi” diyor.

AK Parti genel başkan yardımcılarının başkanlığında MKYK üyeleri bir süredir sahayı gezip halkın nabzını tutuyordu. Sahadaki tespitlere ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bilgi veriliyor.

Afgan göçmenler ve ekonomi ilk iki sırada geliyor. “Vatandaş en çok hayat pahalılığından şikâyetçi” deniliyor. Geçen hafta ise ekonomiyle ilgili olarak yapılan bir sunumdan sonra enflasyonun düşürülmesi için çalışılması talimatını vermişti. 

DEMİREL DE ÖZAL DA ‘EKONOMİ’ DEMİŞTİ

Bir süredir anketlerden ekonomiyle ilgili verileri de aktarmaya özen gösteriyorum. AK Parti’nin en büyük rakibi Millet İttifakı değil, “Ekonomi Partisi” diyorum.

Türk siyasetine damga vuran liderlerden biri olan

Yazının Devamını Oku

Millet İttifakı’ndan liderler kabinesi

2023 seçimlerinde kimin cumhurbaşkanı adayı olacağı konusu Millet İttifakı’nı şimdiden sarsıyor.

Çünkü Cumhurbaşkanlığı Demirel’in deyimiyle, “Hiçbir faninin elinin tersiyle iteceği bir makam” değil. Hele de Başkanlık Sistemi’nin güçlü Cumhurbaşkanlığı.

Diyeceksiniz ki Millet İttifakı, parlamenter sisteme dönüşü hedefliyor. Sembolik cumhurbaşkanı olacak. Bütün yetkiler başbakanda toplanacak. İyi de bu vaadi gerçekleştirebilmek için Anayasa değişikliği gerekiyor. En az 360 milletvekili ile referandum koşuluyla, referandumsuz 400 milletvekili çıkarmaları gerekiyor. Bu nokta çok ciddi ama nedense üzerinde durulmuyor. Belli ki Millet İttifakı’nın en büyük seçim vaadi parlamenter sisteme geçmek olacak.

Peki eğer seçilmeyi başarırsa muhalefetin cumhurbaşkanı parlamenter sisteme dönecek mi? Yetkilerini devredecek mi? Muharrem İnce de daha seçilmeden, durun bakalım hele bir seçilelim diğer işler ondan sonra gelir diye manevra yapmaya başlamıştı. Daha da ötesi Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu bulabilecekler mi?

GÜÇLÜ CUMHURBAŞKANLIĞI

Varsayalım Ekrem İmamoğlu seçildi. Bu millet beni güçlü cumhurbaşkanı olarak seçti, yetkimi son güne kadar kullanacağım derse ne yapacaksınız? Bir de Atatürk, Cumhuriyet’i kurarken yetkilerini devretmedi tam aksine Başkomutanlık ve Cumhurbaşkanlığı yetkilerini elinde tuttuğu için Cumhuriyet’i kurma, devrimleri gerçekleştirme şansını buldu. Atatürk Cumhuriyet’i yetkilerini devrederek değil, gücü elinde toplayarak kurdu derse ne yanıt vereceksiniz?

KILIÇDAROĞLU’NUN UYARILARININ ADRESİ

İmamoğlu seçilirse yetkilerini devretmez kaygısı Kılıçdaroğlu cephesinde vardı. “O zaman parlamenter sisteme dönüş tezimiz tamamen çöker” diyorlardı. İmamoğlu’nun seçildiği günden veda edeceği ana kadar yetkilerini sonuna kadar kullanacağından emindiler. O nedenle Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adayının özelliklerini sıralarken boşuna, ”Temiz biri olacak, vatandaşlar arasında ayrım yapmayacak, nefsine hâkim olacak, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmeyeceğiz demeyecek, yetkilerini Meclis’e devretmeyi kabul edecek, icra yetkisi başbakanda olacak” demedi. Siyasette hiçbir söz boşuna söylenmez. Söylenen her sözün bir adresi vardır. Cumhurbaşkanlığı konusu gündeme geldiğinde Kılıçdaroğlu, her defasında, “Yani bütün yetkileri aldım dolayısıyla ben cumhurbaşkanlığı süresince bütün yetkileri kullanacağım. Hayır. Siz o yetkileri parlamentoya iade edeceksiniz” uyarısında bulunmazdı.

KILIÇDAROĞLU SERT GİRİNCEMeral

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nun açıklamalarının anlamı ne?

Kılıçdaroğlu’nun, “Akşener’le belli aralıklarla görüşüyoruz. İttifakla ilgili her hangi bir sorun yok” açıklamasına sorun yok deniliyorsa orada sorun var diyecek değilim.

İki partinin yöneticileri de Akşener ile Kılıçdaroğlu’nun kamuoyunun bilgisi haricinde de zaman zaman görüştüklerini doğruluyorlar.

Kılıçdaroğlu ile Akşener arasında cumhurbaşkanı adayı konusunda patlak vermiş bir kriz söz konusu değil. Çünkü cumhurbaşkanı adayının belirleneceği sürece girilmedi. Henüz masa kurulup kimin aday olacağı üzerindeki arayış başlamadı. Ama iki liderin önünde cumhurbaşkanı adayını belirlemek gibi zorlu bir sorun duruyor.

Bizde cumhurbaşkanlığı konusu önemlidir.

Bu uğurda darbeler yapıldı. Partiler bölündü.

ORTAK ADAY BASKISI

2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu ve Akşener’i en çok zorlayacak konu cumhurbaşkanı adayı olacak. 24 Haziran 2018 seçimlerinde ortak aday çıkarmayı başaramamışlardı. İki lider bu kez ortak aday çıkarma konusunda tabandan gelen ağır bir baskı ile karşı karşıyalar. Muhalif taban bunu tarihi bir misyon olarak görüyor.

AKŞENER’DEN AÇIK ÇEK

Meral Akşener,

Yazının Devamını Oku

Millet İttifakı’nda kriz mi var?

24 Haziran 2018 seçimleri öncesindeydi. CHP ile İYİ Parti arasındaki ittifak görüşmelerinde ipler kopma aşamasına gelmişti.

Cihan Paçacı, Meral Akşener’in bilgisi dahilinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu aradı. Sabah görüşme kararı aldılar.

Paçacı ile Kılıçdaroğlu, bürokratlıkları döneminden tanışıyorlardı. Birbirlerine ilk isimleri ile hitap edebilecek kadar hukukları vardı. Cihan Paçacı, ittifakın kurulmasının tarihi öneme haiz olduğunu anlattı. Kılıçdaroğlu, alınacak her kararı itirazsız kabul edeceğini söyledi. Paçacı, CHP Genel Merkezi’nden çıkmadan Akşener’i arayıp bilgi verdi. İki lider görüşüp müzakereyi yürüten isimleri değiştirip ittifakı kurmayı başardılar.

Cihan Paçacı siyasetin akil isimlerinden biridir. Millet İttifakı’nı bozmaya çalışanlardan biri değil, tam aksine korumaya çalışan bir isimdir.

ERKEN UYARI

O nedenle CHP’ye yönelik uyarılarını Millet İttifakı yıkılsın diye değil, tam aksine Millet İttifakı ileride zarar görmesin diye yapılmış bir çıkış olarak görmek gerekiyor. İleride yaşanabilecek yol kazalarını önceden sezen tecrübeli bir politikacının ittifakının hukukunu koruma adına yaptığı bir ikaz olarak değerlendirmek gerekir.

Cihan Paçacı’nın, gazeteci Muharrem Sarıkaya’ya söylediği, “Kemal Bey son dönem tekil konuşuyor” sözlerini bir erken uyarı olarak görmek gerekiyor.

KILIÇDAROĞLU’NUN AÇIKLAMASI

Paçacı

Yazının Devamını Oku

Anketlerin ışığında ekonomi partisi

Konsensus ve Optimar’ın ağustos ayı anketlerini inceliyorum. Birbirinden farklı sonuçlar var. Ama ortak bir şey ortaya çıkıyor. “Millet seçim değil, geçim derdinde.”

Konsensus’un 22-30 Ağustos tarihleri arasında yaptığı ankette “Erken seçime gidilsin mi?” diye sorulmuş.

Ankete katılanların yüzde 57.4’ü seçimler zamanında yapılsın derken, erken seçim isteyenlerin oranı yüzde 42.6 çıkmış.

Araştırmada, “Erken seçim olur mu?” diye de sorulmuş. Ankete katılanların yüzde 69.8’i olmaz yanıtını vermiş. Erken seçim olur diyenlerin oranı ise yüzde 30.2’ye gerilemiş.

Güncel olması nedeniyle Konsensus’un araştırmasından iki başlığı daha paylaşmak istiyorum. Ardından seçim mi, geçim mi konusuna yani ekonomiye ve hayat pahalılığına geleceğim.

YENİ PARTİ KURULMALI MI?

Araştırmada “Yeni partiye ihtiyaç var mı?” diye sorulmuş. Ankete katılanların yüzde 91.4’ü ihtiyaç yok demiş. Kurulmalı diyenlerin oranı ise yüzde 8.6’da kalmış. Bu neyi gösterir? Kurulan yeni partiler bu ihtiyaca cevap verdi mi? Ya da halkımız yeni bir parti arayışında değil, partisinden memnun mu? Alt başlıkları yok. Ama halkımız yeni parti kurulmasını sorunlarının çözümü için gerekli görmüyor. Ayrıca kurulan yeni partiler hayal kırıklığına yol açtığı için milletimiz o defteri kapatmış olabilir.

AŞI KARŞITLARI

Bu çağda aşı karşıtlığı olur mu, insanlar koronavirüsten yaşamını yitirirken aşı karşıtlığı yapmanın anlamı ne diyebilirsiniz. Ben de o görüşte olanlardan biriyim. Ama aşı karşıtlığı da bir gerçek.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medyada Singapur modeli

Bodrum’daki, Köyceğiz’deki, Gündoğmuş’taki, Marmaris’teki yangınlar devam ederken, sosyal medyadan “Arkadaşlar durum vahim, molotof düzeneği bulundu hâlâ ciddiyeti kavrayamayanlar var, iç savaş var şu an cayır cayır yakılıyoruz, yetkililer artık devreye girsin ölümüz mü çıkacak buradan” paylaşımları yapıldı.

Manavgat’ta orman yangınlarıyla boğuşurken, birileri de sosyal medyadan başka bir ateşi yakmanın çabası içindeydi.

“Manavgat’ta şu an yangın falan yok, burada terör var, eli silahlı kişiler var, molotofla ormanları yakıyorlar, ateş açıyorlar bitmek bilmiyorlar, durumun ciddiyetinin farkında olmayanlar var, artık çığırından çıktı her şey, bizim buradan kurtarılmamız lazım, can güvenliğimiz hiç yok” tweet’leri atıldı.

Altındağ’da Emrullah Yalçın’ın Suriyeli biri tarafından bıçaklanarak öldürülmesi üzerine sosyal medyadan örgütlenen bir grup, 6-7 Eylül olaylarının bir provasını gerçekleştirdi.

EN KRİTİK YEDİ YIL

Bu örnekleri uzatmak istemiyorum. Ama sosyal medyadan yürütülen operasyonlar artık ülkelerin milli güvenliğini tehdit eden bir boyuta ulaştı. Gezi olaylarından bu yana Türkiye, son 7 yıldır sosyal medya operasyonlarına maruz kalıyor. Bu 7 yıl içerisinde 2 cumhurbaşkanlığı seçimi, 2 yerel seçim, bir anayasa referandumu, 3 genel seçim yapıldı, bir de 15 Temmuz darbe girişimine maruz kaldık. Siyasi hayatımızın en kritik 7 yılında sosyal medya operasyonları tam gaz devam etti.

Sosyal medya üzerinden Türkiye’ye yönelik 5’inci kol faaliyeti sürdürülüyor. Sosyal medya operasyonlarının arkasında yabancı istihbarat servisleri ve terör örgütleri bulunuyor. Amerika’nın dünyayı nasıl izlediğini ifşa eden ajan Edward Snowden, “Biz istihbaratın ne olduğunu yeniden tanımladık” demişti. Sosyal medya üzerinden ise ülkeler yeniden dizayn edilmek isteniyor. Hem de bu çok kirli yöntemlerle yapılmak suretiyle.

SOSYAL MEDYA ÇALIŞMASI

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Erdoğan ve Bahçeli’nin talimatı ne oldu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim barajının yüzde 7’ye indirileceğini açıkladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de seçim barajının yüzde 7 olarak tescillendiğini duyurdu.

Böylece seçim barajı yüzde 7 mi olsun 5’e mi indirilsin tartışması da son buldu.

Ancak Cumhur İttifakı liderlerinin birbirini destekleyen kararları birçok senaryonun yazılmasına neden oldu. Onlara değineceğim. Ancak sürece ilişkin birkaç tespitimi paylaşmak istiyorum.

AK Parti ve MHP uzun bir süredir Siyasi Partiler ve Seçim Yasası üzerinde ayrı ayrı çalışma yapıyor. AK Parti’de Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı MHP’de ise Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız görevlendirilmiş durumda. Yazıcı ve Yıldız önce partilerinin hukukçularının görüşleri doğrultusunda bir taslak metin oluşturdular. Erdoğan ve Bahçeli’nin talimatları doğrultusunda düzenlemeler yeniden şekillendi. Taslağın olgunlaştığı bir aşamada Hayati Yazıcı ile Feti Yıldız telefonla görüşerek mutabık kaldıkları maddeleri belirleyip, üzerinde çalışılacak hususları not ettiler. Daraltılmış bölge ve ittifak içinde baraj konusu üzerinde çalışılacak noktalardan. Yazıcı ve Yıldız iki liderin talimatlarını aldıktan sonra bu kez ortak komisyon halinde çalışmalara başlayacaklar. Nihai metin liderlerin de onayından sonra kamuoyuna açıklanacak.

SENARYOLAR, SENARYOLAR

Ancak Erdoğan ve Bahçeli, seçim barajının yüzde 7 olması konusunda ittifak ettikleri halde bile bu kadar senaryo yazıldığına göre gerisini siz düşünün. Kimi MHP’yi Cumhur İttifakı’ndan ayırdı, kimi MHP’nin barajın altına düştüğü için seçim barajının yüzde 7’ye çekildiğini savundu, kimi Cumhur İttifakı’nı dağıtıp, Erdoğan’ın yerine cumhurbaşkanı adayları ilan etti.

ERDOĞAN VE  BAHÇELİ’NİN YAKLAŞIMI

Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasası üzerinde yapılan çalışmaları takip etmeye çalışıyorum. Üzerinde çalışılan bir-iki madde var ama aşılmayacak bir sorun gibi görünmüyor. Erdoğan ve Bahçeli yarın açıklanacak deseler, açıklanacak noktaya gelmiş durumda. Bunu nereden çıkarıyorum? Hem başından beri bu süreci takip eden bir gazeteciyim hem de Erdoğan ve Bahçeli’nin yaklaşımları bana bu kanaati veriyor. Yıllarca koalisyon görüşmelerini, ittifaklar içinde krizleri izlemiş bir gazeteciyim. Liderlerin yaklaşımlarının önemli olduğunu biliyorum. Liderler kriz isterse kriz çıkar, çözüm isterse çözüme ulaşılır. Erdoğan ve Bahçeli çözüm odaklı hareket ediyorlar. Bir de kurmaylarına verdikleri çok önemli bir talimat var.

Onu bildiğim için seçim barajı üzerinden Cumhur İttifakı içinde bir kriz aranmasının siyasi gerçeklerle örtüşen bir tarafını görmüyorum. İttifak içinde sorunlar yaşanabilir, irili ufaklı krizler çıkabilir. Hatta bir ara köprüler atılmıştı. Ama öyle bir kriz yok. Sorunlu bir süreç yaşanıyor olsa onu yazarım. Ama yaşanmıyorsa ille de kriz var diye tutturulmasının anlamı yok.

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, Akşener ve İmamoğlu’ndan karşılıklı hamleler

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Millet İttifakı birden çok aday çıkarabilir” sözleri muhalefet cephesini karıştırdı.

Muhalefet, İstanbul ve Ankara seçimlerini işbirliği yaparak kazanmayı başarmıştı. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş, 25 yıl sonra İstanbul ve Ankara’yı AK Parti’den almıştı. Bu başarı muhalefette 2023 seçimlerine de ortak adayla gidersek başarılı oluruz umudunu doğurdu. İstanbul modeli muhalif seçmende motivasyona neden oldu.

Millet İttifakı liderleri Kılıçdaroğlu ve Akşener de 2023 seçimlerine giderken, ortak cumhurbaşkanı adayı çıkarılması konusunda güçlü mesajlar vermişlerdi. Ben iki liderin önceliğinin hâlâ ortak adaydan yana olduğunu düşünüyorum.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kazanabilmek için ortak aday çıkarılmasının ne denli önemli olduğu vurgusunu yapması beklenirken, 2023 seçimlerinde muhalefetin birden fazla cumhurbaşkanı adayı olabileceğini söylemesi hesapları karıştırdı.

Peki Kılıçdaroğlu, birden çok adayın muhalif seçmende moral bozukluğuna yol açacağını düşünemedi mi? Kılıçdaroğlu bunu ölçecek kadar siyasi tecrübeye sahip bir lider. Ama aynı zamanda usta bir oyuncu.

KILIÇDAROĞLU’NUN HAMLESİ

1) Kılıçdaroğlu, ortak adaya odaklanmakla birlikte, birden fazla aday kartıyla elini güçlü tutmak istedi.

2) CHP Lideri’nin bu önerisinin zamanlaması önemliydi. Millet İttifakı lideri Meral Akşener’in, Ekrem İmamoğlu’nu İkinci Fatih’e benzettiği konuşmasından sonra yaptı.

3) Ortak cumhurbaşkanı adayını

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu’ndan İmamoğlu’na karşı yeni hamleler

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili olarak FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında çok önemli açıklamalar yaptı.

Hap gibi konuştu. Satır araları dahil, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını çok iyi analiz etmek gerekiyor. En çok da Ekrem İmamoğlu’nun kurmaylarını toplayıp, bu mesajları iyi değerlendirmesi gerekiyor.

1- Kılıçdaroğlu, “Bizim adayımızı Millet İttifakı belirleyecek” dedi. Burada daha önceki beyanlarına aykırı bir durum yok.

Ama tabii ortak aday olursa. Bu şerhi neden düştüğümü az sonra anlayacaksınız.

2- “Millet İttifakı liderleri olarak önce ilkelerimizi konuşacağız” dedi.

ÖNCE DEKLARASYON YAYINLANACAK

Burada İmamoğlu’nu sınırlamaya dönük bir manevra var. Çünkü Millet İttifakı güçlü parlamenter sisteme dönüşü savunuyor. Cumhurbaşkanı adayı belirlenirken, kamuoyuna bir deklarasyon yayınlanacak. Ama önce bu deklarasyonu aday olacak kişinin kabul etmesi gerekiyor.

Sistem değiştirilerek 2 yıl içinde parlamenter sisteme geçileceği, seçilen cumhurbaşkanının yetkilerini başbakana devredeceği, icra yetkisinin hükümette ve başbakanda olacağı, cumhurbaşkanının ise sembolik yetkileri olacağı taahhüt edilecek.

3-

Yazının Devamını Oku

Akşener’den İmamoğlu’na güçlü destek

Bir süredir muhalefetin cumhurbaşkanı adaylığı konusunda Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu arasında alttan alta yaşanan büyük çekişmeyi aktarmaya çalışıyorum.

Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde “‘Altın Hisse’nin Meral Akşener’in elinde” olduğuna dikkat çekiyorum. Meral Akşener cumhurbaşkanı adayı olmasa da Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayını belirlemek istiyor. 24 Haziran 2018 seçimlerinde Akşener, Abdullah Gül’ün ortak aday olmasını engellemişti. Çünkü kendisi cumhurbaşkanı adayıydı. Bu kez aday olmayacağı yönünde sinyaller veriyor. “Türkiye’nin önünü tıkayacak bir şahıs olmayacağım” diyor. Ancak henüz Millet İttifakı’nın ortak adayla mı seçime gireceği yoksa ilk turda her partinin kendi adayını mı çıkaracağı belli değil. O nedenle Akşener, muhalefetin cumhurbaşkanı adayını belirleme konusunda Kılıçdaroğlu’yla birlikte en güçlü iki söz sahibinden biri.

Bir de Akşener’in kimi desteklediği önemli olduğu kadar kimi istemeyeceği de önemli olacak. Abdullah Gül örneğinde olduğu gibi.

AKŞENER’İN KILIÇDAROĞLU’YLA İLGİLİ SÖZLERİ

Akşener, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı sorulduğunda, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı elbette Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkıdır ve saygı duyulması gereken bir durumdur. Ben dolayısıyla CHP Genel Başkanı’nın cumhurbaşkanı adaylı??na dair tutumunun olmas?na dair sayg? g?steririm?ğına dair tutumunun olmasına dair saygı gösteririm” demişti.

Akşener’in bu sözleri, Kılıçdaroğlu’na yeşil ışık yaktığı şeklinde yorumlanmış ve CHP Genel Merkezi’nde heyecanla karşılanmıştı.

Akşener’in, Kılıçdaroğlu’yla ilgili değerlendirmesinin bir nezaket cümlesi mi olduğu yoksa Akşener’in tavrını mı yansıttığı konusu net değil.

AKŞENER’DEN İMAMOĞLU’NA GÜÇLÜ DESTEK

Ama 30 Ağustos tarihi itibarıyla bir kırılma yaşandı.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya düzenlemesinin püf noktası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sosyal medya düzenlemesinde ne kadar kararlı olduğu biliniyor. Sosyal medyayı“yalan terörü” olarak tanımlıyor. En son ciğerlerimizi yakan orman yangınları sırasında gördük. Ormanlarımız yanarken sosyal medya hesaplarında içsavaş çağrıları yapıldı. İnsanların mahremlerine girilip şeref ve haysiyetlerine saldırılar yapılıyor. Ve insanlarımız kendilerini sosyal medya linçleri karşısında sahipsiz hissediyor. Erdoğan en son yurtdışı gezisinin dönüşünde, “Bedelini ödeyecekler” dedi.

Sosyal medya PKK’lıların, FETÖ’cülerin, mafyanın, ülkemize karşı beşinci kol faaliyeti yürüten yabancı istihbarat servislerinin cirit attığı bir alana dönüştü.

Sosyal medya artık bizim için bir “milli güvenlik” sorununa dönüştü. Mutlaka bir düzenleme yapılması gerekiyor. Ama burada hassas birkaç nokta var. Bu düzenlemenin özgürlükleri kısıtlayan bir düzenleme olmaması gerekiyor.

Erdoğan, “Meclis açılınca çıkaracağız” dedi. AK Parti bir sosyal medya düzenlemesi üzerinde çalışıyor. Edindiğim bilgilere göre bir taslak ortaya çıkmış. Daha çok Almanların yaptığı düzenleme esas alınıyor.

ÖNEMLİ TOPLANTI

Sosyal medya düzenlemesinin ana omurgası ortaya çıktı. Yarın bu konuda önemli bir toplantı yapılacak. İçişleri, Adalet ve Ulaştırma Bakanlıkları ile İletişim Başkanı Fahrettin Altun, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Tunç ve Meclis Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı Hüseyin Yayman’ın katılımıyla bir toplantı yapılacak.

İKİ NOKTA

Düzenlemenin iki püf noktası var.

1-

Yazının Devamını Oku

ABD’nin Taliban’la gizli anlaşması

ABD, Afganistan’dan çekilmeden önce Doha’da Taliban’la uzun süre devam eden müzakereler yürütmüştü. Sonra ABD’nin tüm dünyayı şaşkınlığa uğratan hızlı terk ediş süreci başladı. 20 yıl önce Taliban’ı bitirmek üzere Afganistan’a giren ABD’nin Afganistan’ı altın tepsi içinde Taliban’a teslim etmesi tam anlaşılamadı. Dikkatli gözlemciler, “ABD ile Taliban arasındaki anlaşmanın gizli maddesine” dikkat çekti. Ama bu noktanın üzerinde hak ettiği şekilde durulmadığını düşünüyorum.

ABD’nin gizli planları konusunda birkaç tarihi anekdot aktarmak istiyorum.

ABD YALANLARI

ABD, 11 Eylül’den sonra Kitle İmha Silahları bulunduğu gerekçesiyle Irak’ı işgal etti. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel, yıllar sonra Irak’ta kitle imha silahı bulunmadığını itiraf etmişti. Ama bir yalan üzerinden Irak’ı işgal ettiler. Saddam’ın Kuveyt’i işgali de yine bir ABD yalanı üzerine başlamıştı. ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April Glaspie, Kuveyt’e saldırmadan önce görüştüğü Saddam’ı, “Araplar arası işlerde taraf olmayız” sözleriyle cesaretlendirmişti.

ABD’NİN GİZLİ PLANI

ABD’nin, Irak’ı işgali öncesine tekrar dönerek Barzani ile Saddam arasında geçen bir diyaloğu aktarmak istiyorum. Saddam Hüseyin tarihi düşmanlıkları olduğu Barzani ve Talabani’yi Bağdat’a davet ederek görüşmüştü. Görüşme sırasında Barzani, “Sizinle ilişkilerimiz hiç iyi olmadı. Zaman zaman savaştık. Ama netice itibariyle biz de Iraklıyız. Irak’ın işgal edilmesini istemeyiz. Amerikalılar bizimle planlarını paylaştılar. Irak’ı işgal edecekler. İşgalde kararlılar. İşgali önlemek için kitle imha silahlarının üretildiği tesisleri denetime açıp bunu engelleyebilirsiniz” diyor.

Saddam Hüseyin, “Benim gururum ne olacak?” diye karşılık veriyor. Gururun ne olduğunu gördük. ABD önce kullandı sonra idam etti. Ama bedeli Irak halkı ve biz ödüyoruz.

PUTİN O GÜN NE DEMİŞTİ

G-20 Zirvesi nedeniyle Antalya’ya gelen Rusya Devlet Başkanı Putin’le, Erdoğan’ın 15 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirdiği görüşmede ilginç bir an yaşanıyor. ABD ile birlikte yapılması planlanan Cerablus Operasyonu öncesinde harita üzerinde Putin’e bilgi veriliyor. Putin, “Amerikalılar orayı Kürtlere vermeyi planlıyor” diyor.

Yazının Devamını Oku