Erdoğan ile Bahçeli’nin kritik görüşmesi

Ne zaman ki Cumhurbaşkanı Erdoğan birkaç gün dinlenmek için Ankara dışına çıkıyor, ne zaman ki Erdoğan ile Bahçeli bir araya geliyor, Ankara kulisleri hareketleniyor. Dün de öyle oldu. Geçen hafta Ankara dışına çıkan Erdoğan’ın dün Bahçeli ile görüşmesi siyasi tansiyonu yükseltti.

Görüşme isteğinin Cumhurbaşkanı’ndan gelmesi, ayrıca Bahçeli’den sonra Erdoğan’ın Meclis Başkanı Mustafa Şentop’u kabul etmesi, siyasi senaryoların yazılmasına neden oldu.

Aslında bunda çok şaşılacak bir durum yok. Meclis Başkanlığı seçimiyle ilgili süreç başlayacak. Onunla bağlantılı olarak kabine değişikliği söylentileri devam ediyor. Bu süreçte iki lider görüşünce beklenti eşiği yükseldi. “Meclis Başkanı kim olacak, kabine değişirse hangi bakan gidip hangisi kalacak” gibi soruların cevabı arandı.

Yeni sürecin yol haritası Erdoğan-Bahçeli görüşmesinde gizli.

AYASOFYA İÇİN AYRICA KARARNAME ÇIKARILACAK MI?

AYASOFYA’yla ilgili nefesler tutuldu,  2 Temmuz günü Danıştay 10. Dairesi’nden çıkacak karar bekleniyor. Danıştay, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesiyle ilgili 24 Kasım 1934 tarihli kararnamenin iptaline karar verdiği takdirde nasıl bir prosedür takip edilecek?

Danıştay’dan çıkacak bir iptal kararı ile birlikte Ayasofya’nın müze statüsü sona ereceği için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınıp vakıflara bağlanacak.

Ankara’da tartışılan konu şu: Danıştay’ın iptal kararı yeterli olacak mı, yoksa Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması için ayrıca Cumhurbaşkanlığı kararnamesi gerekecek mi? İşin hukuki boyutuyla ilgili bir çalışmanın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın masasında olduğu söyleniyor. Danıştay kararından sonra ihtiyaç görülürse Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hazırlanacağı ifade ediliyor.

Bir başka nokta daha var. O da Ayasofya’nın mülkiyeti vakıflarda kalacak, ancak cami olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yönetiminde olacak. Diyanet’in Ayasofya’da halen bir imam ve bir de müezzin olmak üzere iki görevlisi var. Cami olarak hizmet vermesi için vakıflar ile Diyanet arasında ayrı bir protokole ihtiyaç olmadığı söyleniyor. Sadece Ayasofya’nın büyüklüğüne uygun olarak imam ve müezzin kadrosu arttırılacak.

Bu arada Ayasofya’nın sonradan yıkılan eski müştemilatının yeniden inşası arzu edildiği için Danıştay kararından sonra bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılması düşünülüyor.

HAFTANİN PKK’YA BIRAKILMAYACAK

GEÇMİŞTE PKK’ya yönelik operasyonlar yapar ama bir süre sonra geri çekilirdik. Böylece TSK’nın geri çekildiği kamplara tekrar PKK girerdi. 90’lı yıllarda operasyondan sonra bölgeye gitmiş ve bir grup gazeteci ile birlikte Zap kampına girmiştik. Mayınlı alanlar işaretlenmiş, temizlenmiş bir yoldan götürülerek PKK’nın barındığı, eğitim yaptığı, silah ve mühimmatını sakladığı yerler gezdirilmişti. Hatta kullandıkları fırınları dahi duruyordu. Ancak biz çekildik, orası tekrar PKK kampı oldu. Elimizde tutamadık. PKK ile mücadelede konsept değişti.

Son 1.5-2 yıldır “terörle kaynağında mücadele konsepti” uygulanıyor.

Daha önce Pençe 1, Pençe 2, Pençe 3 harekâtları yapıldı. Ardından önce Sincar’ın vurulduğu Pençe-Kartal harekâtı geldi, ardından Haftanin kampını hedef alan kara harekâtı olan Pençe-Kaplan başladı. Ancak bunları bir harekât olarak görmemek lazım. Bu bir konsept.

Yeni konseptin iki ayağı var.

1) Terörle kaynağında mücadele etmek.

2) Lider konseptine uygun olarak PKK’nın lider kadrosunu hedef almak.

PKK’NIN LİDER KADROSUNA ÖZEL ÇALIŞILIYOR

MİT’in operasyonuyla Sincar’da Medya Ağit kod adlı Beraat Afşin etkisiz hale getirilmişti. TSK-MİT operasyonuyla Kasım Engin kod adlı İsmail Nazlıkul ise sınırımızdan 150 kilometre uzakta Kandil’in içlerinde vurulmuştu. Nazlıkul ile birlikte 4 kadın teröristin de etkisiz hale getirildiği söyleniyor. “TSK ve MİT özel hedefler için ortak çalışıyor” deniliyor. Bunun içerideki ayağında ise İçişleri Bakanlığı yer alıyor. Süleyman Soylu kısa aralıklarla kırmızı, gri ve turuncu listedeki PKK’lıların etkisiz hale getirildiğini açıklıyor. Ancak hem içeride hem dışarıda operasyonlar MİT, TSK ve İçişleri tarafından “eşgüdüm” içinde yapılıyor. İki bakanla konuştum. İkisi de eşgüdümün altını çizdi.

YENİ KONSEPTİN KODLARI

PKK’ya yönelik harekâtların arkasında çok önemli bir arka kapı diplomasisi yatıyor.

1) Operasyonlardan önce Irak ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’yle arka kapı diplomasisi gerçekleştiriyor. Mesrur Barzani yönetiminin PKK’ya yönelik operasyonlarda daha yakın davrandığının altı çiziliyor. Dikkat edin, İran’ı saymadım.

2) Arka kapı diplomasisi ile istihbarat eşgüdüm içinde yürüyor.

PKK bir yanda İHA’larla ve haberleşme sistemlerinin dinlenmesiyle takip edilirken, vurulacak hedefler açısından işin can damarını yerel istihbarat oluşturuyor.

HAFTANİN’E ÜSLER KURULACAK

Terörü kaynağında yok etme konsepti kapsamında başlatılan Pençe 1, Pençe 2 ve Pençe 3 harekâtlarıyla sınırlarımızın ötesinde 16 üs bölgesi oluşturuldu. Böylece PKK’nın sızması Irak topraklarında engellenmiş oldu. Bir anlamda fiili güvenli bölge oluşturuldu. Pençe-Kaplan harekâtıyla girdiğimiz Haftanin, PKK açısından stratejik bir kamp olma özelliğini taşıyor. Kandil’den çıkan teröristlerin Türkiye’ye sızdıkları kamp olarak biliniyor. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın yönettiği Pençe-Kaplan harekâtı ile Haftanin kampına giren komandolarımız, bir süre oradan ayrılmayacaklar. Pençe harekâtlarıyla bölgeye 16 üs kurulduğu gibi Haftanin kampının da bir daha PKK’nın ele geçmemesi için bölgede üsler oluşturulacak.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

CHP milletvekilleriyle görüşme

Mehmet Ali Çelebi ile Hüseyin Avni Aksoy, 3 sayfalık bir mektup yazıp, CHP yönetimine HDP ile kurulan ilişki, CHP’de 29 Ekim ruhunun 10 Aralık zihniyetinin hedefi haline getirilmesi gibi eleştiriler yöneltmişlerdi.

İki milletvekilinin CHP’den kopmasını önlemek için grup başkanvekili Özgür Özel bir görüşme yapmış, iki milletvekilini Kılıçdaroğlu ile bir araya getirmişti. Çelebi ve Aksoy’un Kılıçdaroğlu ile görüşmesinden bir sonuç çıkmadı. Bu arada iki milletvekili yeni parti kurma hazırlıklarını yürüten Muharrem İnce ile görüşmeye başladılar. Çelebi ve Aksoy’un partiden kopmasını önlemek için dün Özgür Özel iki milletvekili ile bir araya geldi. Özgür Özel’in bu çabası yerinde. Çünkü partiden kopmayı önleyip iki milletvekilini kazanmak gerekiyor. Kılıçdaroğlu daha önce iki milletvekili ile yeniden görüşme taraftarı değildi ama dün Meclis’teki makamında Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Avni Aksoy ve Yalova milletvekili Özcan Özel’le bir araya geldi. Bakalım bu çabalar Çelebi ile Aksoy’un CHP’den kopmasını önleyecek mi? Tabii unutmamak gerekiyor: İki milletvekiline Yalova milletvekili Özcan Özel de destek veriyor.

AKŞENER, ÖZDAĞ’A RANDEVU VERMEDİ

ÜMİT Özdağ, “Beni İYİ Parti’den ihraç edemezler” deyince şaşırdım. “Anlaştınız mı?” dedim. “Yok” dedi. “Peki o zaman neden ihraç edemezler” diye üsteledim. Ümit Özdağ, “Beni ihraç edemezler. Çünkü beni tekrar partiye almadılar ki ihraç etsinler” dedi.

Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi Ümit Özdağ’ın ihracını esastan bozmuştu. Mahkeme kararının gerekçesi İYİ Parti’ye ulaştı. Ancak İYİ Parti Özdağ’ın yeniden ihracı için henüz harekete geçmedi. Ümit Özdağ’ın ihracı için genel idare kurulu kararıyla ya da genel başkan Meral Akşener tarafından kesin ihraç talebiyle müşterek disiplin kuruluna sevk edilmesi gerekiyor. Geçen haftaki GİK toplantısının gündeminde yer almadığı için sadece gerekçeli kararla ilgili bilgi verilmiş ama bir karar alınmamış. İlk GİK toplantısında karar alınacak. Ümit Özdağ için, “İYİ Parti’de siyaset yapma imkânı kalmadı” deniliyor. Ümit Özdağ’ın ikinci kez ihracı sadece bir takvim meselesi haline dönüştü. Zaten Ümit Özdağ da iddialarından milim geri adım atmıyor. “Ben sözlerimin arkasındayım. Ne diyeyim şimdi, Buğra Kavuncu FETÖ’cü değil mi diyeyim” diyor.

AKŞENER RANDEVU VERMEMİŞ

Ümit Özdağ cumartesi günü Meral Akşener’den görüşmek için randevu talebinde bulunmuş. Ama şu ana kadar bir dönüş olmamış. “Meral Hanım’a çok kızgınım” dedi. “Bir kalleşlikle karşı karşıya kaldım” diye konuştu. Pazartesi akşamı yeni sistemle ilgili olarak İYİ Parti milletvekillerine bir bilgilendirme yapıldı. Ümit Özdağ oraya da davet edilmedi. Haliyle bugün yapılacak İYİ Parti grup toplantısına da katılmayacak.

YENİ PARTİ

Gerçi

Yazının Devamını Oku

2021’in anketinden ne çıktı?

Yeni yılın yeni anketi olması nedeniyle bugün Hilmi Daşdemir’in başkanı olduğu Optimar’ın ocak ayı anketini paylaşmak istiyorum. Daha çok veri paylaşmak için sık ara başlık yapmak ve yüzdeleri her defasında ifade etmek istemiyorum.

EKONOMİ VE İŞSİZLİK

Koronavirüs nedeniyle küresel bir sağlık sorunu yaşanıyor. Ancak Optimar’ın anketinde “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir” diye sorulduğunda ne cevap veriliyor dersiniz?

Yüzde 38.1’le ekonomi ilk sırada yer alıyor. Onu 24.8’le koronavirüs takip ediyor. Ama hemen ardından 11.9’la işsizlik geliyor. Karar alıcılar açısından ekonomi ile işsizliği birlikte değerlendirmekte yarar var.

HANGİ PARTİ ÇÖZER?

Halkımız soruna işaret ederken, çözümü de yine AK Parti’de görüyor. “Bu sorunu AK Parti çözer” diyenlerin oranı 28.1 çıkarken CHP diyenlerin oranı yüzde 16.5’te kalıyor. Beni şaşırtan ise ekonomi konusunda iddialı olan Ali Babacan’da 0.6’lık bir oranın çıkması.

EN BEĞENİLEN SİYASETÇİ

“En beğendiğiniz siyasetçi” anketinde Cumhurbaşkanı Erdoğan yüzde 31.1’le açık ara önde yer alıyor. Onu cezaevinde olmasına rağmen 8’le Selahattin Demirtaş takip ediyor. Daha önce ilk sıralarda Ekrem İmamoğlu gelirdi. İmamoğlu, 7.1’le dördüncü sıraya gerilemesine rağmen önemini koruyor. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise birkaç basamak ilerleme sağlamış. Akşener 7.4’le İmamoğlu’nun bir tık üstünde kalıyor. Geçen yıl anketlerde yer almaya başlayan Mansur Yavaş ise 6.5’le İmamoğlu’nun ardından beşinci sırada görünüyor.

MUHARREM İNCE’NİN ORANI

Yazının Devamını Oku

Çelebi’den Kılıçdaroğlu’na yanıt: ‘Mektup arkadaşı aramıyoruz’

CHP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi ve Karabük milletvekili Hüseyin Avni Aksoy’un yayınladığı mektup ses getirmeye devam ediyor. Çelebi ve Aksoy’u, Yalova milletvekili Özcan Özel’in de desteklediğini ifade etmeliyim.

Ben CHP’de bir karışıklık olsun düşüncesiyle hareket eden bir gazeteci değilim. CHP’yi önemsediğim için CHP’deki gelişmeleri de takip ediyorum. CHP gibi köklü partilerin istikrarını korumasının, demokratik istikrar açısından önemli olduğuna inanıyorum.

Muharrem İnce’nin partide kalmasını sağlanması için Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun adım atması gerektiği yönünde çağrılar yaptım. Yine aynı şekilde üç milletvekilinin istifa etmemesi için Kılıçdaroğlu’nun çaba göstermesi gerekiyor.

KILIÇDAROĞLU’NUN TEPKİSİ

Ama Kılıçdaroğlu “Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkana mektup yazılmaz. Genel başkandan randevu alınır” dedi. Mektup yazan milletvekilleriyle görüşmeyeceğini açıkladı. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları üzerine İzmir milletvekili Mehmet Ali Çelebi ile konuştum. Mektup yazmadan önce 27 Ekim tarihinde Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini hatırlattı. Görüşmede daha sonra mektupta yer alan rahatsızlıklarını ilettiklerini söyledi. “Bu durum böyle devam ederse müsaade isteriz” dediklerini hatırlattı. Çelebi ve Aksoy, sadece Kılıçdaroğlu ile görüşmediler. 14 Ekim’de CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’le, 14 Aralık’ta CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ile bir araya geldiler. Bir ilerleme sağlanamadığını gördükleri için bir de mektup yazmak suretiyle görüşmelerini iletmeyi tercih etmişler.

2 YILLIK BİR SÜREÇ

Dünkü konuşmamızda Mehmet Ali Çelebi ısrarla bu işin 2 yıllık bir süreç olduğunun altını çizdi. 24 Haziran 2018 seçim gecesinden başlayan bir süreç... Kılıçdaroğlu, CHP’yi “dostları”na göre yapılandırınca Muharrem İnce ve Mehmet Ali Çelebi gibi kendisini Cumhuriyetçi-Atatürkçü olarak tanımlayan isimlerin, parti politikalarından rahatsızlıkları başlamış.

RAHATSIZ OLDUKLARI İKİ BAŞLIK

Burada CHP ile HDP arasındaki ilişkilere bir parantez açmak gerekiyor. Kürt halkıyla HDP üzerinden ilişki kurulmak istenmesinden rahatsızlar.

Yazının Devamını Oku

CHP milletvekili Çelebi: ‘Muharrem İnce ile görüşüyoruz’

CHP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi ile Karabük milletvekili Hüseyin Avni Aksoy imzasıyla bir mektup yayınlandı. İki milletvekiline Yalova milletvekili Özcan Özel’in de destek verdiği söyleniyor. Mektubun içeriğine geçmeden önce tarihine dikkat çekmek istiyorum.

10 ARALIK SANCISI

Çelebi ve Aksoy’un mektubu, 10 Aralık 2020 tarihini taşıyor. Belli ki 10 Aralık tarihi özel olarak seçilmiş.

İki milletvekili kendilerini, ‘29 Ekim Gücü’ olarak isimlendiriyorlar. Mehmet Ali Çelebi’nin Ergenekon sürecinde 41 ay tutuklu yargılandığını hatırlatırsam, neden 29 Ekim’i referans aldıkları daha iyi anlaşılır.

Peki 10 Aralık rahatsızlığı ne?

Burhan Şenatalar ve Süleyman Çelebi’nin sözcülüğünü yaptığı 10 Aralık Hareketi, CHP’nin kapatılıp vakfa dönüştürülmesini, solda yeni bir parti kurulmasını savunan, “ikinci Cumhuriyetçi” çizgiye yakın isimlerden oluşuyordu.

CHP yönetiminde Oğuz Kaan Salıcı ve Canan Kaftancıoğlu ‘10 Aralıkçı’ olarak biliniyorlar.

CHP’de kendini Atatürkçü ve Cumhuriyetçi olarak tanımlayan isimler partinin son dönemde 10 Aralıkçıların çizgisine çekildiği kaygısını taşıyor.

ÜÇ İTİRAZ

Yazının Devamını Oku

Bahçeli’nin sokak çıkışı

Doğru olanı desteklemek, yanlışı ise eleştirmek gerekiyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “MHP’nin sokakta işi yoktur” açıklamasını da o yönde görüyorum.

Bahçeli, Ülkücüleri sokaktan çekmiş, ellerinde silahın değil, bilgisayarın olması gerektiğini söylemişti.

Darbelerin hazırlık süreçlerinde sağcı-solcu örgütleri sokaklara sürüp, terör olaylarının üzerinden demokrasiyi kuşatanlar, Bahçeli’nin bu tavrı karşısında memnun olmamışlardı. Ama millet sokaktan çekilen MHP’ye güven duymuş, Bahçeli’nin liderliğinde girdiği 18 Nisan 1999 seçimlerinde MHP, yüzde 18 oy oranına ulaşmıştı.

Doğru olanı desteklemek, yanlış olanı ise eleştirmek gerekiyor.

BAHÇELİ’NİN TAVRI

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ve gazeteci Orhan Uğuroğlu’na yapılan saldırı nedeniyle gözlerin MHP’ye çevrildiği bir sırada Bahçeli’nin bu çıkışı önemliydi.

Bahçeli, “MHP’nin sokakta işi yoktur. Kavga ve karışıklıkta hayır görmesi imkânsızdır” dedi. Bahçeli’nin sözleri kadar zamanlaması da önemliydi. Yerindeydi. Ama devamındaki gazetecilere ve siyasetçilere gelen tehdit dilini nereye koyacağız?

İKİNCİ MESAJIN ADRESİ

Yazının Devamını Oku

Erdoğan bu işin peşini bırakmayacak gibi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, seçilmiş Cumhurbaşkanı’na “sözde Cumhurbaşkanı” demesi büyük bir tepkiye neden olmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu hakkında 1 milyon liralık tazminat davası açarken, “Bizzat kendisi bir kaset komplosu ile işbaşına gelen, partisi içinde taciz, tecavüz, hırsızlık hadiselerini görmezden gelen sözde genel başkanın sancısının sebebi budur. Bunların derdi millet, milli iradedir” diye tepki göstermişti.

Gelinen noktada ne Kılıçdaroğlu geri adım atıyor ne de Erdoğan bu işin peşini bırakmaya niyetli görünüyor. AK Parti MKYK toplantısında “sözde Cumhurbaşkanı” konusu açılınca Erdoğan, “CHP böyledir. Bunların sorunu milli iradeyle. Bu CHP’de tecavüzcüler var. Sahtekârlıklar var. Bizim bu partiye karşı tavırlı olmamız lazım” diyor.

SELÇUK ÖZDAĞ’A SALDIRIÖNCELİKLE Selçuk Özdağ’a ve gazeteci Orhan Uğuroğlu’na yapılan saldırıyı kınıyorum. Selçuk Özdağ’la doktorlar müdahale ettikten kısa bir süre sonra konuşmuştuk. Silahlı ve sopalı kişilerin saldırısına uğradığını anlatmıştı. “Cuma namazı için evden çıkmıştım. Şoförümün başına silah dayamışlardı. Biri bana silah çekti, diğerleri arkadan sopalarla saldırdı. Bir süre yumruklarla kendimi korumaya çalıştım” diye anlatmıştı.

Selçuk Özdağ’a yapılan saldırıya çok üzüldüm. Ama başkentin ortasında önemli bir siyasetçinin silahlı, sopalı saldırıya uğramasına daha çok üzüldüm. Böyle bir Türkiye istemiyoruz. Fikirlerin silahla, sopalarla susturulduğu bir Türkiye’nin mücadelesini vermiyoruz.

Selçuk Özdağ’ın kırılan iki parmağı ve koluna operasyon yapıldı. Dün hastaneden evine geçti. İçişleri Bakanı Soylu, Selçuk Özdağ’la sürekli temas halinde. Dün saldırganların ikisinin yakalandığı haberini alınca Selçuk Özdağ’ı aradım. Doğruladı. Teşhis için şoförünün Emniyet’te olduğunu söyledi. “Önemli olan onların arkasında kimlerin olduğu” dedi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ARAMIŞ

Selçuk Özdağ, “Ne kadar sevildiğimi anladım” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan aramış kendisini. Olayın nasıl olduğunu sormuş. Geçmiş olsun dileklerini iletmiş. İçişleri, Adalet ve Sağlık Bakanı başta olmak üzere bakanlar, milletvekilleri, siyasi parti liderleri ve eski Meclis başkanları aramış. Selçuk Özdağ, MHP ve Ülkü Ocakları davasından idamla yargılanmış, bu uğurda 7 yıl hapis yapmış, çile çekmiş bir insan. Ona saldıranlar hangi bedeli ödedi acaba?

BAHÇELİ’NİN 

Yazının Devamını Oku

Özdağ’dan ‘İkinci kez ihraç edemezler’ itirazı

İYİ Parti’den ihracı yargıdan dönen Ümit Özdağ’la konuştuğumuzda Muğla’ya ulaşmak üzereydi. Ancak Ümit Özdağ, Muğla’ya hareket etmeden önce bir gece yarısı yapılan operasyonla İYİ Parti Muğla İl Başkanı İncilay Gezgin Şekerdağ’ın başkanlığı düşürüldü.

İl yönetimi istifa ettirilince İncilay Gezgin Şekerdağ, başkanlığı kaybetmiş oldu. Gece yarısı Muğla il yönetiminin istifa ettirildiği, hatta il başkanlığının kapısının anahtarının değiştirildiği iddiası söz konusu. Bizde parti içi mücadele çok sert geçiyor. Kadın genel başkanın yönettiği partide Ümit Özdağ’ın ihracına imza vermediği için kadın il başkanı tasfiye ediliyor.

İKİNCİ İHRAÇ OLMAZ İDDİASI

Ümit Özdağ’la bundan sonraki süreci konuştuk. Ben yeniden ihraç edileceği yönündeki izlenimimi paylaşmıştım. Ümit Özdağ, “Hukuki olarak aynı konuda ikinci kez ihraç edilemem” dedi. Hukukçulardan bu yönde görüşler almış.

“Mahkeme usul yönünden ihraç kararını iptal etti ancak dosyanın esasını da incelemek suretiyle böyle bir karara vardı” dedi. Yazımdaki “Yeniden ihraç edilecek” ifadesi üzerine Ümit Özdağ ile irtibat kuran hukukçular “İhracı gerektirecek yeni bir açıklama olursa ancak o zaman ikinci kez ihraç edebilirler” diye görüş bildirmişler.

BİR DE LATİNCE ANLATTI

Ümit Özdağ, aynı gerekçeyle ikinci kez ihraç edilmesinin mümkün olmadığını Roma hukukundan örneklerle savundu. “Non bis in idem” dedi. Aynı fiilden dolayı ikinci kez yargılanamaz anlamına geliyor. Ama İYİ Parti işi Roma hukukuna kadar götürmeye niyetli değil.

YENİDEN İHRAÇ

Çünkü İYİ Parti,

Yazının Devamını Oku

Ümit Özdağ: ‘Sözlerimin arkasındayım’

Ümit Özdağ’ı aradığımda sesi neşeliydi. “Kurucusu olduğum partime döndüm” dedi.

Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Ümit Özdağ’ın İYİ Parti’den ihraç kararının iptaline karar verildi. Ümit Özdağ bugün Meclis’te, saat 11.00’de düzenleyeceği basın toplantısında geniş açıklamalar yapacak. Ancak dünkü konuşmamızda, “Adalet yerini buldu. Hiçbir açıklamamdan dolayı pişman değilim. Bugüne kadar ne söylediysem, bundan sonra da söylemeye devam edeceğim. Şimdiye kadarki tüm sözlerimin arkasındayım” dedi. Ümit Özdağ, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olduğunu iddia etmişti.

İYİ PARTİ NE YAPACAK?

Bu karar karşısında İYİ Parti ne yapacak? Mahkeme usul açısından bir karar verdi. Öncelikle 1 hafta-10 gün içinde çıkması beklenen gerekçeli kararı bekleyecekler. Nerelerde usul hatası yapıldığı ortaya çıkacak. İYİ Parti kaynakları, “Ümit Özdağ’ın ihracına ilişkin esas hakkındaki gerekçelerimiz geçerliliğini koruyor. Mahkeme sadece usul açısından iptal kararı verdi. Zaten esas açısından karar verme yetkisi yoktur. Gerekçeli karar çıktıktan sonra yetkili kurullarımız yeniden değerlendirme yapacak” dedi.

Edindiğim izlenim, Ümit Özdağ hakkında yeniden ihraç düğmesine basılacağı yönünde. Özdağ, disipline sevk yetkisinin genel başkan ya da genel idare kuruluna ait olduğu, ancak kendisiyle ilgili işlemin genel sekreterlik tarafından yürütüldüğü itirazında bulunmuştu. Değişen tek şey, bu kez ihraç işlemi genel başkan tarafından yürütülecek.

AYHAN BİLGEN HDP’DEN KOPUYOR

ESKİ Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, tutuklandığında “tersine Türkiyelileşme” başlığı altında HDP’ye esaslı eleştiriler yöneltmişti.

Ayhan Bilgen

Yazının Devamını Oku

MHP ne zaman dava açacak?

Bir süredir HDP’nin kapatılmasını gündeme getiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 11 Ocak tarihli yazılı açıklamasında, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bilhassa 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili hazırlanan ve hukuken açık ihbar niteliği taşıyan iddianameyi temel alarak HDP hakkında acil ihtiyaç olan kapatma davasını süratle açabilecektir. Şayet kapatma davasının açılması tavını kaybedip tavsamaya havale edilirse Milliyetçi Hareket Partisi Siyasi Partiler Kanunu’nun 100’üncü maddesine müzahir olarak gereğini zamanı geldiğinde inanmışlıkla yapacaktır” dedi.

Böylece HDP’nin kapatılmasıyla ilgili tartışmalarda yeni bir sürece girildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın parti kapatmaya sıcak bakmadığı biliniyor. AK Parti’nin önemli isimlerinin de bu yönde açıklamaları oldu. O nedenle MHP’nin, HDP’yle ilgili tutumunun cumhur ittifakının politikası olmadığı anlaşılıyor. Ancak AK Parti’nin, MHP’nin bu girişimini engelleme gibi bir çabası olmayacağı belli.

MHP’DEKİ HAZIRLIK

Soru 1: MHP’de, HDP’nin kapatılmasıyla ilgili bir çalışma var mı? Var.

Soru 2: Kimin başkanlığında yapılıyor?

Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız başkanlığında HDP’yle ilgili bir dosya hazırlanıyor.

Soru 3: MHP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na HDP’nin kapatılması için müracaat edecek mi?

MHP, öncelikle Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili iddianame üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP hakkında kapatma davası açmasını bekleyecek.

Soru 4:

Yazının Devamını Oku

AK Parti ile Saadet ittifakı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Oğuzhan Asiltürk’ü ziyareti, Saadet Partisi’ni dalgalandırdı.

Saadet Partisi’nde genel başkan Temel Karamollaoğlu ve onun etrafındaki bir grup, AK Parti ile ittifaka karşı. Zaten ittifakla ilgili haberlere en sert tepkiyi onlar gösteriyor. Amaçları AK Parti ile bir ittifak ihtimali olsa dahi onu engellemek. Ama bu denli telaş etmelerinin nedenini anlayamıyorum. Çünkü resmi bir ittifak görüşmesi yok.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaretle ilgili olarak, “Oğuzhan Asiltürk geçmişte beraber olduğumuz, benim bir büyüğümdür. Benim bu ziyaretim hem bir nezaket, hem de bu ittifak meselesinde bir seçim ittifakı mı olur geleceğe yönelik, biz terörle mücadele verirken her türlü desteğin bizim yanımızda olması lazım. Biz yalnızlığı hissetmememiz lazım” dedi.

İKİ MESAJ

Erdoğan’ın konuşmasında iki mesaj öne çıkıyor:

1- Saadet Partisi’yle seçim ittifakı.

2- Saadet Partisi’nin desteğinin terörle mücadele veren AK Parti iktidarından yana mı olacağı, yoksa terörle mücadeleye karşı çıkanların safında mı olacağı.

Saadet Partisi’nde, “Erdoğan bizi bir tavır almaya zorluyor” diye düşünenler var.

İKİ İTTİFAK GÖRÜŞMESİ

Yazının Devamını Oku

Trump’tan önce Trump’tan sonra

Tarihi milattan önce-milattan sonra diye ikiye ayırdığımız gibi, galiba Amerika’yı da “Trump’tan önce-Trump’tan sonra” diye ayırmak gerekiyor.

1)Amerikan Kongresi 1814 tarihindeki işgalci İngiliz birliklerinden 207 yıl sonra Trump destekçileri tarafından baskına uğradı.

2) Dünyaya demokrasi ihraç eden Amerika’nın asıl kendisinin demokrasiye ihtiyacı olduğu ortaya çıktı. Bu aşamadan sonra herhangi bir Afrika ülkesi “ABD’ye demokrasi ihraç edeceğim” diyebilir.

3) Trump seçildiğinde “Bir ülkenin seviyesi devlet başkanına göre ölçülür” denilmişti. Bu sözün hakikat olduğu kongre baskınıyla ortaya çıktı.

4) Trump, Amerika’yı dünyaya rezil eden başkan olarak tarihe geçti. Şimdi onu rahat bir emeklilik değil, yargılanıp hapse girme akıbeti bekliyor.

5) ABD Başkanlığı tescil edilen Biden, Kongre binasının basılması üzerine, “Bu bir protesto değil, kalkışmadır” dedi. Biden, 252 kişinin şehit olduğu 15 Temmuz darbe girişiminden uzun bir süre sonra Türkiye’yi ziyaret etmiş ve “İnternet oyunu zannettik” demişti. Ama biz ABD’deki kalkışma için “İnternet oyunu zannettik” demedik. Bu da onlara ders olsun.

6)15 Temmuz’da ABD’nin desteklediği FETÖ’cü hainler Meclis’i bombalarken, bizim milletvekillerimiz meydan okumuştu, Kongre baskınında ise Temsilciler Meclisi üyeleri tam siper yaptı.

7)Dünyayı kasıp kavuran kanlı darbelerin hâmisi olan ABD, ilk kez darbeyi yakınında hissetti.

8)“ABD’de neden darbe olmaz? Çünkü orada Amerikan büyükelçiliği yok”

Yazının Devamını Oku

Yeni haberler var

Boğaziçi Üniversitesi üzerinden yaşanan gerilim, İlker Başbuğ, Can Ataklı ve Fikri Sağlar’ın sebep olduğu başörtüsü ve darbe tartışmalarının neden olduğu tepki ikliminde reform çalışmalarından söz etmenin güçlüğünün farkındayım.

Kış ortasında bahardan söz etmek gibi bir şey.

Biden’ın ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte yeni bir dünya kuruluyor. ABD-AB ittifakı yeniden sağlanıyor. ABD başkanlarının seçimi dünya başkanı seçimi gibidir. Baba Bush’un, Bill Clinton’ın, oğul Bush’un, Obama’nın, Trump’ın başkanlığının ülkemizle ilişkilere ve bölgemize etkileri farklı farklı oldu. Darbeler tarihimiz incelendiğinde 12 Eylül darbesini destekleyen Carter’ı, 15 Temmuz’un arkasındaki Obama’nın adamlarının siluetini görürüz.

Biden, Türkiye’yi en yakından tanıyan ABD Başkanı. Ancak Türkiye’ye yönelik olumlu bir düşüncesinin olmadığı da bir gerçek. Peki biz Biden’la 4 yılı nasıl geçireceğiz.

Buna hazırlanmalıyız. Ankara’da yeni döneme göre kendini yapılandırıyor.

REFORMLAR

YEni sürecin kutup yıldızının reformlar olması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir süredir ısrarla 2021 yılının reformlar yılı olacağını söylüyor. Ama ülke öyle bir kutuplaşma içinde ki göz gözü görmüyor. Kutuplaşma iklimi her şeyi esir alsa da reformlarla ilgili mutfak çalışması tamamlandı. Uzak olmayan bir süreçte reform iklimine gireceğiz.

Bu süreçte birbirine karıştırılmaması gereken iki çalışma söz konusu.

Biri Adalet Bakanlığı’nın kapsamlı reform hazırlığı, ikincisi ise AK Parti ve MHP’nin şimdilik ayrı ayrı çalıştığı ama daha sonra ortak bir çalışmaya dönüştürülecek olan seçim yasasıyla ilgili hazırlıklar.

Yazının Devamını Oku

Erdoğan-Bahçeli görüşmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi evinde ziyaret etmesi kulisleri hareketlendirdi.

Erdoğan’ın Bahçeli’yi ziyaretinden 1 gün önce AK Parti’de MYK toplantısı vardı. Erdoğan orada ziyaretten söz etmediği için sürpriz bir ziyaret olarak karşılandı. Oysa Erdoğan ile Bahçeli, bu görüşmeyi 30 Aralık günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Kültür-Sanat Ödülleri töreninde kararlaştırmışlar. Görüşme öncesi iki lider baş başa sohbet edip kahve içmişlerdi. Erdoğan orada Bahçeli’ye, “Sizi ziyaret etmek istiyorum” diyor. MHP Lideri memnuniyetle karşılıyor. Erdoğan’ın yeni yılda Ankara’ya geldiği gün ziyaret saati kesinleştiriliyor.

GÜNDEM MADDELERİ

1 saat 15 dakika süren görüşmede ne konuşuldu? İki liderin de yakın çevresine herhangi bir bilgi vermediği söyleniyor. Sadece “devlet görüşmesi” denildi. 2021’le birlikte yeni bir döneme girildi. Biden’la ve ABD ile ilişkiler, AB ile açılmak istenen yeni sayfa ve içeride reformlar... Bir yanda AİHM’nin Demirtaş kararı ve HDP’nin kapatılması tartışması, diğer yanda ise reformlar... Peki birbiriyle çelişkili başlıklar hakkında nasıl bir yol izlenecek? Cumhur ittifakının iki liderinin 2021’in kaderini belirleyecek önemli başlıkları değerlendirmeleri yadırganmamalı.

Yeni dönemde ABD ve AB ile ilişkiler, reform süreci ilk ele alınan başlıkları oluşturuyor. Erdoğan, 2021 yılını reform yılı olarak ilan etti ama bunu MHP ile birlikte gerçekleştireceğinin de altını çizme gereği duydu.

27 MAYIS’IN GÖLGESİNDE İLKER BAŞBUĞESKİ Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, “Erken seçim olsaydı 27 Mayıs darbesi olmazdı” şeklindeki açıklaması kadim bir derdimiz olan darbe tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

AK Parti MYK’da İlker Başbuğ hakkında çok sert eleştiriler yöneltiliyor. Erdoğan konuşulanları başıyla onaylıyor ama kendisi ayrıca bir değerlendirme yapmıyor. Bu Erdoğan’ın konuşmayacağı anlamına gelmez. Çünkü AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “Darbe milletine silah çekmektir. Darbe emri alçaklıktır” sözlerini ilgiyle takip ediyor. Bence Erdoğan ilk konuşmasında esaslı bir cevap verecek.

TARİH BAŞBUĞ’U 

Yazının Devamını Oku

O fotoğraf eksi 20’de çekildi

Süleyman Soylu İçişleri Bakanı olduğu günden bu yana hiçbir bayramı, yılbaşını evinde geçirmedi. Mutlaka bir üs bölgesinde Mehmetçikle birlikte oldu. Soylu, bu yılbaşında da Belbuka üs bölgesinde Mehmetçikle birlikteydi.

Belbuka Üs Bölgesi; Van, Şırnak ve Siirt’in kesiştiği noktada yer alıyor. Şimdiye kadar 27 şehit verdiğimiz bir mıntıka. Kuzeyde Beytüşşebap Faraşin bölgesi, Kato Dağları, doğuda Bestler Dereler ve Siirt Kör Kandil ile Hereke bölgesini görüyor.

Yapımı 3 ay önce tamamlanmış. Üssün yapımı sırasında PKK’nın döşediği mayının patlaması sonucu iki işçi şehit olmuş. Ancak 1980’den bu yana Jandarma ilk kez kalıcı üs bölgesine sahip olmuş. Önceden yazın çadır kuruluyor, kışın ise hava sıcaklığının eksi 25-30 dereceye düştüğü bölge boşaltılıyormuş. Kalıcı üs bölgesinin yapılmasıyla Jandarmamız 365 gün orada, Kartal Yuvası’nda PKK’nın geçişine izin vermiyor.

İçişleri Bakanı Soylu’nun yılbaşında Mehmetçikle birlikte olduğu yerin hemen üstünde açık gözetleme kulesi varmış. O gece hava sıcaklığı eksi 20 derece olarak ölçülmüş. Soylu, açık gözetleme kulesini ziyaret ettikten sonra yılbaşı gecesinde Mehmetçikle birlikte olduğu kapalı gözetleme kulesine geçmiş. Soylu, en düşük rütbedeki askerle dahi birlikte olmak istemiş. O nedenle ortamdaki masalar çıkarılmış, Mehmetçiğe yer açılmış. Soylu, daha çok askerle bir arada olabilmek için masaların çıkarılıp, yer açılmasını istemiş. Ayakkabılar çıkarılıp bağdaş kurulmuş. Bakan-er ayrımı yapılmadan sohbet edilmiş. Çok sıcak ve samimi bir ortam oluşmuş.


İşte karlı dağların zirvesindeki Belbuka üssü

Orada gecenin kör karanlığında eksi 20 derecede baş başasın. Yılbaşında eşinden, çocuğundan ayrı vatan nöbetindesin. Ziyaretine bakanın geliyor, komutanların bulunuyor. Aynı yerde diz kırıp oturup, sohbet ediyorsun. Bu büyük bir moral olmaz mı? Cumhurbaşkanı telefonla bağlanıyor, senin yeni yılını tebrik ediyor. Bu mesaj üs bölgelerindeki askerlere ulaşıyor. Onlar “Benim bakanım yanında. En zor gecede dahi Cumhurbaşkanım beni unutmuyor. Devletim arkamda” diye düşünüyor. Bu tablo üs bölgesindeki askerin moralini yükseltirken, belli ki Bodrum’daki villalarında yılbaşı kutlaması yapan birilerinin moralini bozmuş. Süleyman Soylu ve askerlerin ayakkabılarını çıkarıp oturması gibi korkunç bir tehlikeyi tespit etmişler! Ayakkabı çıktı ya, rejim elden gidecek demektir.

Şehitlere değil, ayakkabıya bakan kafa.

Yazının Devamını Oku

Fikri Sağlar’ın değişimi

Başörtülü hâkimle ilgili yasakçı sözleri nedeniyle eleştirilen Fikri Sağlar, aslında bir dönemler özgürlük mücadelesiyle anılan bir isimdi.

Fikri Sağlar DYP- SHP koalisyon hükümetleri döneminde Kültür Bakanlığı yaptı. 49. hükümette Başbakan’ı Demirel, 50. ve 52’nci hükümette ise Tansu Çiller’di. Sultan Kara başörtülü bir gazeteciydi. Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın basın toplantısına alınmak istenmemişti. İtiş kakış üzerine basın danışmanı İsmet Demirdöğen müdahale etmiş, Sultan Kara’nın basın toplantısını izlemesini sağlamıştı. Başörtüsü yasağının en sert uygulandığı bir dönemdi. Fikri Sağlar’ın başörtülü gazeteciyi yanına oturtup basın toplantısı yapması ilgi uyandırmıştı.

NECİP FAZIL’LI, SAİD NURSİ’Lİ KAMPANYA

Sağlar, Said Nursi’nin, Necip Fazıl’ın, Nâzım Hikmet’in kitaplarını kütüphanelere sokan bir kampanyaya da öncülük etmişti. Bunu bir kampanyaya dönüştürmüştü. Çünkü onun Türkiye’nin “yasaklı kitaplar” tarihine geçecek bir öyküsü vardı. Fikri Sağlar Kültür Bakanı, Emre Kongar ise müsteşardı. Devlet Tiyatroları’na ait Ankara Macunköy’deki sahnenin bulunduğu yerde bir depoda 25 bin yasaklı kitap bulunmuştu. Kültür Bakanı Sağlar, “Kitaplara özgürlük” diye bir açıklama yaptı. “Kitapları özgürlüğüne kavuşturuyoruz” diye bir kampanya düzenledi. 25 bin yasaklı kitap depolardan çıkarılıp, kütüphanelere gönderildi. Sağlar bu açılımı ile saygınlık kazandı.

YASAKLI KİTAPLAR LİSTESİ

 Bir de kütüphanelere girmesi yasak olan, “yasaklı kitaplar listesi” bulunmuştu. Ne günlerdi... Aralarında Süleyman Demirel’in Zincirbozan’da yazdığı mektuplardan oluşan kitap bile vardı. Demirel Başbakan ama Demirel’i anlatan kitap hâlâ yasaklı yayınlar listesindeydi. Demirel Başbakan olarak kütüphanelere girebiliyor ama onu anlatan kitap kütüphanelere sokulmuyordu.

SAĞLAR’IN KAMPANYASI

Kültür Bakanı Sağlar, yasaklı kitaplar listesine tepki gösterip karşı bir kampanya düzenlemişti. Kendi mahallesinden sert tepki gösterilmişti. Ama o geri adım atmadı. “Said Nursi kütüphanede sizi bekliyor”, “Necip Fazıl kütüphanede sizi bekliyor”, “Nâzım Hikmet kütüphanede sizi bekliyor” diye afişler hazırlatıp, reklam kampanyaları yaptı.

Özgürlükçü

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’a Ecevit örneğini hatırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın DSP Genel Başkanı Önder Aksakal’la görüşmesi, “Adında sol olan bir parti Erdoğan’la görüştü” şeklinde haber yapıldı. Sanki adında sol olan bir parti ülkenin cumhurbaşkanıyla görüşemezmiş gibi. Sanki ülkenin cumhurbaşkanı adında sol olan bir partinin genel başkanını kabul edemezmiş gibi. 15 Temmuz’dan sonra Kılıçdaroğlu da Erdoğan’ın davetine katılmıştı. İyi de olmuştu. O parti DSP.

Erdoğan’la görüşen ise DSP Genel Başkanı Önder Aksakal.

O partinin kurucu lideri Bülent Ecevit’ti. Ecevit yıllarca mücadele ettiği Demirel’in ikinci kez Cumhurbaşkanı seçilmesi için mücadele vermişti.

Bunda yadırganacak bir şey yok. Ayrıca Önder Aksakal diyaloğa önem veren birisi. Son bir ay içinde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Lideri Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ve Abdulhamit Gül’le görüştü. Yılbaşından sonra da Meclis Başkanı Mustafa Şentop’la bir araya gelecek. Önder Aksakal liderlere, ekonomi, hukuk, demokrasi ve insan hakları reformu konusunda DSP’nin önerilerini sunuyor. Sorumlu bir muhalefet ülkenin ihtiyacı olan konularda katkı yapar. Aksakal da onu yapıyor.

ERDOĞAN NASIL KARŞILAMIŞ?

O nedenle Aksakal’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesine, “sol parti” parantezinin dışına çıkarak bakmakta yarar var. Erdoğan, 2020 yılının son günlerindeki sıkışıklığa rağmen DSP Genel Başkanı ile görüşmesine önem vermiş. Önder Aksakal, “Samimi bir görüşme oldu” diye anlatıyor. DSP’nin önerilerinin yer aldığı paketi sunmuş. Ana başlıkları hakkında bilgi vermiş. Erdoğan ilgiyle dinlemiş. Sorduğu sorularla ilgisini hissettirmiş. Aksakal, “Bizim çalışmalarımız süreklilik arz eden çalışmalar. Çalışmalarımızı paylaşmak için zaman zaman görüşmek isterim” demiş. Erdoğan, not aldırmış. DSP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde sıcak karşılanmış, ilgiyle uğurlanmış.

Şimdi gelelim görüşmenin içeriğine.

ABD YAPTIRIMLARI

Cumhurbaşkanı’yla görüşen Kıbrıs Fatihi

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu’nun sorunu ne?

CHP, Türkiye’nin en önemli partilerinden biri. Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde de darbeler tarihinde de özel bir yeri var.

Ama CHP bir süredir taciz, tecavüz ve istismar haberleriyle gündeme geliyor. Koronavirüs sürecinde günlük olarak vaka sayısının açıklanması gibi, CHP’yle ilgili taciz tablosu gündeme getiriliyor. CHP’lilerin bunu hak ettiğini zannetmiyorum.

SAVCININ DEĞİL, CHP’NİN İŞİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, taciz iddiaları karşısında susuyor. Konuşunca da iktidarı suçluyor. “Gündemi değiştirmek istiyorlar” diyor. “Bu ülkenin savcısı yok mu?” diye soruyor. Bu ülkenin savcısı var da Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı yok mu? Savcı zaten gereğini yapıyor. Ama bu olay sadece adli bir vaka değil. Taciz, tecavüz ve cinsel saldırı gibi olayların bir de siyasi yönü var. Atatürk’ün partisi olan CHP’nin tacizle anılması iyi bir şey mi? Kılıçdaroğlu, cinsel saldırı iddiasıyla tutuklanan eski CHP Maltepe İlçe Yöneticisi hakkında ne diyor?

“Gündemi değiştirmek istiyorlar. Gereği yapılıyor, bu ülkenin savcısı yok mu? Tutuklandı ve biz hemen partiden ihraç ettik. Bir olay çıkar ve parti ilkeleriyle çelişirse o kişiyi partiden atarız”

Bu mu yani?

‘CHP TACİZCİLERİ KORUYOR’ ALGISI

Tacizle suçlanan CHP Konya İl Başkanı’na genel merkez sahip çıktı. Barış Bektaş’ın görevinin başında olduğu açıklandı. Elbette ki suçsuzluk karinesi esastır. Ben burada CHP yönetimi ve Kılıçdaroğlu’nun cinsel taciz suçlamaları karşısındaki tavrını yansıtıyorum. Bunun CHP’ye verdiği zarara değiniyorum. CHP’liler bunu hak etmiyor. Çünkü CHP’liler onurlu insanlardır. Ancak Kılıçdaroğlu’nun bu tür çirkin iddialar karşısında kararlı tavır koymaması nedeniyle, CHP tacizcileri koruyor gibi bir algı oluşuyor.

İSKİ REZALETİ

Yazının Devamını Oku