Enver Altaylı’nın ‘Sokağa dökülün’ sözü neyin şifresi

Ümit Özdağ’ın CNN Türk’te Tarafsız Bölge programında Buğra Kavuncu hakkındaki FETÖ suçlaması gündem oluşturdu ama Enver Altaylı hakkında anlattıkları da çok önemliydi.

İYİ Parti’nin kuruluşundan önce Enver Altaylı’nın kendisine geldiğini, “Partiyi kapatacaklar” dediğini, kendisinin, “Bu parti kurulacak, partiyi kimse kapatmayacak. Seçime gireceğiz ve seçimden de başarılı bir şekilde çıkacağız” karşılığını vermesi üzerine “Parti kurmayın sokağa dökülün” dediğini anlattı. Bu söz çok önemli. Çünkü bu söz CIA’in desteklediği darbelerin şifresini veriyor. Enver Altaylı, CIA destekli 27 Mayıs ve 12 Mart modellerini öneriyor.

Türkiye’de derin devletin ne olduğunu en iyi bilen insanlardan birisi Ümit Özdağ. ASAM Başkanlığı’nı yapmış. Babası Muzaffer Özdağ, bir darbeci. 27 Mayıs’ın en genç subayı. 27 Mayıs sabahı darbenin lideri Cemal Gürsel’i İzmir’den getiren kişi. Daha sonra Türkeş’le birlikte tasfiye olan 14’lerden.

ENVER ALTAYLI-RUZİ NAZAR İLİŞKİSİ

Ümit Özdağ, Enver Altaylı’yı 4 yaşından beri tanıdığını söylüyor. Enver Altaylı’nın ne olduğunu en iyi bilenlerden. Onu CIA adına Türkiye’de görev yapan Ruzi Nazar’ın yetiştirdiği çok iyi bilinir. 27 Mayıs ve 12 Mart sırasında CIA’in Türkiye istasyon şefliğinde önemli bir ajandı Ruzi Nazar. O dönemde MİT’e girmesini sağladığı Enver Altaylı ile Fuat Doğu için “en parlak iki talebem” dediği söylenir. Fuat Doğu, MİT Müsteşarı olduğu dönemde 12 Mart’ı yapan ekibin içindeydi.

Bu kadar kapsamlı girişi neden yaptım?

Çünkü Ruzi Nazar’ın yetiştirmesi olarak Enver Altaylı da bu darbe süreçlerinde yer almıştı. 27 Mayıs’a ve 12 Mart’a giden süreci CIA ile birlikte sokak hareketleri ile başarmışlardı. Demem o ki Enver Altaylı, Ümit Özdağ’a “Sokağa dökülün” derken geçmişte bunun pratiklerini yapmış bir istihbaratçıydı.

FETÖ’YE DE ‘SOKAĞA DÖKÜLÜN’ DEMİŞ

Askeri-siyasi casusluk ve FETÖ terör örgütü suçlamasıyla cezaevinde olan Enver Altaylı hakkında düzenlenen iddianameye göre, Altaylı’nın “Sokağa dökülün” önerisini FETÖ’ye de götürdüğü anlaşılıyor. Enver Altaylı, 17 Ağustos 2017 tarihli tutanağa göre FETÖ’nün Amerikan kongresiyle ilişkilerini sağlayan Bilal Ekşili ile ABD’deki görüşmesi sırasında, Türkiye’de tüm muhalif güçlerle birlikte hareket edilerek halkın sokaklara indirilmesini öneriyor.

CIA’E DARBE RAPORU HAZIRLAMIŞ

Enver Altaylı hakkındaki iddianameyi dikkatli bir şekilde incelediğimizde MİT ve CIA’de çalışmış olan Enver Altaylı’nın 15 Temmuz’dan sonra CIA’e 18 Şubat 2016 tarihinde Türkiye’de bir askeri darbe ortamının hazırlanmasına yönelik rapor hazırladığı tespit edildi.

ALTAYLI NEDEN YARGILANIYOR?

Ümit Özdağ’ın her cümlesinin üzerinde durularak analiz edilmesi gerekiyor. Özdağ, Enver Altaylı’nın neden hapiste olduğunu anlatırken “FETÖ’cü MİT mensuplarını FETÖ’cü olan damadıyla birlikte kaçırmaktan dolayı girdiler” diyor. Böylece Enver Altaylı’nın damadı Metin Can Yılmaz’ın, MİT’çi Mehmet Barıner’in ABD’ye kaçırılma operasyonunda görev almasındaki asıl sebebin FETÖ bağlantısı olduğunu görmemizi sağlıyor. Enver Altaylı, damadıyla birlikte ABD’deki Halkbank davasında Türkiye aleyhine tanıklık yapması için eski MİT mensubu Mehmet Barıner’i yurtdışına kaçırırken MİT ve Jandarma’nın ortak operasyonuyla yakalanmıştı. Mehmet Barıner, MİT’te görev yaptığı dönemde İran masasında çalışmış, Rıza Zarrab’ı izlemiş bir istihbaratçıydı. Zarrab davasında FETÖ’cü polis Hüseyin Korkmaz gibi Türkiye aleyhine tanıklık yapacaktı. Bu Enver Altaylı değil miydi Türk milliyetçiliğinin bayraktarlığı iddiasını dilinden düşürmeyen...

ÖZDAĞ İLE AKŞENER NE KONUŞTULAR

Ümit Özdağ, FETÖ’cülükle suçladığı Buğra Kavuncu’nun İYİ Parti’ye geliş sürecinde Meral Akşener’i “Bu FETÖ’cü” diye uyardığını anlattı. Bunun üzerine Akşener’in “İki devlet görevlisiyle görüştüğünü, devlet görevlilerinin Buğra’yla ilgili kendilerinde bir kayıt olmadığını söylediklerini” aktardı. Bu görüşme doğru. İYİ Parti kaynakları, Ümit Özdağ’ın “Çok yüksek” dediği iki devlet görevlisinin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan olduğunu söylediler. Dün Bakanlar Kurulu toplantısı nedeniyle benim Akar ve Fidan’a sorma imkânım olmadı.

ÖZDAĞ-AKŞENER DİYALOĞU

Ümit Özdağ, Meral Akşener’e gidip Buğra Kavuncu hakkında, “Bu FETÖ’cü. Hem dayısı hem kendisi FETÖ’cü” diyor. Akşener, “Nereden öğrendin FETÖ’cü olduğunu” diye soruyor. Özdağ, “Hem MİT’ten, hem Genelkurmay’dan öğrendim” diye yanıt veriyor. Akşener bunun üzerine partiye kayıtlı sabit telefon hattından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a ulaşıyor. Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olduğuna dair bir bilgi olup olmadığını soruyor. Akşener bir ya da en fazla iki gün sonra Ümit Özdağ’ı davet ediyor. “İki tarafa da sordum. ‘Hayır. Bizde böyle bir kayıt yok’ dediler” diyor. Özdağ, canı sıkkın bir şekilde, “Ha öyle mi, memnun oldum” deyip görüşmeden ayrılıyor. Ama belli ki ikna olmamış.

ÖZDAĞ İHRAÇ EDİLECEK Mİ?

Ümit Özdağ’ın artık gemileri yaktığı anlaşılıyor. Özdağ, vuruşarak çekilme stratejisini uyguluyor. Peki İYİ Parti Özdağ’ı ihraç edecek mi? Disiplin sürecinin hemen başlatılması görüşünde olanlar vardı. Ancak Akşener’in, Buğra Kavuncu’nun suç duyurusu üzerine, “Ümit Özdağ, Buğra Kavuncu’yu FETÖ’cülükle itham etti ama delil sunamadı” demek için beklemeyi tercih edeceği anlaşılıyor.

İYİ Parti’nin Ümit Özdağ’ı gözden çıkardığı anlaşılıyor. Ama Buğra Kavuncu hakkındaki iddiaların da açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Her şey kontrol altında

Ekonomi yönetimindeki değişimlerden sonra dikkatli bir şekilde takip etmek gerekiyor.

Kaos da yaşanabilir, sıçrama da yapılabilir. Yeni ekonomi yönetimi işbaşı yaptı. Piyasalar değişime destek verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da piyasaların desteğine işaret ederek, “Doğru yapmışız” dedi. Yeni döneme ilişkin olarak, “Hayırlı olsun” dediğimizde de “İyi olacak inşallah” diye karşılık vermişti. O nedenle ekonomi yönetimindeki değişiklik hem siyasette hem ekonomi çevrelerinde olumlu karşılandı. Bu hafta içinde dövizde patlama olması bekleniyordu, tam aksine dolar hızla geriliyor. Bunlar piyasanın desteğini göstermesi açısından olumlu. Ancak bir süre sonra atılacak adımlarla da desteklenmesi gerekiyor. Şu ana kadar piyasalar değişimi fiyatlandırdı. Bundan sonra artık icraatı fiyatlandırmak isteyecekler. Ekonomi yönetiminin bu yönde yoğun bir çalışma içinde olduğu söyleniyor. Cumhurbaşkanlığı kaynakları tarafından, “Her şey kontrol altında” deniliyor. Yeni dönemi, ‘ekonomi yönetimi+Erdoğan’ olarak düşünmek gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni dönemde ekonomik kararların daha çok içinde olacak. Daha doğrusu geminin dümeninde Erdoğan olacak. AK Parti milletin sofrasındaki ekmeği büyüttüğü için kendisi de büyümüştü. Ekmek küçülürse, iktidar da küçülür. Erdoğan bunun farkında.

EKONOMİ YÖNETİMİ İŞ DÜNYASI İLE BULUŞACAK

Futbol sadece futbol olmadığı gibi ekonomi de sadece ekonomi değil. Hukuk, ekonomi kadar önemli hale geldi. Biri olmazsa diğeri olmuyor. Çünkü sermaye ürkek. Hukuki güvenceye sahip olduğu zaman yerli yatırımcı yatırım yapıyor, yabancı sermaye o ülkeye geliyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ile Adalet Bakanı önümüzdeki hafta iş dünyası ile bir araya gelecekler. TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD, TİM, ASKON gibi kuruluşlar katılacak. Hükümetle iş dünyasının buluşmasının gündeminde ne olacak? Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, “Mülkiyet hakkı, maddi-manevi hakların korunmasıyla ilgili aleyhe olan hükümlerin eskiye götürülmemesi gibi birtakım düzenlemeler olacak” dedi. Tabii ki iş dünyasının önerileriyle bu paket daha da zenginleştirilecek.

Gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iş dünyasının buluşmasına çevrilmiş durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 Kasım’da TOBB’un düzenleyeceği ‘Türkiye Ekonomi Şurâsı’na katılacak. Ekonomi yönetiminin de tam kadro hazır bulunacağı buluşma önemli. Çünkü bir gün sonra da Merkez Bankası’nın para politikası kurulu toplanacak. Faiz artışı olacak mı, olmayacak mı, ona bakılacak.

REFORM SÜRECİ YENİDEN BAŞLIYOR MU?

Bir dönemler reformları, demokratikleşmeyi, özgürlükleri konuşuyorduk. Parlak bir geleceğe doğru yüründüğünden kuşkumuz yoktu.

Ne zaman ki Gezi olayları oldu, 17-25 Aralık darbesi yaşandı, PKK hendek savaşlarını başlattı, 15 Temmuz kanlı darbe girişimine maruz kaldık, Türkiye’nin öncelikleri değişti. İçe döndük. Devletin bekası, FETÖ’nün tasfiyesi, PKK’nın yok edilmesi önceliğimiz oldu. Zamanın ruhuna inanırım. Öyle bir dönemdi.

Yazının Devamını Oku

Biden’la yaşamı öğrenmeliyiz

“Amerika demokrasi ihraç ede ede kendisine kalmamış” esprisi Amerikan seçimleriyle ilgili en çok beğenilenler arasındaydı.

Görünen o ki tarihinin en büyük kutuplaşmalarından birini yaşayan ABD’nin espriye dayanacak hali kalmamış.

Bazı yorumcular, bunu ABD’nin dünya liderliğini kaybetme sürecinin bir belirtisi olarak görüyor.

Ancak Türk-Amerikan ilişkilerinin espriye gelir yanı yok.

Çünkü ABD ile aramızda kriz çıkarmaya aday önemli başlıklar var.

Amerikan Başkanlığı’na seçilen Joe Biden, Türkiye konusunda en donanımlı isimlerden birisi. Senatörlüğü ve başkan yardımcılığı döneminde Türkiye’yi ziyaret etmişti. 15 Temmuz’dan sonra gecikmeli ziyareti için özür dilemişti. Ancak adaylığı sürecinde Türkiye’ye yönelik tepki çeken açıklamalara imza atmıştı.

Erdoğan’ı darbe ile değil, seçimle tasfiye etmekten söz etmişti. Bu sözleri 15 Temmuz’da başaramadığını seçimler yoluyla tamamlama yorumlarına neden olmuştu. Erdoğan’a karşı muhalefete destek verilmesi gerektiği yönündeki sözleri ise içişlerimize müdahale olarak görülmüştü. O gün muhalefet Biden’a, “Sen ne hakla Türkiye’nin içişlerine karışıyorsun? Sen hangi sıfatla muhalefete rol biçiyorsun?” demedi. Tam aksine, Biden’ın kazandığı ortaya çıkınca dünyada ilk kutlayanlardan biri CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu oldu. Bu Amerikan halkının iradesine saygı olarak görülebilir. Kılıçdaroğlu’nun tavrı, Trump’tan kurtuldu, Biden’ın gelişine sevindi diye yorumlanabilir. Hiç itirazım yok.

Biden’ın Türkiye’deki muhalefeti destekleme açıklamaları hafızalarda tazeliğini korurken, bunun bir iletişim hatası olduğunu iddia edenlerden de değilim. Varsın olsun. Arzular şelale durumu.

BU NE YAMAN ÇELİŞKİ

Yazının Devamını Oku

Erdoğan mı Kılıçdaroğlu mu karıştırdı?

İktidar, muhalefetin bölünmesinden memnun olur. Millet ittifakının içinde karışıklık çıkmasını keyifle izler.

Bu ayrı ama CHP’nin içini iktidar bölüyor dediniz mi bu başka bir şeydir. O nedenle üzerinde durulması gerekiyor.

KÜLLİYE’YE GİDEN CHP’Lİ

CHP, yerel seçim rüzgârlarıyla yelkenlerini şişirmiş gidiyordu. Sonra birden ne oldu? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, FOX TV’de yayına çıktı. Kendisine Külliye’ye giden CHP’liler olduğu yönünde duyumlar olduğu soruldu. Kılıçdaroğlu ne dedi? “Doğrudur” dedi. Yetmedi, CHP Genel Merkezi’ne yakın olduğunu söyleyen kaynaklar, Muharrem İnce ismini ortaya attı. Haliyle CHP karıştı. Muharrem İnce bir haysiyet mücadelesi başlattı. Eğer İnce bugün parti kurma aşamasına gelmişse, o olayın çok büyük etkisi var. Peki bu sözü Kılıçdaroğlu’na Erdoğan mı söyletti?

MUHARREM İNCE TUVALETİN KAPISINA OTURTULDU

Yerel seçim başarısı ve pandeminin de etkisiyle CHP tarihinin en rahat kurultayı yapıldı. Kılıçdaroğlu rakipsiz olduğu kurultayda oybirliği ile genel başkanlığa seçildi. Ancak Türkiye’ye Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdikleri Muharrem İnce’yi götürüp tuvaletin kapısına oturttular. CHP’de kendisine yer olmadığını gören Muharrem İnce, yeni bir parti kurmak üzere yola çıktı. Abdullah Gül’e, Ali Babacan’a, Ahmet Davutoğlu’na gösterilen ilginin binde biri Muharrem İnce’den esirgendi. Peki Muharrem İnce’nin CHP’den uzaklaştırılma sürecini iktidar mı tavsiye etti?

ATATÜRK TARTIŞMASI

CHP’nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Atatürk demediği için partide kıyamet koptu. Çünkü Atatürksüz bir CHP düşünülemez. 50 yıldır iktidar olamamasına rağmen yüzde 25’lik kitle CHP’yi terk etmiyorsa, Atatürk sevgisi nedeniyledir. Bu bilinmesine rağmen Canan Kaftancıoğlu’na Atatürk dedirtmeyen iktidar partisi miydi?

PARA ALIP PARTİ KURAN

Yazının Devamını Oku

ABD seçimleri Ankara’da nasıl karşılandı?

ABD süper güç olması nedeniyle Amerikan seçimleri sadece Amerikan seçimi değildir. Dünya seçimidir. Amerikan tarihinin en yüksek katılımlı seçimi oldu. O nedenle yüzyılın seçimi deniliyor. Bu sonuçlar Amerika’daki kutuplaşmayı ortaya koydu. ABD, kırmızı ve mavi olmak üzere tam anlamıyla karpuz gibi ikiye bölündü. İbre bir Trump’a döndü, bir Biden’a. İtirazlar nedeniyle bu işin karakolda biteceği yorumları ağırlık kazandı.

1- Seçim sonuçlarını salıncak eyaletler denilen kritik yerlerden gelen sonuçlar belirledi. Trump’ı destekleyenler için mahcup seçmen tanımı yapılıyor ama “suskun seçmen” demek daha doğru olur. Bizde de geçmişte Özal’ın ve Erdoğan’ın kazandığı seçimlerde “suskun seçmen” etkisini görmüştük. Onlar TV ekranlarında ya da sosyal medyada değil, sandıkta konuşmuştu.

2- Bu seçimlerde kim kaybetti sorusunun ilk akla gelen cevabı var. O da anketler. Biden’ı 7 puan önde gösteriyorlardı. Çuvalladılar. 2016 seçimlerindeki başarısızlıklarının üzerine tüy diktiler. Bence bunu bilinçli olarak yaptılar. Ölçtüklerini değil, olmasını istediklerini verdiler. Anketçiliği bırakıp Biden’ın seçilmesi için algı yönetimine soyundular. Tam da o noktada kaybettiler. ABD’deki firmalara söylüyorum ama Türkiye’deki anket firmalarının da kulağına küpe olmalı.

3- 2016 seçimlerinden örnek veriliyor ama doğru değil. Bush ile Al Gore’un yarıştığı 2000 seçimlerine benziyor. Ama bire bir benzeri değil. O zaman Florida’da kilitlenmişti. O seçimleri Al Gore’un ekibinde takip eden Verso araştırma şirketinin sahibi Erhan Göksel, “Yeniden itiraz etmek için hazırlıklar yaparken Al Gore seçim bürosuna geldi. ‘İtiraz etmiyoruz’ dedi. Şaşırdım. Ondan sonra çekti gitti. Öyle kalakaldık” demişti. Amerikan derin devletinin devreye girdiğini ima ederek.

TRUMP BİRKAÇ ADIM SONRASINA HAZIRLANMIŞ

4- 2016 seçimlerini Trump’ın kazanması sürpriz olmuştu. Öyle ki seçim kampanyasında yer alan Michael Wolf, Trump’ı anlattığı, “Ateş ve Öfke” kitabında, Trump ve ekibinin hazır olmadıkları tek şeyin “kazanmak” olduğunu söylemişti. Ama “seçim hileli” diye itiraz etmeye hazırlanan Trump kazanmıştı. Bu kez Trump, hazırlıklıydı. Belli ki birkaç adım sonrasına dönük stratejik hamlelerini önceden hazırlamış. “Bizi yakalamaları imkânsız. ABD Yüksek Mahkemesi’ne gideceğiz. Biz kazanacağız. Bildiğim kadarıyla biz zaten kazandık” dedi. Beklendiği gibi seçimler karakolluk oldu.

EKONOMİ BELİRLEYİCİ OLDU

5- Ekonomiyi düzelttiği için Trump’ın ikinci kez seçilmesine kesin gözle bakılıyordu. Ama koronavirüsle ilgili süreci iyi yönetememesi Trump’ın şansını tehlikeye attı. Bu sonuçlar da gösteriyor ki, eğer pandemi süreci olmasaymış, Trump ezici bir farkla kazanacakmış.

6-

Yazının Devamını Oku

Mesut Yılmaz’la ilgili sahte belge neydi?

Mesut Yılmaz ile Yıldırım Akbulut’un yarışacağı kongreye sayılı günler kalmıştı.

 Kıran kırana bir mücadele yaşanıyordu. Bursa’dan gazeteci arkadaşım Hüseyin Hiçdurmaz aracılığıyla bir belge geldi.

Hiçdurmaz, Akbulut yanlısı bir medya grubunun el altından yaydığı notunu düşmüştü. Kongrede Mesut Yılmaz’ın aleyhinde etkili olabilecek bir belgeydi. Resmi evraklar konusunda uzmanlığına inandığım kişilere danıştım. Akbulut’un ekibini yokladım. Doğrudan onlarla ilgisinin olmadığı sonucuna ulaştım. Bu arada Sevgi Ulusay aracılığıyla Mesut Bey’e ulaşmaya çalıştım. Sevgi Hanım’a ön bilgi vermiştim. Gecikmeden Mesut Bey aradı. “Öncelikle haberi yazmadan önce arayıp sorma gereği duyduğunuz için teşekkür ederim” dedi. Bunun benim görevim olduğunu söyledim. “Benim böyle bir üyeliğim yok. Dediğiniz kulübe olmadığı gibi bu tür hiçbir yapıya üyeliğim söz konusu değil” dedi. Kongre sürecinde kendisine zarar vermek isteyen bir yapı tarafından üretilen sahte bir belge olduğunu söyledi. Beyan esastır dedim. Haberi yazmadan önce kendisini aradığım için memnun olmuştu, daha geniş bir zamanda sohbet etmek üzere davet edeceğini söyledi. 

PİŞMAN OLMADIM

Daha sonra FETÖ’nün sıkça kullandığı sahte evrak üretme gerçeği ile ilk olarak o zaman karşılaştım. Benim için öğretici oldu. Genç bir gazeteciydim. Çift kontrolün ne denli önemli olduğunu orada öğrendim.

Haberi yayınlasam kongre sürecinde çok büyük bir sansasyona sebep olabilirdi. Sahte olduğunu tespit ettirdiğim belge Mesut Yılmaz’ın Lions kulübüne üye olduğu yönündeydi. Lions’un resmi evrakı havası verilen bir kâğıt hazırlanmıştı. Doğruluğundan kuşkulandığım haberi yazmadım. Hayatım boyunca da pişman olmadım.   

O tür iddialar muhafazakâr seçmende etkili oluyordu. Doğrusu Mesut Yılmaz’la ilgili iddia önüme gelince, AP kongresinde Demirel hakkında ileri sürülen “mason” iddiası hatırıma gelmişti. Demirel, mason olmadığına dair bir belge almak zorunda kalmıştı.

Mesut Yılmaz, ANAP Genel Başkanlığı’na aday olduğunda ilk gezisini Marmara ve Ege bölgelerine yapmıştı. Mehmet Gedik koordine ediyordu. Mesut Yılmaz, Ecevit mavisi gömlek giyiyor, onu takdim ederken gençliğine ve dinamikliğine vurgu yapılıyordu. Gittiğimiz yerlerde Akbulut’u destekleyen teşkilatlar mesafeli duruyor ama Mesut Yılmaz’ın gelecek vaat eden genç ve dinamik yapısı sokaktaki vatandaşı etkiliyordu. Orada seçmenin umuda ve geleceğe oy verdiğini gördüm. Bursa’da ilk bölümü tamamlanan geziden ayrılırken, Mesut Bey otobüse gelerek bizlere teşekkür etti. “Başbakanlıkta ziyaretinize geleceğim” deyince hafif tebessüm ederek “Hayırlısı bakalım” karşılığını vermişti.

Yazının Devamını Oku

Ziya Selçuk’la İzmir’deki okulları ve koronavirüsü konuştuk

İzmir’de yaşanan depremin etkilediği yerlerden biri de okullar oldu.

Eğitime bir hafta ara verildi. Diğer yandan koronavirüs nedeniyle henüz yüz yüze eğitime başlayamayan sınıflar var.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’la İzmir’de eğitimi, okulların durumunu ve okullarında eğitime başlayamayan 6, 7, 10 ve 11. sınıfların durumunu konuştuk.

“Haberi aldığım ilk andan itibaren aklım, kalbim İzmir’deydi. Çünkü deprem anında öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz okullardaydı” dedi.

15 dakika içinde bilgi alınmış.

“Çok şükür, okullarda can kaybı olmadı ama o haberi alana kadar büyük endişe yaşadım” diye anlattı. Kolay değil, İzmir’de 3 bin 600 okulda 850 bin öğrenci ve onların öğretmenleri görev yapıyor. “Onların emanetini omuzlarımda hissediyorum” diyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, verilen bilgilerle yetinmemiş. “Pazar günü ‘Bana hasarlı okulları gösterin’ dedim. Okulları gezdim. 139 okulumuzda hafif hasar var” dedi. Okullar zaten 1 hafta eğitime ara verdi ama bu sadece okullardaki hasar için yapılmamış. Daha çok çocuklara psiko-sosyal destek vermek adına böyle bir karar alınmış. “Herkes emin olsun, en ufak bir risk gördüğümüz okulumuzda gerekli tedbirleri almadan kapılarımızı çocuklarımıza açmayacağız” diye güvence verdi. Dolayısıyla okullardaki hasar durumu, okulların açılmasına engel görünmüyormuş.

İZMİR’DE BU YAZ 50 OKUL YIKILMIŞ

Hatırlarsınız, Milli Eğitim Bakanlığı okulları yıkıyor diye haberlere konu olmuştu. Aileler, siyasetçiler kimi zaman bu yıkımlara engel olmaya çalışmıştı.

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu neden erken seçim istiyor?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Birinci Meclis’i ziyaretinde erken seçim çağrısı yaptı. Kılıçdaroğlu, bir süre öncesine kadar erken seçime karşı çıkıyordu. CHP’li belediyeler icraatlarını ortaya koyduktan sonra seçimlere gidilmesinin doğru olacağı görüşündeydi.

Peki Kılıçdaroğlu tavrını niye değiştirdi?

1- CHP’nin oylarında ciddi bir sıçrama yok. Hatta CHP’nin oyları geriliyor.

2- Ya iktidarın oylarında dramatik bir düşüş yaşanır ya da iktidarın altında kalkamayacağı bir siyasi kriz patlak verir. Her ikisi de yok. Cumhur ittifakının oylarında erken seçim istenecek bir değişiklik yok.

BAHÇELİ’NİN TAVRI SÜRPRİZ OLMADI

Ama Kılıçdaroğlu ısrarla erken seçim istiyor. Bunun için önce Bahçeli’ye de çağrı yaptı. İşte o zaman Kılıçdaroğlu’nun gerçekte erken seçim istemediğini, bunun taktik bir hamle olarak kullandığını anladım. Çünkü Bahçeli erken seçim isteyecek olsa bile Kılıçdaroğlu talep ettiği için istemez. Onun altında bir parmak arar. Tahmin ettiğim gibi oldu. Bahçeli, “Kılıçdaroğlu ne oldu da seçim diye tutturdu? Seçim isteği sipariş ve hezeyandır. Sana kimler ne söyledi, neyi vaat ettiler?” diye tepki gösterdi.

Buna rağmen Kılıçdaroğlu, erken seçim çağrılarını sürdürünce CHP’deki gelişmeleri ve millet ittifakını mercek altına almak gerekti. Böylece Kılıçdaroğlu’nun hamlesinin iktidardan ziyade yeni kurulan partilere yönelik olduğu ortaya çıktı.

CHP’DE ETKİLİ OLDU

O tarihte

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ın tepkisi

Meclis’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bekliyorduk.

Milletvekillerinden koronavirüs testi pozitif çıkanların sayısı artınca, haliyle sohbet konusu da koronavirüs üzerine oldu.

Enerji Bakanı Fatih Dönmez, koruma ekibinden birisinin testi pozitif çıkınca kendini birkaç gün izole ettiğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile İslam’a saldırıda bir yarış halinde olan Charlie Hebdo dergisine Macron’a gösterilen tepkiyi konuştuk. İslam dünyasındaki tepkiye yönetimlerin sessiz kalamadığının altını çizdik. “Sokağın tepkisi olmasa yönetimler sessiz kalırdı. Ancak tabanda öyle bir tepki oluştu ki yönetimler de tepki göstermek zorunda kaldı” dedi.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na sıcağı sıcağına verdiği yanıtı konuştuk. Enis Berberoğlu’yla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararını yerel mahkemenin tanımaması üzerine Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ü hedef almıştı. Gül de “Kasetlerle gelen kişinin iddialarını ciddiye almıyoruz” diye yanıt vermişti. Abdulhamit Gül, “Hak etmişti” demekle yetindi.

Bakanlarla sohbet ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıdan göründü.

Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi Okan Müderrisoğlu ve ATV Ankara Temsilcisi Şebnem Bursalı ile birlikteydik. Cumhurbaşkanı bizim olduğumuz bölüme gelince, kandilini tebrik ettik. Erdoğan bunun üzerine tavana asılı duran avizeleri göstererek, “Kandil onlar. Ben o yüzden ‘leyle-i kandilinizi’ demeyi tercih ediyorum” dedi. Yaşanan onca krize rağmen Cumhurbaşkanı’nın morali yerindeydi. Şebnem Bursalı’nın verdiği kilo üzerinden karşılıklı espriler yaptık.

AYAKTA ALKIŞLADILAR

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Enver Altaylı’yı yurtdışına kaçırmak istemişler

Ümit Özdağ, Enver Altaylı’nın “Parti kurmayın, sokağa dökülün” dediğini açıklamıştı.

Enver Altaylı, Ümit Özdağ’a yanıt verdi. “Güya kendisine ‘Sokağa dökülün’ demişim. O da bunu devlete iletmiş! Külliyen yalan!” dedi. Şimdi sıra Ümit Özdağ’da.

Ancak Enver Altaylı’yla ilgili iddianamede benzer teklifi FETÖ’nün ABD’deki etkin isimlerine de yaptığına ilişkin kanıtlar yer alıyor. Enver Altaylı, 17 Ağustos 2017 tarihli tutanağa göre FETÖ’nün Amerikan kongresiyle ilişkilerini sağlayan Bilal Ekşili ile ABD’deki görüşmesi sırasında, Türkiye’de tüm muhalif güçlerle birlikte hareket edilerek halkın sokaklara indirilmesini öneriyor. Enver Altaylı ABD’ye Fetullah Gülen’le görüşmek için gittiği sırada yapıyor bu teklifi. Belli ki Gülen’le görüşmeyi başarsa ona da aynı öneride bulunacak.

SERHAT ILICAK KAÇIRMAK İSTEMİŞ

Enver Altaylı’nın açıklamasına ilişkin olarak Ümit Özdağ’ın ne diyeceği önemli. Ümit Özdağ bu iddiayı ortaya atarken, dünyanın sayılı istihbaratçılarından biri olan Enver Altaylı’nın bunu yalanlayacağını hesap etmiş olmalı. O Enver Altaylı ki ünlü CIA ajanı Ruzi Nazar’ın, MİT müsteşarı Fuat Doğu’yla birlikte iki parlak öğrencisinden biri olarak gösterdiği kişi.

Enver Altaylı, MİT’ten ihraç edilen FETÖ’cü Mehmet Barıner’i Türkiye aleyhindeki Halkbank davasında tanık olması için yurtdışına kaçırmak isterken MİT ve Jandarma’nın ortak operasyonuyla yakalanmıştı. Barıner’in yurtdışına kaçırılmasıyla ilgili son aşamaya gelindiğinde, “Kuş kafesten uçuyor” şifresi üzerine MİT’le Jandarma ortak operasyon düzenleyip Altaylı’yı saklandığı yerde yakalamıştı. Askeri ve siyasi casusluk ile FETÖ’den dolayı halen cezaevinde.

Enver Altaylı’nın Mehmet Barıner’i yurtdışına kaçırma operasyonunun üzerine yoğunlaştığımız için iddianamedeki bir bilgiyi atladığımı fark ettim.

MİT’çi Mehmet Barıner yakalanınca, Enver Altaylı’nın yurtdışına kaçırılması planı devreye girmiş.

Planı yapan kim?

Yazının Devamını Oku

Muharrem İnce’nin 29 Ekim hazırlığı

Muharrem İnce, CHP’ye sert eleştiriler yönelttikten sonra ‘Memleket Hareketi’ni ilan ederek Türkiye’yi gezmeye başladı.

Şimdiye kadar 46 il gezmiş. 81 ili ve Tarsus, Akhisar, Bandırma gibi büyük ilçeleri gezmekte kararlı. İnce, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndan sonra ise “manifesto”nun yazımına başlıyor. Kurucular kurulu listesinin hazırlıkları da başlayacak. Muharrem İnce ile bundan sonraki yol haritasını konuştum. Gezdiği yerlerde halk ne diyor, Memleket Hareketi bir siyasi partiye dönüşecek mi, Türkiye için yeni olarak ne söyleyecek; hepsini sordum.

Gezdiği yerlerdeki gözlemlerini de sordum.

1. “Millet hem iktidardan hem de muhalefetten rahatsız” dedi.

2. Gençlerin gelecekten umutsuz olduğunu söyledi.

“Bu ülkenin gizli bir potansiyeli var. Onu ortaya çıkarmak için bu hareketi başlattım” dedi.

MANİFESTONUN YAZIMINA BAŞLIYOR

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinden sonra bir açıklama yapacağını, ardından “manifesto”nun yazımına başlanacağını açıkladı. Manifestonun yazımının yılbaşına kadar tamamlanması bekleniyor. Yeni yılla birlikte yine Türkiye’ye bir mesaj verecek. Peki bu hareket siyasi partiye dönüşecek mi? “Siyasi parti olup olmayacağımıza millet karar verecek” dedi. 81 il ve büyük ilçeleri gezdikten sonra parti kurup kurmamaya karar vereceklerini söyledi. Onun için bir “kurucular kurulu” belirleyecekler.

BU İŞ PARTİYE DÖNÜŞÜR MÜ?

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanlığı Gül ile Babacan’ın arasını mı açtı?

İYİ Parti’deki FETÖ tartışmasına odaklandık ama DEVA Partisi’nde de önemli gelişmeler yaşanıyor.

Daha doğrusu DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile partinin kurucu lideri eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında. Babacan ile Gül’ün arasının DEVA Partisi’nin kuruluş sürecinde açılmaya başladığı şeklindeki söylentiler kulağıma gelmişti. Ancak çok önem vermemiştim.

Ali Babacan’ın partide eskileri istemediği söyleniyordu. “Eski AK Partililerin partisi olmamalıyız. Yeni isimlerle toplumun karşısına çıkmalıyız. Yeni bir parti olduğumuzu hissettirmeliyiz” tezini savunduğu ifade ediliyordu. “Partinin kurucular kurulu belli olunca, Ali Babacan damgasını vurdu. Eskileri geriye çekti” denilmişti. Özellikle de Abdullah Gül gölgesinin düşmemesi için Beşir Atalay gibi isimlerin parti yönetiminde yer almamasını şart koştuğu konuşuluyordu. O günlerde bunu bir taktik manevra olarak yorumlamıştım. Çünkü yeni partinin kuruluşunu Abdullah Gül sağladı. Ali Babacan’ı ikna etmek epey zaman aldı. Babacan, partinin başına geçmeyi ocak ayında kabul etti. Babacan kabul edene kadar yavaş ilerleyen parti kurma çalışmaları hızlandı. Ancak partinin kuruluş aşamasında Ali Babacan’ın yeni isimlerle yola çıkmak istediği, eskilerin vitrinde yer almasına karşı çıktığı söylendi. Sadece Sadullah Ergin ile Nihat Ergün parti yönetiminde yer aldılar.

HAŞİM KILIÇ UZAK DURDU

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile Beşir Atalay arasında yaşanan bir sorundan dolayı Haşim Kılıç’ın uzaklaştığı söyleniyordu. Oysa Haşim Kılıç parti kurma çalışmalarına çok önceden hazırlanmıştı. Fikri düzeyde çalışmalar yapmıştı. Ancak DEVA Partisi’nin kuruluş sürecinden uzak tutuldu. O da kendisini dışlanmış hissedip geri çekildi.

Partinin kurucular kurulunun belirlenme aşamasında çıkan krizde Abdullah Gül’ün, Ali Babacan’ın isteğine karşı çıkmadığı ifade edildi. Eski AK Partililere karşı tavrını doğru bulmamakla birlikte Babacan’ın arkasında durduğu gözlendi. Ancak Babacan’ın tavrının Abdullah Gül cephesinde bir burukluğa neden olduğu söylendi.

CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI ARALARINI AÇTI

“Ama bu kez sorun daha ciddi” diye söz başladı haber kaynağım. Abdullah Gül ile Ali Babacan arasındaki soğukluktan söz ediyordu. Ben Babacan’ın Gül’e karşı böyle bir tavır içerisinde olabileceğine ihtimal vermediğim için yine ihtiyatla dinledim. Gül ile Babacan’ın cumhurbaşkanı adaylığı konusunda bir sorun yaşadıklarını ifade etti. Henüz Cumhurbaşkanlığı seçimine 3 yıl varken, adaylar belirlenmemişken pek ihtimal vermedim. Ancak CHP içinde Abdullah Gül’e karşı çıkan çevrelerin Ali Babacan konusunda daha sıcak mesajlar verdiği gözlenmiş. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, DEVA Partisi’ni ziyarette Ali Babacan için “siyasetin yeni yıldızı” tanımlamasını yapması da üstüne gelince, Gül cephesinde kaşlar çatıldı. Babacan’ın bir süredir partiyle ilgili konuları istişare etmemesi de not ediliyormuş. Ancak cumhurbaşkanı adaylığı konusunda Gül yerine Babacan isminin öne çıkması Abdullah Bey’i rahatsız etmiş. Ali Babacan’ın da buna yeşil ışık yakması Gül cephesinde hesapları karıştırmış.

Ben yine ihtiyatımı koruyorum. Ama

Yazının Devamını Oku

Akşener’in manevrası

Meral Akşener, usta bir manevra ile İYİ Parti’deki karışıklıklarda iktidarı adres gösteriyor. Bir liderin partisinin içindeki ateş topunu alıp iktidarın kucağına atma çabası anlaşılır bir şey. Ama Akşener’in eli o kadar güçlü değil. Çünkü bir iddianın karşılık bulması için gerçekliğe uygun olması lazım.

İYİ Parti’de kavganın nedeni, kongrede çıkarılan üstü çizilecekler listesi. Meral Akşener kongrede çarşaf liste sundu. Ancak teşkilat başkanı Koray Aydın, “Verilmeyecek. İlk 75’te de olsa tercih edilmeyecekler” listesi yayınladı.

Peki bu listeyi iktidar mı hazırladı? İktidar mı, yoksa Koray Aydın mı?

Yavuz Temizer, Aydın Sezgin, Hasan Subaşı, Aylin Cesur, Aytun Çıray gibi isimler listeyi Koray Aydın’ın hazırladığını, partide merkez sağın tasfiye edilmek istendiğini savundular. “Ya biz, ya Koray Aydın” dediler.

Meral Akşener ise Koray Aydın’ı tercih etti. O nedenle de tartışma bitmedi. Hatta büyüdü. İşin içine FETÖ suçlamaları ve HDP’ye yakınlaşma iddiaları girdi.

İYİ Parti iyi bir ivme yakalamıştı. Akşener kurultaydan güçlü bir destekle çıktı. Verdiği mesajlar kamuoyunda karşılık buldu.

Bahçeli’nin “Evine dön” çağrısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çağrıya güçlü bir şekilde destek vermesiyle Akşener, el üstünde tutulan bir konuma erişmişti. “İllet-zillet” eleştirilerine son verilmiş, İYİ Parti, cumhur ittifakının göz koyduğu, millet ittifakının ise vermek istemediği bir pozisyona kavuşmuştu. Bu durum Akşener’in elini güçlendirmiş, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin ortak adayı mı değerlendirmelerine konu olmuştu. Ama ne olduysa oldu, Koray Aydın’ın listesi rüzgârı tersine çevirdi. O günden bu yana önce sayıları 20’yi bulan ama zamanla azalan milletvekilleri grup toplantılarına katılmıyorlar. Ekranlarda İYİ Parti’nin mesajları değil, içinde bulunduğu kriz konuşuluyor. İYİ Parti kendi topuğuna sıktı demiyorum. Daha da netleştirirsek: Koray Aydın gez göz arpacık dedi, İYİ Parti’yi tam 12’den vurdu.

Demem o ki

Yazının Devamını Oku