Enis Berberoğlu işi ne olacak?

Anayasa Mahkemesi, oybirliği ile Enis Berberoğlu hakkında ikinci kez ihlal kararı verdi. Anayasa Mahkemesi 17 Eylül 2020 tarihinde de ihlal kararı vermiş ancak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararını uygulamamıştı.

GEREKÇELİ KARARA DİKKAT

O nedenle bu kez Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararının gerekçesinde Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının kesin olduğu ve yerel mahkemeler tarafından uygulanmasının zorunlu olduğuna güçlü bir vurgu yapılması bekleniyor.

Enis Berberoğlu’nun avukatı Yiğit Acar’la konuştum. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nden öncelikli olarak dosyanın durdurulma kararı vermesini beklediklerini söyledi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi yine kararında ısrar edebilir. Az bir ihtimal ama o takdirde tekrar başa dönmüş olunacak.

BERBEROĞLU’NUN MİLLETVEKİLLİĞİ

Ya da bu kez İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararı doğrultusunda yeniden yargılama sürecini başlatacak. Bu aşamada yeniden yargılama ve milletvekilliğinin iadesi için “dosyanın durdurulması” kararı istenecek.

MADDE MADDE

Hukuku ayrıntılara girmeden anlatacak olursak:

4 Haziran 2020 tarihinde Enis Berberoğlu ile ilgili karar Meclis’te okunarak milletvekilliği düşürüldü.

Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra “usulde paralellik ilkesi gereğince” Meclis’te, Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin iadesine ilişkin kararın okunması istenecek.

Enis Berberoğlu’nun yeniden yargılanması için, yeniden milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması için karma komisyon kurulabilir.

Berberoğlu’nun dokunulmazlığı kaldırıldığı takdirde yeniden yargılama başlar. Ya da Enis Berberoğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması dönem sonuna bırakılır.

Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra gözler İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ve Meclis Başkanı Mustafa Şentop’a çevrildi.

ERDOĞAN’A AYASOFYA TEBRİĞİ

CUMHURBAŞKANI Erdoğan Ayasofya’yı cami olarak ibadete açma kararıyla İslam dünyasının günlünü fethetti. Erdoğan’ın cumartesi günü ziyaret ettiği Nedim Urhan hocaefendi de Ayasofya kararından dolayı teşekkür ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Her Müslüman’a nasip olmayacak şey size nasip oldu. Allah razı olsun. Bunun kıymetini bilin” diyor. Erdoğan yıllar sonra Milli Görüş’ün etkili isimlerinden Oğuzhan Asiltürk’ü ziyaret etmişti. O ziyaretin altyapısını oluşturan konulardan biri de Ayasofya kararı. Ayasofya açılınca Oğuzhan Asiltürk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayıp tebrik ediyor. Ardından da Erdoğan, Asiltürk’ü ziyarete gidiyor.

Enis Berberoğlu işi ne olacak

Erdoğan’ın Nedim Urhan hocaefendiyi ziyaretine dönecek olursak... Erdoğan, Türkiye’deki en değerli el yazması Kuran-ı Kerimler arasında bulunan Şeyh Hamdullah’ın 500 yıl önce yazdığı Mushaf-ı Şerif’in tıpkı basımı olan Kuran-ı Kerim’i hediye etmiş.

Nedim Urhan hocaefendinin misafirlerine Türk kahvesi ikram etme gibi bir geleneği varmış. Erdoğan bunu bildiği için olsa gerek, “Ne içersiniz?” diye sorulduğunda “Kırk yıl hatırı olur. Kahve içelim” demiş. Cumhurbaşkanı sade kahve içiyormuş. 1 saat süren sohbet sırasında Erdoğan, hocaefendinin sağlık sorunuyla yakından ilgilenmiş. Özel doktoruna talimatlar vermiş.

Mehmet Urhan hocaefendi kendisini temel İslami ilimlerde talebe yetiştirmeye adamış. Milli Görüş üzerinde de ciddi bir ağırlığı olduğu söyleniyor. Oğuzhan Asiltürk ve Temel Karamoğlaoğlu zaman zaman kendisini ziyaret ediyorlarmış.

ÇELEBİ VE ŞENATALAR’DAN 10 ARALIK İTİRAZI

CHP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi ve Karabük milletvekili Hüseyin Avni Aksoy’un yayınladıkları mektupta kurultayın ikinci Cumhuriyetçilerin oy alanı haline getirildiği eleştirisi yapıldıktan sonra, “29 Ekim ruhu, 10 Aralık Hareketi’nin hedefi haline getirilmiştir” deniliyordu.

Ayrıca 10 Aralık Hareketi’nin bir dönemler CHP’nin kapatılıp vakfa dönüştürülmesini savunduğu ifadesi yer alıyordu. Bunun üzerine 10 Aralık Hareketi’nin sözcülerinden Süleyman Çelebi ve Burhan Şenatalar aradılar.

Süleyman Çelebi, “Birileri siyasi manevra yapmak istiyorsa bunun yolu 10 Aralık Hareketi’nden geçmez” sözleriyle Çelebi ve Aksoy’a bir göndermede bulundu. “Biz DSP’nin de SHP’nin de ÖDP’nin de içinde yer alacağı, CHP’nin de gerçek sosyal demokrat çizgide olacağı bir hatta solda bütünleşmeyi savunduk” dedi.

Şenatalar ile Çelebi’nin 10 Aralık Hareketi’ne ilişkin açıklamalarını ise ortak bir metin halinde topladım.

10 Aralık Hareketi, 10 Aralık 2005’te kurulmuş ve 2011’de çalışmalarına son vermiştir.

Bu hareketin yazılı metinlerinde ve sözcülerinin hiçbir konuşmasında CHP’nin kapatılması ve bir vakfa dönüştürülmesi gibi bir ifade kullanılmamıştır. Bu iddia bir şehir efsanesidir.

10 Aralık Hareketi hiçbir zaman ikinci Cumhuriyetçi çizgiye yakın olmamıştır.

CHP’nin 10 Aralıkçı çizgiye çekildiği iddiasının da hiçbir dayanağı ve kanıtı yoktur. CHP’nin çizgisini kendi karar organları, yöneticileri ve üyeleri belirler.

29 Ekim 1923 bizim tarihimizin hiç tartışmasız en önemli, en şanlı sayfasıdır. 10 Aralık 1948 ise İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edildiği tarihtir. Dolayısıyla 29 Ekim ve 10 Aralık tarihleri birbirine rakip değildir. Rakip gösterme çabaları da gereksiz ve geçersizdir.

10 Aralık Hareketi’yle ilgili geniş bir arşiv taraması yaptım. Barış Doster başta olmak üzere Kuva-yı Milliyeci kalemlerin 10 Aralık Hareketi’ni, “CHP kapatılsın, vakıf olsun” dedikleri ya da Atatürk’ün de eleştirilebilir olduğu yönündeki sarf ettikleri sözler nedeniyle ağır bir şekilde eleştirdiklerini gördüm. Bu tartışmaya girmeye hiç niyetim yok. O yüzden Çelebi ve Şenatalar’ın açıklamasını paylaşmakla yetiniyorum.

ÇELEBİ: ‘GENEL BAŞKANA SAYGIM SONSUZ’

Mehmet Ali Çelebi ve Hüseyin Avni Aksoy’un mektubunun sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkana mektup yazılmaz” diye yanıt vermişti. Parti sözcüsü Faik Öztrak ise “Genel merkezimizin milletvekilleriyle mektuplaşarak haberleşme gibi bir geleneği yok” diye açıklama yapmıştı.

Kılıçdaroğlu ve Öztrak’ın açıklamaları üzerine konuştuğumuz Mehmet Ali Çelebi ise “Biz mektup arkadaşı aramıyoruz” diye yanıt vermişti. Çelebi, bu sözlerinin hedefinin Kılıçdaroğlu olmadığını, genel başkana saygılarının sonsuz olduğunu ifade etti. Sözlerinin parti sözcüsü Öztrak’a yanıt olarak düşünülebileceğini belirtti. Paylaşmak istedim.

X

Şantaj kasetiyle benden 1 milyon dolar istediler

Her türlü suçlama var. Çok iğrenç ilişki iddiaları söz konusu. Kaset var, şantaj var, çete var, insanın ailesinin, çocuklarının, eşinin yüzüne bakamayacağı ithamlar var.

Hakkında kaset komplosu olduğunu iddia ederek CHP’den istifa eden Denizli milletvekili Teoman Sancar’dan söz ediyorum.

Sancar’ın bana şantaj yapıyorlar diye yaptığı suç duyurusu üzerine Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir soruşturma açıldı. Bir kişi gözaltına alınıp, sorgulanmaya başladı. Ben işin özel hayatı ilgilendiren kısmıyla ilgili değilim. Ama kaset ve şantaj iddiaları önemli. Hem de çok önemli.

Deniz Baykal bir kaset komplosuyla CHP’nin başından götürüldü. MHP’de bir dönem Genel başkan yardımcıları kaset şantajıyla istifa ettirildi. Onların siyasi bir hedefi vardı. FETÖ tarafından siyaset kasetler üzerinden tanzim edildi. Teoman Sancar’a “kaset şantajı” yapanlar ise 1 milyon dolar para istemiş. Sancar istenen parayı vermeyince Denizli’den Ankara’ya, CHP Genel Merkezi’ne uzanan bir trafik yaşanmış.

ŞANTAJ KASETİ

Dün hakkındaki iddialar nedeniyle CHP’den istifa etmek zorunda kalan Denizli milletvekili Teoman Sancar’la konuştum. Zor bir durumla karşı karşıya olduğu her halinden belliydi. “Çocuklarıma, eşime, anneme, babama, abime psikolojik sıkıntı yaşattılar. Allah kimsenin başına vermesin. Üzüntüm bunun böyle paylaşılmasıdır” dedi. Ama soruşturma açılıp şantaj yapanların yakalanmaya başlanması, ifadelerinde para koparmak amacıyla bu görüntüleri kaydettiklerini itiraf etmeleri onu kısmen rahatlatmış. Soruşturma ile her şeyin daha netleşeceğine inanıyor.

BİR İNSAN BİR KURŞUNLA VURULUR

Teoman Sancar, konuşmamız boyunca ısrarla kendisine şantaj yapan çetenin ağır bir saldırısına maruz kaldığını anlattı.

“Bir insana bir mermiyle vurulur. Bana üçüyle saldırdılar. Ataşehir-Bodrum-Kuşadası ihale yolsuzluğu, ardından bir tecavüz vakası, ardından eşcinsellik. İki buçuk yıldır milletvekili olarak madem böyle bir ilişkilerim vardı da üçünü bir günde mi buldunuz”

Yazının Devamını Oku

İstifanın ardından pis kokular

CHP’den istifa eden Denizli milletvekili Teoman Sancar, daha önce Muharrem İnce’nin kuracağı partiye geçecekler arasında ismi yer alınca Kılıçdaroğlu ile birlikte fotoğrafını yayınlamıştı.

Sancar’ın hafta sonu istifası gelince Muharrem İnce’nin kuracağı partiye geçeceği yorumları yapıldı.

Ama ardından kaset, şantaj, eşcinsel ilişki, tecavüz, yolsuzluk iddiaları havalarda uçuşmaya başladı. İddialar üzerine Teoman Sancar’a ulaşmaya çalıştım. Hatta aramakla yetinmeyip mesaj attım. Çünkü iddialar iğrençti ama tek yanlı olarak bunları paylaşmak istemedim. Belli ki ortada iğrenç ötesi bir durum vardı. Ama bu gayri ahlaki bir ilişki mi, yoksa başka bir hesaplaşma mı yaşanıyordu?

KOMPLO SAVUNMASI

Teoman Sancar’dan hâlâ haber bekliyorum. Ama bu arada bir internet sitesine konuşarak kendisine komplo kurulduğunu savundu. “Komplo kuruldu” demesi dahi istifa öncesinde bir şeylerin olduğuna işaret ediyordu.

KILIÇDAROĞLU’NUN TEPKİSİ

Zaten CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na iletilince, “Derhal istifa etsin” dediği söyleniyor. CHP’den istifa eden Teoman Sancar’ın “şifrehaber.com” isimli internet sitesine yaptığı açıklamadan bir bölümü paylaşmak istiyorum.

EŞCİNSEL İLİŞKİ İDDİASI SORULMUŞ

Önce Denizli milletvekili

Yazının Devamını Oku

Hukuk reformu İstiklal Caddesi’nde hissedilecek

2021 yılının ilk gündem maddesinin reformlar olması geleceğe ilişkin umutlarımı arttırdı.

AK Parti reformlarla büyüdü. AK Parti aynı zamanda reformlarla Türkiye’nin önünü açtı. Vesayet kurumlarını reformlar sayesinde geriletti. Darbelerin inşa ettiği militarist sistemden reformların şekillendirdiği Türkiye yürüyüşünü başlattı.

Bu ülkede resmi bayramlardan ve kurtuluş günlerinden daha fazla darbeler, muhtıralar tarihi olduğu hatırlanınca özgürlükler ve reformların Türkiye’nin kutup yıldızı olduğuna inanıyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan yarın İnsan Hakları Eylem Planı’nı, önümüzdeki hafta ise ekonomi reformunu açıklayacak.

Hukuk reformu olmadan yapılacak ekonomi reformunun bir ayağı askıda kalırdı. Çünkü güçlü bir ekonomi için güçlü bir hukuk sistemi gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklayacağı hukuk reformu, “özgür birey, güçlü toplum, daha demokratik bir Türkiye” temasını içeriyor. Bir başka deyişle insana dokunan, insan odağı olan reformlar demek daha doğru olur.

Reform paketinin detayları Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanacak ama bir de reformların ruh ve felsefesi var. Ne yani, darbelerin ruhu oluyor da reformların olmaz mı?

GÜL: REFORMLAR SÜREKLİLİK GEREKTİRİYOR

Adalet Bakanı

Yazının Devamını Oku

Ermenistan’da neler oluyor?

Güne Ermenistan’da askerlerin Başbakan Paşinyan’ı istifaya davet eden açıklaması ile başladık. Nefeslerimizi tutup ne olacağını beklerken, Paşinyan’ın halkı sokaklara çıkmaya davet eden çağrısı geldi. Paşinyan eşzamanlı olarak genelkurmay başkanı Gasparyan’ı da görevden aldığını açıkladı. Ancak genelkurmay başkanı görevinden ayrılmadı.

Tüm dünyanın gözü Ermenistan’ın üzerindeyken Paşinyan, parlamentonun önüne giderek kendisini desteklemek üzere toplanan halkın başına geçip yürümeye başladı.

Demokrasi açısından önemli anlardan biriydi. Bu sırada polisin Paşinyan’dan, askerin ise darbecilerden yana olduğu haberleri gelmeye başladı.

Paşinyan bir gün önce “Karabağ savaşında Rus İskender füzelerini kullandık. Ama patlamadı” dediği için darbenin arkasında Rusya’nın olduğu yolunda yorumlar yapıldı.

İLK AÇIKLAMA RUSYA’DAN

İlk açıklama Rusya’dan geldi. Darbecilere güçlü bir destek beklenirken Rusya, “Ermenistan’da yaşananlar endişe verici” diye açıklama yaptı. Ama Rusya, Batılı ülkelere de Ermenistan’ın içişlerine karışmamaları yönünde mesaj vererek, “Yaşananlar Ermenistan’ın iç işi” değerlendirmesinde bulundu. Paşinyan’ın uğruna Azerbaycan’a savaş açtığı Fransa ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler ise sessiz kaldı. Aliyev’in deyimiyle bir kez daha Paşinyan’ın güvendiği dağlara kar yağdı.

Darbeye karşı çıkan ilk ülke Türkiye oldu. Dostunu düşmanını tanıdın mı?

DARBEYE İLK TAVIR TÜRKİYE’DEN

Ermenistan sokaklarında tanklar dolaşmadığı için bir süre darbe mi yoksa muhtıra mı tartışması yaşandı. Karabağ savaşında büyük bir hezimet yaşayan

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’a teklif mi, tuzak mı?

Bugün yapılacak İstanbul il kongresi ile birlikte AK Parti’nin ilk kongreleri tamamlanacak. 24 Mart’ta ise büyük kongre yapılacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2023 seçimlerine hazırlayacak kadroların ortaya çıkması açısından bu kongreyi çok önemsedi. Hatta pandemiye rağmen kongrelerin üzerine titredi. Çünkü Erdoğan, 2023 seçimlerini Türkiye’nin kader seçimi olarak görüyor. Büyük kongrede AK Parti kadrolarının önemli ölçüde yenilenmesi bekleniyor.

Ancak AK Parti kongresi yaklaştıkça, bir formül el altından servis edilmeye çalışılıyor. O nedenle bu yazı bir erken yazı olarak kabul edilebilir. AK Parti kongresi yaklaştıkça şu tartışmayı daha sık yapacağımız anlaşılıyor: Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ile AK Parti Genel Başkanlığı’nın bir arada olmasından dolayı memnun olmaması, bu nedenle kongrede genel başkanlıktan ayrılarak AK Parti Genel Başkanlığı’nı güvendiği bir isme bırakacağı şeklindeki iddialar. Bazı isimler de konuşuluyor. Ama o isimlerin bu modelden haberi yok.

GEÇMİŞTE UYGULANDI

Parlamenter sistemin gereği olarak Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca partisinden istifa etti. Yeniden servis edilmeye çalışılan bu model, Anayasal zorunluluk gereği uygulandı. Ahmet Davutoğlu ve Binali Yıldırım dönemleri yaşandı.

ERKEN BİR YAZI

Erken yazı dedim. Çünkü burada Erdoğan’a bir tuzak kurulmak isteniyor. AK Parti, Erdoğan’dan, Erdoğan AK Parti’den koparılmak isteniyor. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni en çok da partisinin başına geçmek için istedi. Geçmişte Özal ve Demirel’in partilerinden ayrıldıktan sonra yaşananları gördü. Ayrıca parlamenter sistem döneminde bu modeli test etme imkânı buldu. AK Parti Genel Başkanlığı konusunun Erdoğan’ın kırmızı çizgisi olduğunu biliyorum. Bunun doğru olduğuna da inanıyorum. O nedenle sureti haktan görünen bu formülün AK Parti’yi Erdoğan’ın elinden almak için bir tuzak olduğunu düşünüyorum.

MECLİS İLE ANAYASA MAHKEMESİ ARASINDAKİ YETKİ TARTIŞMASIANAYASA Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu’yla ilgili ikinci ihlal kararını Meclis’e göndermesi üzerine TBMM Başkanı Mustafa Şentop, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bu şekilde tembihte bulunması, bir nasihatta bulunması, öğüt vermesi Anayasa Mahkemesi’nin çok açık bir yetki aşımıdır” diye tepki göstermişti. Şentop, Anayasa Mahkemesi’ne tavzih yazısı yazacağını belirtmişti.

Anayasa Mahkemesi Başkanı

Yazının Devamını Oku

Seçim yasasında önemli değişiklikler var

AK Parti’de genel başkan yardımcısı Hayati Yazıcı başkanlığında yürütülen seçim yasasıyla ilgili değişikliklerde önemli ilerleme sağlandı.

İki hafta önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’a alternatifli bir sunum yapılmış. Erdoğan’ın tercihleri doğrultusunda metin üzerinde çalışmalar yapılıyor. Taslağın son şekli Erdoğan’a sunulup onayı alındıktan sonra MHP’ye götürülecek. Ardından da diğer siyasi partilere sunulacak. MHP ile yapılacak çalışmadan sonra ise Meclis’in gündemine gelecek.

Yukarıda bir cümle ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yapılan sunumdan söz ettim. Erdoğan, taslak üzerinde önemli değişiklikler yapmış. Şimdi onları paylaşacağım.

DEĞİŞİKLİKLER

1- Seçim barajı yüzde 7: 12 Eylül darbesinin ürünü olan yüzde 10 seçim barajı değişiyor. AK Parti’nin çalışmasında yüzde 7 ve yüzde 5 oranları öne çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yapılan sunumdan sonra ibre yüzde 7’ye döndü.

2- İttifak barajı olacak mı?

AK Parti’nin çalışmasında seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesi yer alıyor. Bu oranın ittifaklar açısından da geçerli olması düşünülüyor.

MHP ise seçim barajının yüzde 7 ya da 5’e indirilmesi ancak ittifaka giren partiler için seçim barajının yüzde 10, 12 ya da 14 olmasını öneriyor.

TÜRKİYE MİLLETVEKİLLİĞİ PAKETTEN ÇIKTI

Yazının Devamını Oku

Karayılan Gara’da mıydı?

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Meclis’te Gara’da PKK’nın şehit ettiği 13 vatandaşımızla ilgili bilgi verdikten sonra “Allah şahittir, o Murat Karayılan’ı bin parçaya bölmezsek... Tekrar şeref sözü veriyorum” demişti.

Soylu daha önce de “Murat Karayılan’ı yakalayıp bin parçaya bölmezsek bu millet ve şehitlerimiz yüzümüze tükürsün” diye söz vermişti.

Soylu’nun Gara operasyonuyla ilgili konuşmalarında Murat Karayılan’ı hedef göstermesi, “Murat Karayılan Gara’daymış. Operasyondan kısa süre önce orayı terk etmiş” söylentisinin yayılmasına neden oldu. Önemli bir iddia olduğu için araştırdım. Ama doğru çıkmadı. Karayılan ve Cemil Bayık bir süredir Kandil’den başlarını çıkaramıyorlarmış. Daha çok Kandil’in İran kontrolündeki bölgesinde kalmayı tercih ediyorlarmış. İran’ın Gara’ya yaptığımız operasyonu kınaması beni şaşırtmamıştı. Çünkü İran, Cemil Bayık ve Murat Karayılan’ı Türkiye’ye karşı koruyor.

KANDİL’DE

Murat Karayılan Gara’da değilmiş ama PKK’nın Kandil ve Sincar’dan sonra oluşturmak istediği alternatif komuta kontrol merkezi yerle bir edilmiş. PKK yöneticilerinden Duran Kalkan, “Gara operasyonunun temel amacı HPG’nin komuta kontrol merkezini işlemez hale getirmekti. Bu operasyonda temel hedef gerillanın komuta kontrol merkezini etkisiz kılmaktı” demişti. Yeni kurulan telsiz sistemleri ortadan kaldırılmış. “PKK’yı 5 yıl geriletecek bir darbe vuruldu” deniliyor.

PKK, zorla kaçırıp operasyonun başında şehit ettiği 13 sivil vatandaşımızı ise 2 yıldır Gara’da “zindan” adını verdiği yerde tutuyormuş. Bir kez daha şehitlerimizin ruhu şâd olsun.

GARA’YA GİDEN MİLLETVEKİLİİçİşlerİ Bakanı Süleyman Soylu, Gara’ya giden milletvekilinin HDP Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir olduğunu açıkladı. Soylu’nun açıklaması üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Taşdemir hakkında soruşturma açtı. HDP milletvekili Taşdemir ise “Bunun kocaman bir yalan ve iftira olduğunu göstereceğiz” dedi. Bu durumda Taşdemir hakkında düzenlenecek olan fezlekeyi görmek gerekecek. Çünkü dokunulmazlığının kaldırılması istenirken, fezlekede Taşdemir hakkında yer alacak deliller önem kazandı.

SÜLEYMANİYE’DEKİ 

Yazının Devamını Oku

Gara’ya operasyon kararı nasıl alındı?

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Örgütün Gara’da toplandığını takip ediyorduk. Özellikle son 5 ayda bu bölgede yoğunlaştıkları gözlendi” sözleriyle Gara’ya yapılan operasyonun önemini ortaya koydu.

PKK, Kandil’de baskı altına alınınca Sincar’ı aktif hale getirmiş. Sincar’a yönelik Türkiye’nin baskıları artınca da Gara’yı aktif hale getirmiş. Komuta kontrol merkezini Gara’ya taşımaya başlamış. Ayrıca Gara’nın Kandil ve Sincar’a göre daha avantajlı bir yönü var. Türkiye’ye 40 kilometre uzaklıkta ve şimdiye kadar operasyon yapılmamış. Gara’yı aktif hale getirerek, Türkiye’ye geçişleri kolaylaştırmış.

PKK sahada sıkıştıkça alternatif üretebilen bir terör örgütü. Türkiye’nin baskısıyla Bekaa’dan çıkarıldı ama ABD onları Kandil’e yerleştirdi. Kandil’de sıkışınca önce Sincar, sonra Gara’yı komuta kontrol merkezine dönüştürmeyi planladı. Ama bu kez başarılı olamadı.

Gara’ya son dönemlerde PKK’nın önemli isimlerinin gelip gittiği de tespit edilmiş.

DURAN KALKAN’IN İTİRAFI

PKK’nın ilk üç isminden biri olan Duran Kalkan, Gara operasyonunu, “Tarihin en ağır çatışmalarından biriydi” diye tanımladı. Terörist Kalkan, Türkiye’nin hedefini, “Gara operasyonunun temel amacı HPG’nin komuta kontrol merkezini işlemez hale getirmekti. Bu operasyonda temel hedef gerillanın komuta kontrol merkezini etkisiz kılmaktı” diye tanımladı.

Duran Kalkan bunu söylediğine göre demek ki Gara operasyonu hedefine ulaşmış.

SİVİLLERİN GARA’DA TUTULDUĞU İSTİHBARATI

5-6 yıldır PKK’nın elinde olan sivillerin Gara’da tutulduğu istihbaratı ekim ayında alınmış. Bilgi birkaç kaynak tarafından teyit edilince, Gara’ya yönelik operasyon hazırlıklarına başlanmış. Şubat ayı başında ise operasyonun düğmesine basılmış.

Yazının Devamını Oku

Akşener tarzı muhalefet

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, muhalefet lideri olmasına rağmen milli meselelerde, PKK ile mücadelede, Türkiye’nin yurtdışı operasyonlarında sorumlu bir muhalefet örneği veriyor.

O nedenle de muhalefette partisinin oylarını arttırıyor.

Akşener dünkü grup toplantısında konuşmasına, “10 şehrimizde şehit cenazelerimiz vardı. 10 şehrimize ateş düştü. Milletçe yüreğimiz yandı. Gara’da, lanet terör örgütü PKK’ya yönelik operasyon, milli bir meseledir” dedi. Ardından da “Üzerinde konuşan herkesin, sözlerine dikkat etmesi gerekir” diye uyarıda bulundu.

Kılıçdaroğlu PKK’ya PKK diyemiyor ama Akşener üstüne basa basa “Lanet terör örgütü PKK” dedi.

Aslında Meral Akşener, Kılıçdaroğlu’na göre daha sert bir konuşma yaptı. Erdoğan’ı ağır bir dille eleştirdi. Sözleri demir gülleler gibiydi. Ama Akşener, Türkiye’nin beka sorunu olan PKK ile mücadelede, milletinin ve devletinin yanında oldu. Ondan sonrası ise bir muhalefet liderinin eleştirileriydi.

KILIÇDAROĞLU TARZI MUHALEFET

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gara’da 13 şehidimizle ilgili olarak Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan ayrıntılı bilgi aldıktan sonra, CHP Meclis grubunda konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından Gara şehitlerimizle ilgili bölümü birkaç kez okudum.

MİTHAT SANCAR’IN GERİSİNDE KALDI

1)Kılıçdaroğlu konuşmasında 5 yerde “terör örgütü” diyor. Ama tek bir yerde dahi “PKK” demiyor. Kuva-yı Milliye’nin partisi olan CHP Genel Başkanı olarak Kılıçdaroğlu en azından HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın gerisinde kalmamalıydı. Mithat Sancar, “Bu bir katliamdır, uluslararası insancıl hukukun ağır ve vahim ihlalidir” dedi.

Yazının Devamını Oku

O milletvekili kim?

PKK’nın şehit ettiği 13 vatandaşlarımız ilgili görüşme nedeniyle Meclis gergindi. Meclis’e görüşmeler başlamadan önce gittim. İktidar kulisinde neredeyse kimse yoktu. Hatta görevlilere, “Milletvekilleri gelmedi mi?” diye sordum. “Geldiler. İçeri girdiler” dediler. Muhalefet kulisi ise hareketliydi.

BAHÇELİ ERKEN GELDİ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, saat 15.00’te başlayan görüşmelere 16 dakika erken geldi. Bahçeli ile birlikte kulisteki MHP milletvekilleri Genel Kurul’a girdiler. Bahçeli görüşmeleri ön sıralardan sonuna kadar izledi.

KILIÇDAROĞLU KATILMADI

Muhalefet kulisinin girişinde Enis Berberoğlu ile karşılaşınca bir an ‘deja-vu’ yaşadım. Kemal Kılıçdaroğlu, oturum başlamadan 1 dakika önce Enis Berberoğlu ile birlikte geldi. Oturum başlamadan da Meclis’ten ayrıldı. Kılıçdaroğlu iki bakanla görüştüğü için midir, yoksa dostlarını kızdırmamak için mi orasını bilemedim ama oturuma kalmadı. Bakanlar konuşmadan Meclis’ten ayrıldı.

MECLİS GERGİNDİ

Kulislerin aksine Meclis Genel Kurulu’nda gergin bir hava vardı. 13 vatandaşımızın PKK tarafından şehit edilmesine rağmen Türkiye’nin bombardımanı sonucunda öldükleri ileri sürülmüştü. 13 sivili başlarına kurşun sıkarak katleden PKK’ya bir çift söz söyleyemeyen Hüda Kaya, çarpıtma çabalarına devam ediyor. Hüda Kaya görüşmeler sırasında da en ön sırada yerini almıştı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu konuşurken bir ara o tarafa doğru dönüp, “Ne gülüyorsunuz?” diye tepki gösterdi. Ama sırtı dönük olduğu için Hüda Kaya için söyleyip söylemediği anlaşılamadı.

BAKANLAR HAZIRLIKLI GELMİŞTİ

Milli Savunma Bakanı

Yazının Devamını Oku

Milli Eğitim Bakanı ile köy okulunda

Sınır köyü Gödekli’de ders zilini çalmak için Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’la Ankara Esenboğa Havaalanı’ndan hareket ettiğimizde lapa lapa kar yağıyordu. Iğdır’a indiğimizde ise pırıl pırıl bir hava vardı. Ağrı Dağı olanca ihtişamıyla karşımızda duruyordu. Karlı yamaçlarına vuran güneş ışıklarını seyrederek Ağrı Dağı’nın eteklerinden Gödekli köyüne ulaştık.

Gödekli deyip geçmeyin, tam dört ülkenin sınırlarının kesiştiği bir yere kurulmuş. Karşınızda Ermenistan, az öteniz Azerbaycan ve İran. Pandemi nedeniyle neredeyse bir yıldır yüz yüze eğitimin yapılamadığı bir ortamda, köy okulunda ne hissedersiniz? İstiklal Marşımızın okunması, okul bahçesini dolduran çocukların cıvıltıları, Milli Eğitim Bakanı’nın ders zilini çalmasıyla yüz yüze eğitimin başlaması, dahası o çocukların gözlerindeki ışıltı... Okulu, çocukları, zil sesini ne kadar özlemişiz. Biz daha okuldan ayrılmadan sınıflardan çocukların cıvıltıları geliyordu. Milli Eğitim Bakanı ile oradan doğruca Türkiye-Ermenistan sınır kapısına geçtik. Aras Nehri’nin ayırdığı sınırdan Alican Hudut Karakolu’ndan Ermenistan tarafını seyrettik. Önceden buruk bir şekilde baktığım Ermenistan tarafını Karabağ zaferinden sonra farklı duygularla seyrettim. Hep izlenim aktaracak değilim. Milli Eğitim Bakanı ile yeni öğretim yılını da konuştuk. Onları da aktaracağım.

BURUK BİR SEVİNÇ

Milli Eğitim Bakanı’na önce ne hissettiğini sordum. “Hissettiğim şey aslında buruk bir sevinç” dedi. “Neden?” dedim. “Tüm öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin aynı anda neşe içerisinde başlayamamasından kaynaklanan bir burukluk” karşılığını verdi. Ardından ekledi: “Bazı çocuklarımın ‘Okullar lütfen açılsın’ diye gözüme baktığı anları hatırlıyorum ve onların sınıf seviyelerini açamadığım için bu burukluk derinleşiyor.” Ziya Selçuk onlara da söz verdi, “Öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz açısından risk azaldığı anda biz muhakkak süratle açarız” dedi.

BAKANLAR KURULU’NU İŞARET ETTİ

Köy okulları açıldı. 1 Mart’ta ilkokulların tüm sınıfları ile 8. ve 12. sınıflar açılacak. Peki diğerleri? Milli Eğitim Bakanı yarın yapılacak kabine toplantısını işaret etti. “Salgın sürecinde yüz yüze eğitimle ilgili kararlar alınırken ülke ölçeğinde değil, yerel ölçekte adımların atıldığı ve okulların açıldığı uygulamaların Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın pek çok ülkesinde başarıyla sürdürüldüğünü görüyoruz. Biz de Sayın Cumhurbaşkanımızın önceki hafta kabine toplantısının ardından ifade ettiği gibi, salgının seyrine bağlı olarak her ilin kendi koşulları doğrultusunda yüz yüze eğitimle ilgili kararı nasıl alabileceği konusunu bu haftaki kabine toplantısında yeniden değerlendirileceğiz. Yine, Bilim Kurulu’nun ve Sağlık Bakanlığı’nın ortaya koyduğu verilerle bizim eğitime ilişkin ortaya koyduğumuz verilerin mukayeseli olarak ele alınması söz konusu olacak. Buna göre karar verilecek” diye konuştu. Zor bir karar. Ziya Selçuk, günlük verilere göre hareket edildiğini anlatıyor ama sonuç itibarıyla “Biz hazırız” diyor.

BÖLGESEL OLARAK AÇILABİLECEK Mİ?

Her bölgenin, hatta her şehrin verisi farklı. Peki verileri iyi gelen bölgelerde okullar açılabilecek mi?

Yazının Devamını Oku

PKK’nın sivil katliamı ve Biden’ın sınavı

Muhammed Omar, 9 aylık.

Bedirhan bebek, 11 aylık.Celin Naz Aydın, 3 yaşında.

Eren Bülbül, 16 yaşında.

Yasin Börü, 16 yaşında.

Sadece birkaçının ismini yazabildiğimiz bu bebekler, çocuklar, gençler PKK tarafından katledildi. Karnında kurşun deliği olan çocuklardan dolayı Öcalan’a “bebek katili” denildi. Buna rağmen Batı dünyası PKK ile ilişkisini sürdürdü. Suriye’de ise müttefikimiz ABD, 20 bin TIR dolusu silah verdi. PKK şimdi de bir süredir elinde olan 13 vatandaşımızı şehit etti.

BIDEN NE YAPACAK?

Şimdi ABD başta olmak üzere Batı’nın ne diyeceği önem kazandı. Çünkü Biden yönetimi, Yemen savaşında sivilleri öldürdüğü gerekçesiyle Suudi Arabistan’a olan desteğini kesti. Sivil katliamı konusunda müttefiki Suudi Arabistan’ı bile gözden çıkaracak kadar duyarlı olan Biden yönetimi, 13 sivil vatandaşımızı katleden PKK’yı yüksek sesli kınayıp, YPG ile işbirliğini sona erdirecek mi?

MACRON’UN SINAVI

YPG’li teröristleri Elysee Sarayı’nda kabul eden Fransa Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Seçim barajında iki alternatif

AK Parti ve MHP’de, seçim sistemi ve siyasi partiler yasasıyla ilgili çalışma yapıldı.

Ancak iki parti ortak çalışmalara başlamadı. Seçim yasasıyla ilgili çalışmalarda en çok seçim barajı merak ediliyor.

SEÇİM BARAJI DÜŞÜRÜLÜYOR

Türkiye’nin 12 Eylül ürünü olan yüzde 10 barajından kurtulması gerekiyor. Yüzde 10 olan seçim barajının yüzde 5 ya da 7’ye düşürülmesi düşünülüyor. Bu konuda tercih, liderlere bırakılacak. Erdoğan ve Bahçeli’nin tercihine göre yüzde 7 ya da 5 esas alınarak çalışılacak.

İTTİFAK BARAJI GELECEK Mİ?

Partiler artık seçimlere ittifaklar halinde giriyor. İttifak yüzde 10 barajını aşınca, ittifak ortağı partiler de barajı aşmış oluyor. İttifaklarla seçim barajı fiilen ortadan kalkmış oluyor. Yüzde 10 seçim barajı, baraj sorunu yaşayan partileri ittifaklara girmeye teşvik ediyor.

İTTİFAK BARAJI

Yüzde 10 seçim barajı ittifaklar için uygulanıyor. Bir de ittifaka girmeden kendi başına seçime giren partiler için geçerli oluyor. Örneğin, HDP ittifaklara girmedi ama 24 Haziran 2018 seçimlerinde 11.7 oranında oy alarak barajı aşmayı başardı.

İTTİFAK HESABI

Yazının Devamını Oku

Yeniden kuruluş anayasası

Yazımın başlığıyla ilgili çarpıcı bilgiyi yazımın sonunda vereceğim. Çünkü yeni Anayasa önerisiyle ilgili mantık silsilesini vermezsem, “yeniden kuruluş anayasası”nı bir cümleyle anlatmaya kalkışmam doğru olmaz.

Yeni anayasa tartışmaları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı üzerine başlamıştı. Erdoğan dün de AK Parti grubundaki konuşmasına yeni anayasa ile başladı. “Cumhuriyetimizin 100. yılını darbe anayasasıyla değil, bu ülkeye ve millete yakışan yeni sivil bir Anayasa ile karşılayalım” dedi.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül reformları sunarken, yeni anayasayı reformların anası olarak isimlendirmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da yeni anayasayı reform paketinin çatısı olarak tarif etti. “Türkiye, tarihinde ilk defa sivil bir anayasa hazırlama ve gerçek özgürlük ortamında milletin takdirine sunma şansına sahip olmuştur” diye konuştu.

AK Parti grubunda Erdoğan’ı dinlerken dikkatimi çekti. Her defasında cumhur ittifakına ve MHP’nin yeni anayasaya verdiği desteğe vurgu yaptı. Zaten Erdoğan’ın yeni anayasa çağrısı yaptığı Bakanlar Kurulu toplantısının perde arkasına bakarken, MHP ile ortaklığa ve cumhur ittifakına özel bir önem verildiği dikkatimi çekmişti.

İÇ KONJONKTÜR

Erdoğan dünkü AK Parti grubunda yeni anayasayla ilgili bazı sorulara yanıt verdi.

Bunların başında da “Neden şimdi” sorusu geliyordu. Erdoğan, buna iç ve dış faktörler olmak üzere iki ayaklı bir yanıt verdi.

Önce,

Yazının Devamını Oku

Boğaziçi için tehlike çanları çalıyor

Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör ataması üzerine sert bir tartışma ortamına girdik. Bir yanda kutuplaşma, diğer tarafta eylemler nedeniyle asıl tartışmamız gerekeni tartışamıyoruz. Oysa yüzde 1’lik, yüzde 2’lik dilimlerde Türkiye’nin en parlak öğrencilerini alan Boğaziçi Üniversitesi bir süredir ciddi bir gerileme içinde. Boğaziçi’ne gönül veren öğretim üyelerinin üzerinde kafa yorması gereken bir tablo duruyor önümüzde.

Boğaziçi eylemlerinin devam ettiği, birilerinin Boğaziçi üzerinden yeni bir Gezi çıkarmak için çaba gösterdiği bir zeminde, benim çığlığımın duyulmayacağından eminim. Ama Boğaziçi Üniversitesi gibi dünya standartlarında kaç üniversitemiz var? Sesimi kimse duymazsa duymasın. Ama karanlıkta bir mum yakmaya çalışacağım.

Boğaziçi Üniversitesi’nin LGBT ile DHKP-C, TKP-ML gibi terör örgütlerinin içine sızdığı eylemlerle, Kâbe resmine hakaretle değil, bilimle anılması gerekiyor. Çünkü Oxford da Harvard da Yale de terör örgütleriyle aynı fotoğraf karesinin içine girmek istemezler. Peki Boğaziçi bunu hak ediyor mu?

Boğaziçi Üniversitesi’nin dünya üniversiteleri sıralamasında yerine iki uluslararası, bir de ulusal veri ışığında bakacağız

THE VERİSİ

Times Higher Education sıralamasına bakıldığında Boğaziçi Üniversitesi son 5 yıldır adeta paraşütle yere çakılıyor.

2015 yılında 139. sıradayken 2021 yılındaki yeri 601-800 aralığında.

Elbette ki bu 2015 yılından birkaç gün önceden başlayan bir gerilime süreci.

2015 yılında 139. sırada olan Boğaziçi, 2016’da iki katından fazla bir düşüş yaşamış. 2016 yılında 401-500 aralığına gerilemiş.

Yazının Devamını Oku

Bugünkü kritik toplantı

Yeni anayasa ile seçim ve siyasi partiler yasalarındaki değişiklikler açısından bugün kritik bir gün.

Çünkü saat 14.00’te, AK Parti’nin en yüksek karar organı olan MYK toplantısı yapılacak.

MYK’yı önemli kılan ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ile MHP Lideri Bahçeli’nin 4 Şubat Perşembe günkü görüşmeleri oldu.

Erdoğan görüşmede yeni anayasa ile seçim ve siyasi partiler yasasının ele alındığını ifade etti.

Bu görüşmenin ışığında bugün AK Parti MYK’da reform sürecinin yol haritası netleştirilecek.

REFORM PAKETİ

Reform süreciyle ilgili birbirine karıştırılmaması gereken iki çalışma, bir de yeni anayasa çağrısı söz konusu.

1- Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın hazırlıklarını yürüttüğü reform paketi. Her reformun kendine has bir ruhu vardır. Yeni reform paketini, “insana dokunan reformlar” diye tarif etmek mümkün. Reform mahiyetindeki 128 düzenlemenin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Meclis’ten çıkarılacak kanunlarla ya da yönetmelik ve idari düzenlemelerle hayata geçirilmesi planlanıyor.

YENİ ANAYASA ÇAĞRISI

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya kullanıcılarının siyasi tercihleri

Twitter, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Boğaziçi eylemleri ve LGBT hakkındaki mesajlarını engelledi.

Sosyal medyanın son iki seçimdeki etkisi konuşuluyordu. Bu engelleme kararları, “2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Twitter nasıl bir rol oynayacak?” sorusunun sorulmasına neden oldu. Artık seçimler liderler, partiler, adaylar ve bir de sosyal medya yarışına sahne olacak. Twitter ile siyaset arasında yaşanan bu gerilim nedeniyle Optimar araştırma şirketinin sosyal medya platformları ile parti eğilimleri arasındaki ilişkiye dair araştırmasını paylaşmak istedim.

Hilmi Daşdemir’in başkanı olduğu Optimar araştırmanın çalışması 12-20 Ocak tarihlerinde yapılmış. Yani yeni.

EN ÇOK HANGİSİNİ KULLANIYORUZ?

Araştırmada Facebook ile Instagram ilk iki sırada yer alırken, devlet başkanlarının ilk açıklamalarının adresi olmasına rağmen Twitter üçüncü sırada geliyor.

Facebook yüzde 32.2’yle ilk sırada gelirken, onu yüzde 32.1’le Instagram takip ediyor. Instagram yükselirken Twitter’da bir gerileme gözleniyor. Twitter yüzde 9.5’le üçüncü sırada geliyor. Onu yüzde 3.9’la YouTube izlerken, TikTok da araştırmalarda kendini göstermeye başladı. Araştırmaya katılanların yüzde 0.8’i TikTok’çu.

FACEBOOK’TA HANGİ PARTİ ÖNDE?

AK Partililer çoğunlukla Facebook’u kullanıyor. Onları MHP’liler takip ediyor. AK Partililerin yüzde 37.2’si, MHP’lilerin ise yüzde 35.2’si Facebook’çu. Bir anlamda cumhur ittifakı orada da sağlanmış durumda.

Yüzde 33.5’le CHP’nin üçüncü sırada geldiği Facebook’u yüzde 30.6’yla dördüncü olarak İYİ Partililer tercih ediyor.

Yazının Devamını Oku

Tek imama bağlı özel mahremmiş

Kara Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra teğmenlik yıldızını Fetullah Gülen’in taktığı Serdar Atasoy’un bu güne kadar nasıl tespit edilemediği sorusunun peşine düştüm. Serdar Atasoy, 2020 yılında yapılan Yüksek Askeri Şûra’da tuğgeneralliğe terfi ettikten sonra Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı görevini üstlenmişti. FETÖ’cü askerlerin tespit edildiği ankesör soruşturmasında saptanan Atasoy, 27 Ocak’ta gözaltına alındıktan sonra itirafçı oldu. 6 gün sonra serbest bırakılan Serdar Atasoy, FETÖ’ye ilişkisine dair önemli bilgiler verdi.

Atasoy’un itiraflarıyla ilgili haber Fevzi Kızılkoyun imzasıyla dün Hürriyet’te yer aldı. O nedenle Atasoy’un ifadesinde verdiği bilgileri tekrar etmeyeceğim. Buraya bir nokta koyduktan sonra Serdar Atasoy şimdiye kadar nasıl tespit edilemedi ve bu noktaya kadar nasıl yükseldi sorusuna yanıt arayacağım.

AKAR: ‘HİÇBİR DOSYAYI BEKLETMEM’

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la görüşmelerimizde gündem maddelerinden birini mutlaka FETÖ’yle mücadele oluşturuyor. Akar, her defasında masasının üstünü göstererek, “FETÖ’yle ilgili hiçbir dosya beklemez. Geldiği an inceler, işlem yapılması için hemen savcılığa sevk ederim” diyor.

FETÖ’yle mücadelede ne kadar titiz davrandığını anlatan Hulusi Akar, mutlaka bir bilanço vermeyi de ihmal etmiyor.

Akar her defasında FETÖ’yle mücadelenin bitmediğini, kendisini gizlemeyi başaran örgütle mücadelenin taviz verilmeden sürdürülmesi gerektiğinin altını çiziyor.

FETÖ’nün 40 yılda her türlü gizlenme yöntemlerini kullanmak suretiyle yerleştiği Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 40 günde temizlenmesi mümkün değil. Değil 40 gün, on yıllarca devam ettirilmesi gereken bir mücadele bu.


Yazının Devamını Oku

Enis Berberoğlu kararı ve kritik süreç

Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu’yla ilgili ikinci kez ihlal kararının gerekçesi yayınlandı. 37 sayfadan oluşan gerekçeli kararda Anayasa Mahkemesi Enis Berberoğlu’ndan ziyade kendi hukukunu korumayı amaçlamış.

Gerekçeli kararda ilk alınan ihlal kararının İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmemesinden kaynaklanan rahatsızlık dile getiriliyor. 140. maddede ise 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yapması gereken işlemler sıralanıyor.

DÖRT MADDE

1)Yeniden yargılama işlemlerine başlanması

2)Mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması

3)Başvurucunun hükümlü statüsünün sona erdirilmesi

4)Yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi

ŞENTOP-CHP GÖRÜŞMESİ

Enis Berberoğlu

Yazının Devamını Oku