GeriAbdulkadir SELVİ Danıştay Ayasofya kararını verdi mi?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Danıştay Ayasofya kararını verdi mi?

Sosyal medyada Danıştay 10. Dairesi’nin Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması yönünde karar verdiği haberleri dolaştı.

Değerli hukukçulardan oluşan Danıştay 10. Daire’nin usul ve esasa ilişkin bir hata yapmamak için kılı kırk yardığı anlaşılıyor, doğru olan da bu. Verecekleri kararın hukuki temellerinin sağlam olmasına özen gösteriyorlar. Çünkü bu karar aynı zamanda tarihe mal olacak.

Ayasofya konusunda siyasi konjonktür müsait. Kamuoyu ise tarihi bir hatanın düzeltilmesini bekliyor. Bu aşamada “Ayasofya siyasete açılıyor” şeklindeki yaklaşımları da yanlış buluyorum. Tam aksine, Ayasofya cami olarak ibadete açılırsa, işte o zaman siyasete kapatılmış olacak. Çünkü Ayasofya 24 Kasım 1934 tarihinde müzeye dönüştürüldüğü günden bu yana zaten siyasete açılmıştı. 1950’den bu yana seçim meydanlarında “Ayasofya’nın zincirleri kırılacak” sloganları eksik olmadı. Çünkü o karar milletin vicdanına sığmadı. Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet’in vasiyetine uygun olarak ibadete açıldığı zaman, siyasi bir koz olmaktan çıkacak. Çünkü mağduriyet ortadan kalkacak. Hem ayrıca yarın seçim mi var? 2023’te yapılacak olan seçime kadar daha 3 yıl var. Bakalım o zamanın siyasi konjonktür nasıl oluşacak? Seçmen 3 yıl sonra Ayasofya’ya göre mi oy kullanacak?

AYASOFYA CAMİ OLUYOR MU?

Sosyal medyada Danıştay’ın ‘Ayasofya’nın cami olarak açılmasına karar verdiğine’ dair haberler üzerine bir araştırma yaptım. Danıştay’ın kararının 10 Temmuz Cuma günü açıklanması bekleniyor. Ancak Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması yönünde karar alınmış. Asıl önemli olan nokta buydu. Danıştay 10. Dairesi bu milletin 86 yıldır hasretle beklediği karar verdi. Ayasofya’ya vurulan yasaklar zincirini kaldırdı. Ancak kararın, yazılması ve imzaların tamamlanması sürecinden sonra açıklanması bekleniyor.

Danıştay 10. Daire’nin Ayasofya’nın cami olarak açılması kararını oybirliğiyle aldığı ve kararın 10 Temmuz Cuma günü açıklanacağı söyleniyor. Ayasofya mücadelesinde yarın tarihi bir gün.

ALİ BABACAN’A 15 TEMMUZ SORUSU

ALİ Babacan, partisinin açılışını yaptıktan sonra Ruşen Çakır’la yaptığı söyleşide darbe literatürüne bir katkı yaptı. 17-25 Aralık için “O günkü iktidara karşı minik bir darbe girişimiydi” diyor. Demokrasi tarihimiz aynı zamanda darbeler tarihi olduğu için bizde birçok darbe çeşidi var. Askeri darbeden FETÖ darbesine, postmodern darbe girişiminden muhtıraya kadar seç beğen al.

Bizde isimleri çeşitli ama darbelerin ortak bir özellikleri vardır. Hepsi de Amerikan patentlidir. Talat Aydemir, Amerika’nın desteğini almadan darbe yapmaya kalkışınca sonu darağacı olmuştu.

17-25 Aralık’ı “minik darbe girişimi” olarak niteleyen Ali Babacan yakında 15 Temmuz için de “kontrollü darbe” derse şaşırtıcı olmaz.

Söz konusu 15 Temmuz olunca, ben asıl Ali Babacan’ın 15 Temmuz’da nerede olduğunu merak ediyorum. Babacan, NTV’de katıldığı bir programda bu yöndeki soruya “Ben o hafta sonu yurtdışındaydım. Saat farkı da vardı, yedi saat” diyor. “Amerika’daydım” diyemiyor. 15 Temmuz gecesi darbenin merkezi olan ABD’de olmasını izah edecek bir gerekçesi vardır elbette ki.

Babacan, 15 Temmuz gecesi darbeye karşı tek bir tweet atmamasını da “Hem haber almakta hem de olayları anlamakta bayağı güçlük çektik” diye izah ediyor. Tabii darbe bastırılıp darbeciler ellerini başlarının üstüne koyarak tek tek teslim alındıktan sonra. Bir imada bulunmuyorum. Ama Ali Babacan’ın 15 Temmuz gecesi, darbenin planlandığı Amerika’da bulunmasının da izaha muhtaç olduğunu söylüyorum.

EŞCİNSELLİĞİ DEĞİL, DİYANET’İ SUÇLAMAK

Ali Babacan siyasete bir atıldı, pir atıldı. Gazeteci Ruşen Çakır, bir eşcinselin “ABD’de kendimi özgür hissediyorum. Türkiye’ye gelirsem kendimi özgür hissedebilecek miyim” diye sorduğunu iletiyor. Ali Babacan buna nasıl yanıt veriyor dersiniz? Devletin görevinin herkesin güvenliğini sağlamak olduğunu söylersin, özgürlüklerden yana olduğunu ifade edersin, peki Babacan ne yapıyor?

Eşcinselleri değil, Diyanet’i hedef alıyor. “Bu konu ramazanın ilk cuma hutbesinde ortaya atılan bir konudur. Niye o gün? Dini hassasiyetlerin yüksek olduğu bir günde bu konu ele alınmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da siyasetin etkisinde kalmaması lazımdır” diyor.

Başta Kuran-ı Kerim olmak üzere İncil’den Tevrat’a kadar bütün kutsal kitaplarda, İslamiyet’ten, Hıristiyanlık’tan, Museviliğe kadar bütün ilahi dinler eşcinselliği lanetliyor. Diyanet İşleri Başkanı ne diyecekti, ramazanın ilk cumasında eşcinselliği teşvik mi edecekti? Diyanet İşleri başkanlarının görevi dinin haram kıldıklarını anlatıp helal kıldıklarını teşvik etmektir. Ali Babacan bunu benden iyi bilir. Çünkü Türkiye’de ilk başörtüsü mücadelesini başlatan Hatice Babacan, halasıdır. Babacan’ın ailesi temiz bir ailedir. Üç beş oy uğruna değer mi Ali Bey?

MECLİS’TEKİ GÖRÜŞMELER GERGİN BAŞLADI

Barolarla ilgili yasanın görüşmeleri HDP’lilerin protestoları nedeniyle gergin bir ortamda başladı.CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç’un “Gece gündüz burada olacağız. Direnmeye devam edeceğiz” sözlerinden zorlu bir sürecin yaşanacağı anlaşılıyor. Ziyaretçi yasağı olmasına rağmen Meclis Başkanlığı, baro başkanlarının görüşmeleri izlemesi kararını aldı. Ancak Adalet Komisyonu’ndaki görüşmeler sırasında üç baro başkanı davet edilmesine rağmen katılmadılar. İstanbul Barosu başından beri diyaloğu değil, kriz üzerinden siyaset yapmayı tercih ediyor. Buna rağmen Meclis bahçesinin duvarının dibinde bekleyen baro başkanlarının görüntüsü şık olmadı.

Barolarla ilgili tartışmanın iki ayağı var.

1- Çoklu baro.

2- Temsilde adalet.

Barolar Birliği’nin seçiminde Anadolu barolarının esamesi okunmuyordu. İstanbul dükalığı yaşanıyordu. Şimdi Anadolu baroları da ilk kez söz sahibi olacak.

X

Yeni ekonomi politikasının temel parametreleri

Dövizdeki yükseliş durur mu?

İktidarın dövizde bir kur hedefi var mı?

Dövizdeki yükseliş ne zaman durur?

İktidar, dövizi indirmeyi istiyor mu?

Dövizdeki artış sürer mi?

İş dünyası, piyasalar bu sorulara yanıt arıyor. Kafalarda tek soru bu işin nereye doğru gideceği yönünde. En çok şikâyet edilen belirsizlik, en çok ihtiyaç duyulan ise güven ortamının sağlanması.

SORULAR, SORULAR

Geriye doğru gidip soruları biraz daha açmak istiyorum.

Faiz indirimiyle başlayan, döviz artışıyla devam eden süreç bir kriz işareti mi, ekonomide yönetilemeyen, kontrolden çıkan bir durum mu var yoksa yeni bir ekonomi politikası tercihi mi söz konusu?

Yazının Devamını Oku

Ekonomide yaşananlar ve siyasi sonuçları

2001 krizi yaşandığında Demirel’in, “Büyük ekonomik buhranların büyük siyasi sonuçları olur” sözleri kafama mıh gibi saplanmıştı. Tabii yıllarca başbakanlık ve nihayet cumhurbaşkanlığı yapmanın deneyimi ile bu sonuca varmıştı Demirel.

Süreç, onun tespitini doğruladı. 3 Kasım 2002 seçimlerinde millet, sadece 2001 krizine sebep olan koalisyon ortaklarını değil, o dönem muhalefette olan partileri dahi Meclis dışında bırakmıştı. AK Parti tek başına iktidar olurken, CHP ana muhalefet görevini üstlenmişti.

Millet ekonomik krize neden olan liderleri ve partileri hiçbir zaman affetmedi. “Geldi İsmet, kesildi kısmet” sözü boşuna söylenmedi. Menderes, Demirel, Özal, Erdoğan ekonomik kriz yaşatmadıkları, tam aksine ekonomiyi büyüttükleri için milletin desteğini her zaman yanlarında buldular.

AK Parti siyasi iktidarı sürecinde milletin ekmeğini büyüttüğü, refah seviyesini yükselttiği için girdiği her seçimi kazandı. 2 bin dolardan aldığı milli geliri 11 bin dolara kadar yükseltmeyi başardı. Erdoğan, 2008 küresel krizinde dahil iktidarı boyunca ağır bir ekonomik krizin yaşanmasına izin vermedi. Ama dövizdeki hızlı yükseliş nedeniyle yeni bir sınama ile karşı karşıya.

2001’E BENZEMİYOR

Bu yaşananları 2001 kriziyle kıyaslamak yanlış olur. Çünkü o zaman Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit arasında MGK’da yaşanan siyasi kriz kısa süre içinde ekonomik krize dönüştü. Bugün siyasi istikrar diye bir sorun yok. Yaşanan bir siyasi krizden söz etmek mümkün değil. Ama bu dönemin de üzerinde durulmaya değer işaretleri var.

Ekonominin yüzde 50’si güven demektir. Kalan yüzde 50’si ise doğru ekonomik önlemlerden oluşuyor.

BELİRSİZLİK ENDİŞESİ

Bugün yaşananlarda belirsizliğin etkisi büyük olduğu için, piyasa yönünü bulmakta zorlanıyor. Belirsizlik, manipülasyona uygun bir zemin hazırlıyor. O nedenle yapılacak ilk iş, piyasalara güven vermekten geçiyor. İlginin odağında ekonomi yönetiminin olması gereken bir dönemden geçiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Anketten ekonomi çıktı

Bu yazıyı yazarken bir gözüm ekranda dövizin yükselişini takip ediyordum, bir gözüm ise Optimar’ın kasım ayı Türkiye’nin Nabzı Araştırmasını inceliyordum.

Yazıya başladığımla bitirdiğim anda dolar kurunu kontrol etme gereği duydum. Gün boyu iş dünyası ile konuştum. Elbette ki gündemlerinde dövizdeki olağanüstü yükseliş vardı. Ama en çok belirsizlikten endişe ediyorlardı. Yönlerini tayin etmekte zorlandıklarını ifade ediyorlardı. AK Parti iktidarında, ilk kez böyle bir durumla karşı karşıya kaldık. Bu tür dönemlerde ekonomi yönetiminin piyasalara güven vermesi ve yön tayin etmesi gerekiyor.

En büyük anketin seçim sandığı, en iyi göstergelerin ise piyasalar olduğuna inanıyorum. Ama güvenilir anketleri de kamuoyunun nabzını yansıttığı için düzenli olarak takip etmeye çalışıyorum.

Hilmi Daşdemir’in başkanı olduğu Optimar’ın 13-20 Kasım tarihleri arasında 2507 kişi üzerinde yapılan ve ilk kez bu köşede yayınlanan araştırma Türkiye’nin en önemli sorununun ekonomi olduğunu ortaya koyuyor. Dikkate alınması gereken bir başka veri de ekonomiyle ilgili umutsuzluğun artması. Ankete katılanların yüzde 47.3’ü önümüzdeki günlerde ekonominin daha kötü olacağını işaretlerken, daha iyi olacak diyenlerin oranı yüzde 20.2’de kalıyor.

EKONOMİ VE İŞSİZLİKAnkete katılanların yüzde 47.3’ü ekonomi derken, ikinci sırada yüzde 16.5’le işsizlik geliyor. Ekonomi ve işsizliği birlikte değerlendirdiğimizde ise bu oran yüzde 63.8’e çıkıyor. Onları ise sırasıyla eğitim ve COVID-19 salgını takip ediyor.

HANGİ PARTİ ÇÖZER?Optimar’ın anketine katılanların yüzde 27.88’i bu sorunu AK Parti’nin çözeceğini belirtirken, CHP çözer diyenlerin oranı yüzde 25.17 oldu. Hiçbiri diyenler yüzde 12.21’le üçüncü sırada gelirken, onu yüzde 9.13’le kararsızım diyenler takip etti.

HDP çözer diyenler yüzde 8.74 olurken, onu yüzde 6.78’le İYİ Parti diyenler takip etti. MHP çözer diyenlerin oranı ise 5.42 oldu.

EN BEĞENİLEN SİYASETÇİAnkete

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu mu Abdullah Gül mü?

Bir süredir Kılıçdaroğlu mu İmamoğlu mu, sorusunu soruyordum.

Ama artık Kılıçdaroğlu mu Gül mü, diye sormanın zamanı geldi. Çünkü bir süredir gündemden düşen Abdullah Gül ismi yeniden denkleme girdi.

Bu sonuca 24 Haziran 2018 seçimlerinde Abdullah Gül’ün ortak aday olması için çaba gösteren Temel Karamollaoğlu’nun önümüzdeki günlerde Abdullah Gül’le bir araya gelecek olmasından dolayı varmadım.

Abdullah Gül’ün 29 Ekim ve 10 Kasım’da yaptığı Atatürklü paylaşımlardan da çıkarmıyorum.

Siyasetin bir matematiği var. Ona bakıyorum. Bir de kulislerde konuşulanlara kulak kabartıyorum.

KILIÇDAROĞLU’NUN HAMLELERİ

Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığını ön plana çıkararak yanlış bir iş yapmadı.

1- İsminin tartışılmasını sağladı. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş ismi ilk üçte yer alıyor, Kılıçdaroğlu’nun ismi cumhurbaşkanı adaylığında geçmediği için çok geride kalıyor. Kılıçdaroğlu ismi aylardır ekranlarda tartışılarak öne çıkmaya başladı.

2- 

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu stratejisi

Bahçeli ile Akşener arasında köprülerin atılmasına neden olan sürecin başlangıç noktası MHP liderinin, “Hanımefendi biraz dinlenecek” çıkışı olmuştu.

O günden itibaren Akşener ile MHP’nin arası daha çok açıldı. Bugün ise siyasette MHP ile İYİ Parti diye iki ayrı parti var.

Muharrem İnce ile Kılıçdaroğlu’nun arasını açan ise, seçimlerden sonra eşleriyle birlikte baş başa yedikleri yemek olmuştu.

Muharrem İnce, Kılıçdaroğlu’ndan partinin başından çekilmesini ve doğal lider olmasını istemişti. Kılıçdaroğlu ise eşinin yanında yapılan bu teklifi hakaret olarak kabul etmiş, Muharrem İnce’ye karşı kılıcını çekmişti. Muharrem İnce’nin Memleket Partisi ile sonuçlanacak olan yürüyüşü, o yemekte başlamıştı.

1977 seçimlerinde CHP yüzde 42 oranında oy alınca Ecevit, çevre sokaktaki CHP Genel Merkezi’nin balkonuna çıkıp heyecanla bekleyen kitlelere seçim zaferini ilan etmişti. CHP’liler konvoylar oluşturup zafer turu atarken Güniz Sokak’tan geçip tam Demirel’in evinin önüne geldiklerinde, koro halinde “Fincanı taştan oyarlar” türküsünü söylemişlerdi.

Demirel ise yüzde 42 ile CHP tarihinin en yüksek oy oranına ulaşıp 213 milletvekili çıkaran Ecevit’in kurduğu hükümetin güvenoyu almasını engellemişti. Böylece asıl türküyü Demirel söylemişti.

SEÇTİRMEME OYUNU

Bu tür kılcal çatlamaların siyasette büyük sonuçlar doğurduğunu anlatmak için bunları yazdım. 2023 seçimlerine giderken Millet İttifakı liderleri müthiş bir strateji savaşı veriyorlar. Mutlaka bir isim vermek gerekirse, “seçtirmeme oyunu” oynuyorlar.

KILIÇDAROĞLU’NUN 

Yazının Devamını Oku

AK Parti ‘50 artı 1’i değiştirecek mi?

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşürken sistem konusunu gündeme getiriyor. Parlamenter sistem yanlısı olmalarına rağmen Başkanlık sistemine mutlak olarak karşı olmadıklarını ifade ediyor. Ama mevcut sistemin denge ve denetleme boyutunun eksik olduğunu söylüyor. Hatta “Bu sistem en çok sizi yoruyor. Günde yüzlerce imza atmak zorunda kalıyorsunuz” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Başkanlık sisteminin istikrarı getirdiğini savunuyor. “50 artı 1’de fazla bağlayıcı olmuşuz ama onun ötesinde bu sistem hızla karar alma ve siyasi istikrar açısından çok yararlı” diyor.

ÇALIŞMA VAR MI?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Maalesef 50 artı 1 hariç Temel Bey’in açıklamaları gerçeği yansıtmıyor” dediği diyalog bu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Anayasayla ilgili karar mercii Parlamentodur” sözlerinden sonra AK Parti yüzde 50 artı 1’i değiştirmek için harekete geçecek mi, sorusu gündeme geldi.

Ancak Anayasa değişikliği için AK Parti’nin milletvekili sayısı yetmiyor.

MHP ile birlikte de yetmiyor. Ama zaten Bahçeli ‘yüzde 50 artı 1’i sistemin “mihveri” yani merkezi olarak tanımladı.

Peki böyle bir öneriye muhalefet destek verir mi? Mümkün mü?

Ayrıca seçime giderken AK Parti’nin yüzde 50 artı 1’i değiştirmek istemesi,

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, Akşener’i neden ziyaret etti

Ankara’da başdöndürücü bir siyasi trafik yaşandı. Erdoğan Bahçeli’yle, Kılıçdaroğlu da Akşener’le bir araya geldi. Erdoğan-Bahçeli görüşmesi önceden planlanmıştı. Hatta 25 Ekim’de 10 büyükelçinin mektubuna verilecek cevaptan önceki görüşme son dakika ortaya çıkmıştı. O zaman iki lider tekrar bir araya gelecekler, diye yazdığımı hatırlıyorum.

Erdoğan-Bahçeli görüşmesinden sonra aradığım kaynaklarım ise “müspet, yapıcı bir görüşme” değerlendirmesini yaptılar.

İki liderin konuşmaları gereken her konuyu ele aldıkları anlaşılıyor.

MORAL, DESTEK

Peki Kılıçdaroğlu-Akşener görüşmesi nereden çıktı? Çünkü iki liderin programında yoktu.

1- Lütfü Türkkan olayından sonra Erdoğan, Akşener’i hedef almaya başladı.

Kılıçdaroğlu, Akşener’e moral ve motivasyon desteği verdi.

2- İki lider ekonomiyi konuştular. Ekonominin gündemden düşürülmemesi konusunda söz birliği yaptılar.

3-

Yazının Devamını Oku

Helalleşme CHP’yi karıştırır mı, Kılıçdaroğlu başarır mı?

Kılıçdaroğlu’nun helalleşme yolculuğunu dikkatle takip ediyorum. CHP liderinin dünkü grup konuşmasını da o gözle izledim.

Kılıçdaroğlu’nun helalleşmeye önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’la başlaması gerektiğini söylemiştim. Çünkü en çok Erdoğan’a hakaret ediyor. Ama Cumhurbaşkanı ile helalleşmesi konusunda umutlu değildim. Zaten o da beni yanıltmadı. Helalleşmek için bir liste açıkladı ama orada Erdoğan yoktu.

Bundan bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir helalleşme çağrısı yapmıştı. Peki o zaman Kılıçdaroğlu’nun tavrı ne olmuştu?

ERDOĞAN HELALLİK İSTEDİĞİNDE NE YAPMIŞTI?

Erdoğan, 14 Mayıs 2021 tarihinde pandemi nedeniyle yaşanan 17 günlük kısıtlamadan etkilenen vatandaşlarımızdan helallik istemişti. Erdoğan, “Sıkıntıya düşen esnafımız, çalışanımız olduysa hepsinden helallik istiyoruz” demişti.

Kılıçdaroğlu o zaman, “Bırak kardeşim sen helalleşmeyi. Neyin helalleşmesi? Helalleşme olayı sadece ve sadece insanları avutmak amacıyla veya insanların inançları veya duygularını sömürmek amacıyla, onların yaşadıkları sıkıntıları nasıl unutturabiliriz... Öyle bir çaba. Bu beyhude bir çabadır. Biz hakkımızı helal etmiyoruz” diye yanıt vermişti.

CHP’DE DALGALANMA

Buna rağmen Kılıçdaroğlu’nun helalleşme yolculuğunun nasıl sonuçlanacağını merakla takip ediyorum. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çıkışı CHP içinde dalgalanmaya yol açtı. Bir kesim, “Hazır iktidara geliyoruz. Erdoğan’dan hesap sormayı hedefliyoruz. Bu helalleşme nereden çıktı?” diye rahatsızlığını ortaya vurdu. CHP liderinin dünkü grup konuşmasını o nedenle dikkatle izledim. Kılıçdaroğlu da CHP içindeki homurtuların farkında olmalı ki, “Helalleşme ile hukuku karıştıranlar oldu” deme gereği duydu.

CHP DE SİTEM ETTİ

Yazının Devamını Oku

Lütfü Türkkan’ın milletvekilliği düşürülecek mi?

Bingöl'de şehit abisine, “Senin bacını ...” diye küfreden İYİ Partili Lütfü Türkkan’la ilgili fezleke Meclis’e geldi.

Lütfü Türkkan’ın suç oluşturan iki ayrı fiilden dolayı yargılanabilmesi için dokunulmazlığının kaldırılması talep ediliyor. Fezleke Meclis Başkanlığı tarafından Anayasa-Adalet Karma Komisyonu’na havale edildi. Türkkan’la ilgili süreç şöyle işleyecek:

Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu’ndan, Lütfü Türkkan’ın dokunulmazlığının kaldırılması kararı çıktığı takdirde Meclis’te oylanacak. Oylamaya katılanların bir fazlasının oyuyla Türkkan’ın dokunulmazlığı kaldırılabilecek.

MİLLETVEKİLLİĞİ DÜŞECEK Mİ?

Lütfü Türkkan’ın dokunulmazlığı kaldırıldığı takdirde yargılanmasının yolu açılacak. Türkkan, “şehit ailesine hakaret” ve “basit müessir fiil”den dolayı hâkim huzuruna çıkacak. Dokunulmazlığının kaldırılması demek, Lütfü Türkkan’ın milletvekilliğinin düşmesi anlamına gelmiyor. Sadece şehit ailesine küfürden dolayı yargılama yolu açılmış olacak. HDP’li Tüma Çelik olayında olduğu gibi.

AKŞENER VE KILIÇDAROĞLU İÇİN SINAV OLACAK

Şehit ailesine küfür olayından sonra Lütfü Türkkan, İYİ Parti Grup Başkanvekilliği’nden istifa etmek zorunda kalmıştı. Ancak İYİ Parti, Türkkan’ın partiden ihracı yönüne gitmemişti. Tam aksine Akşener, Lütfü Türkkan’ı savunarak, “Zannetmeyin harlayarak gürleyerek bizi geri çekeceksiniz. Her dükkânın içinde provokasyon yaptırabilirsiniz. Her dükkânın kapısında p.rno sitesi gezenlere, oralarda yavşak yavşak konuşanlara, yazı yazanlara provokasyon yaptırabilirsiniz. Yaptırın kardeşim. Sizden korkan sizin gibi olsun” diye meydan okumuştu.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Lütfü Türkkan konusunda sessiz kalırken, CHP Sözcüsü Faik Öztrak da olayı provokasyon olarak nitelendirip Türkkan’a destek vermişti.

HALEP ORADAYSA 

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’la helalleşecek mi?

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi sırasında siyasetteki gerginlikten duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Siyasi kutuplaşmanın ülkeye yarar vermediğini savunuyor. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kılıçdaroğlu ve Akşener her gün bana hakaret ediyor. Gerginliğin müsebbibi onlar” diyor.

HELALLEŞME YOLCULUĞU

Bu diyalogdan haberi oldu mu bilmem ama Kılıçdaroğlu hafta sonu yayınladığı videosunda helalleşme yolculuğuna çıkacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, en çok Erdoğan’a hakaret ettiği için, helalleşme yolculuğuna önce Erdoğan’la başlaması gerekiyor. O yüzden bugünden itibaren Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem’i takibe alacağım. İletişim Başkanlığı’nı arayıp Kılıçdaroğlu, Erdoğan’dan helalleşme randevusu istedi mi, diye soracağım.

KİMLERLE  HELALLEŞMELİ?

Kılıçdaroğlu’nun ayrıca CNN Türk’te yayına çıktığı için ihraç ettiği CHP’lilerle de helalleşmesi gerekiyor. Boykot ettiği CNN Türk’le helalleşmeli.

Tehdit ettiği memurlar ile helalleşmesine ise hiç değinmeyeceğim.

Ama kontrollü darbe ve tiyatro dediği 15 Temmuz’dan dolayı şehit aileleri ve gazilerle helalleşebilecek mi?

28 ŞUBAT’LA

28 Şubat’ın arkasında yer aldıkları ve başörtüsü zulmünü destekledikleri için demokratlarla ve dindarlarla helalleşebilecek mi?

Yazının Devamını Oku

Karamollaoğlu, ittifak ve koltuk meselesi için ne dedi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun görüşmesinde iki nokta ön plana çıktı.

Koltuk konusu

İttifak meselesi

Görüşmeye ilişkin olarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden servis edilen görüntüde iki koltuk olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Karamollaoğlu’nu üçlü koltuğa oturmaya davet etmesi dikkati çekiyor.

Hatta görüşmeden sonra Erdoğan-Karamollaoğlu görüşmesinden rahatsız olanlar, sosyal medyada koltuk görüntüsü üzerinden bir kriz çıkarmaya çalıştı. Doğrusu ben de bu durumun istismar edileceğini düşünerek keşke daha dikkatli olunsaydı diye düşündüm. Benim kaygım sosyal medyadaki zehirli dilden ziyade Saadet Partisi tabanının bundan incinmesi endişesine dönüktü.

İŞTE O KOLTUK

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi üzerine Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile görüştüm. Haliyle ilk sorum koltuk meselesi oldu.

Temel Karamollaoğlu, “Ben o konuya girmeyi bile doğru bulmuyorum” diye söze başladı. Cumhurbaşkanı ile 2 saat 20 dakika süren çok kapsamlı bir görüşme yaptıklarını söyledi. “Bazı konularda aynı, bazı konularda farklı düşündüğümüz ortaya çıktı ama çok olumlu bir görüşme yaptık. Ben o koltuk işini ise istiskal edici (rencide edici) bir hareket olarak görmedim” dedi.

Yazının Devamını Oku

Erdoğan-Karamollaoğlu görüşmesinden ne çıktı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile görüşmeye büyük önem veriyor. AK Parti kaynaklarına göre Erdoğan, yemekli bir program olmasını arzu ediyor. Erdoğan’ın, ”Yemekli ve uzun soluklu görüşme” önerisi 10 Kasım yoğunluğu nedeniyle “uzun soluklu görüşme” olarak planlanıyor.

2 saat 20 dakika süren görüşmeden sonra Karamollaoğlu, “Oldukça olumlu havada geçen bir görüşme oldu” dedi. Cumhurbaşkanlığı kaynakları da görüşmeyi “olumlu” olarak ifade ettiler.

Erdoğan daha önce Oğuzhan Asiltürk’le, Saadet Partisi’nin Cumhur İttifakı içinde yer alması için bir diyalog sürecini başlatmıştı. Ama Temel Karamollaoğlu buna karşıydı. Oğuzhan Asiltürk’ün vefatıyla birlikte YİK Başkanlığı’nı da üstlendi. Eli güçlendi. Erdoğan’la görüşmeye iki şapkasıyla birlikte girdi.

GÜNDEM

Temel Karamollaoğlu’nun ajandasında ne vardı?

1- Parlamenter sistem önerisi

2- Ekonomik sıkıntılar

3- Toplumdaki adaletsizlik algısı

Karamollaoğlu,

Yazının Devamını Oku

Meral Akşener’den Lütfü Türkkan’a destek

Lütfü Türkkan’ın Bingöl’de şehit yakınına küfretmesinden sonra gözler Meral Akşener’deydi. Kadın Genel Başkan olarak Akşener’in ne diyeceği önemliydi.

Peki, Meral Akşener ne yaptı? Lütfü Türkkan’ı korudu.

“Lütfü Bey bir hata yaptı. Ancak kendisi yaptığı hata karşısında olgunluk gösterdi, önce çıktı özür diledi, sonrasında ise gereğini yapıp grup başkanvekilliğinden istifa etti” dedi.

Lütfü Bey olgunluk göstermedi. Şehit ailesine iğrenç bir şekilde küfretti. Eğer İYİ Parti Grup Başkanvekilliği’nden istifa etmesini bir olgunluk alameti olarak görüyorsanız o zaman Lütfü Türkkan’ı kendinize danışman olarak alın. Böyle bir yaklaşım olur mu? Aslında iyi düşünse Lütfü Türkkan’ın en büyük zararı İYİ Parti’ye ve Meral Akşener’e verdiğini görecek.

Bu iş, Meral Akşener’in peşini bırakmaz.

PROVOKASYON MU KÜFÜR MÜ?

Meral Akşener’den, şehit ailelerinden özür dilemesi ve Lütfü Türkkan’a bu işin bedelini ödetmesi beklenirken o hedef saptırmaya çalıştı. “Geçtiğimiz cuma AK Parti’nin planlı bir provokasyonu sonucunda talihsiz bir olay yaşadık” dedi.

Lütfü Türkkan’a, şehit yakınına, “Senin bacını ...rim” diye küfretmesini AK Parti mi söyledi?

Ayrıca elinizde AK Parti’nin provoke ettiğine dair bir bulgu varsa niye yeri göğü yıkmıyorsunuz? Bir provokasyon varsa

Yazının Devamını Oku

İYİ Parti’den Lütfü Türkkan’ı kurtarma operasyonu

İYİ Parti, hem Lütfü Türkkan’ı hem kendisini kurtarmaya dönük bir operasyon yaptı. Şehit ailesine küfreden Lütfü Türkkan’ın yerine Erhan Usta’yı seçti. Sanki sorun Lütfü Türkkan’ın gidip Erhan Usta’nın gelmesiydi. Oysa vakit geçirmeden Lütfü Türkkan’la ilgili ihraç süreci başlatılmalıydı.

Ne şehit aileleri başta olmak üzere Türk halkından özür dilendi ne Lütfü Türkkan’la ilgili disiplin süreci başlatıldı. Sadece grup başkanvekilliğinden istifa ettirilip yerine bir başkası seçildi. Bir eksik kaldı. O da Lütfü Türkkan’a onursal grup başkanvekilliği görevi verilmesi. O da olsa tamamdı.

Ama sorun o değil ki...

Türk milliyetçiliği iddiasında olan bir partinin önde gelen isimlerinden biri, şehit ailesine ağza alınmayacak şekilde küfrediyor. Sonra MHP kökenli iki siyasetçi Koray Aydın ve Müsavat Dervişoğlu bu işi yumuşatmaya çalışıyor. Ülkücü hareketin içinden gelen Koray Aydın ile Müsavat Dervişoğlu’nun işi, şehit ailesine yapılan küfre kılıf aramak mı olmalıydı?

ÖZÜR DİLEMEDİ

Kamuoyundan gelen tepkiler büyüyünce Lütfü Türkkan bir video yayınlıyor. Orada küfrettiği şehit ailesinden ve Türk milletinden özür dilemiyor. O nezaketi dahi göstermiyor. Meral Akşener’den özür diliyor. Sonra ne yapıyorlar? Lütfü Türkkan grup başkanvekilliğinden istifa ediyor, yerine Erhan Usta’yı seçiyorlar. Ellerini yıkayıp çıkıyorlar.

Bu tavır, İYİ Parti’nin Lütfü Türkkan olayından rahatsız olduğunu göstermez. Bu, İYİ Parti’nin Lütfü Türkkan’ı cezalandırdığı anlamına gelmez. Bu, Lütfü Türkkan’ı ve İYİ Parti’yi kurtarma operasyonundan başka bir anlam taşımaz.

FARKLI YAZARDIM

Dikkat ederseniz

Yazının Devamını Oku

İmamoğlu pes etmez, Kılıçdaroğlu aday olmayabilir

Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı adaylığının önünü kesmek için en önemli hamlelerinden birini yaptı. “Belediye başkanlarımızın görevlerine devam etmelerini istiyorum” dedi.

CHP lideri çok net bir şekilde Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a, sizin cumhurbaşkanı adaylığınıza karşıyım mesajını verdi.

Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve Yavaş’ın önünü kesmek için, cumhurbaşkanı oldukları takdirde belediye başkanlığının AK Parti’ye geçeceği gerekçesini öne sürdü.

 TEVFİK GÖKSU FAKTÖRÜ

Zaten CHP kulislerinde, “İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olursa Belediye Meclisi’nde çoğunluk olan Cumhur İttifakı, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’yu seçer. Tevfik Göksü belediye başkanı olunca İmamoğlu aleyhinde kullanılabilecek dosyaları ortaya çıkarır. İmamoğlu’na kök söktürür” diye konuşuluyordu.

İMAMOĞLU’NUN KULAĞINA GİTMİŞTİ

Kılıçdaroğlu’nun gerekçesi Ekrem İmamoğlu’na iletildiğinde çok sert tepki göstermişti. Yakın çevresine, cumhurbaşkanı adaylığının engellenmesi için üretilmiş bir senaryo olarak değerlendirmişti.

KAYYUM ATARIZ

Hatta kulislerde,

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nu engelleyebilecek mi?

Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığının önünü kesmek için her yolu deniyor ama başarılı olabilecek mi emin değilim.

Çünkü Ekrem İmamoğlu, yarın cumhurbaşkanı adayı olacakmış gibi çalışıyor.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’yla Volkswagen Arena’daki etkinlikle tam bir cumhurbaşkanı adaylığı provası yaptı.

Volkswagen, Arena’daki ses ve ışık gösterisi için ciddi bir bütçe ayrılmış. İmamoğlu da o güne özel olarak hazırlanmış. İmamoğlu seçim kampanyasını başlatıyor. Sultanbeyli’yi ziyareti sırasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla değil, cumhurbaşkanı adayı havasında konuştu.

İktidarı hedef aldı. “Artık yönetemiyorlar” dedi. “Ülkemizin bu idareden bir an önce kurtulması lazım” diye konuştu.

Bunları niçin aktarıyorum? İmamoğlu, cumhurbaşkanını halkın seçeceğini biliyor. O nedenle cumhurbaşkanı adayının belirleneceği masaya isminin halkın en çok desteklediği aday olarak girmesini istiyor. O nedenle halk tabanını genişletmeye çalışıyor. Karadeniz ziyaretiyle milliyetçi ve muhafazakârların, Diyarbakır gezisi ile Kürtlerin desteğini kazanmayı amaçlıyor.

İKİSİ ARASINDAKİ FARK

Kılıçdaroğlu sürekli olarak zikzak çiziyor. Bir yanda HDP’nin desteğini sağlamak için Irak ve Suriye tezkeresine hayır diyor, diğer yandan Yozgat’ta Kandil’i yerle yeksan etmekten söz ediyor.

Bir yandan ülkenin tüm sorunlarını çözeceğini söylüyor, diğer yandan herkesi tehdit ediyor.

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’ın sağlığı

Bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında sağlığı yerinde değil algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Önceki gün de sosyal medyada Erdoğan’ın öldüğü yönünde çok çirkin bir kampanya başlatıldı.

Bir insanın hayatı üzerinden muhalefet mi olur?

Batsın sizin muhalefetiniz.

Batsın sizin insanlığınız.

Bunu geçmişte Deniz Baykal ve Oğuzhan Asiltürk için yaptıklarında da karşı çıkmıştım.

Tabii Erdoğan’la ilgili algı operasyonlarının bir hedefi var. “Erdoğan hasta, Türkiye’yi yönetemiyor” algısını oluşturmaya çalışıyorlar. Bu işin arkasında yabancı ülke istihbarat servisleri ile FETÖ’cülerin bulunduğu bir gerçek. Ancak muhalefet adına buna destek verenler de çıkıyor.

ALGI OPERASYONU

Erdoğan’ı sandıkta yenemeyenler bu kez sağlığı üzerinden bir algı operasyonu yapıyorlar.

Muhtıra verdiler, olmadı. Partisini kapatmaya çalıştılar, muvaffak olamadılar. Darbe yaptılar, başaramadılar. Bu kez de

Yazının Devamını Oku

Tezkere işi Millet İttifakı’nı parçalar mı?

Irak ve Suriye tezkeresine hayır oyu CHP’yi sarsıyor. CHP ne kadar çırpınsa da tezkereye neden hayır oyu verdiğini izah etmekte zorlanıyor. Üstüne üstlük bir de Kılıçdaroğlu’nun, “Evet dersek Cumhuriyet’e ihanet etmiş oluruz” sözleri var.

CHP şimdiye kadarki tezkerelere evet demişti. O zaman Cumhuriyete ihanet mi ediyordu? Ayrıca Millet İttifakı ortağı İYİ Parti tezkereye evet oyu verdi. İYİ Parti Cumhuriyet’e ihanet mi etti? Bu durumda Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet’e ihanet eden bir partiyle mi ittifak yapıyor? Tam aksine, İYİ Parti doğru olanı yaptı. Tezkere kabul edilmeseydi Irak ve Suriye’de Türk askerinin boşalttığı yerlere kim yerleşecekti? PKK-YPG ve DEAŞ.

CHP’nin tutumu en çok terör örgütünü sevindirmiş olmalı ki PKK yöneticilerinden Mustafa Karasu, CHP için, “Hayırlı bir iş yaptılar” dedi. CHP’nin hayır oyu kullanması PKK’yı sevindirdiyse orada sorun var demektir. Bahçeli de bu fırsatı kaçırmadı, ”CHP, HDP’yle birlikte tezkereye hayır, PKK’ya evet demiştir” diye yüklendi.

BAHÇELİ BOMBALADI

Siyasi kulislerin nabzını tutmak için Meclis’teydim. Bahçeli, tezkere üzerinden CHP’yi adeta bombaladı. Kılıçdaroğlu’na, “Kendini de yaktın, partini de yaktın” diye seslendi. Görünen o ki MHP, tezkere üzerinden CHP’yi sıkıştıracak. Sahaya çıkacak olan MHP heyetin en önemli kozlarından biri tezkere olacak. Bahçeli’nin eline bu kozu Kılıçdaroğlu verdi.

MİLLET İTTİFAKI’NDA AYRIŞMA OLUR MU?

MHP lideri Millet İttifakı’nı tezkere oylaması üzerinden kaşıdı. Kılıçdaroğlu’nu, ”Evet dersek Cumhuriyet’e ihanet etmiş oluruz” sözleri üzerinden vurdu. “Sayın Kılıçdaroğlu, ortağın İYİ Parti de ihanet etti mi? Bunu onların yüzüne karşı söylemeyi düşünüyor musun? İhanet edenlerle yol yürümek fıtratında mı vardır, mayan mı böyledir?” sorularını birbiri ardına sıraladı.

Tezkerede ters düşmelerine rağmen CHP ile İYİ Parti arasında bir çatlak oluşur mu? Öyle bir hava yok. İYİ Parti rahatsız oldu. Ama bu iş Millet İttifakı’ndan ayrılmaya gitmez.

Gerçekçi olalım, 2023 seçimlerini kazanma motivasyonu ve

Yazının Devamını Oku

Ekrem İmamoğlu nereye koşuyor?

Seçim tarihi yaklaştıkça siyaset sertleşiyor.

Cumhurbaşkanı adaylarının belirlenme sürecinde ise Millet İttifakı’nı kıran kırana bir mücadele bekliyor.Kılıçdaroğlu ile Akşener bu süreci yönetmekte zorlanacaklar. Bu iş hiç de öyle görüldüğü gibi kolay olmayacak. Son 1 hafta içinde dahi Millet İttifakı’nın iki ortağı karşı karşıya geldi. Suriye ve Irak tezkeresine ilk kez ret oyu veren CHP ile evet oyu kullanan İYİ Parti farklı yönlerde hareket ettiler.

İYİ PARTİ RAHATSIZ OLDU

CHP, HDP ile işbirliğini tercih etti. İYİ Parti milli meselelerdeki duruşunu korudu. Ama Kılıçdaroğlu’nun, “Tezkereye evet demek Cumhuriyet’e ihanettir” sözü İYİ Parti’yi rahatsız etti. Ama sadece Kılıçdaroğlu’nun sözleri değil, CHP ile HDP arasındaki yakınlaşma İYİ Parti açısından tedirginlik konusu olmaya başladı. Netice itibarıyla İYİ Parti MHP’den ayrılan milliyetçiler tarafından kurulmuş bir parti. CHP ile HDP arasındaki yakınlaşma İYİ Parti tarafından mercek altına alınmış durumda.

Bu arada Meral Akşener’in, Siirt’te esnaf ziyareti sırasında yaşanan, “Burası Kürdistan” çıkışı karşısında tepkisiz kalması ise İYİ Parti içindeki sorgulamaları arttırdı.

Akşener daha önce de, Aytun Çıray’ın, “HDP, PKK üzerinden şeytanlaştırılıyor” sözlerine sessiz kalmış, Müsavat Dervişoğlu’nun, “HDP meşru bir parti” değerlendirmesine ise destek vermişti.

ABDULLAH GÜL’ÜN SON ÇIKIŞLARI

Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı belli. Cumhurbaşkanı Erdoğan. O nedenle Cumhur İttifakı’nda bir sorun yaşanmıyor. Ama Millet İttifakı ciddi bir adaylık krizine doğru ilerliyor. Bakmayın ortalıkta dolaşan isimlere. Kılıçdaroğlu, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’ndan başka ciddi bir isim gözükmüyor. Kılıçdaroğlu’nun aday olup olmayacağı konusu Millet İttifakı’nın geleceğini de belirleyecek. Kılıçdaroğlu, adaylık konusunda ısrar ederse muhalefette her parti kendi adayıyla seçimlere gidebilir. Bu ihtimal güçlü.

TABAN, GÜL’Ü İSTEMİYOR

Yazının Devamını Oku

Ermeni toplumu kaymakam haberini nasıl karşıladı?

Ermeni toplumundan avukat Berk Acar’ın kaymakamlık sınavlarını kazandığı haberini Agos’un Twitter hesabında görünce inanamadım.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu aradım. Soylu, Berk Acar’ın, sınavlarda çok başarılı olduğunu, kaymakam olmaya hak kazandığını söyledi. Ama konuşmasından Soylu’nun Berk Acar’ın kaymakam olmaya hak kazanmasından dolayı memnun olduğu sonucunu çıkardım. İlgi gösterdiği belliydi.

Ermeni cemaatinin önde gelen isimlerinden Prof.Dr. Toros Alcan ile konuşurken, habere şaşıran tek kişinin ben olmadığımı fark ettim. Yurtdışındaki Ermeni cemaatinden de arayıp bunun bir ‘Zaytung haberi’ olup olmadığını soranlar olmuş. Önce doğruluğuna pek inanamamışlar. Çünkü Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez bir Türkiye Ermeni toplumundan birinin mülki amir olması söz konusu olmuş. Haber doğrulanınca bu kez Ermeni toplumunda büyük bir sevinç dalgası yaşanmış.

SEVİNÇLE KARŞILANMIŞ

Bir dönem Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde Azınlık Vakıfları Temsilcisi olarak görev yapan Toros Alcan, “Berk Acar’ın kaymakamlık sınavını kazanması Ermeni cemaatinde büyük bir sevinçle karşılandı. Özellikle yurtdışındaki Ermeniler telefon yağmuruna tuttular. Bu bir devrim olarak değerlendirildi. Ermeni toplumu olarak özgür ve eşit vatandaşlar olduğumuzu hissetmemizi sağladı. 7’den 77’ye cemaat çok mutlu” diye duygularını açıkladı. Toros Alcan, önemli bir noktaya parmak bastı: “Nefret söylemini azaltmamız lazım. Bunu değişimin ve dönüşümün başlangıcı olarak görüyoruz” dedi. Ardından ekledi: “Özellikle gençlerimiz bu gelişmeden dolayı çok mutlu oldular. Berk Acar’da kendi geleceklerini görmek istiyorlar.”

UMUT IŞIĞI OLDU

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde Azınlık Vakıfları Temsilcisi olan Can Ustabaşı ile konuştum. Avukat Berk Acar’ın kaymakam olarak atanacak olmasını Çok güzel bir haber” diye değerlendirdi. “Biz yurtdışına gidenlere Türkiye’ye dönmeleri için çağrı yapıyoruz. Bu gelişme yurtdışındakilerin Türkiye’ye dönüşünü teşvik etmesi açısından çok olumlu bir referans oldu. Şimdi gençlerimiz ‘Türkiye’ye döndüğümüzde biz de polis, öğretmen, kaymakam olabilir miyiz? Kamuda görev alabilir miyiz?’ diye sormaya başladı. Bir umut ışığı oldu” diye konuştu.

AZINLIK TAŞINMAZLARININ DURUMU

Yazının Devamını Oku