"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Cumhurbaşkanlığı seçiminde anahtar hangi liderin elinde?

Kanal İstanbul, Libya’ya asker gönderilmesi konusu ve yerli otomobil siyaseti yeniden şekillendiriyor.

Kanal İstanbul’la ilgili tartışmalarda iki isim önplana çıktı. Biri projenin mimarı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, diğeri ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu. İstanbul büyükşehir belediye başkan adaylığı sırasında merkez sağdan gelerek farklı bir rüzgâr estirmeyi başaran İmamoğlu, her şeye karşı çıkan, klasik bir CHP’li olmadığını göstermişti. Seçim sonuçlarına bakılınca bu stratejisi başarılı oldu. Kanal İstanbul konusundaki tavrı nedeniyle İmamoğlu’nu “1968 model istemezükçü siyaset yapmakla” eleştirmiştim ama bir noktada hakkını teslim etmek isterim. İmamoğlu, Kanal İstanbul’la öne çıkmayı başardı, muhalefetin liderliğini üstlendi. Kendini Erdoğan’a muhatap kıldı. Kılıçdaroğlu bile Cumhurbaşkanı Erdoğan’a İmamoğlu ile görüşmesi yönünde çağrı yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Kanal İstanbul konusunda İmamoğlu’nu hedef almayı tercih etti.

İmamoğlu, yerli otomobil konusunda ise CHP’lilerin sessiz kalması, Nişantaşı zihniyetinin karşı çıkmasına rağmen yerli otomobile güçlü bir destek verdi. Böylece toplumda büyük bir milli heyecana yol açan yerli otomobil konusunda toplumla ters düşmedi.

Erdoğan güçlü bir lider olarak muhatap aldıkça, bu durum İmamoğlu’nu büyüttü. Kanal İstanbul’u savunanların liderliğini Erdoğan’ın, karşı çıkanların liderliğini ise İmamoğlu’nun yaptığı bir tablo oluştu. Bu tablo 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kimlerin karşı karşıya geleceğinin de bir göstergesi oldu.

Erdoğan, kutuplaştırmayı ve CHP’den bir adayın kendisine rakip olmasını her zaman tercih eder. Muhafazakâr kesimin kafasını karıştıracak olan bir Abdullah Gül yerine İmamoğlu’nu tercih edeceği anlaşılıyor. Ekrem İmamoğlu ise hem Abdullah Gül’ü safdışı bırakıp hem de Cumhurbaşkanlığı yarışında Erdoğan karşıtı cephenin tek adayı olmayı ister.

Peki bu durumda Kılıçdaroğlu ne der, Abdullah Gül ne yapar? Geçen sefer Cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül’ün devre dışı kalmasını sağlayan Meral Akşener, bir kez daha kurguyu tersine çevirecek çıkışı yapar mı?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik kulisleri yazmaya devam edeceğim ama bu kez seçimin anahtarı İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in elinde. Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul büyükşehir belediye başkan adaylığı konusunda bastıranlardan biri İYİ Parti Genel Başkanı Akşener’di. Akşener’in güçlü desteği nedeniyle Kılıçdaroğlu, İmamoğlu konusunda parti içinden gelen baskılara karşı durmayı başardı. Ekrem İmamoğlu eşi ve kızıyla birlikte Akşener’e boşuna aile ziyaretinde bulunmadı. Bundan sonrasını Abdullah Gül ile Kemal Kılıçdaroğlu düşünsün.

 DAVUTOĞLU VE BABACAN’A ELEŞTİRİ

Ahmet Davutoğlu, Kanal İstanbul’a Başbakan olduğu 64. Hükümet’in programında yer vermişti. Davutoğlu, Meclis’te hükümet programını sunarken “Üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, Avrasya Tüneli ve Kanal İstanbul’la hizmetlerimizi taçlandıracağız” demişti.

Ali Babacan ise Kanal İstanbul’la ilgili olarak “Biz bunun gerçekçi bir proje olduğuna inanıyoruz. Türkiye için hatta dünya için çok konuşulacak bir proje olduğuna inanıyoruz” demişti.

Üçüncü köprüye, üçüncü havaalanına karşı olan Geziciler, bilindiği gibi Kanal İstanbul’a da karşılar. Davutoğlu ve Babacan yeni parti kurup siyasete atılıyorlar ya, ilk işleri Gezicilerin gözüne girmek oldu. Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Kanal İstanbul’dan vazgeçilmesini söylediğini ifade etti. Ali Babacan ise Kanal İstanbul’un bir kutuplaştırma projesi olduğunu savundu.

Erdoğan ile bunlar arasındaki fark burada. Erdoğan inandığı yolda gerektiğinde tek başına yürüdü.

Askeri vesayeti geriletmek için askere karşı dik durdu.

Başörtüsü yasağını kaldırmak için yasakçı zihniyete karşı dik durdu. 15 Temmuz’da darbeyi önlemek için tanklara karşı dik durdu.

Erdoğan, elif gibi dik durduğu için kazandı. Geçmişini inkâr edip, eğilip bükülmeye ne gerek var?

Siyaset duruş demektir.

ADALETİNLE BİN YAŞA!

ÖMRÜ FETÖ’yle mücadele ile geçen Emin Çölaşan, FETÖ’den hapis cezasına çarptırıldı.

Varlık nedeni FETÖ’yle mücadele olan Sözcü gazetesinin yazar ve yöneticilerine ceza yağdı.

FETÖ gemisinin yüzdüğü dönemde, FETÖ’nün kılıcının her tarafı kestiği devirlerde, FETÖ’cülüğün maymuncuk gibi her kapıyı açtığı günlerde, FETÖ’nün Türkiye temsilcisi olan, FETÖ’cülükten prim yapan, FETÖ’nün kayığı devrilince bu kez de FETÖ karşıtlığından prim yapmaya çalışan Hüseyin Gülerce ise ne yaptı biliyor musunuz? Önce Sözcü davasında tanık oldu. Sözcü yazarlarını FETÖ’cülükle suçladı. Adam FETÖ’nün tam göbeğinden geliyor, bir dönem Fetullah Gülen’le görüşmek için ondan referans almanız gerekiyordu. Fetullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı olarak FETÖ’yle yazarları, sanatçıları buluşturan kişi Hüseyin Gülerce’ydi. “Bu işi sen mi bileceksin, yoksa o mu?” diyebilirsiniz. İtiraz etmem. Hakikaten bir dönemler Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı olarak FETÖ’nün Türkiye şubesiydi.

“Emin Çölaşan’ın Fetullah Gülen’le hangi gizli toplantıları yaptığını, Sözcü’nün FETÖ karargâhı olarak nasıl kullanıldığını en iyi o bilir” de diyebilirsiniz. Ona da itiraz etmem. Ben de zaten o düşünceyle Gülerce’nin mahkemede verdiği ifadeyi okudum. Sözcü’nün öyle bir ilişkisi yok ki anlatsın. Emin Çölaşan’ı hedef almış. Yılların FETÖ karşıtı Çölaşan’ı FETÖ’cülükle, darbecilikle suçlamış. Bir delil sunamamış ama mahkemede öyle ileri gitmiş ki hâkimi bile kızdırmış. Dava dosyasındaki suçlamaları okumaya başlayınca mahkeme başkanı, “Ben okudum zaten” diye çıkışmış. Ama mahkeme başkanı, tanık olarak geldiği mahkemeden sanık olarak çıkmasından korkmuş olmalı ki avukatların Gülerce’ye FETÖ geçmişine ilişkin soru sorulmasını engellemiş.

Yıllarını FETÖ’ye mücadeleye adayanların FETÖ’den hapis cezası aldığı, hayatını FETÖ’ye hizmete adayanların ise tanık olduğu bir davada bana “Adaletinle bin yaşa!” demekten başka bir şey düşmüyor.

X