AK Parti’de yeni vizyon arayışları

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti il başkanlarına videokonferans yöntemiyle seslendiği sırada dikkatimi çekti.

Daha ne oluyor demeden, bu kez Cumhurbaşkanı resmi Twitter hesabından paylaşımda bulundu.

2053 VİZYONU

Cumhurbaşkanı, il başkanlarına seslenirken 2023 seçimlerine değindi. Ama “Türkiye’nin 2053 vizyonunu somutlaştıracak zihni egzersizler, beklenti ve talep tespitleri, analizler, teknik ve siyasi proje hazırlıkları için de şimdiden, ‘Bismillah’ demeliyiz” dedi. Ardından da “Başkalarının böyle bir derdi, böyle bir hazırlığı olmayabilir ama AK Parti’nin olmak zorunda” diye ekledi.

TÜRKİYE MODELİ PAYLAŞIMI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, il başkanlarına seslenişi bitirdikten hemen sonra bu kez resmi Twitter hesabından da‘Türkiye modeli’ başlıklı bir paylaşımda bulundu.

AK Parti’de yeni vizyon arayışları

Buraya aynen almak istiyorum: “Biz Türkiye’yi, başkaları böyle istediği için değil, milletimiz layık olduğu için kalkındırmaya, geliştirmeye, ülkemizdeki hak ve özgürlükleri en geniş manada tesise çalışıyoruz. Kendimizle birlikte tüm dostlarımız ve kardeşlerimiz için de aynı mücadeleyi veriyoruz. Bunun adı, TÜRKİYE MODELİDİR. Dünyanın hiçbir yerinde, insani değerler üzerine bina edilmiş böylesine samimi bir demokrasi, adil bir kalkınma hedefi, köklü bir hak ve adalet ideali bulunmamaktadır.”

Erdoğan, “İnşallah 2053 vizyonumuzu işte bu model üzerine inşa edeceğiz” diyor. ‘Türkiye modeli’nin büyük harflerle yazıldığı metinde, aslında 2053 vizyonunun parametreleri veriliyor.

REFORMLARLA BÜYÜDÜ

AK Parti reformlarla büyüyen bir parti oldu. Yaptığı reformlarla hem kendisini dönüştürdü ve geliştirdi, hem de Türkiye’nin önünü açtı. 3 Kasım 2002 tarihinde Kürt sorunundan askeri vesayete kadar bir yasaklar listesi yapsaydınız, herhalde birkaç sayfaya ancak sığardı. Cezaevinde annenin çocuğuyla Kürtçe konuşmasının yasak olduğu bir dönemden bahsediyorum. Türkiye yasaklar ülkesiydi. Kürtçe konuşma yasağından darbelere meşruiyet kazandıran TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesine kadar.

AK Parti hem demokrasinin üzerindeki vesayetleri kaldırdı, hem de yaptığı reformlarla Türkiye’nin yasaklar ülkesi olmaktan çıkmasına hizmet verdi. Bunları yaptığı için 18 yıldır iktidarda. 3 Kasım 2002 seçimlerinde tek başına iktidar olduktan sonra AK Parti’de “İkinci dönemde imkân vermeyebilirler. O nedenle ilk dönemlerde reformları yapma konusunda elimizi çabuk tutmalıyız” yönünde değerlendirmeler yapılmıştı.

AK Parti sadece reformlar yaptığı için ayakta kalmadı elbette ki. Ekonomiyi büyüttü. Darbelerin karşısında dik durdu. 27 Nisan e-muhtırası verildiği gece, “Türkiye’nin geleceğinde ya biz olacağız, ya onlar” diye değerlendirmeler yapılmıştı. 15 Temmuz’da ise Erdoğan, Türkiye’nin darbeler konusundaki makus talihini yendi.

YENİ BİR ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM

AK Parti boğaz köprüleri yapan, denizin altından yol geçiren, insansız hava araçları ile savunma sanayisinde yeni bir dönem açan, Ayasofya’nın zincirlerini kıran bir iktidar oldu. Ancak partide bir süredir topluma yeni bir şeyler söylenmesi yönünde bir arayış vardı. Özellikle de İstanbul seçimlerinden sonra bu talep zirveye ulaşmıştı. İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘2053 vizyonu’ ya da ‘Türkiye modeli’ dediği, bu hazırlıkların ipuçlarını yansıtıyor. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, yeni döneme ilişkin yeni bir hikâye yazma arayışı söz konusu. Siyasetbilimcilerinden, sosyologlardan, iktisatçılardan, vizyon sahibi kişilerden oluşacak bir komisyon kurulması üzerinde duruluyor. 2053 vizyonuna yönelik olarak hem öneriler alınmaya, hem de isimler üzerinde egzersizler yapılmaya çalışılıyor. Daha önceki vizyon belgelerinde yasaklara karşı özgürlükleri önceleyen bir hedef söz konusuydu. Bunların önemli bir kısmı da hayata geçirildi. Ama bu kez hak ve özgürlükler kadar kalkınma boyutu da önem arz ediyor. Klasik özgürlük ve güvenlik dengesi yerine özgürlük ve kalkınma eksenli bir arayış dikkatimi çekiyor. Buna daha çok özgürlük, daha çok zenginlik diyebiliriz.

Bu tür arayışlardan heyecan duyan birisi olduğum için henüz düşünce aşamasındaki bu çabaları paylaşmak istedim. Ete kemiğe bürünmüş bir şey yok. Ortada belirlenmiş isimler ya da vizyon adına netleştirilmiş başlıklar yok. Ama bir arayış söz konusu.

HALİL SEZAİ’NİN VANDALLIĞI NEŞET ERTAŞ’IN TEVAZUU

ŞARKICI
Halil Sezai’yle ilgili olayın adli boyutuyla ilgili değilim. İnsani boyutu beni ilgilendiriyor. Halil Sezai, 67 yaşındaki kalp hastası Hüseyin Meriç’i dövüyor. Öyle bir hırslanmış ki, elinde bir odun parçasıyla evine girip saldırısını sürdürüyor.

AK Parti’de yeni vizyon arayışları

Memleketin şarkıcısı böyle olursa mafyaya ne demeli. Dikkat edin, sanatçı demiyorum. Halil Sezai’nin vandallığını izlerken gerçek sanatçılarımızdan biri olan Neşet Ertaş geldi gözlerimin önüne. Yüksek okullarda okumamış, seçkin ailelerde yetişmemiş birisiydi Neşet Usta. Kırşehir’in gariban Abdalları içinden çıkmıştı. Sadece sanatı değil, kişiliğiyle de hepimizi kendisine hayran bırakmıştı. Nesiller boyu söylenecek türkülere ve hiç unutulmayacak bir tevazua sahipti.

Bir yanda yaşlı adamı yumruklayan Halil Sezai, diğer yanda konsere çıkmadan “parasız Abdalların” derdine düşen Neşet Usta.

Sahneye, “Ayağınızın türabı, gönüllerinizin hızmatcısıyım” diye çıkardı, eğer sahnede ceketini çıkaracak olsa bile seyircisinden izin isterdi. “Müsaadenizle ceketimi çıkarabilir miyim” derdi. Halil Sezai gibilere bakınca, merhum Neşet Ertaş’ın hatırası önünde saygıyla eğiliyor, müsaade ederseniz bozkırın tezenesinin önünde ceketimin düğmelerini iliklemek istiyorum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Adım adım HDP’ye Kobani operasyonu

Güne Sinan Burhan’ın başkanı olduğu Anadolu Yayıncılar Derneği’nde Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le kahvaltı ile başladık. Bir süre önce koronavirüsten dolayı kaybettiğimiz Anadolu Yayıncılar Derneği Yönetim Kurulu üyesi, Şanlıurfalı meslektaşımız İbrahim Toru’yu rahmetle yâd ettik. Şanlıurfa’nın samimiyetini taşırdı İbrahim Toru. Güzel bir insandı.

HDP’YE KOBANİ OPERASYONU

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, yürüyen soruşturmalarla ilgili ser verip sır vermeme tutumunu koruyor. O nedenle 6 yıl sonra başlatılan ikinci dalga Kobani operasyonları konusunda sağdan girdik, soldan sorduk ama perde arkasına ilişkin bir bilgi alamadık. Adalet Bakanı, “Gezi ve Kobani olaylarıyla Türkiye’de sokak üzerinden bir vesayet devşirme alanında Vandallar ve bu konuda teröristler devreyle girdi. 6-8 Ekim olaylarında çok büyük vahşet yaşandı. Terör örgütünün talimatlarıyla yapılan eylemlerde, iki polisimiz şehit oldu, 35 vatandaşımız hayatını kaybetti, Yasin Börü’nün hayatına kurban eti dağıtırken vahşice son verildi. Bunların elbette hesabı sorulur. Türkiye’de bölge halkının, Kürtlerin en büyük sorunu PKK sorunu ve yine oy alıncaya kadar kapılarına geldi ama oy aldıktan sonra kapısının önüne çukur kazdı. Bu siyasetin de bölgeye vermiş olduğu zararı hepimiz biliyoruz. Yürüyen soruşturmayla ilgili savcılık vardığı sonucu kamuoyuyla paylaşacak” demekle yetindi.

SÜLEYMAN SOYLU’NUN EŞBAŞKANLAR VURGUSU

Kobani soruşturmasının nereye odaklanacağı sorusuna cevap aradığımı söylemiştim. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Demirtaş 6-8 Ekim olaylarının bir numaralı sorumlusudur” çıkışı bir fikir verdi. Aradığım sorunun ikinci cevabını ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “6 yıl geçmişmiş de, neden yargı bugün bakıyormuşmuş da, neden böyle yapıyormuş da... Yüzlerce yıl geçti. Kerbela’yı unuttuk mu?” sözlerinde buldum. Soylu o konuşmanın devamında, “Aklımızı ve hafızamızı yediğimizi ve unuttuğumuz sananlara sesleniyorum. Hatırlıyor musunuz? Sözde eşbaşkanlardı. ‘Sokağa çıkın’ diye talimat verdi. ‘Hadlerini bildirin’ diye talimat verdi” diyor.

GİZLİ TANIK

Bir gizli tanık tarafından Kobani eylemleri için Duran Kalkan’ın verdiği talimatı Kamuran Yüksek’in HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilettiği iddia edildi.

KANDİL’İN TALİMATI

Yazının Devamını Oku

Aliyev’le görüşmenin perde arkası

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki Türk heyeti ayrılırken, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Her şey çok güzel gidiyor. İnşallah Karabağ’a Azerbaycan bayrağını kardaşım Tayyip Bey’le birlikte dikeceğiz” diyor. Ardından da o meşhur yumruk işareti yapıyor.

Azerbaycan’ın Ermenistan karşısında elde ettiği her başarıdan sonra Aliyev’in yumruk hareketi yapması adeta bu sürecin simgesi oldu. Elbette ki o yumruk 30 yıl sonra Ermenistan’a karşı kazanılan zaferi simgeliyor. Ama Aliyev, onu aynı zamanda barışın simgesi olarak kullandığını “Karabağ’a bayrağı dikince oradan dünyaya barış mesajı vereceğiz” sözleriyle anlatıyor.

Azerbaycan’ın, Ermenistan’ın saldırılarını püskürtüp 30 yıldır işgal altında olan topraklarını kurtarmaya başlamasının meydana getirdiği duygusal havayı yadsımıyorum ama duyguyla değil, akıllı bir stratejiyle yönetilmesi gereken bir sürecin başındayız.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun heyetinde yer alan Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım, bölge dinamiklerini iyi bilen birisi. Ayrım’ın, “Aliyev’in devlet adamlığı yönünü gördüm. Süreci çok başarılı bir şekilde yönetiyor. İnanıyorum ki Azerbaycan masadan da güçlü kalkacak” tespiti önemli.

BİR YANDA CEPHE, BİR YANDA DİPLOMASİ

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türk heyetiyle görüşmede bir yandan cepheden gelen haberleri takip ediyor, diğer yandan da bölgesel ve uluslar arası diplomasiyi yönetiyor.

‘TAYYİP KARDAŞIM’

Aliyev konuşması sırasında Türkiye’nin verdiği desteğinin önemini her fırsatta vurguluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Kardaşım Erdoğan” ya da “Tayyip Kardaşım” diye söz ediyor.

ERMENİSTAN NEDEN SALDIRDI?

Yazının Devamını Oku

Aliyev ile Putin’in yaş günü diplomasisi

Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırısından bu yana dikkatle izlenen liderlerden birisi Rusya Devlet Başkanı Putin.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın suratına telefonu kapatan Putin, şu ana kadar Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i aramadı. Putin, saldırıların başladığı andan itibaren beklentilerin aksine Ermenistan’ın yanında yer almadı. Hatta Paşinyan’ın içine düştüğü zor durumu uzaktan izlemekle yetindi.

Putin böylece ABD ve Fransa yanlısı Paşinyan’ın burnunu sürtmüş oldu. Putin’in, Paşinyan’ın devrilmesi için çaba gösterip göstermeyeceği ise bilinmiyor. Putin’in, Paşinyan’ı devirip Rusya yanlısı bir yönetimi işbaşına getirebileceği konuşuluyor.

Bu süreçte Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in yürüttüğü diplomasiye de dikkat çekmek istiyorum. Aliyev, Rusya’yı karşısına alacak açıklama yapmaktan kaçınıyor. Çok akıllı bir strateji izliyor. Putin’in, Ermenistan’ın yanında bir görüntü vermesine neden olacak tahriklerden kaçınıyor.

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmaları izleyen Putin’in ne zaman devreye gereceği önemini koruyor. Ama bu süre zarfında Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklardan bir kısmını kurtarması bekleniyor. 

PUTİN’İN DOĞUM GÜNÜ

İlham Aliyev’in öncelikli olarak Putin’in Ermenistan’ın yanında yer almamasını sağlamaya çalıştığı anlaşılıyor. Hatta mümkünse yanına çekmeye çalışıyor. Akıllı bir politika. Aliyev, Putin’in doğum gününü bahane ederek bir adım atacak. 7 Ekim 1952 tarihinde Petersburg’da doğan Putin bugün 68. yaş gününü kutlayacak. Aliyev, Ermenistan-Azerbaycan savaşından bu yana sessizliğini koruyan Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü kutlayarak diyalog sürecini başlatmış olacak. Böylece savaş ortasında bir doğum günü diplomasisi yaşanacak.

ÇAVUŞOĞLU BİR PLAN MI GÖTÜRDÜ?

Bu arada NATO Genel Sekreteri

Yazının Devamını Oku

Kobani soruşturması 6 yıl sonra neden başladı?

19 Ekim 2014 tarihinde Kobani olayları devam ederken ABD Başkanı Obama, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aramıştı. Erdoğan ile Obama arasında şöyle bir diyalog gerçekleşiyor.

ERDOĞAN-OBAMA DİYALOĞU

“Obama: IŞİD, Kobani’ye ilerliyor. Sizin müdahale etmenizi bekliyoruz.

Erdoğan: Biz Kobani’den 200 bin sivili aldık.

Obama: Bunun için Türkiye’ye teşekkür ediyoruz. Ama IŞİD ilerliyor. Sizin müdahale etmeniz lazım.

Erdoğan: Biz sivilleri aldık. Orada PKK terör örgütünün Suriye uzantıları kaldı.

Obama: Ama Kobani düştü, düşecek.

Erdoğan: Bu ısrarınız niye anlamıyorum. Biz oraya peşmergeleri sokabiliriz. Özgür Suriye Ordusu’nu sokabiliriz.

Obama: Biz IŞİD’e karşı direnişleri için onlara silah yardımı yapacağız.

Yazının Devamını Oku

Vaka sayısı değil de neden hasta sayısı açıklanıyor?

Koronavirüs küresel bir salgın olarak insanlığı tehdit etmeye devam ediyor. ABD Başkanı Trump’ın COVID-19 testinin pozitif çıktığı bir dünyada kimse güvencede değil.

Türkiye ise koronavirüsle mücadelede dünyanın en iyi üç ülkesinden biri. Ancak mücadele hâlâ devam ediyor, hiçbir ülkenin rehavete kapılmaya hakkı yoktur.

90’lı yıllarda da gazetecilik yapmış biri olarak sağlıktaki tabloyu çok yakından takip edenlerden biriyim. Dünya küresel bir salgınla boğuşmuyordu. Batı’daki sağlık sistemine imrenerek bakıyorduk. Şimdi onlar bizdeki sisteme imrenerek bakıyorlar. Hastanede hastaların rehin kaldığı, insanların senet imzalayarak cenazesini çıkarmak zorunda kaldığı dönemin yöneticileri ise bugün çıkıyor, Türkiye’nin koronavirüsle mücadelesini küçümseyen açıklamalar yapıyorlar. Ankara’da bir vatandaş, hastaneden kaçırdığı babasının cenazesini bir seyyar tezgâha koyup Ulus’ta eski adliye binasının önüne getirip “Param yok. Ödeyemedim. Adaletiniz bu mu?” diye eylem yapmıştı. O kadar sıradan bir olaydı ki, Ankara ekleri dışında haber bile olmadı.

O günlerden vatandaşlarını ambulans uçakla ülkesine getiren; ABD, İngiltere, İspanya başta olmak üzere birçok ülkeye yardım gönderen bir Türkiye’ye ulaştık. Pandemi sürecinde bazı devlet başkanları virüsü hafife alırken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu mücadeleye öncülük eden liderlerden biri oldu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise sakin üslubu, kucaklayıcı dili ve ayrıntılı açıklamaları ile topluma güven verdi.

Biz bu mücadeleyi toplumla birlikte yürüteceksek, inandırıcılık ve güvenilirlik önemli. O nedenle vaka ve hasta sayısıyla ilgili iddiaları ciddiye aldım. Sağlık Bakanlığı kaynakları ile konuştum.

HASTA SAYISI İLE VAKA SAYISI ARASINDAKİ FARK

Türkiye uzun bir süredir vaka sayısını açıklıyordu. Herhangi bir tartışmaya meydan vermeme ve baştan beri sağlanan güveni sarsmama adına keşke bu o gün açıklanıp, izah edilseydi.

TARAMA YAPIYORUZ

Gelişmiş Batı ülkelerinin birçoğunda hastalık belirtisi olması yetmiyor, eğer solunum sıkıntısı yaşıyorsa test yapıyor. Türkiye ise zaten belirti gösterenlere test yapıyor. Ama bir de dünyadan ayrı artı bir şey daha yapıyor. Tarama yapılıyor. Semptom göstermeyen pozitif vakaları tespit etmek için tarama yapıyor. Hastalık belirtisi gösterip hastaneye gelenlere, cezaevindekilere, sporculara, havaalanlarında yurtdışına seyahat edecek olanlara, COVID testi pozitif çıkanlarla temaslı kişilere test yapılıyor. Günlük olarak 100-120 bin kişi arasında test yapılıyor. 4 Ekim tarihi itibarıyla 10 milyon 806 bin 285 kişiye test yapılmış. Yani test yapılmaktan vazgeçilmiş, testi pozitif çıkanların sisteme kaydedilmesine son verilmiş değil.

Yazının Devamını Oku

Yeni dönemde Meclis’i ne bekliyor?

Siyasetin kalbinin attığı Meclis’i haftanın birkaç günü ziyaret eden bir gazeteci olarak Meclis’i de siyaseti de özlediğimi hissettim.

Meclis’e ilk adım attığımda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, basın girişinde Meclis’e girmeyeceklerini açıklıyordu. Basın bürosundan giremeyince iktidar kulisinden giriş yaptım. Meclis’in açılışına yarım saat olmasına rağmen AK Parti milletvekilleri birer ikişer geliyorlardı. Milletvekilleriyle kuliste selamlaştık, ayaküstü sohbet ettik. Önceden Genel Kurul saatine kadar kuliste oturup çay-kahve içerek sohbet eden milletvekilleri koronavirüs nedeniyle Genel Kurul salonuna girmeyi tercih ettiler.

MİLLETVEKİLLERİ KİLO VERMİŞ

Yaz tatili sırasında milletvekillerinin kilo verdiği dikkatimi çekti. AK Partililer, düzenli olarak spor yapmaktan ziyade yürüyüş yapmayı tercih etmişler. “10 bin adımın altına düşmedim” diyen de oldu, “Dağ bayır yürüdüm” diyen de. Hep gerilim içinde gördüğüm milletvekillerini tatil nedeniyle dinlenmiş buldum. Ama koronavirüs nedeniyle biraz tedirginlerdi.

BAHÇELİ ERKEN GELMİŞTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan gelmeden muhalefet kulisinin nabzını tutmak istedim. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli her zaman oturduğu locadaydı. MHP grup başkanvekilleri ve milletvekilleri etrafında bir halka oluşturmuştu. Bahçeli, Harran Belediye Başkanı’nın kılıç hediyesini kabul ettikten sonra bir süre locada dinlendi. Çay-kahve içmedi. Su içmeyi tercih etti. Zaten 15 dakika önceden Genel Kurul salonuna girdi.

MECLİS BAŞKANI ÖNCEDEN KONTROL ETTİ

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Erdoğan Meclis’in açılışında hangi kritik mesajı verecek?

Meclis bugün yeni yasama yılına başlayacak. Pandemi nedeniyle resepsiyon yapılmayacak.

Meclis’in açılışına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması damgasını vuracak. Erdoğan’ın iç ve dış kamuoyuna önemli mesajlar verecek bir konuşma yapacağı söyleniyor.

Cumhurbaşkanları kimi zaman Meclis kürsüsünden iz bırakan konuşmalar yaptılar. Özal’ın Cumhurbaşkanı seçildiğinde ‘üç hürriyet’i Türkiye gündemine taşıdığı bir konuşması olmuştu. Düşünceyi ifade etme hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, teşebbüs hürriyeti gibi. Demirel, Meclis’i açış konuşmasında Öcalan’ı sınır dışı etmesi için Suriye’yi sert bir dille uyarmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Meclis’i açış konuşmasında uluslararası sorunlara ilişkin önemli mesajlar vermesi bekleniyor.

1) Doğu Akdeniz gerilimi: Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB liderlerine yazdığı mektupta Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının adil olarak dağıtımı ve deniz yetki alanlarının adil ve eşit bir şekilde paylaşımını esas aldığını belirtmişti.

2)Türk-Yunan gerginliği: Yunanistan ve Rum yönetiminin Türkiye ve Kıbrıs Türklerini yok sayan tutumu ve adaları Lozan Anlaşması’na aykırı olarak silahlandırma çabalarının yaşanan gerilimin nedeni olduğunu belirterek, Türkiye’nin sorunların çözümü için Yunanistan ile ön koşulsuz olarak diyaloğa hazır olduğumuzu söylemesi bekleniyor.

AZERBAYCAN’A DESTEK, ERMENİSTAN’A UYARI

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının bir bölümünü ise Azerbaycan-Ermenistan savaşına ayırması bekleniyor. Savaşın işgalci konumundaki Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırması üzerine çıktığını vurgulayacak olan Erdoğan’ın, işgalci Ermenistan ile topraklarını savunmak zorunda kalan Azerbaycan’ın eşit tutulmasıyla bir çözüme ulaşılamayacağını söylemesi bekleniyor. Erdoğan’ın, çözümün sağlanması için Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilip saldırgan tutumunu sona erdirmeden bölgede huzurun sağlanamayacağına vurgu yapacağı ifade ediliyor.

Azerbaycan’a destek bildirisi için TBMM’ye bir kez daha teşekkür edecek olan

Yazının Devamını Oku

Anketlerden ilginç sonuçlar çıkıyor

Gündemimizde Azerbaycan-Ermenistan savaşı, koronavirüste ikinci dalga ve ekonomideki gelişmeler var. Ama sizi bunlardan biraz sıyırıp anketlerin dünyasına götürmek istiyorum. Başkanlığını Dr. Hilmi Daşdemir’in yaptığı Optimar’ın eylül ayı araştırmasından ilginç sonuçlar çıkıyor.

KORONAVİRÜS MÜ EKONOMİ Mİ?

Nisan ve mayıs aylarında gündemin ilk sırasında yer alan koronavirüs, yaz aylarıyla birlikte kısmen gerilemişti. Ancak ikinci dalgayla birlikte yaşanan artışlar koronavirüsü ilk sıraya taşıdı. Ankete katılanların yüzde 33.9’u koronavirüs derken, ekonomi 33.3’le ikinci sırada yer aldı. Oysa ağustos anketinde ekonomi birinci sırada, koronavirüs ise ikinci sırada yer alıyordu. Söz konusu sağlık olunca ekonomi ikinci sıraya düştü. Ama doların yeniden yükselişe geçtiği ağustos ayında ekonomi 41’le birinci sırada yer alıyordu.

CUMHUR İTTİFAKININ OY ORANI NE?

Anketlerde partilerin oy oranı veriliyor ama değerlendirmeler ‘cumhur ittifakı’ ve ‘millet ittifakı’ olarak yapılıyor. Optimar’ın anketine göre kararsızlar dağıtıldığında AK Parti’nin oy oranı yüzde 41.4 olarak yer alıyor. MHP ise 9.5’e ulaşıyor. AK Parti ve MHP’nin oyları toplandığında ise 50.9’a ulaşıyor. Bu verilere göre ‘cumhur ittifakı’ yüzde 50’nin üzerine çıkıyor.

CHP’NİN OYLARI NE DURUMDA?

CHP’nin oylarını hem parti olarak verip hem de ‘millet ittifakı’ olarak değerlendireceğim. CHP’nin oyları bir süredir yüzde 25’in altında. Başarılı bir kurultay yapmasına rağmen CHP’de kısmı bir gerileme gözleniyor. Optimar’ın araştırmasında CHP’nin oyları yüzde 23.8 olarak yer alıyor.

PEKİ İYİ PARTİ?

İYİ Parti, eylül ayı araştırmasında 9.3 olarak yer alıyor. Parti ağustos araştırmasında ise 9.8 olarak çıkıyordu.

Yazının Devamını Oku

Duygu Delen olayında flaş gelişme

Duygu Delen, Gaziantep’te Mehmet Kaplan’la beraber bulunduğu evin dördüncü katından düşerek hayatını kaybetmişti.

Duygu Delen intihar mı etti, yoksa Mehmet Kaplan tarafından aşağıya mı atıldı? Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, Duygu Delen’in ölümünü aydınlatmak üzere titiz bir soruşturma yürütüyor. Duygu Delen olayına resmi bilirkişi olarak atanan Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Hakan Kar tarafından hazırlanan rapor, mahkemeye sunuldu. Bilirkişi raporu Duygu Delen’in intihar mı ettiği yoksa Mehmet Kaplan tarafından aşağıya mı atıldığı yönündeki soruşturmaya ışık tutacak. Bilirkişi Hakan Kar, Ankara’da Şule Çet olayının aydınlatılmasında da önemli katkı sağlamıştı. O nedenle davanın resmi bilirkişisi olarak atanan Prof. Dr. Hakan Kar’ın hazırladığı rapordaki tespitleri paylaşmak istiyorum. Bilirkişi raporunda, “Duygu Delen’in düşme anında bilincinin kapalı ancak canlı halde olduğu” tespitine yer verildi. Olay yerindeki, “kemer”in varlığına dikkat çekildi. Ayrıca Duygu Delen’in vücudunda sert bir cisimle vurma sonucu olabilecek “ray tipi ekimoz” tespit edildi.



DURDUĞUM YER

Yargılamanın hassasiyetini dikkate alarak mümkün mertebe yorum yapmaktan kaçınıyorum. Ancak genç bir kızın ölümüne duyarsız kalamazdım. Çünkü bu olayın sadece adli boyutu yok. Beni asıl ilgilendiren tarafı ise insani tarafı.

DUYGU DELEN’İN 

Yazının Devamını Oku

Ermenistan Azerbaycan’a neden saldırdı

Can Azerbaycan dün, Ermenistan’ın saldırısına maruz kaldı. O saldırıyı yüreklerimizin derinlerinde hissettik. Çünkü o saldırı aynı zamanda bize yapıldı. Çünkü biz “İki devlet tek milletiz.”

Ermenistan’ın Rusya’nın haberi olmadan bu saldırıyı gerçekleştiremeyeceği biliniyor. Ancak Rusya bir yandan Ermenistan’ı kışkırtırken diğer yandan askeri yöntemlerle sonuç alınmasını doğru bulmadığını ifade ediyor. Putin, Ermenistan Başbakanı Paşinyan ile görüşmesinden sonra Kremlin’den yapılan açıklamada bölgede askeri çatışmaların derinleşmesinden endişe duyulduğu ifade edildi. Azerbaycan’ın işgal edilen köylerin bir kısmını kurtardıktan sonra yapılan bu açıklama timsah gözyaşlarından öteye bir anlam taşımıyor.

Tabi Ermenistan’ın saldırganlaşmasının arkasında Fransa’nın parmak izlerini de görmek gerekiyor. Yunanistan’ı kışkırtarak bir sonuç elde edemeyen Putin, bir kez daha Ermenistan kartını devreye soktu. Ermenistan, Yunanistan, Rum kesimi kimi Macron’un, kimi Putin’in maşası olmaktan öteye geçemediler.

Macron, Yunanistan ve Rum kesimini kışkırttı ne oldu? Ne Yunanistan ne Rum kesimi kazançlı çıktı. Macron ise Erdoğan’ı arayıp, geri adım atmak zorunda kaldı. Şimdi benzer bir oyunu Ermenistan üzerinden oynamaya çalışıyor.

Ama söz konusu Ermenistan olunca buradaki esas oğlan Putin...

Libya’da sıkışan Putin, Ermenistan kartını sahaya sürdü. Ancak Putin’de gördü ki, hırsı aklından öte giden Ermenistan Başbakanı Paşinyan sadece kendisini değil, Rusya’yı da rezil edecek.

Bu olay da bir kez daha gösterdi ki, bölgenin iki büyük ülkesi Türkiye ve Rusya olmadan bölgede bir statükonun oluşturulması mümkün değil. Türkiye, Kafkasya’da Rusya gerçeğini dikkate almadan hiçbir adım atmadı. Rusya’yı ürkütmek yerine Rusya ile işbirliğini tercih etti. Ama aynı yaklaşımı göremedik. Bunu Putin’in de iyi anlaması gerekiyor. Özellikle Fransa’nın bölgeye parmağını sokmasının önlenmesi açısından.

TÜRKİYE’YE MESAJ

Bu saldırıyı sadece Azerbaycan’la sınırlı görmek, fotoğrafı eksik okumak olur. Bunun bir ucunda da Türkiye var. Türkiye, şimdiye kadar Ermenistan’a her zaman ılımlı yaklaşmasına, bir dönemler milli takımların dostluk maçı yapılabilecek seviyeye gelinmesine rağmen, Ermenistan kişilikli bir devlet olarak değil, başka ülkelerin sahaya sürdüğü bir kart olarak hareket etmeyi tercih etti. Ama sert kayaya çarptı. Ne Azerbaycan eski Azerbaycan. Ne Türkiye eski Türkiye. Ne de bölgede artık eski dengeler var.

Yazının Devamını Oku

Diplomasideki kritik görüşmelerin perde arkası

Demirel, “Siyasette 24 saat uzun bir süredir” demişti. Bu tespiti artık dış politikadaki gelişmeler için de kullanabiliriz. Çünkü 24 saat önce AB’deki yaptırım girişimini, Türk-Yunan gerilimini, Macron’un Türkiye karşıtı çabalarını, Doğu Akdeniz’de yükselen tansiyonu konuşurken gündem birden değişti. Dikkat edin, iklim değişti, bahar oldu demiyorum. Yalancı bahar olmaması için dikkatli olmak gerektiğini belirtiyorum ama dış politikada önemli gelişmeler yaşandığının altını çizmek istiyorum. Dilerim, bu süreç Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin ivme kazanmasına yol açar. Dilerim, Türkiye ile AB arasında bir motivasyona neden olur. Çünkü uçağın rotasını AB’ye çevirmesine çok ihtiyacımız var.

Yeni bir döneme adım attığımızı dileyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la, AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen’le, AB Konseyi Başkanı Michel’le yaptığı görüşmelerin perde arkasına ilişkin kulisleri paylaşmak istiyorum. Bu arada Erdoğan’ın, AB liderlerine yazdığı mektuptan bazı satırbaşlarını yansıtacağım.

MACRON’LA GÖRÜŞME

Macron kaynaklı krizin zirveye çıktığı bir sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı’nın bir telefon görüşmesi yapacağı söylenseydi aklınıza ilk olarak ne gelirdi? Ben çok sert bir görüşmenin yapılacağı konusunda bahse girerdim. Ama iyi ki girmemişim. Çünkü kaybederdim.

Erdoğan-Macron görüşmesi için “Şu ana kadar yapılan görüşmeler içerisinde en yumuşak olanıydı. En yapıcı görüşmeydi” denildi. Hatta daha önceki görüşmelerde iki lider zaman zaman tarihten örnekler vermek suretiyle birbirlerini iğnelerken bu kez öyle olmamış.

YAPICI GÖRÜŞME

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan’la yaşanan gerilim ve Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakların adil olarak dağıtılması konusu başta olmak üzere, Suriye’den başlayıp Libya’ya kadar uzanan hatta ayrıntılı açıklamalar yapmış. “Keşke açıklama yapmadan önce bizimle konuşsaydınız” demiş.  Macron da “Birbirimizle konuşabilirdik” karşılığını vermiş. Macron’un “Bakanlar görüşebilirdi” vurgusu üzerine Erdoğan, “Dışişleri Bakanımız sizin bakanınız tarafından davet edilmişti. Bakanımız gidebilir” diyor.

MACRON’DAN ‘DİYALOĞU SÜRDÜRELİM’ ÖNERİSİ

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Düğümü Yargıtay çözecek

Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra CHP heyeti, Meclis Başkanı Mustafa Şentop’u ziyaret ederek Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin iade edilmesini istemişti.

Meclis Başkanı Şentop ile CHP heyeti Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının beklenmesi ve birinci derece mahkeme ile Yargıtay’ın tesis edeceği hükmün görülmesi üzerinde durulmuştu.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının çok gecikmeyeceği söyleniyor. Ama asıl iş ondan sonra başlıyor. Düğümü Yargıtay ile Meclis birlikte çözecek. Asıl önemli olan Yargıtay’ın kararı olacak.

Birkaç noktanın üzerinde duruluyor.

1. Bireysel başvuruyla ilgili karar otomatik olarak hak doğurmuyor. Ama Anayasa Mahkemesi’nin kararını hem ilk derece mahkeme hem de Yargıtay dikkate almak durumunda. Yok sayamaz.

2.  Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına uymayabilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Yargıtay’ın üzerinde bir süper temyiz mahkemesi değil.

3. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararını yeniden yargılama sebebi olarak görüp reddedebilir.

KRİTİK NOKTA

4.

Yazının Devamını Oku

Görüşme talebi Macron’dan geldi

Virüs nedeniyle AB zirvesi 1 Ekim’e ertelendi ama Rum kesiminin Türkiye’ye yaptırımlar uygulanması yönündeki çabaları zirve öncesinde tansiyonu yükseltmişti.

Rum kesimini Fransa ve Yunanistan’la birlikte okumak gerekiyor. Bakmayın Türkiye’nin yalnız kaldığı yönündeki yorumlara... Demirel’in dediği gibi, “Türkiye büyük bir ülkenin adı demek.” Zirve öncesinde bir dizi diplomatik girişim başlatıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Almanya Başbakanı Merkel ve AB Konseyi Başkanı Michel ile yaptığı üçlü zirve önemli bir adımdı. Türkiye’ye yaptırımlara karşı çıkan Merkel, diyaloğa geçilmesini savunuyor.

Üçlü zirvenin iki ayağı vardı:

1- Türkiye-Yunanistan gerilimi.

2- Doğu Akdeniz’de gerginliğin giderilmesi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan ile diyaloğa hazır olduğumuz mesajını verdi. Merkel ve Michel’in duymak istediği de buydu. Hatta Erdoğan, iki ülke arasında istikşafi görüşmelerin başlayabileceğini ifade etti. Eğer Merkel’in çabalarıyla Oruç Reis Antalya’ya çekilip Mevlüt Çavuşoğlu ile Borrell 6 Ağustos’ta Malta’da görüştüğü sırada Yunanistan Mısır’la anlaşma yapmasa, 7 Ağustos’ta istikşafi görüşmelerin başlayacağı ilan edilecekti.

MERKEL’İN TEKLİFİNE ERDOĞAN’IN YANITI

Çabaları sonucunda Oruç Reis’in limana çekilmesini sağlayan Merkel’in, Yunanistan’ın Mısır’la anlaşma yapması üzerine “Şok oldum” dediği ifade ediliyor. Oysa Merkel, o gün iki ülke arasında istikşafi görüşmelerin başlayacağının ilan edilmesini bekliyordu. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Miçotakis’le telefonla görüşür müsünüz?” diye teklifte bulunmuştu. Erdoğan da  “Önkoşulsuz olursa niye olmasın, ben konuşurum” diyerek diyalog kapısını aralamıştı. O gün gerçekleşmeyen Erdoğan-Miçotakis görüşmesinin yapılması, iki liderin videokonferans yoluyla görüşmesi bekleniyor.

Doğu Akdeniz’deki gerilim konusunda ise

Yazının Devamını Oku

Akşener ile Demirtaş kahvaltı masasını kurdu mu?

İYİ Parti, koronavirüs önlemlerine dikkat eden bir kongre yaptı.

Meral Akşener, genel başkanlığa oybirliğiyle yeniden seçildi. Ama partide bir fay hattı kendini yeniden hissettirdi.

İYİ Parti kongresini Meral Akşener’in yeni açılımı ve partide yaşanan “güç mücadelesi” açısından değerlendirmekte yarar var.

KAPIYI ARALADI

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in kurultay konuşmasında Kürtlere ve Zazalara yönelik mesajı dikkat çekiciydi. Akşener, aynı cümle içinde Alevilere de sinyal gönderdi. Ama eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kahvaltı çıkışı ile başlayan süreç olması nedeniyle Kürtler ve Zazalarla ilgili bölüm ön plana çıktı.

Demirtaş, “Mesela ben dışarıda olsaydım bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve ‘Kahvaltıya geldik’ derdim” demişti. Daha önce “HDP’yi, PKK’nın yanı başında, uzantısı olarak konumlandırıyoruz” diyen Meral Akşener’in yanıtı merak ediliyordu.

Akşener, kahvaltı talebini geri çevirmedi. “Güneydoğu’da şöyle bir gelenek var, kan davalınız bile olsa kapınızı çaldığı zaman içeri alırsınız” sözleriyle kapıyı aralamıştı.

KÜRT VE ZAZA VURGUSU

Akşener

Yazının Devamını Oku

‘Hiç kimse endişeye kapılmasın’

Koronavirüs nedeniyle mart ayından bu yana kapalı olan okullarda ders zili bugün çalacak. Okulöncesi eğitim ve birinci sınıfa gidecek çocuklar, okula ilk adımlarını atacaklar. Diğer sınıflar için okullarda eğitimin ne zaman başlayacağı ise ileride değerlendirilecek.

Koronavirüsün seyri belirleyici olacak. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’la koronavirüs önlemleri kapsamında başlayacak eğitimi konuştuk. Öncelikle alınan tedbirleri sordum. Milli Eğitim Bakanı, “Biz ‘Her şeyden önce sağlık’ diyoruz. Tüm illerde, il müdürlükleri koordinasyonunda velilere yönelik bilgilendirme toplantıları yapıldı. Ayrıca randevu verilmek suretiyle velilerin okullardaki hazırlıkları ve salgın önlemlerine yönelik tedbirleri görmeleri sağlandı. Ayrıca tüm illerde servis şoförlerine yönelik eğitimler tamamlandı. Şimdi biz, öncelikle okulöncesi eğitim ve ilkokul 1. sınıf düzeyindeki çocuklarımız için okullarımızın kapılarını açıyoruz. Okullarımıza yeni adım atacak bu çocuklarımız için ‘oyun’ temelli bir model ortaya koyuyoruz. ‘Temassız Oyunlar’ kitapçığımız işte burada hazır. Uyum sürecinde, dünya ülkelerinden çok daha hızlı bir mesafe alacağız. Yine temizlik için yardımcı personel, hijyen malzemesi, maske gibi ihtiyaçlara yönelik de çalışmaları tamamladık” diye karşılık verdi.


Tabii ki bu fotoğraf pandemi öncesine ait

BAKAN SELÇUK’TAN GÜVENCE

Alınan bu önlemlere rağmen aileler elbette ki tereddütlü. Bir yandan okulla ilk kez tanışacak olan çocuklarının eğitimlerinin başlamasını istiyor, diğer yandan “Ya virüs bulaşırsa” kaygısını taşıyorlar. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da bunun farkında: “Kimse hiçbir endişeye kapılmasın. Evlatlarımız, öğretmenlerimiz, eğitim çalışanlarımız ve velilerimiz için bir yerde riski varsa orada biz yokuz diyoruz. Şundan herkes emin olsun ki okullarımız ve tüm eğitim kurumlarımız şu anda kamuoyuna açık toplu alanlar içinde en güvenilir alanlardır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.” 

21 EYLÜL’DEN SONRA NE OLACAK?

21 Eylül’den sonra diğer sınıfların okula başlaması düşünülüyor. Peki o zaman hangi kriterlere göre karar verilecek? İşte Milli Eğitim Bakanı’nın yanıtı:

“Biz süreci başından beri Sağlık Bakanlığı’yla koordineli bir şekilde, Bilim Kurulu’nun tavsiyeleriyle şekillendiriyoruz. Bu doğrultuda kriterlerimiz belli:

Yazının Devamını Oku

CHP’deki Atatürk tartışması ciddi

Canan Kaftancıoğlu’nun konuşması CHP’deki fay hattını harekete geçirdi. Partideki Atatürk ve Mustafa Kemal ayrışmasını ortaya çıkardı. Siyasi sonuçları olur mu bilmem ama CHP’deki Atatürk tartışmasını ciddiye almak gerekiyor. Çünkü kendini Atatürkçü ve Kemalist olarak tanımlayan bir grup CHP’de pasifize edildiklerini düşünüyor.

“Memleket Hareketi”ni başlatan Muharrem İnce, CHP’de Atatürk düşmanları olduğunu iddia etmişti. 10 Haziran hareketinden gelen ve HDP’ye yakın duran isimlerin partiye egemen olduğunu, gerçek Atatürkçülerin ise dışlandığını düşünüyorlar. CHP’de en ciddi bölünme olan Güven Partisi de benzer tartışmaların ürünü olarak ortaya çıkmıştı. Atatürk tartışmasının yeni bir partiye dönüşeceğini düşünmüyorum. Öyle bir tablo yok. Ama Kılıçdaroğlu’nun tedbir almasını gerektirecek bir durum söz konusu. Atatürk’ün partisi CHP’de Atatürkçüler huzursuz.

CHP’LİLER BÜYÜTTÜ

Atatürk tartışması CHP’deki ekipleri harekete geçirince parti yönetimi iktidarı suçlamayı tercih etti. Oysa tartışma CHP’li Uluç Gürkan’ın, Taksim toplantılarının konuğu olan Canan Kaftancıoğlu’na, “Atatürk adını kullanmamak tercihiniz mi?”  diye sorması üzerine başladı. Kaftancıoğlu’nun “Kendimi ait hissettiğim bir ifade olduğu için tercih ediyorum” diye yanıt vermesi üzerine tartışma Türkiye’nin gündemine yerleşti.

İşin büyüyüp CHP içinde bir hesaplaşmaya dönmesi ise bir grup CHP milletvekilinin attığı tweet’ler üzerine başladı. İki örneği almak istiyorum.

 Mehmet Akif Hamzaçebi:

“Cumhuriyetimizin ve üyesi olduğum Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü şükranla anıyorum. ATATÜRK’ü anmak saygının ötesinde onurdur, gururdur. ATATÜRK’ün ismini anmakta tereddütü olanlar O’nunla problemi olanlardır.”

 

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, Atatürk tartışmasından rahatsız

İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun Taksim toplantılarında Mustafa Kemal demesi CHP’de Atatürk krizinin patlak vermesine yol açtı.

Partideki fay hatları harekete geçti. Kimi Canan Kaftancıoğlu ile kurultaydan gelen hesabını görmek için Atatürkçülük tartışmasını kendini açısından avantajlı bir zemin olarak gördü, kimi Atatürkçülük üzerinden güç kazanmaya çalıştı.

CHP’de bir dönem Meclis’te bir milletvekilinin odasındaki Atatürk’ün resminin indirilip çöp kutusuna atılması tartışması yaşanmıştı. CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı’nın suçlandığı, Ankara milletvekili Necati Yılmaz’ın haksızlığa uğradığı, Aylin Nazlıaka’nın partiden ihraç edilip daha sonra geri döndüğü olaydan söz ediyorum.

Zaman zaman, Atatürk’ün CHP’den çektiği ne diye düşünmeden edemiyorum. Hem Atatürk’ün siyasi mirasını yiyorlar hem de parti içi iktidar kavgalarını
Atatürk’ün üzerinden yapıyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun Atatürk tartışmasından çok rahatsız olduğu söyleniyor. Tartışmanın uzatılmaması için uyarıda bulunmuş. Ahmet Davutoğlu’nu ziyaretten sonra bu konu sorulduğunda belirli bir medya grubunun bunu öne çıkarmasının anlaşılır olmadığını söyledi. Ama Kemal Bey, size yakın bir gazete yazdı bunu. Ayrıca gazetecilik yaptılar, haberi verdi. CHP’lilere Atatürk üzerinden birbirinizi suçlayın demedi ki...

CHP bir süredir tekrar eski iç tartışmalarına dönmeye başladı. Burada görev Kılıçdaroğlu’na düşüyor. Kılıçdaroğlu, Atatürk tartışmasını kesmeleri için Özgür Özel üzerinden milletvekillerini uyardı ama bu yeterli olmadı. Kemal Bey masaya yumruğunu vurup bu tartışmaların önünü kesmezse, CHP krizlerin partisi  formatına geri dönecek. Çünkü gruplar birbirini yemek için aportta bekliyor. Benden uyarması...

CHP YENİDEN KRİZLERİN PARTİSİ Mİ OLUYOR?CHP’

Yazının Devamını Oku

Mehmet Kaplan’ın kanında alkol ve esrar tespit edildi

Gaziantep’te Mehmet Kaplan’la birlikte olduğu evin dördüncü katından düşerek hayatını kaybeden Duygu Delen’le ilgili Adli Tıp raporunun kimya ve biyoloji sonuçları ortaya çıktı. Ancak soruşturmayı yürüten Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Duygu Delen’le ilgili olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’na sorduğu soruların yanıtlarının verilmesinin ise biraz zaman alacağı öğrenildi.

Duygu Delen olayıyla ilgili kapsamlı bir soruşturma yürüten Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’na Duygu Delen’in intihar mı ettiği yoksa öldürüldüğü mü, intihar ettiğine dair emarelerin olup olmadığı, düşmeden önce şuurunun yerinde olup olmadığı gibi sorular sorduğu ortaya çıktı.

İSTANBUL ADLİ TIP DOĞRULADI

İstanbul Adli Tıp Kurumu kimya ve biyoloji ihtisas grupları ise incelemelerini tamamlayarak raporlarını sundular. Adli Tıp raporunda Mehmet Kaplan’ın 257 promil alkollü olduğu tespit edildi. Kaplan’ın kan örneklerinde yapılan incelemede esrar belirlendi. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Mehmet Kaplan’ın kan ve idrar örnekleri üzerinde yapılan incelemede de “THC (esrar) metabolitleri saptanmıştır” denilmişti. İstanbul Adli Tıp Kurumu bu incelemeyi doğruladı.

Duygu Delen’in kan ve idrar örneklerinde ise alkol veya herhangi bir uyuşturucu tespit edilmedi.

MEHMET KAPLAN’IN DNA’SI TESPİT EDİLDİ

Duygu Delen, yakın çevresindekilerin anlatımına göre yaşamayı seven, hayat dolu genç bir kızdı. Daha önce yaşadığı sorunlar nedeniyle ayrıldığı erkek arkadaşı Mehmet Kaplan’la bir araya geldiği evin dördüncü katından düşerek hayatını kaybetti. O günden bu yana Duygu Delen intihar mı etti, yoksa atıldı mı sorusu aydınlatılmayı bekliyor. Duygu Delen’in giysilerinden ve vücudundan alınan örneklerin incelenmesinde Mehmet Kaplan’a ait DNA örnekleri tespit edildi.

MEHMET KAPLAN’IN MESAJLARI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan hangi gazete haberini inceledi?

27 Mayıs darbesinden sonra hukuk tarihimize bir yüz karası olarak geçen yargılamalarının yapıldığı Yassıada’da 12 Eylül’ün yıldönümü nedeniyle Adalet Bakanlığı tarafından bir sempozyum düzenlendi.

Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak düzenlenen Yassıada’daki sempozyumun açış konuşmasını Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptı. Yassıada’daki programa eski başbakanlardan Tansu Çiller ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de katılmıştı. Bahçeli bir de konuşma yaptı.



Sempozyumdan önce Erdoğan, Çiller ve Bahçeli bir süre çay içip sohbet etmişler. Liderler 12 Eylül’ün yıldönümü olması nedeniyle darbeleri konuşmuşlar. Ama sadece 12 Eylül’ü değil, mekân Yassıada olunca daha çok 27 Mayıs’ı ve Menderes’i konuşmuşlar. Demirel, “Başbakan olduğumda karşımda Menderes’in idam sehpasındaki fotoğrafı duruyordu” demişti. Çiller, 28 Şubat’ı yaşadı. Erdoğan, 28 Şubat’ın mağduru oldu. 27 Nisan’da e-muhtıraya maruz kaldı. 15 Temmuz’da darbeyi püskürttü. Eğer 15 Temmuz’da Erdoğan değil, Allah korusun darbeciler kazansa, bugün tarih başka türlü yazılacaktı. Bahçeli de her defasında darbeye karşı çıktı. Erdoğan, Çiller ve Bahçeli adada 12 Eylül’le ilgili olarak açılan sergiyi gezmişler. Cumhurbaşkanı Erdoğan orada bir gazete haberinin önünde durmuş, dikkatlice okumuş. Merak ettim, soruşturdum. Erdoğan, CIA’in Türkiye şefi olan Paul Henze’nin 12 Eylül darbesini ABD Başkanı Carter’e, “Bizim çocuklar başardı” diye ilettiği haberin kupürünü incelemiş. Zaten konuşmasında da “Darbe haberi Washington’a ulaştığında, birilerinin ‘Bizim çocuklar başardı’ demesi, 12 Eylül’ün gerisindeki karanlık yüzü ifade ediyordu. Hiç şüphe yok ki 15 Temmuz gecesi birileri yine aynı mekânlarda ‘Bizim çocuklar yine başardı’ demek için bekliyordu” diye konuşmuştu.

15 Temmuz’da tersi oldu. Bu kez CIA’in çocukları değil, Erdoğan’ın liderliğinde bu milletin çocukları kazandı.

BÜLENT ARINÇ’TAN İYİ HABERLER VARESKİ

Yazının Devamını Oku