40 yıldır girilemeyen yerlere giriliyor

Kandil, PKK ile mücadelenin simgesi oldu. Birinci Körfez Savaşı’nda PKK’yı Kandil’e yerleştiren ABD oldu. Tabii İran’ın desteğiyle. Kandil’de sıkışan PKK’nın bir süredir Kandil’i Sincar’a taşıma çabaları takip ediliyordu.

Sincar vuruldu.

PKK’nın silah depoları, sığınakları, eğitim alanları yerle bir edildi.

Bazı ülkelerin Sincar’a operasyon yapılmasını engellemek istediği anlaşılıyor. 

Hangi ülkeler? PKK’yı Kandil’e yerleştirenler elbette ki.
“Sincar’a girmeyin” diyorlar.

Türkiye’nin cevabı “Biz Sincar’a girdik” oluyor.

Bundan memnun olmuyorlar.

Kararlılık çok önemli.

PKK’nın Haftanin kampına yönelik operasyon sürüyor.
“40 yıldır girilemeyen yerlere giriliyor. Sığınaklar, silah depoları, mağaralar tek tek imha ediliyor” deniliyor.

6 AY ÖNCE PLANLANMIŞ

Pençe-Kaplan harekâtının planlaması 6 ay önce yapılmış. Harekâttan önce bölge aktörleriyle görüşülmüş, arka kapı diplomasisi yürütülmüş. PKK kamplarına yönelik daha önce de operasyonlar yapıldı. Ama bir süre sonra çekilince, PKK tekrar kamplarına yerleşti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın “Kandil’i BBG evi gibi izliyoruz” dediği dönemde,  bölgeye yönelik geniş kapsamlı bir harekât başlatılmıştı. ABD’nin tepkisi üzerine 3 gün sonra bölgeden çekilmek zorunda kalmıştık. Ama şartlar değişti.

PENÇE-KAPLAN SÜRECEK

Bir süredir terörle mücadelede farklı bir konsept uygulanıyor. Terörün kaynağında yok edilmesi konsepti bu. Haftanin, eylem yapmak üzere Kandil’den çıkan teröristlerin Türkiye’ye geçiş yaptıkları bir kamp olma özelliğini taşıyor. Bu açıdan stratejik bir noktada. Türkiye-Irak sınırının dağlık bir bölge olması nedeniyle operasyonlarda zorluklar yaşanıyor, PKK’lıların arazi şartlarından yararlanarak Türkiye’ye sızmaları önlenemiyordu. Ancak Pençe-1, Pençe-2 ve Pençe-3 harekâtlarıyla PKK sınırımızdan 20-25 kilometre güneye sürüldü. PKK’lılardan temizlenen bölgelere 16 geçici üstlenme yapıldı. Pençe-Kaplan harekâtı ile bu kez PKK’nın Türkiye’ye geçiş üssü ortadan kaldırılıyor. Harekâtın bir süre daha devam edeceği söyleniyor. Tabii Haftanin kampı temizlendikten sonra oraya da geçici üslenmeler yapılacak. Bir anlamda sınırlarımızın ötesinde sızmaların önüne set çekiliyor. Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılıyız. Ama sınırın öte yanını kontrol altına almadan terörle mücadele etmek mümkün değil.

HULUSİ AKAR DA LİBYA’YA GİDECEK

BU arada Libya’da çok kritik bir aşamaya gelindi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın kısa bir süre önce Libya’daydı. Türk heyetinin ziyareti dünyaya önemli bir mesaj oldu. O ziyaret sırasında gözler Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı aradı. Hulusi Akar’ın heyette olduğu ancak NATO toplantısı nedeniyle gidemediği ortaya çıktı. Ama yeni bir bilgi daha. Bir sabah kalktığımızda Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Libya’da olduğu haberini alabiliriz. Çünkü Hulusi Akar’ın da Libya’yı ziyaret edeceği söyleniyor.

SİRTE VE CUFRA NEDEN ÖNEMLİ

Libya’da sırada Sirte ve Cufra var. Akdeniz’in batısını kontrol eden deniz üssünün bulunması nedeniyle, Sirte stratejik bir mevki olarak görülüyor. Cufra ise askeri havaalanına sahip olması nedeniyle operasyon açısından önem taşıyor. Sirte ve Cufra’nın bir başka özelliği ise “petrol hilali”ni oluşturmaları. Serrac hükümeti operasyonun düğmesine henüz basmadı ama Ankara, Sirte ve Cufra operasyonlarının yapılması konusunda kararlı.

ABD’NİN LİBYA MESAJI

ABD’nin Afrika Kuvvetleri Komutanı Townsend ve ABD Libya Büyükelçisi Nordlan, Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Serrac’la görüşmüştü. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump’la görüşmesinde Rusya’ya karşı ABD’nin devreye  girmesini istemişti. O nedenle bu görüşmenin sonuçları önemliydi. Görünen o ki ABD, bir süre daha Libya’daki gelişmeleri izlemeye devam edecek.

RUSYA’YA TARİHİ FIRSAT SUNULDU

ABD’nin Suriye’deki yanlış politikaları nedeniyle, Rusya sıcak denizlere inerek Akdeniz’de üs sahibi oldu. ABD aynı yanlışı Libya’da da yapıyor. ABD’nin Libya’daki gelişmeleri uzaktan izlemesi nedeniyle Rusya bu kez Akdeniz’in batısında da söz sahibi oldu. Türkiye ise ABD başta olmak üzere Batı dünyasını harekete geçirmekte zorlanıyor. Türkiye’nin “Akdeniz’e kıyı 7 ülke var. Rusya ile birlikte bu sayı 8 oldu. Rusya’nın Suriye’den çıkması ancak üçüncü dünya savaşı ile mümkün olabilir. Rusya, ABD’nin yanlışları nedeniyle asırlık rüyası olan sıcak denizlere indi. Akdeniz’de üs sahibi oldu. Libya’da da aynı yanlışlar tekrar edilirse Rusya, bu kez batı Akdeniz’in kontrolünü de ele geçirmiş olacak” uyarısı ABD’yi harekete geçirmiş değil.

HUKUK CİNAYETİNİ MECLİS TEMİZLEDİ

Meclis’te dün tarihi bir adım atıldı. Demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen Yassıada mahkemelerini yok hükmünde sayan kanun teklifi, Meclis’te oybirliği ile kabul edildi. Yassıada mahkemelerinin yok hükmünde sayılmasıyla ilgili süreç, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından başlatıldı. Kanun teklifine ilk imzayı, aynı zamanda Yassıada mahkemelerinin yok sayılması formülünü bulan Meclis Başkanı Mustafa Şentop attı. Meclis’teki görüşmeleri, ailesi Yassıada mağduru olan Meclis Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç yönetti. Bilgiç’in amcası DP milletvekili Said Bilgiç, Yassıada’da yargılanmıştı. AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin ve Afyon Milletvekili Ali Özkaya, Yassıada’da işlenen hukuk cinayetini çok net bir şekilde anlattılar. CHP, jest yaparak kendi sözcüleri yerine DP Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın konuşmasını sağladı. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, 27 Mayıs’ın darbelerin anası olduğunu ve Türkiye’ye yapılan en büyük kötülük olduğunu söyledi. Yassıada kararlarının yok hükmünde sayılması hukuk tarihimizde yeni bir yol açtı. Bu yoldan giderek darbelerin ayıplarını ortadan kaldırabiliriz. Yassıada mahkemelerinin yok sayılması kararının Meclis’te oy birliği ile kabul edilmesi ise demokrasimiz adına umut verdi. Bu şeref meclise aittir diyor, emeği geçenleri tebrik ediyorum.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Cumhurbaşkanlığı Gül ile Babacan’ın arasını mı açtı?

İYİ Parti’deki FETÖ tartışmasına odaklandık ama DEVA Partisi’nde de önemli gelişmeler yaşanıyor.

Daha doğrusu DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile partinin kurucu lideri eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında. Babacan ile Gül’ün arasının DEVA Partisi’nin kuruluş sürecinde açılmaya başladığı şeklindeki söylentiler kulağıma gelmişti. Ancak çok önem vermemiştim.

Ali Babacan’ın partide eskileri istemediği söyleniyordu. “Eski AK Partililerin partisi olmamalıyız. Yeni isimlerle toplumun karşısına çıkmalıyız. Yeni bir parti olduğumuzu hissettirmeliyiz” tezini savunduğu ifade ediliyordu. “Partinin kurucular kurulu belli olunca, Ali Babacan damgasını vurdu. Eskileri geriye çekti” denilmişti. Özellikle de Abdullah Gül gölgesinin düşmemesi için Beşir Atalay gibi isimlerin parti yönetiminde yer almamasını şart koştuğu konuşuluyordu. O günlerde bunu bir taktik manevra olarak yorumlamıştım. Çünkü yeni partinin kuruluşunu Abdullah Gül sağladı. Ali Babacan’ı ikna etmek epey zaman aldı. Babacan, partinin başına geçmeyi ocak ayında kabul etti. Babacan kabul edene kadar yavaş ilerleyen parti kurma çalışmaları hızlandı. Ancak partinin kuruluş aşamasında Ali Babacan’ın yeni isimlerle yola çıkmak istediği, eskilerin vitrinde yer almasına karşı çıktığı söylendi. Sadece Sadullah Ergin ile Nihat Ergün parti yönetiminde yer aldılar.

HAŞİM KILIÇ UZAK DURDU

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile Beşir Atalay arasında yaşanan bir sorundan dolayı Haşim Kılıç’ın uzaklaştığı söyleniyordu. Oysa Haşim Kılıç parti kurma çalışmalarına çok önceden hazırlanmıştı. Fikri düzeyde çalışmalar yapmıştı. Ancak DEVA Partisi’nin kuruluş sürecinden uzak tutuldu. O da kendisini dışlanmış hissedip geri çekildi.

Partinin kurucular kurulunun belirlenme aşamasında çıkan krizde Abdullah Gül’ün, Ali Babacan’ın isteğine karşı çıkmadığı ifade edildi. Eski AK Partililere karşı tavrını doğru bulmamakla birlikte Babacan’ın arkasında durduğu gözlendi. Ancak Babacan’ın tavrının Abdullah Gül cephesinde bir burukluğa neden olduğu söylendi.

CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI ARALARINI AÇTI

“Ama bu kez sorun daha ciddi” diye söz başladı haber kaynağım. Abdullah Gül ile Ali Babacan arasındaki soğukluktan söz ediyordu. Ben Babacan’ın Gül’e karşı böyle bir tavır içerisinde olabileceğine ihtimal vermediğim için yine ihtiyatla dinledim. Gül ile Babacan’ın cumhurbaşkanı adaylığı konusunda bir sorun yaşadıklarını ifade etti. Henüz Cumhurbaşkanlığı seçimine 3 yıl varken, adaylar belirlenmemişken pek ihtimal vermedim. Ancak CHP içinde Abdullah Gül’e karşı çıkan çevrelerin Ali Babacan konusunda daha sıcak mesajlar verdiği gözlenmiş. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, DEVA Partisi’ni ziyarette Ali Babacan için “siyasetin yeni yıldızı” tanımlamasını yapması da üstüne gelince, Gül cephesinde kaşlar çatıldı. Babacan’ın bir süredir partiyle ilgili konuları istişare etmemesi de not ediliyormuş. Ancak cumhurbaşkanı adaylığı konusunda Gül yerine Babacan isminin öne çıkması Abdullah Bey’i rahatsız etmiş. Ali Babacan’ın da buna yeşil ışık yakması Gül cephesinde hesapları karıştırmış.

Ben yine ihtiyatımı koruyorum. Ama

Yazının Devamını Oku

Enver Altaylı’nın ‘Sokağa dökülün’ sözü neyin şifresi

Ümit Özdağ’ın CNN Türk’te Tarafsız Bölge programında Buğra Kavuncu hakkındaki FETÖ suçlaması gündem oluşturdu ama Enver Altaylı hakkında anlattıkları da çok önemliydi.

İYİ Parti’nin kuruluşundan önce Enver Altaylı’nın kendisine geldiğini, “Partiyi kapatacaklar” dediğini, kendisinin, “Bu parti kurulacak, partiyi kimse kapatmayacak. Seçime gireceğiz ve seçimden de başarılı bir şekilde çıkacağız” karşılığını vermesi üzerine “Parti kurmayın sokağa dökülün” dediğini anlattı. Bu söz çok önemli. Çünkü bu söz CIA’in desteklediği darbelerin şifresini veriyor. Enver Altaylı, CIA destekli 27 Mayıs ve 12 Mart modellerini öneriyor.

Türkiye’de derin devletin ne olduğunu en iyi bilen insanlardan birisi Ümit Özdağ. ASAM Başkanlığı’nı yapmış. Babası Muzaffer Özdağ, bir darbeci. 27 Mayıs’ın en genç subayı. 27 Mayıs sabahı darbenin lideri Cemal Gürsel’i İzmir’den getiren kişi. Daha sonra Türkeş’le birlikte tasfiye olan 14’lerden.

ENVER ALTAYLI-RUZİ NAZAR İLİŞKİSİ

Ümit Özdağ, Enver Altaylı’yı 4 yaşından beri tanıdığını söylüyor. Enver Altaylı’nın ne olduğunu en iyi bilenlerden. Onu CIA adına Türkiye’de görev yapan Ruzi Nazar’ın yetiştirdiği çok iyi bilinir. 27 Mayıs ve 12 Mart sırasında CIA’in Türkiye istasyon şefliğinde önemli bir ajandı Ruzi Nazar. O dönemde MİT’e girmesini sağladığı Enver Altaylı ile Fuat Doğu için “en parlak iki talebem” dediği söylenir. Fuat Doğu, MİT Müsteşarı olduğu dönemde 12 Mart’ı yapan ekibin içindeydi.

Bu kadar kapsamlı girişi neden yaptım?

Çünkü Ruzi Nazar’ın yetiştirmesi olarak Enver Altaylı da bu darbe süreçlerinde yer almıştı. 27 Mayıs’a ve 12 Mart’a giden süreci CIA ile birlikte sokak hareketleri ile başarmışlardı. Demem o ki Enver Altaylı, Ümit Özdağ’a “Sokağa dökülün” derken geçmişte bunun pratiklerini yapmış bir istihbaratçıydı.

FETÖ’YE DE ‘SOKAĞA DÖKÜLÜN’ DEMİŞ

Askeri-siyasi casusluk ve FETÖ terör örgütü suçlamasıyla cezaevinde olan

Yazının Devamını Oku

O ışıkla nereye mesaj verildi?

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın “Işıklar yanıyor” tweet’i ortalığı karıştırdı. Engin Yıldırım’ın tepki görmesinin nedeni, “Genelkurmay’ın ışıkları yanıyor” sözünün darbelerin parolası olmasıydı. 28 Şubat süreci de ışıklar yakılıp kapatılmak suretiyle başlatılmıştı. Susurluk kazasıyla ortaya çıkan devlet içindeki çetelere ve faili meçhul cinayetlere karşı “sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemi başlatılmıştı. Bu bir süre sonra Refahyol’un devrilmesi ve 28 Şubat sürecinin başlatılması için kullanıldı.

Engin Yıldırım, sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirterek özür diledi. Yakın çevresine de “Ben hukukun ışığını kast etmiştim. Askeri kast etmedim” dediği söyleniyor.

Anayasa Mahkemesi Engin Yıldırım’ın tweet’i üzerine yaşanan krizi görüştü. Anayasa Mahkemesi üyeleri, Engin Yıldırım’ın tweet’inin darbe iması taşımadığı görüşüne varmışlar. Ancak üyelerin önemli bir kısmı Engin Yıldırım hakkında soruşturma açılmasını talep etmişler. Sonuçta Engin Yıldırım hakkında soruşturma açılmadı. Burada kurumsal koruma refleksinin hâkim olduğunu düşünebiliriz. Anayasa Mahkemesi üyeleri, “Sarı öküzü vermeme” prensibiyle hareket etmiş olabilir.

‘MESAJ MIYDI’ SORUSU

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istifa çağrısı hâlâ masada duruyor. Çünkü Engin Yıldırım özür dilemenin ötesinde ikna edici bir açıklama yapmadı. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali, darbelerden dolayı çok büyük acılar yaşandığı için tereddütler giderilmiş değil.

Bir ışığın Türkiye’yi yeniden alacakaranlık kuşağına sokmasından endişe ediliyor. Bir kabine üyesinin, “O ışıkla bir yere mesaj mı verilmek istendi” sorusu yanıt bekliyor. O cümlenin devamında ise “Hangi ülkeye mesaj verildi?” sorusunun geldiğini eklemeliyim.

ANAYASA MAHKEMESİ NEDEN AÇIKLAMA YAPMADI?

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu hakkında verdiği “hak ihlali” kararını, “yerindelik denetimi” yapıldığı gerekçesiyle kabul etmedi. Bunun üzerine Enis Berberoğlu’nun avukatları dün 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulundular.

Bu arada İstanbul 14. Ağır Ceza’nın kararı üzerine Anayasa Mahkemesi olağanüstü toplantı kararı almıştı. Orada İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı masaya yatırıldı. Yerindelik denetimi yapıldığı eleştirisine yanıt verilmesi tartışıldı. Ancak herhangi bir açıklama yapılmaması kararı alındı.

Yazının Devamını Oku

Işıklar kimin için yanıyor

Koronavirüs nedeniyle AK Parti’nin son grup toplantısı 11 Mart’ta yapılmıştı. O nedenle 7 ay sonra yapılan grup toplantısını izlemek üzere Meclis’teydim.

Toplantı saati yaklaştıkça, bakanlar birer ikişer gelmeye başladı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le sohbetimiz haliyle bir gece önce yaşanan “Işıklar yanıyor” tartışması üzerine oldu. Gül, Anayasa Mahkemesi’nin gereken adımı atması gerektiğine işaret etti. Zaten az sonra muhabir arkadaşlarımız Adalet Bakanı Gül’ün etrafını çevirdiler. Gül, “Anayasa Mahkemesi saygın bir kurum ama öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin saygınlığını, başta o mahkemenin üyesinin koruması gerekir” dedi.

ERDOĞAN’A SADE KARŞILAMA

Koronavirüs öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gelişi sırasında Meclis’in merdivenleri üzerinde ayak basacak yer bulamazdınız. Ancak pandemi önlemleri söz konusu olunca, Erdoğan’ı sadece grup başkanı Naci Bostancı’nın karşılaması kararlaştırıldı. Erdoğan’la birlikte hareket eden Cumhurbaşkanlığı ekibi de yoktu. Sadece koruma ekibine kısıtlama getirilmemişti.

Erdoğan’la Meclis’i gelişi sırasında selamlaştık. Cumhurbaşkanı doğrudan grup toplantısına geçti. Grup toplantısı için bir gün önceden milletvekillerinden COVID-19 testi yaptırmaları istendi. Daha önce Erdoğan’ın yanına genel başkanvekili olarak Numan Kurtulmuş ya da eski başbakanlardan Binali Yıldırım otururdu. Bazen de grup başkanı Naci Bostancı. Bu kez Erdoğan tek başına oturdu. Milletvekillerinin tümü maskeliydi. Koltuklar mesafeye uygun olarak düzenlenmişti ama yer bulamayan milletvekilleri oraya oturmak durumunda kaldı. Oturumu yöneten grup başkanvekili Bülent Turan, Erdoğan’ı, bir gece önce yaşanan tartışmaya gönderme yaparak, “Demokrasinin ışığı yanmaya devam edecek” sözleriyle kürsüye davet etti. Erdoğan, konuşmasını yaparken milletvekilleri maskelerini çıkarmadan dinlediler.

KILIÇDAROĞLU’NUN CUMHUR İTTİFAKINA YAPTIĞI KATKI

HDP’ye yönelik operasyonlarla İYİ Parti’yi millet ittifakından koparmak ve muhalefeti güçsüzleştirmek için adımlar atılırken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tam aksine erken seçim çağrısı ile cumhur ittifakının güçlenmesine neden oldu.

Önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli erken seçim istemediğini, seçimlerin 2023 yılında yapılacağını, Cumhurbaşkanı adaylarının ise Erdoğan olduğunu açıkladı. Dünkü grup toplantısında da Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye teşekkür ederek başladı. Bahçeli’nin, Türk Tabipleri Birliği’yle ilgili önerisine güçlü bir şekilde destek verdi. Barolar Birliği’yle ilgili düzenlemenin benzerinin yapılması için talimat verdi.

ERDOĞAN İSTİFASINI İSTEDİ

Yazının Devamını Oku

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı kim olacak?

Siyaseti iki dinamik belirliyor:

1- 2023’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi.

2- İttifak sistemi.

3- Önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı adaylığı ve ittifaklar üzerinden siyaset kıran kırana bir mücadeleye sahne olacak. ‘Cumhur ittifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı şimdiden belli olduğu için, bu süreç daha çok ‘millet ittifakı’nı zorlayacak.

AKŞENER Mİ, GÜL MÜ, İMAMOĞLU MU?

Millet ittifakının yerel seçimlerde sağladığı başarı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik umutlarının artmasına neden oldu.

Geçen seçimde Abdullah Gül’ü ortak aday yapmak isteyen Kılıçdaroğlu’nun bu projesinden vazgeçmediği anlaşıldı. Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül’ün adaylığı sorulduğunda “Yok” demedi, tam aksine, “Gül’den neden bu kadar korkuyorlar” sözleriyle Gül’den vazgeçmediğini ortaya koydu.

Ancak tek gelişme bu değildi. Hatta daha ileri adımlar atıldı. Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığını ittifak ortaklarıyla birlikte belirleyecekleri açıklaması, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Evine dön” çağrısı ve buna Erdoğan’ın destek vermesiyle Akşener’in siyasi pozisyonu güçlenmiş oldu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu neden erken seçim istedi?

Erken seçim isteyip istemediğini sorduğumuzda karşı çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu kez erken seçim çağrısı yaparak şaşırttı.

CHP’de bir grup erken seçim isterken, Kılıçdaroğlu ise zamansız buluyordu. Kemal Bey, seçimi kazanan belediye başkanlarının bir icraat ortaya koyması gerektiğini savunuyordu. CHP’li belediye başkanlarının yönettiği büyükşehirler; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Eskişehir, Antalya olmak üzere nüfusun yüzde 55’ine, ekonominin ise yüzde 75’ine sahip. Kılıçdaroğlu, yeni seçilen CHP’li belediye başkanları başarılı bir performans ortaya koyduktan sonra seçime gitmenin daha akıllıca olacağını düşünüyordu. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de seçimlerin 2023’te yapılacağı kanaatindeydi. Ama ne olduysa oldu, Kemal Bey erken seçim çağrısı yaptı. Hem de şimdiye kadar gittiğimiz birçok erken seçimin arkasındaki karar mercii olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye çağrı yaparak. 3 Kasım 2002 ve 24 Haziran 2018 seçimlerine Bahçeli’nin çağrısı üzerine gitmiştik.

KILIÇDAROĞLU, BAHÇELİ’YE SESLENDİ

Kılıçdaroğlu, “Ülke yönetilmiyor. Bu ülkenin kurtuluşu bir an önce seçime gitmektir. Bunu kime söylüyorum? Sayın Bahçeli’ye söylüyorum. Bu ülkeyi seviyorsan, çık kardeşim yarın sabah, de ki ‘Yeter artık’. Türkiye’yi seçime götür” dedi.

BAHÇELİ ‘SEÇİMLER ZAMANINDA YAPILACAK’ DEDİ

Hem de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri 2023 yılının haziran ayında, yani zamanında yapılacaktır. Hiç kimse boş hayale kapılmamalıdır” açıklamasının üzerinden fazla bir zaman geçmeden.

BAHÇELİ’NİN TAVRI NE OLUR?Kılıçdaroğlu’nun çağrısına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yanıtı ne olacak? Sanıyorum bunu öğrenmek için fazla bir zamana gerek kalmayacak. Bahçeli bir açıklama yapacak. Ancak kimse Bahçeli’nin, Kılıçdaroğlu istedi diye ülkeyi erken seçime götürmesini beklemiyor. MHP Lideri’nin seçimlerin 2023’te yapılacağı yönündeki sözlerinin arkasında durması bekleniyor.

Yazının Devamını Oku

Adım adım HDP’ye Kobani operasyonu

Güne Sinan Burhan’ın başkanı olduğu Anadolu Yayıncılar Derneği’nde Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le kahvaltı ile başladık. Bir süre önce koronavirüsten dolayı kaybettiğimiz Anadolu Yayıncılar Derneği Yönetim Kurulu üyesi, Şanlıurfalı meslektaşımız İbrahim Toru’yu rahmetle yâd ettik. Şanlıurfa’nın samimiyetini taşırdı İbrahim Toru. Güzel bir insandı.

HDP’YE KOBANİ OPERASYONU

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, yürüyen soruşturmalarla ilgili ser verip sır vermeme tutumunu koruyor. O nedenle 6 yıl sonra başlatılan ikinci dalga Kobani operasyonları konusunda sağdan girdik, soldan sorduk ama perde arkasına ilişkin bir bilgi alamadık. Adalet Bakanı, “Gezi ve Kobani olaylarıyla Türkiye’de sokak üzerinden bir vesayet devşirme alanında Vandallar ve bu konuda teröristler devreyle girdi. 6-8 Ekim olaylarında çok büyük vahşet yaşandı. Terör örgütünün talimatlarıyla yapılan eylemlerde, iki polisimiz şehit oldu, 35 vatandaşımız hayatını kaybetti, Yasin Börü’nün hayatına kurban eti dağıtırken vahşice son verildi. Bunların elbette hesabı sorulur. Türkiye’de bölge halkının, Kürtlerin en büyük sorunu PKK sorunu ve yine oy alıncaya kadar kapılarına geldi ama oy aldıktan sonra kapısının önüne çukur kazdı. Bu siyasetin de bölgeye vermiş olduğu zararı hepimiz biliyoruz. Yürüyen soruşturmayla ilgili savcılık vardığı sonucu kamuoyuyla paylaşacak” demekle yetindi.

SÜLEYMAN SOYLU’NUN EŞBAŞKANLAR VURGUSU

Kobani soruşturmasının nereye odaklanacağı sorusuna cevap aradığımı söylemiştim. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Demirtaş 6-8 Ekim olaylarının bir numaralı sorumlusudur” çıkışı bir fikir verdi. Aradığım sorunun ikinci cevabını ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “6 yıl geçmişmiş de, neden yargı bugün bakıyormuşmuş da, neden böyle yapıyormuş da... Yüzlerce yıl geçti. Kerbela’yı unuttuk mu?” sözlerinde buldum. Soylu o konuşmanın devamında, “Aklımızı ve hafızamızı yediğimizi ve unuttuğumuz sananlara sesleniyorum. Hatırlıyor musunuz? Sözde eşbaşkanlardı. ‘Sokağa çıkın’ diye talimat verdi. ‘Hadlerini bildirin’ diye talimat verdi” diyor.

GİZLİ TANIK

Bir gizli tanık tarafından Kobani eylemleri için Duran Kalkan’ın verdiği talimatı Kamuran Yüksek’in HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilettiği iddia edildi.

KANDİL’İN TALİMATI

Yazının Devamını Oku

Aliyev’le görüşmenin perde arkası

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki Türk heyeti ayrılırken, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, “Her şey çok güzel gidiyor. İnşallah Karabağ’a Azerbaycan bayrağını kardaşım Tayyip Bey’le birlikte dikeceğiz” diyor. Ardından da o meşhur yumruk işareti yapıyor.

Azerbaycan’ın Ermenistan karşısında elde ettiği her başarıdan sonra Aliyev’in yumruk hareketi yapması adeta bu sürecin simgesi oldu. Elbette ki o yumruk 30 yıl sonra Ermenistan’a karşı kazanılan zaferi simgeliyor. Ama Aliyev, onu aynı zamanda barışın simgesi olarak kullandığını “Karabağ’a bayrağı dikince oradan dünyaya barış mesajı vereceğiz” sözleriyle anlatıyor.

Azerbaycan’ın, Ermenistan’ın saldırılarını püskürtüp 30 yıldır işgal altında olan topraklarını kurtarmaya başlamasının meydana getirdiği duygusal havayı yadsımıyorum ama duyguyla değil, akıllı bir stratejiyle yönetilmesi gereken bir sürecin başındayız.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun heyetinde yer alan Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım, bölge dinamiklerini iyi bilen birisi. Ayrım’ın, “Aliyev’in devlet adamlığı yönünü gördüm. Süreci çok başarılı bir şekilde yönetiyor. İnanıyorum ki Azerbaycan masadan da güçlü kalkacak” tespiti önemli.

BİR YANDA CEPHE, BİR YANDA DİPLOMASİ

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Türk heyetiyle görüşmede bir yandan cepheden gelen haberleri takip ediyor, diğer yandan da bölgesel ve uluslar arası diplomasiyi yönetiyor.

‘TAYYİP KARDAŞIM’

Aliyev konuşması sırasında Türkiye’nin verdiği desteğinin önemini her fırsatta vurguluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Kardaşım Erdoğan” ya da “Tayyip Kardaşım” diye söz ediyor.

ERMENİSTAN NEDEN SALDIRDI?

Yazının Devamını Oku

Aliyev ile Putin’in yaş günü diplomasisi

Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırısından bu yana dikkatle izlenen liderlerden birisi Rusya Devlet Başkanı Putin.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın suratına telefonu kapatan Putin, şu ana kadar Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i aramadı. Putin, saldırıların başladığı andan itibaren beklentilerin aksine Ermenistan’ın yanında yer almadı. Hatta Paşinyan’ın içine düştüğü zor durumu uzaktan izlemekle yetindi.

Putin böylece ABD ve Fransa yanlısı Paşinyan’ın burnunu sürtmüş oldu. Putin’in, Paşinyan’ın devrilmesi için çaba gösterip göstermeyeceği ise bilinmiyor. Putin’in, Paşinyan’ı devirip Rusya yanlısı bir yönetimi işbaşına getirebileceği konuşuluyor.

Bu süreçte Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in yürüttüğü diplomasiye de dikkat çekmek istiyorum. Aliyev, Rusya’yı karşısına alacak açıklama yapmaktan kaçınıyor. Çok akıllı bir strateji izliyor. Putin’in, Ermenistan’ın yanında bir görüntü vermesine neden olacak tahriklerden kaçınıyor.

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmaları izleyen Putin’in ne zaman devreye gereceği önemini koruyor. Ama bu süre zarfında Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklardan bir kısmını kurtarması bekleniyor. 

PUTİN’İN DOĞUM GÜNÜ

İlham Aliyev’in öncelikli olarak Putin’in Ermenistan’ın yanında yer almamasını sağlamaya çalıştığı anlaşılıyor. Hatta mümkünse yanına çekmeye çalışıyor. Akıllı bir politika. Aliyev, Putin’in doğum gününü bahane ederek bir adım atacak. 7 Ekim 1952 tarihinde Petersburg’da doğan Putin bugün 68. yaş gününü kutlayacak. Aliyev, Ermenistan-Azerbaycan savaşından bu yana sessizliğini koruyan Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü kutlayarak diyalog sürecini başlatmış olacak. Böylece savaş ortasında bir doğum günü diplomasisi yaşanacak.

ÇAVUŞOĞLU BİR PLAN MI GÖTÜRDÜ?

Bu arada NATO Genel Sekreteri

Yazının Devamını Oku

Vaka sayısı değil de neden hasta sayısı açıklanıyor?

Koronavirüs küresel bir salgın olarak insanlığı tehdit etmeye devam ediyor. ABD Başkanı Trump’ın COVID-19 testinin pozitif çıktığı bir dünyada kimse güvencede değil.

Türkiye ise koronavirüsle mücadelede dünyanın en iyi üç ülkesinden biri. Ancak mücadele hâlâ devam ediyor, hiçbir ülkenin rehavete kapılmaya hakkı yoktur.

90’lı yıllarda da gazetecilik yapmış biri olarak sağlıktaki tabloyu çok yakından takip edenlerden biriyim. Dünya küresel bir salgınla boğuşmuyordu. Batı’daki sağlık sistemine imrenerek bakıyorduk. Şimdi onlar bizdeki sisteme imrenerek bakıyorlar. Hastanede hastaların rehin kaldığı, insanların senet imzalayarak cenazesini çıkarmak zorunda kaldığı dönemin yöneticileri ise bugün çıkıyor, Türkiye’nin koronavirüsle mücadelesini küçümseyen açıklamalar yapıyorlar. Ankara’da bir vatandaş, hastaneden kaçırdığı babasının cenazesini bir seyyar tezgâha koyup Ulus’ta eski adliye binasının önüne getirip “Param yok. Ödeyemedim. Adaletiniz bu mu?” diye eylem yapmıştı. O kadar sıradan bir olaydı ki, Ankara ekleri dışında haber bile olmadı.

O günlerden vatandaşlarını ambulans uçakla ülkesine getiren; ABD, İngiltere, İspanya başta olmak üzere birçok ülkeye yardım gönderen bir Türkiye’ye ulaştık. Pandemi sürecinde bazı devlet başkanları virüsü hafife alırken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu mücadeleye öncülük eden liderlerden biri oldu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise sakin üslubu, kucaklayıcı dili ve ayrıntılı açıklamaları ile topluma güven verdi.

Biz bu mücadeleyi toplumla birlikte yürüteceksek, inandırıcılık ve güvenilirlik önemli. O nedenle vaka ve hasta sayısıyla ilgili iddiaları ciddiye aldım. Sağlık Bakanlığı kaynakları ile konuştum.

HASTA SAYISI İLE VAKA SAYISI ARASINDAKİ FARK

Türkiye uzun bir süredir vaka sayısını açıklıyordu. Herhangi bir tartışmaya meydan vermeme ve baştan beri sağlanan güveni sarsmama adına keşke bu o gün açıklanıp, izah edilseydi.

TARAMA YAPIYORUZ

Gelişmiş Batı ülkelerinin birçoğunda hastalık belirtisi olması yetmiyor, eğer solunum sıkıntısı yaşıyorsa test yapıyor. Türkiye ise zaten belirti gösterenlere test yapıyor. Ama bir de dünyadan ayrı artı bir şey daha yapıyor. Tarama yapılıyor. Semptom göstermeyen pozitif vakaları tespit etmek için tarama yapıyor. Hastalık belirtisi gösterip hastaneye gelenlere, cezaevindekilere, sporculara, havaalanlarında yurtdışına seyahat edecek olanlara, COVID testi pozitif çıkanlarla temaslı kişilere test yapılıyor. Günlük olarak 100-120 bin kişi arasında test yapılıyor. 4 Ekim tarihi itibarıyla 10 milyon 806 bin 285 kişiye test yapılmış. Yani test yapılmaktan vazgeçilmiş, testi pozitif çıkanların sisteme kaydedilmesine son verilmiş değil.

Yazının Devamını Oku

Yeni dönemde Meclis’i ne bekliyor?

Siyasetin kalbinin attığı Meclis’i haftanın birkaç günü ziyaret eden bir gazeteci olarak Meclis’i de siyaseti de özlediğimi hissettim.

Meclis’e ilk adım attığımda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, basın girişinde Meclis’e girmeyeceklerini açıklıyordu. Basın bürosundan giremeyince iktidar kulisinden giriş yaptım. Meclis’in açılışına yarım saat olmasına rağmen AK Parti milletvekilleri birer ikişer geliyorlardı. Milletvekilleriyle kuliste selamlaştık, ayaküstü sohbet ettik. Önceden Genel Kurul saatine kadar kuliste oturup çay-kahve içerek sohbet eden milletvekilleri koronavirüs nedeniyle Genel Kurul salonuna girmeyi tercih ettiler.

MİLLETVEKİLLERİ KİLO VERMİŞ

Yaz tatili sırasında milletvekillerinin kilo verdiği dikkatimi çekti. AK Partililer, düzenli olarak spor yapmaktan ziyade yürüyüş yapmayı tercih etmişler. “10 bin adımın altına düşmedim” diyen de oldu, “Dağ bayır yürüdüm” diyen de. Hep gerilim içinde gördüğüm milletvekillerini tatil nedeniyle dinlenmiş buldum. Ama koronavirüs nedeniyle biraz tedirginlerdi.

BAHÇELİ ERKEN GELMİŞTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan gelmeden muhalefet kulisinin nabzını tutmak istedim. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli her zaman oturduğu locadaydı. MHP grup başkanvekilleri ve milletvekilleri etrafında bir halka oluşturmuştu. Bahçeli, Harran Belediye Başkanı’nın kılıç hediyesini kabul ettikten sonra bir süre locada dinlendi. Çay-kahve içmedi. Su içmeyi tercih etti. Zaten 15 dakika önceden Genel Kurul salonuna girdi.

MECLİS BAŞKANI ÖNCEDEN KONTROL ETTİ

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Erdoğan Meclis’in açılışında hangi kritik mesajı verecek?

Meclis bugün yeni yasama yılına başlayacak. Pandemi nedeniyle resepsiyon yapılmayacak.

Meclis’in açılışına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması damgasını vuracak. Erdoğan’ın iç ve dış kamuoyuna önemli mesajlar verecek bir konuşma yapacağı söyleniyor.

Cumhurbaşkanları kimi zaman Meclis kürsüsünden iz bırakan konuşmalar yaptılar. Özal’ın Cumhurbaşkanı seçildiğinde ‘üç hürriyet’i Türkiye gündemine taşıdığı bir konuşması olmuştu. Düşünceyi ifade etme hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, teşebbüs hürriyeti gibi. Demirel, Meclis’i açış konuşmasında Öcalan’ı sınır dışı etmesi için Suriye’yi sert bir dille uyarmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Meclis’i açış konuşmasında uluslararası sorunlara ilişkin önemli mesajlar vermesi bekleniyor.

1) Doğu Akdeniz gerilimi: Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB liderlerine yazdığı mektupta Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının adil olarak dağıtımı ve deniz yetki alanlarının adil ve eşit bir şekilde paylaşımını esas aldığını belirtmişti.

2)Türk-Yunan gerginliği: Yunanistan ve Rum yönetiminin Türkiye ve Kıbrıs Türklerini yok sayan tutumu ve adaları Lozan Anlaşması’na aykırı olarak silahlandırma çabalarının yaşanan gerilimin nedeni olduğunu belirterek, Türkiye’nin sorunların çözümü için Yunanistan ile ön koşulsuz olarak diyaloğa hazır olduğumuzu söylemesi bekleniyor.

AZERBAYCAN’A DESTEK, ERMENİSTAN’A UYARI

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının bir bölümünü ise Azerbaycan-Ermenistan savaşına ayırması bekleniyor. Savaşın işgalci konumundaki Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırması üzerine çıktığını vurgulayacak olan Erdoğan’ın, işgalci Ermenistan ile topraklarını savunmak zorunda kalan Azerbaycan’ın eşit tutulmasıyla bir çözüme ulaşılamayacağını söylemesi bekleniyor. Erdoğan’ın, çözümün sağlanması için Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilip saldırgan tutumunu sona erdirmeden bölgede huzurun sağlanamayacağına vurgu yapacağı ifade ediliyor.

Azerbaycan’a destek bildirisi için TBMM’ye bir kez daha teşekkür edecek olan

Yazının Devamını Oku

Duygu Delen olayında flaş gelişme

Duygu Delen, Gaziantep’te Mehmet Kaplan’la beraber bulunduğu evin dördüncü katından düşerek hayatını kaybetmişti.

Duygu Delen intihar mı etti, yoksa Mehmet Kaplan tarafından aşağıya mı atıldı? Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, Duygu Delen’in ölümünü aydınlatmak üzere titiz bir soruşturma yürütüyor. Duygu Delen olayına resmi bilirkişi olarak atanan Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Hakan Kar tarafından hazırlanan rapor, mahkemeye sunuldu. Bilirkişi raporu Duygu Delen’in intihar mı ettiği yoksa Mehmet Kaplan tarafından aşağıya mı atıldığı yönündeki soruşturmaya ışık tutacak. Bilirkişi Hakan Kar, Ankara’da Şule Çet olayının aydınlatılmasında da önemli katkı sağlamıştı. O nedenle davanın resmi bilirkişisi olarak atanan Prof. Dr. Hakan Kar’ın hazırladığı rapordaki tespitleri paylaşmak istiyorum. Bilirkişi raporunda, “Duygu Delen’in düşme anında bilincinin kapalı ancak canlı halde olduğu” tespitine yer verildi. Olay yerindeki, “kemer”in varlığına dikkat çekildi. Ayrıca Duygu Delen’in vücudunda sert bir cisimle vurma sonucu olabilecek “ray tipi ekimoz” tespit edildi.



DURDUĞUM YER

Yargılamanın hassasiyetini dikkate alarak mümkün mertebe yorum yapmaktan kaçınıyorum. Ancak genç bir kızın ölümüne duyarsız kalamazdım. Çünkü bu olayın sadece adli boyutu yok. Beni asıl ilgilendiren tarafı ise insani tarafı.

DUYGU DELEN’İN 

Yazının Devamını Oku

Ermenistan Azerbaycan’a neden saldırdı

Can Azerbaycan dün, Ermenistan’ın saldırısına maruz kaldı. O saldırıyı yüreklerimizin derinlerinde hissettik. Çünkü o saldırı aynı zamanda bize yapıldı. Çünkü biz “İki devlet tek milletiz.”

Ermenistan’ın Rusya’nın haberi olmadan bu saldırıyı gerçekleştiremeyeceği biliniyor. Ancak Rusya bir yandan Ermenistan’ı kışkırtırken diğer yandan askeri yöntemlerle sonuç alınmasını doğru bulmadığını ifade ediyor. Putin, Ermenistan Başbakanı Paşinyan ile görüşmesinden sonra Kremlin’den yapılan açıklamada bölgede askeri çatışmaların derinleşmesinden endişe duyulduğu ifade edildi. Azerbaycan’ın işgal edilen köylerin bir kısmını kurtardıktan sonra yapılan bu açıklama timsah gözyaşlarından öteye bir anlam taşımıyor.

Tabi Ermenistan’ın saldırganlaşmasının arkasında Fransa’nın parmak izlerini de görmek gerekiyor. Yunanistan’ı kışkırtarak bir sonuç elde edemeyen Putin, bir kez daha Ermenistan kartını devreye soktu. Ermenistan, Yunanistan, Rum kesimi kimi Macron’un, kimi Putin’in maşası olmaktan öteye geçemediler.

Macron, Yunanistan ve Rum kesimini kışkırttı ne oldu? Ne Yunanistan ne Rum kesimi kazançlı çıktı. Macron ise Erdoğan’ı arayıp, geri adım atmak zorunda kaldı. Şimdi benzer bir oyunu Ermenistan üzerinden oynamaya çalışıyor.

Ama söz konusu Ermenistan olunca buradaki esas oğlan Putin...

Libya’da sıkışan Putin, Ermenistan kartını sahaya sürdü. Ancak Putin’de gördü ki, hırsı aklından öte giden Ermenistan Başbakanı Paşinyan sadece kendisini değil, Rusya’yı da rezil edecek.

Bu olay da bir kez daha gösterdi ki, bölgenin iki büyük ülkesi Türkiye ve Rusya olmadan bölgede bir statükonun oluşturulması mümkün değil. Türkiye, Kafkasya’da Rusya gerçeğini dikkate almadan hiçbir adım atmadı. Rusya’yı ürkütmek yerine Rusya ile işbirliğini tercih etti. Ama aynı yaklaşımı göremedik. Bunu Putin’in de iyi anlaması gerekiyor. Özellikle Fransa’nın bölgeye parmağını sokmasının önlenmesi açısından.

TÜRKİYE’YE MESAJ

Bu saldırıyı sadece Azerbaycan’la sınırlı görmek, fotoğrafı eksik okumak olur. Bunun bir ucunda da Türkiye var. Türkiye, şimdiye kadar Ermenistan’a her zaman ılımlı yaklaşmasına, bir dönemler milli takımların dostluk maçı yapılabilecek seviyeye gelinmesine rağmen, Ermenistan kişilikli bir devlet olarak değil, başka ülkelerin sahaya sürdüğü bir kart olarak hareket etmeyi tercih etti. Ama sert kayaya çarptı. Ne Azerbaycan eski Azerbaycan. Ne Türkiye eski Türkiye. Ne de bölgede artık eski dengeler var.

Yazının Devamını Oku