2019 seçim hesapları

MHP’li muhaliflerin büyük bir umutla beklediği olağanüstü kurultayla ilgili karar çıktı.

Mahkeme, muhaliflerin talebini reddetti.

Meral Akşener tepkisini, “Adaletin ruhuna el Fatiha” tweet’ini atarak gösterdi.

Peki MHP’li muhalifler bundan sonra ne yapacak?

Meral Akşener de Kılıçdaroğlu gibi yollara mı düşecek, yoksa yeni bir parti mi kuracak?

AKŞENER CEPHESİ

Mahkemenin ret kararıyla birlikte muhaliflerin umudu bitti. 20 Haziran kararıyla birlikte yeni parti ihtimali iyice güçlendi. Referandum sonuçları da gösterdi ki, MHP tabanında Meral Akşener’in ciddi bir karşılığı var. Bahçeli’ye rağmen MHP’nin ancak yüzde 38’i evet verdi. MHP’nin üçte ikisi hayır oyu kullandı.

Artık yeni partinin kurulup kurulmaması değil, ne zaman kurulacağı tartışılıyor. Akşener de, “Zamanı gelmiş bir düşünceyi önlemeye ne yargının ne de kimsenin gücü yeter” diyerek yeni partinin sinyalini verdi. Kısa bir süre önce de “Fikirlerine çok önem verdiğim yaklaşık 2 bin kişi ile yaptığım istişarelerden çıkan sonuç yeni bir parti kurulmasıdır” demişti. Artık ok yaydan çıktı.

Akşener cephesinde iki görüş var.

Biri, partinin hemen kurulması yönünde.

İkincisi ise, partinin 2018 yılı içinde kurulması, 2019 seçimlerine taze bir umut olarak girilmesi şeklinde. Bu arayışların odak noktasında ise Meral Akşener yer alıyor. Meral Hanım vereceği kararla siyasi kaderini tayin edecek. Akşener  ikinci teze yakın duruyor. 

2019 SENARYOLARI

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı yürüyüş, mahkemenin MHP kararı, Meral Akşener’in parti kurması,  tüm bunlar 2019’a dönük hesaplarla ilgili.

Hedef, Erdoğan’ı bir daha cumhurbaşkanı seçtirmemek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bunun farkında. 2019 seçimlerinin startını 16 Nisan akşamı vermişti. Referandum sonuçları nedeniyle tebrik edenlere, “Asıl önemli olan 2019” demişti.

16 Nisan referandum sonuçları 2019 için çok önemli ipuçları taşıyor.

1- Artık yüzde 10’luk seçim barajı geride kaldı. Yeni barajımız yüzde 50 artı 1 oldu.

2- Yüzde 70 sağ, yüzde 30 sol dengesi ömrünü doldurdu. Yeni denge yüzde 51-49 oldu.

3- Yüzde 51’le 49 arasında ciddi bir fark kalmadı. Yüzde 49 muhalefeti umutlandırırken, yüzde 51 iktidarı dikkatli olmaya sevk etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “İki turlu seçim sistemini nereden çıkardık. İlk turda en fazla oyu alan kazansaydı” dediği söyleniyor. Yeni sistemde kimsenin lüksü yok. Herkes kazanabilir, herkes kaybedebilir. Çünkü sonucu yüzde 1’ler tayin edecek. 16 Nisan’dan sonra yeni bir Türkiye ve  yeni bir siyasi akıl var. Muhalefet, Erdoğan’a karşı güçbirliği yapmaya hazırlanıyor. Erdoğan ise, MHP ile işbirliğini devam ettirip, AK Parti’yi yukarıya taşımaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun  yürüyüşüne  yönelik sert tepkinin altında yatan sebep bu olabilir mi? Birkaç nokta üzerinde duruluyor.

1- Anamuhalefet liderinin “Adalet” arayışı amacıyla başlattığı yürüyüşün yurtdışında Türkiye’yi zor durumda bırakmasından endişe ediliyor.  Yürüyüşün bir aşamasından sonra yabancıların ilgisinin artması bekleniyor.

2- Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü yeni bir Gezi sürecini tetikler mi? Sorusuna cevap aranıyor. Yürüyüşe toplumsal bir desteğin olmaması bu yöndeki kaygıları gideriyor. Ama uzun yürüyüşün sonunda nasıl bir tablo oluşacağı bilinmediği için dikkatle takip ediliyor.

Kılıçdaroğlu’nun gezisinin motivasyon kaynağını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eleştirileri oluşturuyor.  Peki o zaman Cumhurbaşkanı neden bu kadar sert tepki gösteriyor? Elbette ki Gezi’nin motivasyon kaynağı olmak için yapmıyor. Tam aksine yürüyüşü itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun adalet arayışı için değil, FETÖ’nün MİT TIR’ları kumpası için yürüdüğünü işliyor. Erdoğan, “Ne adalet için yürümesi, FETÖ için yürüyor” derse şaşırmayın.

Siyasette fay hatları oynadı, artık tüm yollar Roma’ya değil, 2019 ’a çıkıyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Ermenistan Azerbaycan’a neden saldırdı

Can Azerbaycan dün, Ermenistan’ın saldırısına maruz kaldı. O saldırıyı yüreklerimizin derinlerinde hissettik. Çünkü o saldırı aynı zamanda bize yapıldı. Çünkü biz “İki devlet tek milletiz.”

Ermenistan’ın Rusya’nın haberi olmadan bu saldırıyı gerçekleştiremeyeceği biliniyor. Ancak Rusya bir yandan Ermenistan’ı kışkırtırken diğer yandan askeri yöntemlerle sonuç alınmasını doğru bulmadığını ifade ediyor. Putin, Ermenistan Başbakanı Paşinyan ile görüşmesinden sonra Kremlin’den yapılan açıklamada bölgede askeri çatışmaların derinleşmesinden endişe duyulduğu ifade edildi. Azerbaycan’ın işgal edilen köylerin bir kısmını kurtardıktan sonra yapılan bu açıklama timsah gözyaşlarından öteye bir anlam taşımıyor.

Tabi Ermenistan’ın saldırganlaşmasının arkasında Fransa’nın parmak izlerini de görmek gerekiyor. Yunanistan’ı kışkırtarak bir sonuç elde edemeyen Putin, bir kez daha Ermenistan kartını devreye soktu. Ermenistan, Yunanistan, Rum kesimi kimi Macron’un, kimi Putin’in maşası olmaktan öteye geçemediler.

Macron, Yunanistan ve Rum kesimini kışkırttı ne oldu? Ne Yunanistan ne Rum kesimi kazançlı çıktı. Macron ise Erdoğan’ı arayıp, geri adım atmak zorunda kaldı. Şimdi benzer bir oyunu Ermenistan üzerinden oynamaya çalışıyor.

Ama söz konusu Ermenistan olunca buradaki esas oğlan Putin...

Libya’da sıkışan Putin, Ermenistan kartını sahaya sürdü. Ancak Putin’de gördü ki, hırsı aklından öte giden Ermenistan Başbakanı Paşinyan sadece kendisini değil, Rusya’yı da rezil edecek.

Bu olay da bir kez daha gösterdi ki, bölgenin iki büyük ülkesi Türkiye ve Rusya olmadan bölgede bir statükonun oluşturulması mümkün değil. Türkiye, Kafkasya’da Rusya gerçeğini dikkate almadan hiçbir adım atmadı. Rusya’yı ürkütmek yerine Rusya ile işbirliğini tercih etti. Ama aynı yaklaşımı göremedik. Bunu Putin’in de iyi anlaması gerekiyor. Özellikle Fransa’nın bölgeye parmağını sokmasının önlenmesi açısından.

TÜRKİYE’YE MESAJ

Bu saldırıyı sadece Azerbaycan’la sınırlı görmek, fotoğrafı eksik okumak olur. Bunun bir ucunda da Türkiye var. Türkiye, şimdiye kadar Ermenistan’a her zaman ılımlı yaklaşmasına, bir dönemler milli takımların dostluk maçı yapılabilecek seviyeye gelinmesine rağmen, Ermenistan kişilikli bir devlet olarak değil, başka ülkelerin sahaya sürdüğü bir kart olarak hareket etmeyi tercih etti. Ama sert kayaya çarptı. Ne Azerbaycan eski Azerbaycan. Ne Türkiye eski Türkiye. Ne de bölgede artık eski dengeler var.

Yazının Devamını Oku

Diplomasideki kritik görüşmelerin perde arkası

Demirel, “Siyasette 24 saat uzun bir süredir” demişti. Bu tespiti artık dış politikadaki gelişmeler için de kullanabiliriz. Çünkü 24 saat önce AB’deki yaptırım girişimini, Türk-Yunan gerilimini, Macron’un Türkiye karşıtı çabalarını, Doğu Akdeniz’de yükselen tansiyonu konuşurken gündem birden değişti. Dikkat edin, iklim değişti, bahar oldu demiyorum. Yalancı bahar olmaması için dikkatli olmak gerektiğini belirtiyorum ama dış politikada önemli gelişmeler yaşandığının altını çizmek istiyorum. Dilerim, bu süreç Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin ivme kazanmasına yol açar. Dilerim, Türkiye ile AB arasında bir motivasyona neden olur. Çünkü uçağın rotasını AB’ye çevirmesine çok ihtiyacımız var.

Yeni bir döneme adım attığımızı dileyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la, AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen’le, AB Konseyi Başkanı Michel’le yaptığı görüşmelerin perde arkasına ilişkin kulisleri paylaşmak istiyorum. Bu arada Erdoğan’ın, AB liderlerine yazdığı mektuptan bazı satırbaşlarını yansıtacağım.

MACRON’LA GÖRÜŞME

Macron kaynaklı krizin zirveye çıktığı bir sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı’nın bir telefon görüşmesi yapacağı söylenseydi aklınıza ilk olarak ne gelirdi? Ben çok sert bir görüşmenin yapılacağı konusunda bahse girerdim. Ama iyi ki girmemişim. Çünkü kaybederdim.

Erdoğan-Macron görüşmesi için “Şu ana kadar yapılan görüşmeler içerisinde en yumuşak olanıydı. En yapıcı görüşmeydi” denildi. Hatta daha önceki görüşmelerde iki lider zaman zaman tarihten örnekler vermek suretiyle birbirlerini iğnelerken bu kez öyle olmamış.

YAPICI GÖRÜŞME

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan’la yaşanan gerilim ve Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakların adil olarak dağıtılması konusu başta olmak üzere, Suriye’den başlayıp Libya’ya kadar uzanan hatta ayrıntılı açıklamalar yapmış. “Keşke açıklama yapmadan önce bizimle konuşsaydınız” demiş.  Macron da “Birbirimizle konuşabilirdik” karşılığını vermiş. Macron’un “Bakanlar görüşebilirdi” vurgusu üzerine Erdoğan, “Dışişleri Bakanımız sizin bakanınız tarafından davet edilmişti. Bakanımız gidebilir” diyor.

MACRON’DAN ‘DİYALOĞU SÜRDÜRELİM’ ÖNERİSİ

Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Düğümü Yargıtay çözecek

Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra CHP heyeti, Meclis Başkanı Mustafa Şentop’u ziyaret ederek Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin iade edilmesini istemişti.

Meclis Başkanı Şentop ile CHP heyeti Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının beklenmesi ve birinci derece mahkeme ile Yargıtay’ın tesis edeceği hükmün görülmesi üzerinde durulmuştu.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının çok gecikmeyeceği söyleniyor. Ama asıl iş ondan sonra başlıyor. Düğümü Yargıtay ile Meclis birlikte çözecek. Asıl önemli olan Yargıtay’ın kararı olacak.

Birkaç noktanın üzerinde duruluyor.

1. Bireysel başvuruyla ilgili karar otomatik olarak hak doğurmuyor. Ama Anayasa Mahkemesi’nin kararını hem ilk derece mahkeme hem de Yargıtay dikkate almak durumunda. Yok sayamaz.

2.  Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına uymayabilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Yargıtay’ın üzerinde bir süper temyiz mahkemesi değil.

3. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararını yeniden yargılama sebebi olarak görüp reddedebilir.

KRİTİK NOKTA

4.

Yazının Devamını Oku

Görüşme talebi Macron’dan geldi

Virüs nedeniyle AB zirvesi 1 Ekim’e ertelendi ama Rum kesiminin Türkiye’ye yaptırımlar uygulanması yönündeki çabaları zirve öncesinde tansiyonu yükseltmişti.

Rum kesimini Fransa ve Yunanistan’la birlikte okumak gerekiyor. Bakmayın Türkiye’nin yalnız kaldığı yönündeki yorumlara... Demirel’in dediği gibi, “Türkiye büyük bir ülkenin adı demek.” Zirve öncesinde bir dizi diplomatik girişim başlatıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Almanya Başbakanı Merkel ve AB Konseyi Başkanı Michel ile yaptığı üçlü zirve önemli bir adımdı. Türkiye’ye yaptırımlara karşı çıkan Merkel, diyaloğa geçilmesini savunuyor.

Üçlü zirvenin iki ayağı vardı:

1- Türkiye-Yunanistan gerilimi.

2- Doğu Akdeniz’de gerginliğin giderilmesi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan ile diyaloğa hazır olduğumuz mesajını verdi. Merkel ve Michel’in duymak istediği de buydu. Hatta Erdoğan, iki ülke arasında istikşafi görüşmelerin başlayabileceğini ifade etti. Eğer Merkel’in çabalarıyla Oruç Reis Antalya’ya çekilip Mevlüt Çavuşoğlu ile Borrell 6 Ağustos’ta Malta’da görüştüğü sırada Yunanistan Mısır’la anlaşma yapmasa, 7 Ağustos’ta istikşafi görüşmelerin başlayacağı ilan edilecekti.

MERKEL’İN TEKLİFİNE ERDOĞAN’IN YANITI

Çabaları sonucunda Oruç Reis’in limana çekilmesini sağlayan Merkel’in, Yunanistan’ın Mısır’la anlaşma yapması üzerine “Şok oldum” dediği ifade ediliyor. Oysa Merkel, o gün iki ülke arasında istikşafi görüşmelerin başlayacağının ilan edilmesini bekliyordu. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Miçotakis’le telefonla görüşür müsünüz?” diye teklifte bulunmuştu. Erdoğan da  “Önkoşulsuz olursa niye olmasın, ben konuşurum” diyerek diyalog kapısını aralamıştı. O gün gerçekleşmeyen Erdoğan-Miçotakis görüşmesinin yapılması, iki liderin videokonferans yoluyla görüşmesi bekleniyor.

Doğu Akdeniz’deki gerilim konusunda ise

Yazının Devamını Oku

Akşener ile Demirtaş kahvaltı masasını kurdu mu?

İYİ Parti, koronavirüs önlemlerine dikkat eden bir kongre yaptı.

Meral Akşener, genel başkanlığa oybirliğiyle yeniden seçildi. Ama partide bir fay hattı kendini yeniden hissettirdi.

İYİ Parti kongresini Meral Akşener’in yeni açılımı ve partide yaşanan “güç mücadelesi” açısından değerlendirmekte yarar var.

KAPIYI ARALADI

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in kurultay konuşmasında Kürtlere ve Zazalara yönelik mesajı dikkat çekiciydi. Akşener, aynı cümle içinde Alevilere de sinyal gönderdi. Ama eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kahvaltı çıkışı ile başlayan süreç olması nedeniyle Kürtler ve Zazalarla ilgili bölüm ön plana çıktı.

Demirtaş, “Mesela ben dışarıda olsaydım bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve ‘Kahvaltıya geldik’ derdim” demişti. Daha önce “HDP’yi, PKK’nın yanı başında, uzantısı olarak konumlandırıyoruz” diyen Meral Akşener’in yanıtı merak ediliyordu.

Akşener, kahvaltı talebini geri çevirmedi. “Güneydoğu’da şöyle bir gelenek var, kan davalınız bile olsa kapınızı çaldığı zaman içeri alırsınız” sözleriyle kapıyı aralamıştı.

KÜRT VE ZAZA VURGUSU

Akşener

Yazının Devamını Oku

‘Hiç kimse endişeye kapılmasın’

Koronavirüs nedeniyle mart ayından bu yana kapalı olan okullarda ders zili bugün çalacak. Okulöncesi eğitim ve birinci sınıfa gidecek çocuklar, okula ilk adımlarını atacaklar. Diğer sınıflar için okullarda eğitimin ne zaman başlayacağı ise ileride değerlendirilecek.

Koronavirüsün seyri belirleyici olacak. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’la koronavirüs önlemleri kapsamında başlayacak eğitimi konuştuk. Öncelikle alınan tedbirleri sordum. Milli Eğitim Bakanı, “Biz ‘Her şeyden önce sağlık’ diyoruz. Tüm illerde, il müdürlükleri koordinasyonunda velilere yönelik bilgilendirme toplantıları yapıldı. Ayrıca randevu verilmek suretiyle velilerin okullardaki hazırlıkları ve salgın önlemlerine yönelik tedbirleri görmeleri sağlandı. Ayrıca tüm illerde servis şoförlerine yönelik eğitimler tamamlandı. Şimdi biz, öncelikle okulöncesi eğitim ve ilkokul 1. sınıf düzeyindeki çocuklarımız için okullarımızın kapılarını açıyoruz. Okullarımıza yeni adım atacak bu çocuklarımız için ‘oyun’ temelli bir model ortaya koyuyoruz. ‘Temassız Oyunlar’ kitapçığımız işte burada hazır. Uyum sürecinde, dünya ülkelerinden çok daha hızlı bir mesafe alacağız. Yine temizlik için yardımcı personel, hijyen malzemesi, maske gibi ihtiyaçlara yönelik de çalışmaları tamamladık” diye karşılık verdi.


Tabii ki bu fotoğraf pandemi öncesine ait

BAKAN SELÇUK’TAN GÜVENCE

Alınan bu önlemlere rağmen aileler elbette ki tereddütlü. Bir yandan okulla ilk kez tanışacak olan çocuklarının eğitimlerinin başlamasını istiyor, diğer yandan “Ya virüs bulaşırsa” kaygısını taşıyorlar. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da bunun farkında: “Kimse hiçbir endişeye kapılmasın. Evlatlarımız, öğretmenlerimiz, eğitim çalışanlarımız ve velilerimiz için bir yerde riski varsa orada biz yokuz diyoruz. Şundan herkes emin olsun ki okullarımız ve tüm eğitim kurumlarımız şu anda kamuoyuna açık toplu alanlar içinde en güvenilir alanlardır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.” 

21 EYLÜL’DEN SONRA NE OLACAK?

21 Eylül’den sonra diğer sınıfların okula başlaması düşünülüyor. Peki o zaman hangi kriterlere göre karar verilecek? İşte Milli Eğitim Bakanı’nın yanıtı:

“Biz süreci başından beri Sağlık Bakanlığı’yla koordineli bir şekilde, Bilim Kurulu’nun tavsiyeleriyle şekillendiriyoruz. Bu doğrultuda kriterlerimiz belli:

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu, Atatürk tartışmasından rahatsız

İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun Taksim toplantılarında Mustafa Kemal demesi CHP’de Atatürk krizinin patlak vermesine yol açtı.

Partideki fay hatları harekete geçti. Kimi Canan Kaftancıoğlu ile kurultaydan gelen hesabını görmek için Atatürkçülük tartışmasını kendini açısından avantajlı bir zemin olarak gördü, kimi Atatürkçülük üzerinden güç kazanmaya çalıştı.

CHP’de bir dönem Meclis’te bir milletvekilinin odasındaki Atatürk’ün resminin indirilip çöp kutusuna atılması tartışması yaşanmıştı. CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı’nın suçlandığı, Ankara milletvekili Necati Yılmaz’ın haksızlığa uğradığı, Aylin Nazlıaka’nın partiden ihraç edilip daha sonra geri döndüğü olaydan söz ediyorum.

Zaman zaman, Atatürk’ün CHP’den çektiği ne diye düşünmeden edemiyorum. Hem Atatürk’ün siyasi mirasını yiyorlar hem de parti içi iktidar kavgalarını
Atatürk’ün üzerinden yapıyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun Atatürk tartışmasından çok rahatsız olduğu söyleniyor. Tartışmanın uzatılmaması için uyarıda bulunmuş. Ahmet Davutoğlu’nu ziyaretten sonra bu konu sorulduğunda belirli bir medya grubunun bunu öne çıkarmasının anlaşılır olmadığını söyledi. Ama Kemal Bey, size yakın bir gazete yazdı bunu. Ayrıca gazetecilik yaptılar, haberi verdi. CHP’lilere Atatürk üzerinden birbirinizi suçlayın demedi ki...

CHP bir süredir tekrar eski iç tartışmalarına dönmeye başladı. Burada görev Kılıçdaroğlu’na düşüyor. Kılıçdaroğlu, Atatürk tartışmasını kesmeleri için Özgür Özel üzerinden milletvekillerini uyardı ama bu yeterli olmadı. Kemal Bey masaya yumruğunu vurup bu tartışmaların önünü kesmezse, CHP krizlerin partisi  formatına geri dönecek. Çünkü gruplar birbirini yemek için aportta bekliyor. Benden uyarması...

CHP YENİDEN KRİZLERİN PARTİSİ Mİ OLUYOR?CHP’

Yazının Devamını Oku

Mehmet Kaplan’ın kanında alkol ve esrar tespit edildi

Gaziantep’te Mehmet Kaplan’la birlikte olduğu evin dördüncü katından düşerek hayatını kaybeden Duygu Delen’le ilgili Adli Tıp raporunun kimya ve biyoloji sonuçları ortaya çıktı. Ancak soruşturmayı yürüten Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Duygu Delen’le ilgili olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’na sorduğu soruların yanıtlarının verilmesinin ise biraz zaman alacağı öğrenildi.

Duygu Delen olayıyla ilgili kapsamlı bir soruşturma yürüten Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, İstanbul Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’na Duygu Delen’in intihar mı ettiği yoksa öldürüldüğü mü, intihar ettiğine dair emarelerin olup olmadığı, düşmeden önce şuurunun yerinde olup olmadığı gibi sorular sorduğu ortaya çıktı.

İSTANBUL ADLİ TIP DOĞRULADI

İstanbul Adli Tıp Kurumu kimya ve biyoloji ihtisas grupları ise incelemelerini tamamlayarak raporlarını sundular. Adli Tıp raporunda Mehmet Kaplan’ın 257 promil alkollü olduğu tespit edildi. Kaplan’ın kan örneklerinde yapılan incelemede esrar belirlendi. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından Mehmet Kaplan’ın kan ve idrar örnekleri üzerinde yapılan incelemede de “THC (esrar) metabolitleri saptanmıştır” denilmişti. İstanbul Adli Tıp Kurumu bu incelemeyi doğruladı.

Duygu Delen’in kan ve idrar örneklerinde ise alkol veya herhangi bir uyuşturucu tespit edilmedi.

MEHMET KAPLAN’IN DNA’SI TESPİT EDİLDİ

Duygu Delen, yakın çevresindekilerin anlatımına göre yaşamayı seven, hayat dolu genç bir kızdı. Daha önce yaşadığı sorunlar nedeniyle ayrıldığı erkek arkadaşı Mehmet Kaplan’la bir araya geldiği evin dördüncü katından düşerek hayatını kaybetti. O günden bu yana Duygu Delen intihar mı etti, yoksa atıldı mı sorusu aydınlatılmayı bekliyor. Duygu Delen’in giysilerinden ve vücudundan alınan örneklerin incelenmesinde Mehmet Kaplan’a ait DNA örnekleri tespit edildi.

MEHMET KAPLAN’IN MESAJLARI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan hangi gazete haberini inceledi?

27 Mayıs darbesinden sonra hukuk tarihimize bir yüz karası olarak geçen yargılamalarının yapıldığı Yassıada’da 12 Eylül’ün yıldönümü nedeniyle Adalet Bakanlığı tarafından bir sempozyum düzenlendi.

Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak düzenlenen Yassıada’daki sempozyumun açış konuşmasını Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptı. Yassıada’daki programa eski başbakanlardan Tansu Çiller ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de katılmıştı. Bahçeli bir de konuşma yaptı.



Sempozyumdan önce Erdoğan, Çiller ve Bahçeli bir süre çay içip sohbet etmişler. Liderler 12 Eylül’ün yıldönümü olması nedeniyle darbeleri konuşmuşlar. Ama sadece 12 Eylül’ü değil, mekân Yassıada olunca daha çok 27 Mayıs’ı ve Menderes’i konuşmuşlar. Demirel, “Başbakan olduğumda karşımda Menderes’in idam sehpasındaki fotoğrafı duruyordu” demişti. Çiller, 28 Şubat’ı yaşadı. Erdoğan, 28 Şubat’ın mağduru oldu. 27 Nisan’da e-muhtıraya maruz kaldı. 15 Temmuz’da darbeyi püskürttü. Eğer 15 Temmuz’da Erdoğan değil, Allah korusun darbeciler kazansa, bugün tarih başka türlü yazılacaktı. Bahçeli de her defasında darbeye karşı çıktı. Erdoğan, Çiller ve Bahçeli adada 12 Eylül’le ilgili olarak açılan sergiyi gezmişler. Cumhurbaşkanı Erdoğan orada bir gazete haberinin önünde durmuş, dikkatlice okumuş. Merak ettim, soruşturdum. Erdoğan, CIA’in Türkiye şefi olan Paul Henze’nin 12 Eylül darbesini ABD Başkanı Carter’e, “Bizim çocuklar başardı” diye ilettiği haberin kupürünü incelemiş. Zaten konuşmasında da “Darbe haberi Washington’a ulaştığında, birilerinin ‘Bizim çocuklar başardı’ demesi, 12 Eylül’ün gerisindeki karanlık yüzü ifade ediyordu. Hiç şüphe yok ki 15 Temmuz gecesi birileri yine aynı mekânlarda ‘Bizim çocuklar yine başardı’ demek için bekliyordu” diye konuşmuştu.

15 Temmuz’da tersi oldu. Bu kez CIA’in çocukları değil, Erdoğan’ın liderliğinde bu milletin çocukları kazandı.

BÜLENT ARINÇ’TAN İYİ HABERLER VARESKİ

Yazının Devamını Oku

İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu: ‘Erdoğan gitsin diye bir siyasi cinnet içinde olmayız’

2023’e daha üç yıl var ama seçim peşrevi başladı. Selahattin Demirtaş, eşini de alıp İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e kahvaltıya gitmeyi önerdi. Deniz Baykal bir dönem Mesut Yılmaz’a benzer bir öneride bulunmuştu. “Kotlarımızı çekip eşlerimizle birlikte pikniğe gidelim” şeklinde bir öneriydi. Ancak Korkmaz Yiğit kaseti ortaya çıkınca bırakın pikniğe gitmeyi, Baykal hükümete verdiği desteği geri çekmişti.

Demirtaş’ın kahvaltıya gitmek istediği Akşener, kan davalı bir yanıt vermişti. Bu yanıt dahi Demirtaş’ı geri adım attırmadı. Demirtaş, yanıtı olumlu bulduğunu belirtti. Selahattin Demirtaş’ı yeniden siyasi denkleme sokma çabalarına dikkat çekip bunun neden Meral Akşener üzerinden yapılmak istendiğini sormuştum. Konuştuğum İYİ Partililerin de benzer bir merak içinde olduklarını gördüm. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da desteklediği, Devlet Bahçeli’nin  “Evine dön” çağrısından sonra millet ittifakı içindeki pozisyonu güçlendiği için Demirtaş’ın da kahvaltı diyaloğunu Akşener üzerinden başlattığı düşünülüyor. Siyaset yükselen değerler üzerinden yapılıyor. Bu çabaların Demirtaş’ı sevimlileştirme gayreti olduğunun farkındalar. Ama bunun için Demirtaş’ın bir bedel ödemesi, özeleştiri yapması gerektiğini düşünüyorlar. İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu ile konuştum. “HDP, PKK’ya karşı devletin yanında yer alırsa, biz demokrasi taleplerine destek verebiliriz” dedi. Ağıralioğlu, ilke bazlı olarak baktıklarını söyledi. “Yoksa Recep Tayyip Erdoğan gitsin diye bir siyasi cinnet içinde olmayız” diye konuştu.

KILIÇDAROĞLU ADAY OLMAZSA MUHALEFET LİDERİNİ DESTEKLEMELİ

Türkiye’de her siyasi denklem Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine kuruluyor. Hele başkanlık sistemine geçip başbakanlık kaldırıldıktan sonra tek hedef Cumhurbaşkanlığı oldu.

Bahçeli, 2023’te cumhurbaşkanı adaylarının Erdoğan olduğunu açıkladı. Cumhur ittifakında Erdoğan’dan başka bir isim gündemde değil. Ancak muhalefet cephesinin adayı belli olmadığı için orada ciddi bir mücadele yaşanıyor.

Kılıçdaroğlu hem kendisi aday değil, hem de parti liderlerinin cumhurbaşkanı adayı olmasını doğru bulmuyor. Geçmişte Ecevit’in Ahmet Necdet Sezer’i aday yapması gibi, muhalefet liderleri dışında bir isim arayışında. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kılıçdaroğlu’nun favorisi. Neden olduğu konusuna girmeyeceğim ama bu tavır millet ittifakı ortakları arasında rahatsızlığa neden olmaya başladı. “Partinin hedefi iktidar olmaktır. Liderin hedefi ise cumhurbaşkanı olup ülkeyi yönetmektir. Eğer bir parti lideri kendisi cumhurbaşkanı adayı olmuyorsa, o zaman Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’ı desteklemesi gibi, beraber hareket ettiği partinin liderini desteklemelidir. Ben aday olmayacağım ama muhalefet liderleri de aday olmasın tavrı doğru değil.”

Burada İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in tarif edildiği açık. Seçimler yaklaştıkça millet ittifakı içinden benzer çıkışlara tanık olacağız diyorum, başka bir şey demiyorum.

ARINÇ’IN 2. TESTİNDE TESPİT EDİLMİŞ

ARTIK

Yazının Devamını Oku

Erken seçim mi, yoksa 2023 mü?

Muhalefetin bir kısmında 2021’de seçim olacakmış gibi bir hava var. Cumhurbaşkanı adayı olmayı planlayanlar, erken seçim ihtimaline hazırlıksız yakalanmamak istiyorlar. O nedenle hem siyasette hem medyada hazırlıklara başladılar. Türkiye’de erken seçim denilince ilk akla gelen isim olan MHP Lideri Bahçeli de seçimlerin 2023’te yapılacağını açıkladı. Muhalefet liderleri arasında, “Erdoğan erken seçime gitmez. 2023’e kadar ülkeyi yönetir” düşüncesinde olanlar da var.

1 Ekim’de Meclis’in açılışından sonra erken seçim tartışmalarını daha sık yapacağız. Çünkü iktidar Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nda köklü değişikliklere hazırlanıyor. Seçim barajının düşürülmesi, yüzde 1 oy alan partilerin dahi Meclis’te temsili yönünde çalışmalar yapılıyor. Seçim sistemi en çok ittifakları etkileyecek. Şimdilik bununla yetinelim. Ama eğer seçim yasası 2021 yılında değişirse, bu aynı zamanda seçimlerin 2021 yılında yapılmayacağı anlamını taşıyor. Çünkü Anayasa’nın 67. maddesinde “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz” deniliyor.

KILIÇDAROĞLU’NUN PLANLARI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Lideri Meral Akşener seçimlerin 2023’te yapılacağı kanaatinde. Kılıçdaroğlu, 2023’e giderken ‘millet ittifakı’nı genişletme çabası içinde. Dün parti meclisi toplantısında yaptığı konuşmada bunun formülünü de verdi, “Dostlarımızla birlikte yapacağız” dedi. Kılıçdaroğlu’nun dostları Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu. Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül’ü düşündüğü biliniyor. Şu ana kadar “Yok” demedi. Ancak CHP tabanı Gül’e karşı. Onların gönlünde Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş yatıyor. Kılıçdaroğlu’nun CHP’de kendisine rakip olmasını istemediği için Ekrem İmamoğlu’nun adaylığına sıcak bakmadığı söyleniyor. Abdullah Gül ise onun rakibi değil. Hatta önemli bir isim, “İmamoğlu’nu istemez ama Mansur Yavaş’ı bile düşünebilir. Çünkü onun CHP’ye yönelik bir iddiası yok” dedi. Seçimi kazanamamasına rağmen Muharrem İnce bile Cumhurbaşkanı adaylığından aldığı güçle, Kılıçdaroğlu’na “Sen çekil, onursal başkan ol. Partinin başına ben geçeyim” demedi mi?

AKŞENER’İN ROLÜ

Kılıçdaroğlu’nun göz ardı etmemesi gereken biri var. O da İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener. Bahçeli ve Erdoğan’ın “Evine dön” çağrısı ile iyice eli güçlenen Akşener’in “Evet” demediği bir ismin ortak aday gösterilmesi imkânı yoktur. Akşener, “Cumhurbaşkanı olacağım diye Türkiye’nin önünü tıkamam” dedi. Ama bu kendisine sunulan her formülü kabul edeceği anlamına gelmiyor. Tam aksine, ortak aday olma ya da istediği ismi aday gösterme konusunda eli güçlendi.

ÜÇÜNCÜ İTTİFAK

Seçim yasasında yapılacak olan değişiklikleri görmeden 2023 hesapları yapmanın eksik olacağı kanaatindeyim. Yeni seçim sistemini gördükten sonra yapılacak değerlendirmelerin daha sağlıklı olacağı inancındayım. Çünkü yeni bir seçim sistemi geliyor. Yeni sisteme göre üçüncü ittifak neden olmasın?

CHP’NİN MUHARREM İNCE STRATEJİSİ

Yazının Devamını Oku

Okullar sınırlı olarak açılabilir

Siyasetle anılan Ankara, bir süredir koronavirüsteki artışla gündemde. Koronavirüsteki artış, yeni tedbirleri gündeme getirdi. Bu ortamda okullarda yüz yüze eğitime nasıl geçileceği tartışılıyor. Tüm bu başlıkları Bilim Kurulu üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz’a sordum.

 İlk soru: Ankara, Vuhan oldu mu?

“Son dönemde vaka sayısındaki artışın en yüksek olduğu il, ne yazık ki Ankara oldu. Kontrollü sosyal hayat döneminde Ankara’da yaşayanlar her zamanki kontrollü tavırlarının dışına çıktı. Sadece Ankara’da değil, yurdumuzun genelinde de salgın öncesindeki yaşantımıza hızlı bir dönüş oldu.”

ÖNLEMLER ETKİLİ OLMAZSA YENİ TEDBİRLER GÜNDEMDE

 Peki Ankara için yeni önlemler gündemde mi? İşte Afşin hocanın yanıtı:

“Öncelikle virüsün yayılım merkezi haline gelen mahalle arası sokak düğünleri, sünnet, nişan, kına gecesi gibi etkinlikler yasaklandı. Düğünler, cenazeler ve taziyeler kısıtlandı. Asker uğurlamalarıyla ilgili kararlar zaten önceden ülkemiz genelinde alınmıştı. Ayrıca esnek çalışma yöntemlerinin önü açıldı. Bir süre bu alınan önlemlerin etkileri izlenecektir. Yeterli olmadığı takdirde yeni önlemlere yönelik olarak da bilimsel danışma kurulunun tavsiyeleri bulunmaktadır.”

İL BAZLI ÖNLEMLER ALINACAK MI?

 

Yazının Devamını Oku

Muharrem İnce Güneydoğu’ya gidiyor

Muharrem İnce, “Memleket Hareketi”ni 4 Eylül’de Sivas’tan başlattı.

4 Eylül Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı Sivas Kongresi’nin yıldönümü olması nedeniyle doğru bir tarihti. Zaten CHP’de kurultay tarihini 4 Eylül’de başlatır. Sivas ise Kuva-yı Milliye ruhunu yansıtması için doğru bir yerdi. İnce’nin, Sivas’taki çıkışından sonra konuştuğum bazı CHP yöneticilerinde büyük bir rahatlama hissettim. “Ölü doğdu” yorumunu yaptılar. Medyada da “Dağ fare doğurdu” yönünde değerlendirmeler yaptılar. Her iki değerlendirmeye de katılmıyorum. CHP’lilerin erken rehavet içine girdiklerini düşünüyorum. Muharrem İnce, 2023’ü hedef alan bir hareket başlatıyor. CHP yönetiminin erken sevinmek yerine, bu işin getirisini ve götürüsünü iyi hesap edip adım atmasından yanayım. Ben de İnce’nin Sivas’tan on binlerle birlikte yola çıkmasının daha etkili olduğu düşünenlerdenim. Sivas meydanında on bin kişiyi toplasa Türkiye’yi sarsardı. Siyaset iddia işidir. Ancak bunun şimdi olmaması ilerleyen zamanlarda olmayacağı anlamına gelmiyor.



İNCE KALABALIK BİR KATILIM İSTEMEMİŞ

Sivas programından sonra Muharrem İnce’ye yakın kaynaklarla konuştum. Koronavirüs nedeniyle Muharrem İnce katılım istememiş. O nedenle Sivas’a gelmek isteyenlere, “Gelmeyin” demiş. Muğla’dan, İzmir’den, Edirne’den, Zonguldak’tan, Van’dan, Adana’dan, Antalya’dan temsilcilerin bulunması istenmiş. Muharrem İnce de ekibini tanıtırken, “Tam kadro gelmedik, temsili bir heyetle geldik” demişti. Sivas’a, binlerin toplandığı Sivas meydanından Türkiye’ye seslenmek yerine, ilk çıkışta doğru mesaj verilmesi tercih edilmiş. Bir tercih yapılmış. Mesaj verilmek istenmiş. O tercihe saygı duyuyorum ama yine de Sivas’ta havaalanındaki cılız görüntünün iyi olduğu kanaatinde değilim.

VİRÜS KAYGISI ETKİLİ OLMUŞ

Yazının Devamını Oku

Erdoğan ile Mansur Yavaş ne konuştu?

Son dönemlerin en dikkat çeken görüşmelerinden biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı kabul etmesiydi.

Erdoğan, seçimlerden sonra Cumhurbaşkanı olarak aralarında Ekrem İmamoğlu, Tunç Soyer, Mansur Yavaş, Yılmaz Büyükerşen’in de bulunduğu CHP’li büyükşehir belediye başkanlarıyla bir araya geldi. Daha önce Ekrem İmamoğlu ile de görüşmüştü. Ama İmamoğlu ucuz polemiklere girmeyi, bu ilişkiyi sürdürmeye tercih etti. Ama başarı grafiği sürekli olarak yükselen Mansur Yavaş, işine odaklandığı için ona her kapı açılıyor.



Mansur Yavaş görüşmeden önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na bilgi vermişti. Kılıçdaroğlu da  “Ankara’nın işini tabii ki görüşeceksin. Önemli olan Ankara’nın sorunlarının çözülmesi” demişti. Yavaş, görüşmeden sonra da Kılıçdaroğlu’nu bilgilendirdi.

Mansur Yavaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmeye hazırlıklı gidiyor. Erdoğan, dikkatle dinliyor. Eski bir belediye başkanı olarak araya girip sorular soruyor. Not aldırıyor ve hemen orada talimatlar veriyor. Yani verimli bir görüşme oluyor. Aralarında bir futbol sohbeti geçiyor. Mansur Yavaş, Ankaragücü’nün kümede kalması için verdiği destekten dolayı Erdoğan’a teşekkür ediyor. Gençlik Parkı’nın Varlık Kiralama Anonim Şirketi’ne devredildiği açıklanmıştı. Yavaş, Gençlik Parkı’yla ilgili ödemelerin devam ettiğini belirterek, bu kararın düzeltilmesini talep ediyor. Erdoğan, “Burada bir hata yapılmış, düzeltilsin” diye talimat veriyor. Akyurt ilçesinde bir fuar alanı yapılıyor. Belediye, ATO ve TOBB ortaklığı ile. Ama bir türlü bitirilemiyor. Erdoğan, “Bunu tekrar görüşelim, bitirelim” diye not aldırıyor. Şehir hastanesinin bağlantı yolları konusu var. Belediye yaptırmış ama parasının tahsil edilmesi konusu. Cumhurbaşkanı, “Bu bir şekilde çözülsün. Ya parasını verelim ya takas yapılsın” diyor.

ERDOĞAN’IN SÖZLERİ

Yazının Devamını Oku

Soylu: ‘DEAŞ Ayasofya’ya eylem planlıyordu’

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile DEAŞ’ın sözde Türkiye emirinin yakalandığını açıklamasından kısa bir süre sonra görüştüm.

Giresun’da selden zarar gören vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüyle ilgileniyordu. Benimle konuşurken bir yandan da “Sel bu yolun altını oymuş. Yolun altı boş. Tehlikeli olmuş. Bu yolun altının doldurulması lazım” diye görevlilere talimat veriyordu. Ama Soylu ile konuşurken gelen telefonlardan bir yandan da yürüyen operasyonları takip ettiği anlaşılıyordu.

İçişleri Bakanı ile konuşurken, yeni bilgilere ulaştım:



1. Soylu, daha önce eylem hazırlığı içinde olan bir DEAŞ’lının yakalandığını söyledi.

2. Dün tutuklanan DEAŞ’ın sözde Türkiye emiri

Yazının Devamını Oku

Ecevit’le bir anı ve büyüme rakamları

Dün gibi gözümün önünde duruyor.

Meclis’te, iktidar kulisinin girişinde Başbakan’ı bekliyorduk.

Korumaların koşuşturmasından Ecevit’in geldiği anlaşılıyordu.

Ankara gazetecilerinin ‘Emel Abla’Emel Aktuğ, çok eski dostu olan Ecevit’e “Başbakanlık’ta bir şey mi atılmış ne, öyle söylüyorlar” dedi. Ecevit’in rengi kül gibiydi. Dudakları titreyerek, “Evet, öyle olmuş” diyerek yanımızdan hızla geçti.

Başbakanlığın önünde Ecevit’e yazarkasa fırlatılmıştı.

MGK’da Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit arasında patlak veren kriz, Türkiye’yi tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birine yuvarlamıştı.

Ecevit, Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçilmesini sağlamış ancak MGK toplantısından Sezer’in önüne Anayasa kitapçığını fırlatmasıyla büyük bir siyasi kriz patlak vermişti.

Dünya ekonomileri büyürken 2001’de Türkiye ağır bir ekonomik kriz yaşadı.

Dünya ekonomileri genişlerken 2001’de Türk ekonomisi dibe vurdu.

Yazının Devamını Oku