"Banu Şen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Banu Şen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Banu Şen

Yarın ne olacağım belli değil

Ayşe Abla... Onun hayat hikayesi film senaryolarıyla yarışır. Ne gözünün yaşı diniyor ne hıçkırıkları. Röportajı tamamlamak zor. Çoğunlukla onu teselli etmek ve umut vermekle geçiyor zaman. Bazen güçlü olduğunu söylüyor bazen öldürülmeden kendi canına kıyacağını. Oğlu ve erkek kardeşinden şiddet görüyor. İkisi bir olup öldüresiye dövüp bir köşeye atmışlar onu. Sığınma evinde kalmış, orada burada kalmış. Koruma kararı var ancak her an öldürülme korkusuyla yaşıyor. “Arkamdan gelip öldürecekmiş hissiyle yürüyorum hep” diyor.
İsterse yüzünü gizleyebileceğimizi söylüyoruz. İstemiyor. “Nasılsa bir gün olacak. Yarın ne olacağım belli değil ki. Bugün varım yarın yok” diyor.
Ayşe Abla’nın acıları henüz çocukken Çorum’da başlıyor. Aslında bir toprak ağası torunu. Babası, annesini küçük kardeşine altı aylık hamileyken henüz 29 yaşındayken öldürüyor. Anne tarafı o babanın çocuklarını düşman belliyor. Ayşe Abla, gözyaşları içinde anlatıyor hikayesini:

Yarın ne olacağım belli değil

Yolda yürüyemiyorum

“Babam annemi öldürdükten sonra kardeşlerimi ben büyüttüm. Eşime beni zorla verdiler. Hiç mutlu olmadık. Kayınpederimden şiddet gördüm. Silahla kolumdan vuruldum. Hep çalıştım. Her işi yaptım. Üç kardeşiz. Oğlan kardeşime sekiz yıl baktım. İşe yerleştirdim. Sırtımda hastanelere taşıdım. Eşimden üç-dört sene önce ayrıldım. Erkek kardeşimle eşimden ayrılınca sekiz yıl görüşmedik. Bana silah çekmişti. Sonra bir şekilde barıştı benimle. Meğer mal mülk içinmiş. Ailemden kalan tarlalar vardı üzerimde. Kredi kartlarımı boşalttı. Cebimdeki son kuruşa kadar aldı. Erkek kardeşimle tartıştık. Evden gece bavulumu aldım çıktım. Oğlumu da çağırdılar. Çiğli Balatçık’ta kırmızı bir köprüde sokak ortasında tekmelerle beni dövdüler. Hava karanlıktı. Beni ortaya bıraktılar. Karakola götürüldüm ama ‘Doktorlar bayram izninde’ dediler, rapor geç alındı. Ben kendimde değildim zaten. Beni o halde bıraktılar. Çiğli Emniyeti’nin oradan bir ESHOT şoförü, gözlerim ve kafam şiş bir şekilde beni aldı, Salhane’ye kadar getirdi. O halde de bir taksici Alsancak Garı’nın oraya kadar bıraktı. Şikayetçi oldum kaç kere. Dava açıldı ama benim onları dövdüğüme dair karar verildi. Ben iki kişiyi nasıl dövmüşüm biri bana bunu anlatsın. Ondan sonra, ‘Davadan vazgeç’ diye şiddet gördüm. Dövdüklerinde paralarımı gasp edip kredi kartlarımı boşalttılar. Şu an borcum 85 bin çıktı. 2 bin lirayla döndürmeye çalışıyorum. Oradan alıp ona koyuyorum. Kızım Ankara’da psikoloji okuyor, okusun istiyorum. Çalıştırmıyorlar. Kızımla da uğraşıyorlar. Hakimler, ‘Biri oğlun, biri kardeşin, uzlaşın’ diyor. Hakime gidip ağladım. ‘Eninde sonunda öldüreceğiz’ diyorlar. Biri diyor ki, ‘Annem gibi öldüreceğim’; biri diyor ki, ‘Anneannem gibi öldüreceğim.’ Ve ben böyle sokakta ortada geziyorum. Elimde koruma kararlarım var. Çağrı üzerine polis geliyor. Çağırana kadar kalıyor mu insanlar? 155’i arayacakmışım. Bu kararları cebine koyuyorum bunlarla geziyorum. İki yıldır kaçıncı koruma kararım bu. Arkamdan beni vuracak diye yolda yürüyemiyorum bile.”

Kalacak yerim bile yok

Ayşe Abla mücadele etmekten bazen yorul-duğunu yine gözyaşlarını akıtarak anlatıyor: “Sığınmaevinde kaldım. Ancak orada da çalışamıyorum. Bu kadar borcu çalışmadan nasıl ödeyeceğim? Yıllardır mücadele ediyorum, artık çok yoruldum. Öle-ceksem öleyim, kalacaksam kalayım. Bunlar olacak şeyler. Çünkü biraz önce bile tehdit edildim. Bu yaştan sonra benden adam olmaz. Kimlik yaşım 46 ama ruh yaşım 150. Beni bana bıraksınlar başka bir şey istemiyorum. Sadece bunu istiyorum.  Mücadele edeceğim ama bazen de kendimi öldürmek istiyorum. Gidecek, kalacak yerim yok. O arkadaşta, bu arkadaşta kalıyorum. Kime gideyim ben? Eşek gibi çalışayım ama beni bana bıraksınlar. Benim bir Allah’ım var şimdi ona sığındığım. Adalet kadından yana işlemiyor. Kimseden bir şey istemiyorum, bari borcumu taksitlendirsinler. Bari bu yasalara ekonomik destek de eklensin.”

***

Ölene kadar mücadele edeceğim

ZEKİ Ünlüer geçen yıl kızını bir kadın cinayetine kurban verdi. Kızının öldürülmeden önce karakola bile gittiğini öğrendi.

Yarın ne olacağım belli değil

Şikayetçi oldu. Ancak onunla konuştuğumuz gün bu davasına takipsizlik verildiğinin acısı da eklenmişti. O da cümlelerini zor tamamladı, gözyaşlarını tutamadı konuşurken. Ünlüer, kızını kaybettikten sonra başkalarının da canı yanmasın diye mücadele ediyor, eylemlere destek veriyor. Tarif edilmesi zor acısını ve mücadelesini şu cümlelere döküyor:

Yarın ne olacağım belli değil

Bunun indirimi olur mu

“Kanunlarda çok boşluk var. Caydırıcılık yok. Ceza indirimi yapıyorlar. Bir insan can almış. Bunun indirimi olur mu? Can alanlara, cinayet işleyenlere sanki ödül veriyorlar. Kanunlar bu kadar yumuşak mı? Üç gün sonra çıkacaklarını biliyorlar. Her gün bir tane, bir tane... Öldürüyorlar. Ağır ceza versinler ki, cesaret edemesinler. Emekli adamım, kızımdan kalan yedi yaşında torunum var. Annesi vardı, şimdi yok. Eşim rahatsız, tedavi görüyor. Kızım öldükten sonra torunumla ilgilenmek için işi bırakmak zorunda kaldım. Tek bir emekli maaşına kaldık. Kızıma biri musallat olmuş, hep rahatsız etmiş. Tek başına mücadele etmiş. Haberimiz olmamış. Karakola bile gitmiş. ‘Biz bu işlere bakmıyoruz’ demişler. Karakoldan şikayetçi olduk. Bugün bir yazı geldi, ‘O görevlinin kim olduğu tespit edilememiştir’ diye. Davamızı durdurmuşlar. Artık tek istediğim, bundan sonra başkalarının canı yanmasın. İdam istemiyoruz ama ibreti alem için bu insanlara ağır cezalar verilsin. Her yerde ağır ceza var. Burada ise mükafaat. Yargı paketleri çıkıyor, affediliyorlar. Sonra cezaevinden çıkıp aynı şeyi tekrarlıyorlar. Eskiden neşemiz vardı, şimdi acı içindeyiz. Kızım, yanımıza geldiğinde çocuğu bir yaşındaydı. Eşim beyin tümöründen ameliyat oldu. Şimdi torunuma ben bakıyorum. Başbakanımızın, devlet büyüklerimizin bizim gibi insanlardan haberi var mı? Biz de bu vatanın evladıyız. Hiç olmazsa bir başsağlığı dileselerdi. Her şey güllük gülistanlık değil. Neler, ne acılar çekiyoruz. Ölene kadar elimden geleni yapacağım. En azından meydanlara çıkıyoruz. İnşallah birileri sesimizi duyuyordur. Bakanımız Fatma Şahin’e sesleniyorum, en azından kadın cinayetlerinde cezalar inmesin.”

Yarın ne olacağım belli değil

Teklifi geri çevirmişti

Olay, 3 Aralık 2012 günü saat 13.30 sıralarında Gültepe Turgut Reis İlköğretim Okulu’nun karşısında meydana geldi. Pınar Ünlüer, eşinden 2.5 yıl önce boşanmış, anne ve babasının yanına yerleşmişti. Olay sabahı, oğlunu okula bıraktı. Öğlen saatlerinde tekrar gelen ve diğer velilerle birlikte okulun karşısındaki büfede bekleyen Pınar, sık sık yolunu kesen, birlikte olmak ve evlenmek isteyen Okan Özparıltı’yı karşısında görünce sinirlenip tepki gösterdi. Ünlüler, kendisine teklifini yineleyen Özparıltı’yı geri çevirdi. Bunun üzerine Okan Özparıltı, yanındaki pompalı tüfeği doğrultup peş peşe tetiğe bastı. Genç kadın, olay yerinde yaşamını yitirdi. Dehşet anlarının ardından kaçan Özparıltı, MTK Tekstilciler Sitesi’nde yakalandı. Okan Özparıltı’nın Facebook’taki kişisel sayfasında olaydan önce Pınar Ünlüer’e yönelik, “Kaybedecek bir şeyim yok, en fazla senelerimi yer” ve “Ben seni pembe dünyalarımda sevdim. Şimdi karanlık dünyamda intikam almak için pusuda sabahlıyorum. Son şovum olacak az kaldı” diye yazarak dehşeti haber verdiği ortaya çıktı.

YARIN: SÖZ UZMANLARDA

 

NOT EDİN

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi Sanem Deniz Kural, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun iletişim bilgilerini de verdi:
www. kadincinayetlerinidurduracagiz.net
0 (536) 698 93 97

 

Yarın ne olacağım belli değil 

Yarın ne olacağım belli değil

 

X