Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yargıcın sarayı tam bağımsızlıktır

Yavuz GÖKMEN

Eğer bir adli yıl açılışında, ‘‘hukukun üstünlüğü’’ ve ‘‘yargı bağımsızlığı’’ kavramları yerine, mahkeme binaları, sekreterler ve mahkeme üyelerine tahsis edilen otomobiller konuşuluyorsa, bu işte fena bir sakatlık var demektir.

O zaman aklınıza, o ülkede hukuk üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı kavramlarının tam olarak gerçekleştiği, sıranın sekreter, bina ve otomobile geldiği düşünülebilir.

Ne var ki kazın ayağı öyle değildir. Çünkü Türkiye'de ne hukukun üstünlüğü, ne de yargı bağımsızlığı vardır.

Böyle bir durumda bu kavramlar tartışılmıyor, onların yerine sekreter, araba ve otomobil tartışılıyorsa, bunun bir tek nedeni olabilir.

Yüksek Mahkeme başkanları bile, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğünden umutlarını kesmişlerdir.

Onlarla uğraşmayı, ‘‘nasılsa işe yaramaz'' diye düşünerek, abesle iştigal saymaktadırlar.

Ve elbette ki, evleviyetle hakları olan adalet sarayları, sekreterler, otomobiller vesaire üzerinde dururlar.

Çünkü İngiltere'de kralın sofrasına yalnızca yargıçlar otururlar.

* * *

Ben bir hukuk mezunuyum ve belki de bu yüzden hukuk benim idolümdür.

Saniyen, hukuk adamları da en saygı duyduğum insanlardır. Özellikle yargıçlar adaletin uygulayıcısı olduklarından, onlara karşı boynum kıldan incedir.

Dünyanın birçok ülkesini gezdim. Sadece demokrasi ve hukuk üstünlüğü ilkelerinin tam geçerli olduğu ve yargı bağımsızlığının kılına bile dokunulamayan ülkelerde, muhteşem adalet sarayları gördüm.

Bu binalar o kadar görkemli ve güzeldiler ki, adeta adaletin ihtişamını temsil ediyorlardı.

Buralarda izlediğim duruşmalarda, huşu içinde kaldım. Ve bir şey çok dikkatimi çekti:

Yargılananlar, adil bir yargı ile karşı karşıya olduklarına inanıyorlardı.

Çünkü buna, önce yargılayanlar inanıyorlardı. Çünkü tam bağımsızdılar.

* * *

Yargıcı yargıç yapan, içindeki adalet ve bağımsızlık inancıdır.

Bu inanç yitirildiği zaman, yargılananlar da inançlarını yitirirler. İşte o zaman toplum bir inançsızlar toplumu olur.

Bir toplumda hukuk delinir, yargı bağımlı kılınır ve ‘‘hukukun üstünlüğü’’, ‘‘üstünlüğün hukuku’’ şekline getirilirse, bundan en çok yarayı hukukçular alır.

Eğer onlar, salt hukuk ve adalet adına değil, şu ya da bu şekide resmi ideoloji adına harekete zorlanırlarsa, kazanç belki kısa vadeli ama kayıp ebedi olacaktır.

Yargıçların sarayı tam bağımsızlıktır ve onlar ancak bu saraya layıktır.

Yargıcını ve yargısını bağımlı kılan yönetimler, salt karşıtlarını tasfiye etmekle kalmaz; tüm inançları da yıkarlar.

Ve inançsız bir toplum bitkisel hayatta demektir.

X