Yalçın Bayer: Tarihi dönüşüm

Yalçın BAYER
Haberin Devamı

Türkiye'nin AB'ye tam üyelik adaylığının teyidine ilişkin taslağın Ankara'ya gönderildiği sırada 'iktisatçı' bir dostumuzla konuşuyoruz.

- Pürüz çıkabilir mi?

- 'Biz 15'ler anlaştık, top artık sizde' diyorlar. Bir anlamda baskı yapıyorlar Türkiye'ye... Yunanistan'ın bazı koşulları var. Belki bunları bize kabul ettirmek istiyorlar. Ama artık bu iş bitti sayılır.

- Bugünlere nasıl gelindi?

- Bunlar bir günde olan şeyler değil... Türkiye-AET görüşmeleri 1963'te, İsmet İnönü'nün başbakanlığında CHP-AP koalisyon hükümeti döneminde başladı. O zamanki Ankara Anlaşması'nın mimarlarından birisi Hasan Esat Işık'tır. Brüksel ve Paris Büyükelçilikleri'nde bulunmuş, çok büyük hizmetler yapmıştır. Işık, Batı'yı çok iyi bilen gerçek bir cumhuriyetçi ve Atatürkçüydü. Zaten Atatürk'ün rüyası da Batı uygarlığıydı. 40 yıl önce bunlar düşünülmüş, gündeme getirilmiştir. Açıkçası Işık, bugün Batı'ya açılan kapının mimarıdır. Bunda İsmet Paşa'nın da etkisi çok büyüktür.

- Başka?

- Avrupa Topluluğu'na girme süreci çok uzundur; 1980'lerde Tevfik Saraçoğlu ve Cem Duna'nın da çok önemli gayretleri vardır. Avrupa Birliği'nin oluşum tarihini bilmek çok önemli. Bunu bizdeki bazı siyasetçiler hiç bilmediler, bazıları da anlamadılar. Özal'ın, AB'ye başvurudan sonra bu iş olmayacak gibi bir anlayışa kapıldığı bilinir. Bu nedenle de uzun süre Avrupa'yı ciddiye almadı.

- Hıristiyan Avrupa'ya ilk kez Müslüman bir ülke giriyor.

- En önemli tarafı budur. Türkiye'ye adaylık verilmesiyle Hıristiyanlar'la Müslümanlar arasındaki düşmanlık bitiyor; hem de 2000 yılının eşiğinde oluyor bu... Müslümanlar ile Hıristiyanlar bugüne kadar hiçbir zaman baltalarını toprağa gömmemişlerdi.

- Hükümetin programı için ne diyorsunuz?

- Kolay program değil, zorlukları var. Türkiye çok zor bir döneme giriyor. En önemlisi bu programı yürütecek kadrolar var mıdır? Ayrıca harcamalar kısıtlanacak mıdır, program dış dünyaya anlatılabilecek midir? Asıl sorular bunlardır.

Bu da kablolu TV kazığı

TELEKOM'dan gelen faturada kablolu TV için ödemem gereken aylık tutarın 1 milyon 200 TL'den 2 milyona çıkarıldığını gördüm, Hiç şaşırmadım. Dünyada eşi görülmemiş geriye doğru tekrar vergilendirme ile Guinnes Rekorlar Kitabı'na girmek üzere olan hükümetimizden başka ne beklenirdi? Silahlı soyguna başvurmadan bu 'başarıyı' gösteren hükümetinizin yolu açık olsun.

Tuna DURMAZ-İSTANBUL

Yarası olan gocunur

ANTALYA'dan M.A. rumuzlu okurumuzun genel olarak öğretmenevlerini eleştiren 'Öğretmenevi kimin evi?' başlıklı yazısına Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu'ndan değil de Antalya Öğretmenevi Müdür Yardımcısı Şükrü Erdoğan'dan yanıt geldi. Antalya Öğretmenevi'ndeki çalışmaların anlatıldığı yazıda, öğretmenevlerinin MEB tarafından hazırlanan yönetmelik uyarınca yönetildiği belirtilerek, öğretmenevinden ulusal ve dini bayramlar haricinde dışarıdan gelen kişilerin yararlanabildiği, bunun nedeninin ise ölü sezonda kurumun zarar etmemesi gösteriliyor.

Yazımızda, okurumuzun Antalya Öğretmenevi'nde bunlar yapılıyor dememesine, tüm öğretmenevlerini eleştirmesine karşın Antalya Öğretmenevi'nin neden rahatsız olduğu anlaşılamıyor.

Yarası olan gocunur mu demek lazım!

Doktorlara Allah acısın

ESKİŞEHİR'den ismi saklı doktor okurumuz yazıyor:

‘‘Başarılı bir lise döneminden sonra o yıllarda seçkin öğrencilerin birinci tercihi olan Tıp Fakültesi'ni kazanan...

Mezuniyetten sonra mecburi hizmet, sonra TUS sınavı ve sonra bir gecesi evde, bir gecesi hastanede 4 yıllık ihtisas dönemi geçiren...

Evlilik, çoluk çocuk sahibi olmak 30'lu yaşlara kalsa da, tüm hayatı, nöbetler, icaplar, rotasyonlarla geçse de, insanlara faydalı olmanın ve kendi idealine kavuşmanın verdiği hazla, halinden bir gün bile şikáyetçi olmayan...

Sayın doktorlar...

Sağlık Bakanımız vatandaşa sözde hizmet için bir de vardiya usulü koydu. Yoğun mesainiz, günde 70-80 polikliniğiniz yetmiyormuş gibi, gece yarılarına kadar hastanede olacaksınız.

Sanki vücudunuz demirden döküldü. Sanki siz bu vatanın evladı değilsiniz. Sanki evinizde sizin ilgi ve sevginizi bekleyen aileniz yok.’’

Acaba bu tür baskıcı uygulamalar gençleri hekimliğe hevesten alıkoyup meslekten soğutmaz mı?

Artık doktorlara Allah acısın.

14 dolar maaş alan kim kaldı?

ANNEM ve babam yıllar önce vefat etti. 8 kardeşli bir aileyiz. En büyük ablam 43 yaşında. Küçük yaşta geçirmiş olduğu menenjit hastalığı nedeniyle 'beyinsel özürlüdür'. Annem ve babamın herhangi bir sağlık ve emeklilik güvencesi olmadığı için 1994 yılında tam teşekküllü hastaneden sağlık kurulu raporu alarak ablamın 'herhangi bir iş yapamaz' olduğunu belgeledik. Bu rapora göre Emekli Sandığı'na müracaat ederek maaş bağlanmasını istedik. İsteğimiz uygun görülerek maaş bağlandı, halen de maaşı alıyoruz. Bu nedenle devletimize minnettarız. Fakat işin acı tarafı bağlanan maaşın çok komik bir rakam olması. Büyük devletimizin kendisini idare bile edemeyen beyin özürlü bir kişiye bağladığı maaş utanarak söylüyorum ki, üç ayda bir sadece 23 milyon 500 bin lira. Yani ablam ayda 7 milyon 833 bin 33 lira maaş alıyor.

Şimdi devlet büyüklerine ve değerli milletvekillerine sormak istiyorum, Ankara'da ekmeğin 70 bin lira olduğu bir dönemde bu para ile nasıl geçinilir? Şimdilik iyi kötü ablama bakabiliyorum yarın bana bir şey olsa ablam bu parayla kime sığınır, nasıl geçinir?

AB'ye aday olduğumuz bir sırada üye ülkeler böyle bir ücreti duysalar ne derler? Acaba Avrupa ülkelerinde ayda 14 dolar aylık alan bir özürlü var mıdır?

Özürlüleri düşünüp vicdanları sızlayan, bu adaletsizliğe dur diyecek kimse yok mu?

Mehmet ÇETİN / ANKARA

AÖF'ye... Eksikliğiniz ve yanlışlığınız yüzünden yaşam düzenimizi altüst ediyorsunuz. Kayıt parası yatırıyorum, banka 'program gelmedi' diyor. Kitaplarımız ne zaman gelecek diye soruyorsun, matbaa yüklü daha basılmadı deniyor. Derdini aktarmak için Eskişehir'deki dekan yardımcısını arıyorsun, konuşamıyorsun. Soruyorum, ben bu ay içinde kitaplarım gelecek diye iznimi aldım, hiçbir şey yapamadım. Peki başarısız olursam sorumlusu kim olacak?

Nevin İBİŞOĞLU-ANKARA

KAZAN Ankara'ya 50 km. uzaklıkta bir ilçe. İstanbul-Ankara Çevreyolu Kazan'dan geçmektedir. Çevreyolundan Kazan'a olan tek bağlantı da, bazı gerekçeler gösterilerek kapatıldı. Ankara'nın birçok ilçesine çevreyolundan yol verilirken, Kazan gibi büyük ve gelişmekte olan bir ilçesine bir ara yol nasıl çok görülüyor.

ÊSultan SULTANOĞLU-ANKARA

Yazarın Tüm Yazıları