Yalçın Bayer: Ord. Prof. Sulhi Hoca'dan tepki

Yalçın BAYER
Haberin Devamı

Trilyonluk malvarlığı olan Türk Kardiyoloji Vakfı üzerinde çıkan 'yönetim' kavgasında, vakfın denetleyicisi Prof. Tayfun Akgüner'in geçen pazar günü köşemizde yer alan iddiaları ortalığı yine karıştırdı.

Vakfın yönetim kurulu üyesi Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'in, ‘‘Bu tür imalar ayıptır’’ dediği açıklama şöyle:

‘‘Vakıf üyesi ve bağlı şirketler yönetim kurulu üyesi olarak aldığım huzur hakları, kanun, vakıf, senet, ticaret kanunu ve şirket ana sözleşmesi umumi heyet kararları gereğidir. Bu ücretler tek yetkili olan başkan tarafından ödenmektedir. Ayrıca ben birçok yönetim kurulu toplantılarında huzur hakkı alınmamasını ifade etmişimdir. Şimdi alenen tekrarlıyor ve teklif ediyorum. Tabii, başkan dahil, bütün üyeler bundan böyle hiçbir huzur hakkı ücreti almayalım ve bu meblağları derhal depremzedelere tahsis edelim.

Ayrıca hiçbir ücret almadan vakfın ve şirketlerin bütün hukuki işleriyle yakından meşgul oluyor, avukatlarla ve hukuk bürosuyla daimi istişare halinde bulunuyor, layihaların ve başvuruların yazılmasında mutalaalarımı bildiriyorum. Bu, ilgililerin kolayca anlayacakları büyük bir hukuk hizmetidir.

Kızım Av. Zuhal Çakıroğlu 1994 yılında vakıf yönetim kurulunun oy birliği ile verdiği bir kararla ve 50 milyon lira ücretle başlamak üzere hukuk danışman yardımcılığına atanmıştır. Almanca ve İngilizce dillerine vakıf olan ve vakfın Amerikalılar'la ilişkilerinde etkin hizmet veren bu kişi aylığı dışında hiçbir ücret almaz ve almamıştır. Vakıftan verilen bütün ücretleri de başkan çekle ödemektedir.

DAMADI VE KIZI

Damadım Av. Orhan Çakıroğlu, şirketler tarafından kendisine başvurulduğunda icra ve tahsil işlerini, her olay için ayrı ayrı olmak üzere, takip etmektedir. Benim tarafımdan kendisine -bir iş müstesna- herhangi bir iş verilmemiştir. Ne vakfın ve ne de şirketlerin maaşlı avukatı değildir. Hastanelere borçlarını ödemeyenler bakımından yürütülen icra ve tahsil işleri yıllardan beri muhasebe ilgilileri tarafından hiç kimseye sorulmaksızın doğrudan doğruya uygun görülen avukatlara verilmektedir. Ben bu avukatları ne tayin ederim ve ne de ücretlerini belirlerim. Avukatlara yıllardan beri verilen ücretlerin oranı, Sayın Başkan Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu'nun başkanlığındaki iki şirket yönetim kurulunun 15.12.1999 tarihinde yaptığı toplantıda aynen tekrarlanmış ve oy birliği ile teyit edilmiştir. Böyle imalarda bulunmak ayıptır.’’

TUNCER AZLEDİLDİ

Bu arada Cem'i Demiroğlu tarafından vakfın avukatlığına getirilmiş olan Erdoğan Tuncer de aradı, ‘‘Bu olayları başka yerde ara...’’ dedi. İlginç şeyler anlattı, kendisinin geçen hafta sonunda vakfın 'çetesi' olarak nitelendirdiği beş kişi tarafından azledilmek istendiğini söyledi.

Bunları da yarın okuyalım.

Çernobil

sınır mı tanıdı

NÜKLEER santralı Akdeniz'in göbeğine Akkuyu'ya, Gökova kadar cennet bir yöremize kuracaklar. Yöre halkının 30 yıllık direnişi, tarım, turizm, ekolojik ve arkeolojik değerleri umurlarında bile değil. Gökova'yı iyi bilirsiniz; 1980'lerden beri direnen yöre halkı ve bizler kamuoyundan yeterli destek bulunamadığı için o utanç abidesi dikildi. Daha sonra çalıştırmamak için neler yaptığımızı anımsarsınız. Ölüm oruçları, mitingler, yürüyüşler. Ama bakanlar, milletvekilleri, yetkililer hepsi sözlerinden dönmediler mi? Bağımsız yargının yüksek mahkemenin kararlarını, suç işleyerek çiğnemediler mi?

Bu kez geç kalmayalım, ihale bitirilmeden önce yapacaklarımızı yapalım. Akkuyu Santralı, Türkiye insanına ve dünyaya karşı saldırıdır. Hem bu kez tehlike Gökova'da olduğu gibi yurdumuzun yalnız bir belgesini değil, bütün ülkeyi hatta bütün dünyayı tehdit ediyor. Çernobil ülke mi dinledi, sınır mı tanıdı? Akkuyu'nun adını bütün dünya uğursuz, lanetli bir kaza ile öğrenmesin diye harekete geçme zamanıdır. Sendikalar, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, Türkiye'ye sahip çıkacak siyasi partiler, yurttaşlar Bergama- Akkuyu, 'Gün toplumsal direniş günüdür', meydanlarda toplumsal direnişlerimizle gücümüzü ortaya koyalım.

Yurttaşa sormadan, yurttaşa rağmen dayatılan Akkuyu'yu önlemenin tek yolu göstereceğimiz direnişin gücü ve kararlılığı olacaktır.

Saynur GELENDOST-BODRUM

Veli Göçer

aldatıyor

VELİ Göçer'in, Konya Cezaevi'nden bize yazdığı mektupta 'mağduriyetini' ileri sürmesine, Çınarcık'ta evleri yıkılan, yakınlarını kaybeden birçok okurumuz tepki gösterdi:

‘‘Utanmadan duygu sömürüsü yapmaya kalkılıyor. Biliyoruz ki, bunların hepsi palavra... 29 Aralık'ta mahkemeye sunacağımız belgelerle, onun sahtekárlığını ortaya çıkaracağız. O günü beklesin..’’ diyorlar.

Göçer'in verdiği şirketlerin yaptığı 13 blokta 550 daire çökmüş, resmi rakamlara göre 166 kişi ölmüştü... Ancak Göçer mağdurları, ölü sayısının gerçekte 500 civarında olduğunu yineliyorlar.

Ve bize inanılmaz belgeler göstererek şu notu veriyorlar:

‘‘Tabii sadece Veli Göçer yok bu işlerin arkasında... Hakkında gıyabi tutuklama kararı bulunan oğlu Can Göçer (27) ile kendisini müvekkilinin aracılığıyla 'ordunun şerefli bir mensubu' olarak tanıtan kayınbiraderi, firari İsmet Kösebalaban (63) ve annesinin satmış olduğu arsadan dolayı bunlarla ortaklık kurduğunu söyleyen, tutuklu Zafer Çoşkun'un şirketlerdeki hukuki ve ticari durumları ile çıkar ilişkileri iyice araştırılmalıdır. Bir avukat, kaçan müvekkili için 'sağlığı kötü' diyerek tutuklama kararının kaldırılmasını isteyebilir mi?’’

Okurlarımız, Çınarcık'ın ANAP'lı Belediye Başkanı Ahmet Yaşar Birinci'yi neden gündeme getirmediğimizi sorarak şöyle diyorlar:

‘‘18 Nisan seçimlerinde Veli Göçer, üzerinde 'Veli Göçer Arsa Ofisi' yazan 16 aracını Birinci'nin kampanyasına tahsis etti... Geçen dört dönem belediye başkanlığı yapan ve Çınarcık'ın kara yazgısına ilk imzayı atan AP/DYP'li Turgut Kurt ile bu inşatlara zemin etüdü yapılmadan izin veren, inşaatları hiç denetlemeyen belediye mühendisleri ile bu yerleri imara açan İl Bayındırlık yetkilileri unutulup gidecek mi?’’

CEYLANKENTZEDELER

Bu arada Ceylankentzedeler'den, Veli Göçer'in binalarından kurtulanlara mesaj var:

‘‘Siz dua edin ki, Veli Göçer'i yakaladılar... Bizde ilk davada böyle bir şey olmadı. Tabii çıkartılmasını da beklemiyorduk, ne de olsa devlet büyüklerimizle bu insanlar sağda solda geziyorlar.’’

Bir avukat bize dedi ki, bu davalar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar gidecektir...

GÜNÜN SÖZÜ

‘‘Bence herkes sabahları gazete manşetine bakmadan önce kendi 'manşetini' belirlemelidir.’’

(Sanatçı Ali Poyrazoğlu)

ERZURUM Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Erol Oral'a bir grup öğrenci soruyor: ‘‘Her konuşmanızda çağdaşlık, Atatürkçülük ve laiklikten söz edersiniz. Ama üniversitede oruç tutmayan öğrencilerin yemek yiyebileceği tek bir yer dahi yok. Tüm kantinler kapalı; 'Beyaz Saray' bile... Size takiyyeci dersek kızar mısınız? Maalesef bizim rektörümüz böyledir.’’

KÜLTÜR Bakanlığı tarihi eserlerimize sahip çıkmıyor. Mithatpaşa Caddesi ile GMK bulvarlarının üst geçit yanındaki tarihi bina yangından sonra göstermelik olarak korunmaya alınmıştı. Şimdi ise tinerci ve otopark mafyasının elinde işletilmektedir. Tarihi eserlerimize Kültür Bakanlığı'nın sahip çıkması gerekir veya otopark mafyası mı sahip çıkmalıdır. Bir zahmet yetkililer tarihimize sahip çıkalım.

Ahmet ÜNAL-ANKARA

Yazarın Tüm Yazıları