Yabancı sermaye

BAŞBAKAN yardımcısı, iktisat doçenti Dr. Abdüllatif Şener’in ‘Yabancı sermayeye sınır getirilmeli, Arjantin’de yaşanan krizler de bu yolla ortaya çıktı’ şeklinde özetlenen çıkışı, ortalığı bir hayli karıştırdı.

Bunun biri siyasi, diğeri iktisadi olmak üzere iki boyutu var. Siyasi boyutta olayı yorumlayanlar, Şener’in çıkışını, liderliği adeta tartışmasız hale gelen Başbakan Erdoğan’a bir meydan okuyuş olarak değerlendirdiler.

Şener’in aldığı pozisyonun böyle bir anlamı da var doğrusu. Ama ben işin o tarafıyla ilgili değilim. İzninizle, ‘yabancı sermayeye sınır getirilmeli’ önerisini irdelemek istiyorum.

Milliyet Gazetesi’nde yer alan ilk beyanattan sonra Şener, gelen tepkiler üzerine ifadesini yumuşattı. Ama neticede ortada, ifade edilen bir fikir, bir endişe ve bir uyarı var. Söylediklerini Şener’in ağzına tıkmanın kimseye bir faydası yok.

* * *

1.
Öncelikle ‘ekonomi yönetimi’ ile ‘nakit yönetimini’ birbirinden ayırmak gerekir. Bu ülkede ekonomi ‘iyi’ denince, hálá kamu borçlarının döndürülmesi ve Merkez Bankası’nda döviz rezervi bulunması anlaşılıyor.

2. Ülkenin akıl hocası IMF olunca, ekonomiye ‘nakit akışı’ açısından bakılmasını yadırgamamak gerek. IMF, neticede bir ‘para kurumu’dur.

3. Şener de, yabancı sermaye hakkında endişelerini belirtirken, ‘kısa vadede döviz getirir, ama uzun vadede kár transferleriyle döviz çıkışına sebep olur’ diyerek, ‘ağzı açık IMF hayranları’ ile aynı pencereden bakarak ekonomiyi okumuş oluyor. Bu paradigma yanlıştır.

4. Sırası gelmişken açıklayayım. Yabancı sermayeli şirketlerin yurtdışına çıkardıkları para, sadece ‘kár transferi’nden ibaret değildir. Hatta kár transferleri, Türkiye gibi kurumlar vergisi yüksek bir ülkeden yabancı yatırımcının ‘yatırdığı parayı geri alması’ bakımından ikinci derecede önemlidir. Dışarıya para çıkarmanın esas yolu ‘ana şirketten satın alınan parça, hammadde ve yarı mamul fiyatlarına yapılan bindirmeler’dir. Buna ‘transfer pricing’ denir ki; yerli ortakla yabancı yatırımcıların, bir süre sonra ayrılmasının sebebi budur. Ayrıca, know-how, marka hakkı, royalty, teknik yardım, yönetim bedeli gibi çeşitli namlar altında, dışarıya para çıkartılır. İlaç ve otomotiv şirketleri bu bakımdan iyi örnek teşkil ederler.

5. Kapitalist ekonomiyi ‘fiyat mekanizması’ yönetir. Bu mekanizmanın doğru çalışması ‘rekabet’ ortamının varlığıyla kaimdir. Sistemde kamu firmalarının mevcudiyeti, serbest rekabetin teşekkül etmesine engeldir. Özelleştirme, (yerlisi alamıyorsa, yabancılara satış) bu bakımdan şarttır. Buna ilaveten özelleştirme, ‘yolsuzluk’ ve ‘israf’la savaşmanın en emin yoludur. Özelleştirme, nakit akışına göre değil, yukarıda sıralanan amaçlara ne kadar yarayacağına göre değerlendirilmelidir.

6. Ancak; yabancı sermayesiz kalkınamayız, milli gelir artışı yetersiz kalır, sonra işsizlere iş bulamayız, demek ‘teslimiyetçilikten’ öte, ‘yanlıştır’.

7.
Dünyada en fazla yabancı yatırımcı çekmiş ülke ABD’dir. Doğrudan yabancı sermaye, ihtiyacı olan ülkelere değil, yatırımcı firmanın kendi stratejisine uygun ortam sağlayanlara gider. Çin’e yabancı sermaye gitmesi, Çin’deki değişimin sebebi değil, sonucudur.

Son Söz: Faizi yüksek ülkede, şirket değerleri düşük olur.
Yazarın Tüm Yazıları