Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yabancı komutanlardan zamanında çok çekmiştik

Muhtemel bir Irak savaşında bazı birliklerimizin Amerikalı komutanların emri altında olacağı söylentisi gerçi en yetkili ağızlardan yalanlandı ama bu söylentiler bana Birinci Dünya Savaşı yıllarında ordumuzun komuta kademesinin en tepesinde bulunan bazı Alman subaylarını ve bu subaylar yüzünden yaşanan sert tartışmaları ve uğradığımız kayıpları hatırlattı.

Türkiye, son günlerde bir 'yabancı komutan' tartışması yaşadı. Irak'a yapılacak müdahaleye katılmamız durumunda askerlerimizin Amerikalı komutanların emri altına girmeleri ihtimalinden sözedilince, Ankara bunun hiçbir şekilde mümkün olamayacağını duyurdu ve böyle bir durumun 'zül' sayılacağı ve 'kabul edilemeyeceği' en yetkili ağızlardan açıklandı.

Biz, 20. asrın başında yabancı komutanlardan çok çekmiş bir millettik. Komuta kadememizin kapılarını o zamanlar bizim için 'süper güç' olan Almanya'ya sonuna kadar açmış, 'orduyu modernleştirme' maksadıyla gelen Alman subaylar Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı üniforması giyip başlarına askeri kalpaklar geçirmişler ve isimlerinin sonuna birer 'Paşa' unvanı iláve edilerek çeşitli ordularda kumandanlık etmişlerdi.

Ama bu subayların bir-ikisi dışında hiçbiri başarılı olamamıştı. Zira söylenenlere bakılırsa maksatları savaşmak değil, Türkiye'yi herşeyiyle Almanya'nın kontrolü altında tutabilmekti.

İşte, Dünya Savaşı yıllarında isimlerinden sıkça bahsedilen ve bir kısmı 'Paşa' olarak tanınan Alman kumandanlardan bazıları:


LİMAN PAŞA


Mareşal Otto Liman von Sanders, Türk Ordusu'nu modernize etmek için gelen Alman subaylarındandı ve Birinci Dünya Harbi yıllarında önce Çanakkale'deki 5. Ordu'nun başına getirildi. Mareşal'in buradaki hataları çok sayıda Türk askerinin hayatına maloldu ve bu hatalar ancak Mustafa Kemal tarafından düzeltilebildi. Liman von Sanders, bu defa General Falkenhayn'ın istifasıyla boşalan Filistin'deki Yıldırım Orduları'nın kumandanlığına getirildi. Ancak burada da başarısız oldu ve General Allenby'nin kumandasındaki İngiliz ordusunu durduramadı.


GENERAL FALKENHAYN


Parlak askeri geçmişine rağmen Birinci Dünya Savaşı'nda Verdün cephesinde başarısız olunca önce Romanya'ya, oradan da Türkiye'ye gönderildi. Enver Paşa tarafından Yıldırım Orduları Kumandanlığı'na tayin edildi ve karargáhını Halep'te kurdu. Ama burada Önce İttihad ve Terakki'nin liderlerinden olan Cemal Paşa ile, daha sonra da 7. Ordu Kumandanı Mustafa Kemal Paşa ile anlaşmazlığa düştü. Mustafa Kemal Paşa, Falkenhayn hakkında İstanbul'a gönderdiği raporda, General'in 'Almanya'nın menfaatini herşeyin üzerinde gördüğünü, Irak harekátının başarılı olamayacağını bildiğini ama asıl maksadının Arabistan'ı Alman idaresi altına almak olduğunu' yazdı ve ordu kumandanlığından istifa etti. Cephede başarısız olan General Falkenhayn da daha sonra istifa etmek ve komutanlığı Liman Paşa'ya devretmek zorunda kaldı ve Ukrayna'ya gönderildi.


GOLTZ PAŞA


Tam adı 'Colmar von der Goltz' olan bu Alman mareşali, Türkiye'de sevilen tek Alman subayıydı. Türkiye'ye ilk defa 1883'te geldi. O zamanki vazifesi, Türk ordusunu Prusya esaslarına göre yeniden teşkilátlandırmaktı. Bir ara Osmanlı Genelkurmayı'nın ikinci başkanı oldu ve 1895'e kadar Türkiye'de kaldı. 1909'da orduya manevralar yaptırmak maksadıyla yeniden Türkiye'ye davet edildi, sonra memleketine döndü ve emekli oldu.

Birinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine 71 yaşındayken yeniden vazifeye çağırılan Mareşal von der Goltz, Alman işgali altındaki Belçika'ya genel vali olarak gönderildi. Alman ve Fransız birlikleri arasındaki bir çarpışmada 15 bin gönüllü genç Alman'ın hayatını kaybetmesi üzerine Alman Genelkurmayı aleyhinde ağzına geleni söylemeye başlayınca, meslekdaşları yaşlı mareşale bir oyun oynadılar ve 'Sultan seni istiyor' diye kandırıp İstanbul'a gönderdiler.

Goltz Paşa, önce Gelibolu'daki 1. Ordu'nun, oradan da Irak'taki 6. Ordu'nun kumandanlığına getirildi. İleri yaşına rağmen düzgün kararlar alıyor ve cephede başarı kazanıyordu. Ama Türk Ordusu'nun Irak cephesinde geçici de olsa büyük bir zafer kazandığını göremedi. Bağdat'ta tifüse yakalandı ve 1916 Nisan'ında, General Townshend kumandasındaki 12 bin İngiliz askerinin Kuttülamare'de teslim olmasından üç hafta önce, karargáhında hayata veda etti. Cenazesi İstanbul'a getirildi ve büyük bir askeri merasimle Tarabya'daki Alman Sefareti'nin bahçesine defnedildi.


AMİRAL SUŞON


Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesinde kıvılcım görevi yapan baskının, yani asıl isimleri Goeben ve Breslau olan Yavuz ve Midilli kruvazörleriyle Karadeniz'deki Rus limanlarının bombalanmasının kahramanıydı. Amiral Wilhelm Soushon, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1914 Kasım'ında savaşa girmesinden sonra, Türk Deniz Kuvvetleri'nin başına getirildi ve 1917'ye kadar bu görevde kaldı.


Mustafa Kemal, Türk Ordusu’ndaki yabancı generalleri anlatıyor


GENERAL Erich von Falkenhayn, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de görev yapan Alman kumandanlar arasında neredeyse hemen her Türk subayının ama özellikle de Mustafa Kemal Paşa'nın devamlı ters düştüğü ve nefret ettiği bir askerdi.

Mustafa Kemal Paşa, 'eski' Milliyet Gazetesi'nde 1926'da yayınladığı hatıralarında Yedinci Ordu Kumandanlığı'ndan Almanya'nın menfaatlerinden başka birşey düşünmeyen General Falkenhayn ile anlaşamadığı için istifa ettiğini anlatıyor ve çok ilginç bir olaydan bahsediyordu: General Falkenhayn, kendisini satın almayı denemiş, hatta bunun için sandıklar dolusu altın göndermişti.

Paşa, Milliyet Gazetesi'nde yayınladığı hatıralarının 1926'nın 17 ve 18 Mart günkü kısımlarında, bu hadiseyi günümüz Türkçesiyle bakın nasıl anlatıyordu:

‘‘...Yıldırım Ordusu Kumandanlığı'nı üstlenip İstanbul'dan Halep'e hareket ettiğim günün gecesiydi. Falkenhayn'ın karargáhında bulunan bir Türk kurmay subayının refakatinde bir genç Alman zabiti, Akaretler'deki 76 numaralı ikametgáhıma geldi. Ufak ve zarif sandıklar içinde Falkenhayn tarafından bana bazı şeyler getirdiğini söyledi: O 'şey'lerin kendilerini kabul ettiğim odaya nakledilmesini emrettim. Salon kapısının yanına ufacık sandıklar istif edildi.

'Bunlar nedir?' dedim.

Alman zabiti dedi ki: 'İstanbul'dan ayrılıyormuşsunuz, Mareşal Falkenhayn tarafından bir miktar altın gönderilmiştir.'

Kimseye hiçbir ihtiyacımdan bahsetmemiştim; fakat zannettim ki Mareşal bu parayı ordunun ihtiyacına sarfedilmek üzere göndermiştir. Onun için tercümanlık eden Türk zabitine dedim ki: 'Bu sandıklar bana yanlış geldi, ordunun Levazım Reisi'ne gönderilmek lázımdı; benim için fazla külfettir'.

Muhatabım sözlerimi Alman zabitine nakletti: Zabit derhal 'Efendim o da başka!' dedi.

Bizim zabitimize 'Paranın miktarını bu zabitten iyi tahkik et, huzurunda alındığına dair bir senet yaz, ver, imza edeyim' dedim.

Bu zat emrimi yaptı, fakat zabit imzalı senedi kabul etmek istemedi, tekrar: 'Bu zabit bilmiyor' dedim. 'Senedi alsın ve Mareşal'e versin ve siz de bu paraları gelip alması için Levazım Reisi'ne haber gönderiniz'.

Tabii, iş böyle cereyan etti.

Bu sandıklar ve içindekiler ordunun levazım reisliğinde ve benim bunlara karşılık verdiğim senet de Falkenhayn'ın gizli dosyasında birkaç ay birbirlerine baktılar. Yedinci Ordu Kumandanlığı'ndan kendimi affettikten sonra, kumandanlığa vekil ettiğim Ali Rıza Paşa'ya bu sandıkları teslim ettim ve kendisinden aldığım senedi o vakit yaverlerim bulunan Cevat Abbas ve Salih Beyler'e vererek, kendilerine şu emri verdim: 'Hemen Falkenhayn'ın karargáhına gideceksiniz, bizzat kendisini görüp bu senedi vereceksiniz ve benim onda bulunan senedimi alacaksınız'.

Yaverlerim, Falkenhayn'ı görmek konusunda biraz zorlukla karşılaşmakla beraber emirlerimi harfiyen yapmışlar. Biraz sonra yanıma gelerek dediler ki: 'Mareşal Falkenhayn size böyle bir para vermiş olduğunu hatırlamıyor ve bu para için sizin imzanızı taşıyan hiçbir vesikanın kendisinde mevcut olduğunu bilmiyor. Dolayısıyla, Ali Rıza Paşa imzalı senedi de kabul etmiyor'.

Tekrar yaverlerime dedim ki: 'Şimdi size çok ciddi emrediyorum. İkiniz tekrar Falkenhayn'ın odasına gireceksiniz ve diyeceksiniz ki, verdiğiniz altınlar olduğu gibi durmaktadır. Buna mukabil size senet verilmiştir. Senet olmadığını iddia etmek, altınların mevcudiyetini ortadan kaldıramaz. Vesikayı kaybetmiş olabilirsiniz, o halde verdiğiniz altınları size iade edeceğiz, aldığınıza dair bize vesika veriniz. Ve diyeceksiniz ki, bizi buraya gönderen kumandanın altın karşılığında memleketin menfaatleri hakkında müsamaha gösterecek insanlardan olmadığını çoktan öğrenmeliydiniz. Hálá bunda tereddüdünüz varsa kumandanımız bunu size ve kamuoyuna daha başka şekillerde de ispat edebilir Paralarınız duruyor, fakat bu paralardan daha çok kıymetli olan 'Mustafa Kemal' imzası sizde kalamaz. Olumlu netice almadıkça karşıma gelmiyeceksiniz'.

Emir verdiğim arkadaşlar Grup Kumandanı Falkenhayn'ı tanıyan adamlar değildi; fakat beni çok iyi tanıyorlardı. Onun için bir saat sonra Falkenhayn'ın elinden benim imzamı taşıyan káğıt parçasını alıp döndüler. Kolayca tahmin etmek mümkündür ki, Mareşal Falkenhayn beni, belki benden başka birçoklarını böyle sandıklarla altın vererek kandırmak yolunda idi.’’
X