MAGAZİN

Tuğçe Tayfur: 7 yeğen malları aldı, 5 çocuk dışarda kaldı!

Bugün günlerden Tuğçe Tayfur... Ünlü bir anne-babanın çocuğu olarak dünyaya gelen, hayatını gözler önünde yaşamak zorunda kalan şarkıcı, kıymetli babası Ferdi Tayfur’u kaybettikten sonra ilk özel röportajını Kelebek’e verdi. Bebek’teki yeni mekânı Noi’de buluştuğumuz Tuğçe Tayfur, hem babasıyla olan ilişkisini hem de onun vefatının ardından yaşanan miras kavgasıyla ilgili merak edilenleri tüm içtenliğiyle anlattı.

◊ Bugün bizi sanatçı kimliğinin yanı sıra esnaf ve işletmeci Tuğçe olarak ağırlıyorsun... Ünlü bir anne ve çocuğu olarak hikâyeni senden dinlemek isteriz...

- Bütün sanatçı çocukları, eğer anne ve babalarının izinden gidiyorsa onlarla kıyaslanıyor. Bu da doğal olarak beklentiyi artırıyor. Bu bazen sizi gururlandırıyor, bazen de anne-babanızla kıyaslanmanız tuhaf hissettiriyor. Ben 6 yaşından beri Rus bir hoca eşliğinde nota ve piyano eğitimi aldım. 18 yaşından beri müziğin içindeyim...

◊ Babadan içine müzik düşüyor ama bir tarafta da oyuncu olan annen Necla Nazır var. Neden sinema değil de müziği seçtin?

- Sinemayı düşünmedim hiç. Annem aslında çok ısrar etti, “Tuğçe kesinlikle girmelisin sinemaya” dedi. Teklifler de geldi aslında ama düşünemedim. Kendimi oraya adapte edemedim yani. Sahne benim için çok başka bir şey.

BABAM ŞARKICI OLMAMI İSTEMEDİ

◊ Peki müziğe başlarken baban yanında mıydı?

- Üniversitedeyken şarkıcı olmak istiyordum, bestelerim vardı. Babam “Şarkıcı olmanı kabul etmiyorum, beni hastaneye kaldırırsın” dedi. Sektörün acımasızlığından bahsetti. Desteklemedi beni. Sonra arkadaşlarımla babamın şarkılarını rock türünde seslendirmek istediğimi söyledim. Babam da “Yap bakalım, nasıl olacak” dedi. “Of Dağlar” şarkısını cover’ladık.Bir de babam ‘arabesk’ deyince kızardı. “Arabesk, Arap müziği demek. Ben fantezi müzik yapıyorum” derdi. Yani aslında herkes onu arabeskin kralı olarak bilirken, babam fantezi müzik yaptığını savunurdu. Tabii benim de kalbimde hep fantezi müzik vardı.

◊ Şimdilerde “Arabeskin Sultanları” adlı projen var, onu anlatır mısın?

- Arabesk deyince akla hep ‘arabeskin babaları’ geliyor; Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay. Ama biz 70 ve 80’li yıllarda arabesk kadınlarını dinlemişiz. Ben de onlara “Arabeskin Sultanları” diyorum. Bu isimlerin başında Bergen, Tüdanya, Esengül, Kibariye, Kamuran Akkor ve Gönül Akkor geliyor. Gençler bu isimleri bilmiyor. Bir kadın olarak onları tanıtmak istiyorum.Bence bu proje, arşivlik bir iş olacak. Ben babamın şarkılarıyla albüm yaparken de herkes “Tutmaz” dedi ama o yılın en çok satan albümü oldu.

‘ABARTILACAK BİR ŞEY YOK SADECE GRİP OLDU’ DEDİLER

◊ Ferdi Tayfur yaşasaydı 15 Kasım 2025’te tam 80 yaşında olacaktı. Sosyal medyanda gördüğüm üzere o gün babanın en sevdiği şehirde; İzmir-Alsancak’ta “Ferdi Tayfur 80 yaşında” tadında bir konser vereceksin...

- Evet, doğru. Onu doğum günümde sahnede anmak istedim. Yani 15 Kasım’da herkesi Berduş adlı mekâna bekliyorum.

◊ Geçtiğimiz günlerde yeni mekânının açılışında “Benim bir abim, iki ablam ve bir erkek kardeşim var. Bir tek küçük kardeşim Taha ile görüşmüyoruz” dedin...

- Evet, iki ablam, bir abim, bir de erkek kardeşim var. Bir tek en küçük kardeşimle görüşemiyoruz. Etrafı babamın yeğenleriyle çevrili. Belki o yüzden iletişime giremiyor bizimle. Ama o da büyüyor, görecek her şeyi. Ben 15 yaşındayken kendi kararlarım vardı. Yanlış bir şey de söylemek istemiyorum ama insanın bir duruşu olmalı. Ben haksızlığa gelemeyen biriydim. Eminim ki Taha kardeşim de bunu anlayacak ve görecek. Yeğen dediğimiz insanlar yedi kardeşler. Onlar birbirlerine bağlıysa, ben de kardeşlerime bağlı olmak zorundayım. İki ablam da öğretmen, abimin başka işleri var. Bende üç çocuk var, şimdi kafe açtım. Sahne var, sürekli koşturma halindeyim. Gönül ister ki her zaman görüşelim ama yüz yüze gelmek çok zor oluyor.

◊ Baban hastanedeyken neden yanında olamadın? Bu konuda sosyal medyada da linç edildin...

- Aslında ben yanında olmayı çok istedim. O dönem hamileydim. Doğum çok yakın değildi ama hamileliğimle ilgili sıkıntılarım vardı. Babamın hastaneye kaldırıldığını ortak tanıdıklardan duydum. Hemen baba tarafına mesaj attık, okudular ama cevap vermediler.1 gün sonra hastaneye kaldırıldığı haberi çıktı. Doktorumu aradım, “Benim acil babamın yanına gitmem gerekiyor” diye ama doktorum izin vermedi. “O zaman bebeğini düşürme riskini kabul edeceksin” dedi. Babamın kaldırıldığı hastaneyi aradık, “Bilgi veremiyoruz” dediler.En son yeğenlerden biri “Grip oldu, niye bu kadar abartıyorsunuz?” dedi. İçime su serpildi, “basının abartması” diye düşündüm. Babamın durumunu da takip ettirdim. Her şey yolundaydı, ta ki yılbaşından hemen sonrasına kadar. Babamı kaybettiğimiz haberiyle sarsıldık. Ben yine inanmadım, “Yalan haberdir” dedim...

‘TÜM MİRASINI VAKIFLARA BAĞIŞLA’ DEMİŞTİM

◊ Cenaze töreninde babanın yeğenleriyle tartışma da yaşadın...

- Bana babamın sağlık durumunun ciddiyetini söylemediler. Ben onun kızıyım. “Tuğçe gel, baban şöyle durumda, iletişime geç” diyebilirlerdi. Ben riskli hamileliğimden dolayı gidemiyordum ama en azından görüntülü şekilde görüşmeme izin verebilirlerdi. Çok mu görüldü karşılıklı helallik almak?

O yüzden ben kötü niyet arıyorum. “Babasını hastanedeyken ziyarete bile gitmedi” algısı yarattılar. Cenazede hâl ve tavırlarıyla zaten gerçek yüzlerini gösterdiler. Orada onlara az bile yaptım yani bence, neyse...

◊ Baban hayattayken mirasla ilgili konuşmuş muydunuz hiç?

- Babam hayattayken konuşuyorduk. Korkuları vardı. “Ben öldükten sonra ortamın kötü olmasını istemiyorum” diyordu, onun endişesini yaşıyordu. Ben de ‘Babacığım ne varsa bağışlasan o kadar güzel olur ki. Kendi öz iradenle elinde avucunda ne varsa, şarkı teliflerini de hepsini vakıflara, derneklere bağışla’ dedim. Aklına yatmıştı.

GÜNCELLENME