Vatandaş Okocha

Ne memur zammı, ne erken seçim, ne genel af hepsi hikaye... Transferi, hazırlık maçları, sezon açılışları vs.'siyle günün konusu gene futbol...Günün adamı ise Fenerbahçe'nin ‘‘Afrikalı Türk Vatandaşı’’ Okocha...Biz Afrika'yı çocukluğumuzda önce John Weismüller'in Tarzan filmlerinde tanıdık...Daha sonra rahmetli Hikmet Feridun Es'in zamanın Hürriyet gazetesinde yayımlanan röportajlarında izledik Afrika'yı...O yıllar gezginler, gazeteciler Afrika'ya giderlerken yanlarında ayna, tarak gibi şeyler götürüyor, gariban Afrikalı'ların öyle ilgisini çekiyor, onları öyle tavlıyorlardı...Ama sonra köprülerin altından çok sular aktı...Afrika uygarlık, ekonomi, özgürlük alanında olmasa da bireysel olarak patladı... Örneğinn ötedenberi müzik, atletizm, boks alanında başarılarını bildiğimiz Afrikalı'lara şimdi futbolcular da eklendi...Bugün dünyanın birçok ülkesinde dünya futbolunun en ünlü takımlarında Afrikalı futbolcular oynuyor...İşte Fenerbahçeli Okocha da bunlardan biri...Okocha Fenerbahçe'ye sağolsun kendisinin de katkısıyla Alman ikinci ligine düşen Frankfurt'tan geldi...Uygarlık fakiri Afrikalı'lara bir zamanlar ayna vs. gösterilmesi gibi o da futbol fakiri hale düşürülmüş bizlere bir iki top cambazlığı yaptı, goller attı, talavole deyimiyle ‘‘gönüllerde taht kurdu...’’Bizde ‘‘Eli işte gözü oynaşta’’ diye bir deyiş vardır... Okocha'nın burda eli işteyken, gözü de Dünya Kupası'nda oynaştaydı... Ve orda oynaştı, (futbol oynamadı) bir alay kulüp tavladı... Ve Okocha şimdi Türkiye'den ayrılacağını ve artık asla Fenerbahçe'de oynamayacağını söylüyor...Benim bu konuda Fenerbahçe yöneticilerine söyleyeceğim iki şey var:Birincisi: Adamı satın gitsin...İkincisi: Bu adam buraya geldiğinde topunu oynuyor, antrenmanına çıkıyor, golünü atıyor dahası televolelere bile çıkmıyordu...Şimdi tabi alınmayalım ama, ne zamanki Ali Şen yönetimi Okocha'yı Türk vatandaşı yaptı... Okocha'da her türlü fetbazlık, ‘‘Lan nasıl yaparım da herbir yerden yolumu bulur, köşeyi dönerim?..’’ kaytarıcılığı o zaman başladı...Bir sözüm de Devletimiz'in büyüklerine!.. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle sakal traşı olur gibi onbeş dakikada o ülkenin vatandaşı olunmaz...Almanya'da yirmi yıldır çalışan ve tüm isteklerine karşın hala Alman vatandaşı olamayan bir alay yabancı işçi var... Amerika'da, Avustralya'da tüm dünya ülkelerinde durum böyle...Amerika, dünyaca ünlü bir takım sporcuları, özellikle tenisçileri özel yasalarla vatandaş yapıyor ama onları ulusal takımında oynatıyor...Bizdeki bu rezillik nedir?..Yahu Devlet, bir takım fazladan bir yabancı basketbolcu oynatsın ya da bir ünlü kulübümüz iki yabancı kontenjanını daha kullansın diye ‘‘Türk Vatandaşlığı’’nı bu kadar ayağa düşürür mü?..Adam sözümona ‘‘Türk Vatandaşı...’’ Antrenmana bile asıl ülkesinin, örneğin Nijerya'nın formasıyla çıkıyor...Ve de örneğin parada anlaşamayan bu vatandaş futbolcu ya da basketbolcu arkadaşlar, ‘‘Türk Vatandaşlığı’’na anında kıçlarını dönüp çekip gidiyorlar...Bu işin çığrını basketbolcu Dawkins'i, daha sonra Fransız futbolcu Dieter Six'i, ‘‘Dündar Siz’’ adıyla Türk vatandaşı yapan Galatasaray açmıştı... Sonra o arkadaşlar anlaşmaları bitince ‘‘vatanlarını (!)’’ terkedip gittiler...Gelelim gene Okocha'ya...Herif resmen gerizekalı...Şimdi Fransız PSG'ye gidecek, canını çıkaracaklar...Oysa halen vatandaşı olduğu Türkiye futbol cenneti:İster oyna, ister oynama, ister Talavole'ye çık, ister dümenden sakatlan, ister basında ahkam kes, herşey burda...Ey Vatandaş Okocha... Kafanı topla ve kendine gel...KÖTÜ HABERTelevizyon haberlerinde iç karartıcı, acı, kötü haberler reyting uğruna öylesine öne çıkarılıyor ki, insanın resmen içi kararıyor...Üstüne üstlük bu ölümlü, ceset görüntülü, kan revan içindeki görüntüleri sanki ‘‘Sizi yeterince kahredemedik’’ dercesine bir de tekrar tekrar ekrana getiriyorlar...Bu milletin içi zaten kararmış... Hay reytinginiz batsın!..BASKETÇİLEREGeçtiğimiz sezon Amerikan NBA basketbol ligini, hele de o bizleri sabahlara dek ayağa diken müthiş NBA finallerini ‘‘Kanal D’’ de izlemiştik...Açıklandığına göre ‘‘Kanal D’’ basketbolseverlere önümüzdeki sezon da kıyağını sürdürüyor, NBA basketbol ligini yeni sezonda da ekranlarına getiriyor...BİR YUDUM İNSANNebil Özgentürk'ün Atv'de, gerçekten başarılı ‘‘Bir Yudum İnsan’’ adlı bir programı var...Nebil geçtiğimiz programında, daha önce yayımlamış olduğu ünlü dolandırıcı Raki ile yaptığı söyleşiyi tekrar getirdi ekrana...Ama Ali'nin programı, Raki'yi suya susuz götürüp, susuz getirecek bir alay dolandırıcının cirit attığı bu ortamda hayli nostaljik kaldı...ÜNLÜLER TATİLDEYazın gelmesiyle programların, dolayısıyla da TV şöhretlerinin tatilleri başladı... Ama biz gene de onların peşlerini bırakmayacak, tatilde ne yapıp ettiklerini sizlere duyuracağız...
X

Savaşma Yarış

Çarkıfelek'in canlı yayıma başlamasıyla, televizyonlarda Benim yarışmam senin yarışmanı döver!.. Yüzyıl Savaşları da başladı...Zaman zaman yazar çizer takımının da müdahil avukat olarak karıştığı yarışmalararası bu tu kaka'lamacaya hiç gerek yok aslında...Programını ekrana kim iyi koyuyor, hangi sunucu hangi yarışmayı daha iyi sunup izleyicinin ilgisini çekiyorsa, parsayı da o toplar... Bu işin kuralı bu...Yoksa bu anlamsız rekabetler, kanallara hele de şu ortamda zarar verir...Zaten, eskiden vapurlardaki satıcıların yaptığı gibi, ‘‘Bir kutu çengelli iğne, üstüne bir Avrupa seyahati ve bilmemkaç milyar, bir araba, onun da üstüne ayrıca bir de tarak...’’ muhabbeti başladı bile...HÜZÜNLÜ GİDAJTürk Sineması'nın gelip geçmiş en önemli yıldızlarından Öztürk Serengil'i yitirdik...TRT dışında televizyonların tamamı bu konuda gene adam gibi bir program yapmadılar, işi eldeki eski üç-beş hastane görüntüsü ve Öztürk'ün filmlerinden bazı makaslamalarla geçiştirdiler...Oysa filmleri, yazdığı anıları, dostlarıyla söyleşiler vs. bir araya getirilir, Öztürk'le ilgili bir küçük belgesel bile yapılır aslında... Neyse bakarsın bir gün biri çıkar yapar...Rahmetli Öztürk'ün ekrana çıktığı, herkesi gülmekten yerlere yatırdığı son program, iki yıl önce TRT'de yayımlanmış ‘‘Mizah Yolcuları’’ adlı programdır...Öztürk'ün yaşamını anlattığı bu çok gırgır ve ilginç programı umarım TRT tekrar ekrana getirir...SIRAYLAGeçen akşam NTV'de dinledim...Washington Post gazetesi, basketbolu bırakma kararı alan Michael Jordan'a neredeyse koca bir sayfayı ayırırken, Türkiye'de hükümeti kuran Ecevit'e aynı sayfada tek sütun yer vermiş...Canım durun bakalım...Ecevit de politikayı bıraksın, bakarsınız aynı gazete iki sayfa yer verir...RAMAZAN ÖZELAtv'de her akşamüstü Erhan Yazıcıoğlu'nun yönetip sunduğu ‘‘Ramazan Özel’’ adlı bir program var...Erhan çeşitli alanlarda ünlüleri konuk edip onlarla söyleşiyor... Ayrıca program içinde Erhan'ın ekrana getirdiği bir de ‘‘İçimizden Biri’’ bölümü var...Erhan bu bölümde çok başarılı... Ama kim yazıyor bilmiyorum, bu bölümün esprileri pek başarılı değil onu da bu arada belirteyim...Programın bir ilginç bölümü de, Erhan Yazıcıoğlu konuklarından izleyicilere ‘‘sahur menüleri’’ önermelerini istiyor...Ve çoğu günlerini sakarin, grissini vs. diyet ıvır zıvırıyla geçiren özellikle biz kuşak arkadaşlar, oturup en ballı böreklisinden sekizer çeşit Osmanlı yemeği öneriyorlar ki, bu da çok gırgır oluyor...Yazıcıoğlu'nun geçen günkü program konuklarından biri bizim sevgili katil Aykut Oray'dı...Katil Aykut programın bir yerinde, Erhan'ın da ısrarıyla kalkıp rahmetli besteci ve tanburi Selahattin Pınar'ın ‘‘Bir Bahar Akşamı’’ şarkısını katletti, yani söyledi...Ve o ara merhum Selahattin Pınar mezarından fırlayacak, bu kez de o Aykut'un katili olacak diye ödüm koptu...Ama Allah'ı var; Aykut şarkının o ‘‘Daha önceleri neredeydiniz?..’’ bölümünü çok güzel okudu... Lan Aykut sende böyle ses vardı da ‘‘Daha önceleri neredeydin?..’’
Yazının Devamını Oku

Savaşma Yarış

Çarkıfelek'in canlı yayıma başlamasıyla, televizyonlarda Benim yarışmam senin yarışmanı döver!.. Yüzyıl Savaşları da başladı...Zaman zaman yazar çizer takımının da müdahil avukat olarak karıştığı yarışmalararası bu tu kaka'lamacaya hiç gerek yok aslında...Programını ekrana kim iyi koyuyor, hangi sunucu hangi yarışmayı daha iyi sunup izleyicinin ilgisini çekiyorsa, parsayı da o toplar... Bu işin kuralı bu...Yoksa bu anlamsız rekabetler, kanallara hele de şu ortamda zarar verir...Zaten, eskiden vapurlardaki satıcıların yaptığı gibi, ‘‘Bir kutu çengelli iğne, üstüne bir Avrupa seyahati ve bilmemkaç milyar, bir araba, onun da üstüne ayrıca bir de tarak...’’ muhabbeti başladı bile...HÜZÜNLÜ GİDAJTürk Sineması'nın gelip geçmiş en önemli yıldızlarından Öztürk Serengil'i yitirdik...TRT dışında televizyonların tamamı bu konuda gene adam gibi bir program yapmadılar, işi eldeki eski üç-beş hastane görüntüsü ve Öztürk'ün filmlerinden bazı makaslamalarla geçiştirdiler...Oysa filmleri, yazdığı anıları, dostlarıyla söyleşiler vs. bir araya getirilir, Öztürk'le ilgili bir küçük belgesel bile yapılır aslında... Neyse bakarsın bir gün biri çıkar yapar...Rahmetli Öztürk'ün ekrana çıktığı, herkesi gülmekten yerlere yatırdığı son program, iki yıl önce TRT'de yayımlanmış ‘‘Mizah Yolcuları’’ adlı programdır...Öztürk'ün yaşamını anlattığı bu çok gırgır ve ilginç programı umarım TRT tekrar ekrana getirir...SIRAYLAGeçen akşam NTV'de dinledim...Washington Post gazetesi, basketbolu bırakma kararı alan Michael Jordan'a neredeyse koca bir sayfayı ayırırken, Türkiye'de hükümeti kuran Ecevit'e aynı sayfada tek sütun yer vermiş...Canım durun bakalım...Ecevit de politikayı bıraksın, bakarsınız aynı gazete iki sayfa yer verir...RAMAZAN ÖZELAtv'de her akşamüstü Erhan Yazıcıoğlu'nun yönetip sunduğu ‘‘Ramazan Özel’’ adlı bir program var...Erhan çeşitli alanlarda ünlüleri konuk edip onlarla söyleşiyor... Ayrıca program içinde Erhan'ın ekrana getirdiği bir de ‘‘İçimizden Biri’’ bölümü var...Erhan bu bölümde çok başarılı... Ama kim yazıyor bilmiyorum, bu bölümün esprileri pek başarılı değil onu da bu arada belirteyim...Programın bir ilginç bölümü de, Erhan Yazıcıoğlu konuklarından izleyicilere ‘‘sahur menüleri’’ önermelerini istiyor...Ve çoğu günlerini sakarin, grissini vs. diyet ıvır zıvırıyla geçiren özellikle biz kuşak arkadaşlar, oturup en ballı böreklisinden sekizer çeşit Osmanlı yemeği öneriyorlar ki, bu da çok gırgır oluyor...Yazıcıoğlu'nun geçen günkü program konuklarından biri bizim sevgili katil Aykut Oray'dı...Katil Aykut programın bir yerinde, Erhan'ın da ısrarıyla kalkıp rahmetli besteci ve tanburi Selahattin Pınar'ın ‘‘Bir Bahar Akşamı’’ şarkısını katletti, yani söyledi...Ve o ara merhum Selahattin Pınar mezarından fırlayacak, bu kez de o Aykut'un katili olacak diye ödüm koptu...Ama Allah'ı var; Aykut şarkının o ‘‘Daha önceleri neredeydiniz?..’’ bölümünü çok güzel okudu... Lan Aykut sende böyle ses vardı da ‘‘Daha önceleri neredeydin?..’’
Yazının Devamını Oku

En büyük futbol

Geçtiğimiz cumartesi gecesi Savaş Ay'ın yeni kanalı TGRT'de, konusunu ‘‘Spor Yazarlığı’’nın, konuklarını da spor yazarlarının oluşturduğu ilk ‘‘A Takımı’’ programı vardı... Gecenin geç saatlerinde aldığımız ‘‘A Takımı’’ gece vardiyasını sabahın ilk ışıklarında teslim ettik...Programın sonunda Savaş her ne kadar, ‘‘Gerçekten çok centilmence bir tartışma oldu...’’ falan dediyse de, durumun vaziyeti pek öyle değildi... Herkes kurdunu döktü, koşullar elverdiğince birbirine giydirdiği kadar da giydirdi...Programın oybirliğiyle saptanan ‘‘asılacak adam’’ı daha baştan belli oldu ki, Erman Toroğlu'dur...Erman'a en büyük salvo ise programa, (herhalde son bant modasına uymak için olacak) dışardan bantla müdahil spor yazarı olarak katılan Hıncal Uluç'tan geldi...Bu arada şunu da söyleyeyim; program duyurularında programa Hıncal'ın da katılacağını öğrendiğimde heyecan ve keyif duydum... Programa bantla katılacağı aklıma bile gelmedi...Zira Hıncal'ın ‘‘Spor Bab-ı Ali'si’’ ile ilgili onca eleştiri yazısı, Erman'la bildiğiniz af buyursunlar didişmeleri hele de Mafya'nın Türk futbolunun içine girme konusunda savaşı vardı...Sevgili Hıncal programa neden katılmadı anlamadım...Gerekçesini tabi o bilir...Neyse Hıncal'dan sonra stüdyoda bulunan spor, daha doğrusu futbol yazarı arkadaşlar da Erman'a karşı sağlı sollu ataklara başladılar...Ve futbolculuğunda bir savunma oyuncusu olan Erman'da, bazen gerçekten iyi savunma yaparak, sıkıştığında topu taca atarak, ama önemlisi faul yapmayarak kendini elden geldiğince savundu... Valla onca eleştiri yanında, aldığı desteklerle bence tartışmadan hafif tertip zaferle bile çıktı...Zaten onca saat sonunda şu da kesin anlaşılamadı ki:Spor Basını, televizyonlarda hakemlerin eleştirilmesine mi karşıdır?..Yoksa bu işi yapan Erman Toroğlu'na mı karşıdır?..Neyse bu neye karşı olunduğu durumu umarım tez zamanda açıklığa kavuşur...O geceki tartışmanın bir önemli konusu da, eski futbolcuların spor yazarlığı yapmaları daha onların yazılarını başkalarının yazmaları konusuydu...Bu konuda söyleyeceğim, bana bizim Spor Müdürü Nezih Alkış'ın aktardığı, sevgili dostum Namık Sevik'in ona söylediği bir sözdür...Nezih, Milliyet yıllarında birgün Namık abiye gidip futboldan gelme yazarlar için ‘‘Abi bu arkadaşlar yazı yazamıyorlar...’’ demiş...Namık abi de ona, ‘‘Yahu yazamazlarsa yazamazlar... Pastayı biz yapacağız... Onlar pastanın kremaları’’ demiş...O gece bu ‘‘eski futbolcu yazarlar’’ konusunda en doğru sözü, artık eski bir futbolcu değil, yazarlık konusunda eski olmaya başlayan Turgay Şeren söyledi.Turgay, futbolu bırakan ünlü futbolcuların durduk oturduk yerde bu işte talip olmadıklarını, gazetelerin reyting adına bu kişilere talip olduklarından sözetti...Bu konuda aslında büyük görev benimde otuz yıldır üyesi olduğum Türkiye Spor Yazarları Derneği'ne düşer... Tek tabanca odur...Ama ben de bu arada şunu söyleyeyim... Bu eski futbolcu arkadaşların yazılarının çoğunu spor yazarları arkadaşlarımız yazıyormuş, tamam da...Be kardeşim öyle spor yazarları (!), okunduğunda yazısından bir halt anlaşılmayan öyle üstad spor kalemleri var ki, onların yazılarını da eski futbolcular yazsa keşke...İnanın bir bakıma durum da bu...KabusTelevizyonlarımızın, bilumum medyamızın iteklemesiyle şu son hafta, vatandaşın kafayı yeme konusu:Hakan Juventus'a gidecek o trilyonları alacak mı?Sayısal Loto'dan o para yoksa bana mı çıkacak?..Hükümet kurulacak mı?.. Kumlacaksa ne zaman kurulacak?.. Bizim de haberimiz olacak mı vs. konusuydu...Bu konular son günlerde artık vatandaşın rüyasına girmeye başladı...Yahu Allahaşkına n'olacaksa olsun da bu millet artık geceyarısı kabuslarından kurtulsun...(Loto'da durum belli oldu şükür...)Yahu şu milleti, bir yolunu bulup artık rahat uyutun be!..Bölücübaşı (!)Televizyonlarda katil Apo için sürekli Bölücübaşı diye abuk bir tanımlama kullanılıyor...Bu deyişi üstünzekalı biri bulmuş, göründüğü kadarıyla diğer bir alay üstünzekalı da mal bulmuş mağribi gibi bu lafa atlamış, televizyonda bu sözü kullanıyorlar...Yahu Bölücübaşı ne demek?.. Sanki Ahçıbaşı, çocukluğumuzda oynadığımız ‘‘Aç kapıyı Bezirganbaşı’’ oyunundaki Bezirganbaşı gibi birşey...Biraz da ilkokulda bizi öğretmene şikayet eden arkadaşımıza ‘‘müzevircibaşı’’ dememize benziyor... Bu da herifin kişiliğini yumuşatıyor... Adına ‘‘Apo’’ deyin yeter... O kendini tanımlıyor zaten...
Yazının Devamını Oku

UMUDUMUZ ZABITA

Pisliğin artık dizde değil, gırtlakboyu olduğu ülkemizde tek tesellimiz sağolsunlar belediye zabıta ekipleri...Temiz toplum adına kimsenin bir şey yaptığı yok ama, onlar hiç değilse temiz lokanta, temiz fırın adına çaba sarfedip, bu tip yerlere baskınlar düzenliyor, halk sağlığıyla oynayanları cezalandırıyorlar...N'apalım, yıllardır toplumun kafa sağlığıyla oynayıp toplumu çıldırtanlara, politikacısına, sömürücüsüne, çetesine, üçkağıtçısına bir şey yapamıyoruz... Hiç değilse fırıncıyla, lokantacıyla teselli bulalım...Bu arada televizyonlara da iki çift sözümüz var...İşini insan sağlığına zarar verecek biçimde yapan bu tip yerlere yapılan baskınlar tabii ki haber... Üstelik ilgililerin bu çabaları halkı mutlu da ediyor...Ama çoğu iğrenç görüntülerden oluşan bu baskın sahneleri, ekranda o kadar uzun gösterilip, o kadar tekrarlanıyor ki, insanın içi kalkıyor... Böylece o fırın ya da fırın kadar televizyonu da halka zarar vermiş oluyor...Ramazan'ın bir gün öncesi bir pide fırınına yapılan bir baskın ve ekranda bir görüntüler vardı, ondan sonra gel de pide ye yiyebilirsen!..NURSELİEpeydir ekranlardan uzak kalan Nuseli İdiz ‘Kanal 6’da ‘İşte Hayat’ programıyla yeniden ekrana döndü... Önce İdiz’e hoşgeldin, şükür görüştürene diyelim...‘İşte Hayat’ biraz haber, çokça magazin, sokak söyleşileri vs. den oluşan bir program...Nurseli, eğitimi, televizyon deneyimi ile inanırım ki bu programda başarılı olacaktır...Ama program, izlediğim 22 Aralık günü öyle bir falso yaptı ki, tam adam çıldırtmalık...Programın magazin bölümünde, bir viski firmasının barmenler arasında açtığı bir beceri yarışması ekrana getirildi... Ve görüntüler ekrandayken de Nurseli arkadan, ‘Bu yarışma Ramazan’dan önce yapılmıştır sevgili seyirciler...’ diye yırtınmaya, üstüste anonslar yapmaya başladı...Ne kadar ayıp... Bir içki firması Ramazan’da böyle bir yarışma yapamaz mı..?Herkesin sevabı da, günahsa günahı da kendine...Sen Ramazan’la böyle bir yarışmayı, şovu bağdaştıramıyorsan o zaman neden getiriyorsun ki ekranına...Sonra komik bir şey oldu...Hemen arkadan, ‘Selülit’ konusuyla karışık, anadan yarı üryan bir alay manken, cıbıl göğüsler, popolar getirildi ekrana...ACILARIN SİBEL'İSibel ekranlarda gene baş haber...Sibel Can'ın başı bir türlü dertten kurtulmuyor... Ee, neylersiniz büyük göğüsün, pardon büyük başın derdi de büyük oluyor...Bildiğiniz gibi bir süre önce gözaltına alınıp DGM'de sorgulanan, daha sonra da ekranlarda gözyaşları içinde izlediğimiz Sibel Can'ın bu defa da başı Maliye ile dertte...Maliye uzmanlarının yaptıkları araştırma sonucu ortaya çıkardıklarına göre, Sibel Can konser ücretini 150 milyon lira olarak gösteriyormuş...Şu karga sesime karşın ola da bana bir konser teklif etseler ben bile 1 milyardan aşağı şerefsizim çıkmam...Gene Maliye uzmanlarının yaptığı saptamaya göre Sibel Can sadece kendi, eşi, çocuklar, annesi vs. dışında şirketiyle ilgisi olmayan, hayatında yurt dışına çıkmamış birçok yakınını da yurtdışına çıkmış gibi gösterip, masraflarını şirketinde gider olarak gösteriyormuş...Ve Sibel'in şirketinin muhasebe kayıtlarında birçok ‘‘naylon fatura’’ kullandığı belgelenmiş...Aslında şaşılacak bir şey yok...Sanatçı(!)'nın kendisi naylon olunca, faturasının da naylon olması doğal...Bunları, şu gariban ülkede göz süzüp gerdan kırarak, bir göbek iki şarkıyla köşe olan bir genç hanım arkadaşı kınamak için yazmadım... O ‘‘bu düzenin’’ eğlence sektörünü temsil ediyor...Ve de o kiminle ‘‘dans ettiğini’’ iyi biliyor...Bence artık bu toplumun da kimlerle dans ettiğini bilmesinin çoktan zamanı geldi de geçti bile... Benim anlatmak istediğim bu...
Yazının Devamını Oku

UMUDUMUZ ZABITA

Pisliğin artık dizde değil, gırtlakboyu olduğu ülkemizde tek tesellimiz sağolsunlar belediye zabıta ekipleri...Temiz toplum adına kimsenin bir şey yaptığı yok ama, onlar hiç değilse temiz lokanta, temiz fırın adına çaba sarfedip, bu tip yerlere baskınlar düzenliyor, halk sağlığıyla oynayanları cezalandırıyorlar...N'apalım, yıllardır toplumun kafa sağlığıyla oynayıp toplumu çıldırtanlara, politikacısına, sömürücüsüne, çetesine, üçkağıtçısına bir şey yapamıyoruz... Hiç değilse fırıncıyla, lokantacıyla teselli bulalım...Bu arada televizyonlara da iki çift sözümüz var...İşini insan sağlığına zarar verecek biçimde yapan bu tip yerlere yapılan baskınlar tabii ki haber... Üstelik ilgililerin bu çabaları halkı mutlu da ediyor...Ama çoğu iğrenç görüntülerden oluşan bu baskın sahneleri, ekranda o kadar uzun gösterilip, o kadar tekrarlanıyor ki, insanın içi kalkıyor... Böylece o fırın ya da fırın kadar televizyonu da halka zarar vermiş oluyor...Ramazan'ın bir gün öncesi bir pide fırınına yapılan bir baskın ve ekranda bir görüntüler vardı, ondan sonra gel de pide ye yiyebilirsen!..NURSELİEpeydir ekranlardan uzak kalan Nuseli İdiz ‘Kanal 6’da ‘İşte Hayat’ programıyla yeniden ekrana döndü... Önce İdiz’e hoşgeldin, şükür görüştürene diyelim...‘İşte Hayat’ biraz haber, çokça magazin, sokak söyleşileri vs. den oluşan bir program...Nurseli, eğitimi, televizyon deneyimi ile inanırım ki bu programda başarılı olacaktır...Ama program, izlediğim 22 Aralık günü öyle bir falso yaptı ki, tam adam çıldırtmalık...Programın magazin bölümünde, bir viski firmasının barmenler arasında açtığı bir beceri yarışması ekrana getirildi... Ve görüntüler ekrandayken de Nurseli arkadan, ‘Bu yarışma Ramazan’dan önce yapılmıştır sevgili seyirciler...’ diye yırtınmaya, üstüste anonslar yapmaya başladı...Ne kadar ayıp... Bir içki firması Ramazan’da böyle bir yarışma yapamaz mı..?Herkesin sevabı da, günahsa günahı da kendine...Sen Ramazan’la böyle bir yarışmayı, şovu bağdaştıramıyorsan o zaman neden getiriyorsun ki ekranına...Sonra komik bir şey oldu...Hemen arkadan, ‘Selülit’ konusuyla karışık, anadan yarı üryan bir alay manken, cıbıl göğüsler, popolar getirildi ekrana...ACILARIN SİBEL'İSibel ekranlarda gene baş haber...Sibel Can'ın başı bir türlü dertten kurtulmuyor... Ee, neylersiniz büyük göğüsün, pardon büyük başın derdi de büyük oluyor...Bildiğiniz gibi bir süre önce gözaltına alınıp DGM'de sorgulanan, daha sonra da ekranlarda gözyaşları içinde izlediğimiz Sibel Can'ın bu defa da başı Maliye ile dertte...Maliye uzmanlarının yaptıkları araştırma sonucu ortaya çıkardıklarına göre, Sibel Can konser ücretini 150 milyon lira olarak gösteriyormuş...Şu karga sesime karşın ola da bana bir konser teklif etseler ben bile 1 milyardan aşağı şerefsizim çıkmam...Gene Maliye uzmanlarının yaptığı saptamaya göre Sibel Can sadece kendi, eşi, çocuklar, annesi vs. dışında şirketiyle ilgisi olmayan, hayatında yurt dışına çıkmamış birçok yakınını da yurtdışına çıkmış gibi gösterip, masraflarını şirketinde gider olarak gösteriyormuş...Ve Sibel'in şirketinin muhasebe kayıtlarında birçok ‘‘naylon fatura’’ kullandığı belgelenmiş...Aslında şaşılacak bir şey yok...Sanatçı(!)'nın kendisi naylon olunca, faturasının da naylon olması doğal...Bunları, şu gariban ülkede göz süzüp gerdan kırarak, bir göbek iki şarkıyla köşe olan bir genç hanım arkadaşı kınamak için yazmadım... O ‘‘bu düzenin’’ eğlence sektörünü temsil ediyor...Ve de o kiminle ‘‘dans ettiğini’’ iyi biliyor...Bence artık bu toplumun da kimlerle dans ettiğini bilmesinin çoktan zamanı geldi de geçti bile... Benim anlatmak istediğim bu...
Yazının Devamını Oku

Taş bitti dizi paydos

Ekonomik krizden sonunda televizyon kanalları da nasibini aldı... Aralarında Bizimkiler, İkinci Bahar, Ferhunde Hanımlar, Sıcak Saatler, İmparator, Yıkılmadım vs. gibi ünlü dizilerin de bulunduğu birçok dizi ve program yayımdan kaldırıldı...Bunda krizin, özellikle de reklam gelirlerinin azalmasının tabii etkisi var...Ama televizyon kanallarının hiç mi suçu yok?.. Bugünler o kadar net görünüyordu ki...Sen kalkıp reyting ve de kolay televizyonculuk adına İbo'su, Onur'u falanı filanı dokuzbuçuk yaşındaki çocuklara milyon dolarlar verecek, o tiz yanık sesleriyle arabesk çığıran sanatçı (!) arkadaşlara, ‘‘talk show’’du, ‘‘dizi’’ydi trilyonlar kaptıracaksın...Sonra da en ufak bir ekonomik çalkantıda sudan çıkmış balığa döneceksin...Mahsun dizisinde ‘‘Yıkılmadım’’ diyor... Dizi başına o kadar milyarı alırsan tabii yıkılmazsın... Ama sonra yıkılan televizyon kanalı oluyor...Benim bu işte en bozulduğum şey, öyle ya da böyle yüzlerce kişinin ekmek yediği dizilerin ekranlardan kovalanmaları... Televizyonların olan biten bunca şeye rağmen, hala o tiz sesli arabeskçi arkadaşların ‘‘show‘‘undan, dizilerinden o bol göğüs ve koltukaltı dekolteli hanımların popo kıvırarak yaptığı ‘‘show’’larından medet ummaları...N'apalım, kendi düşen ağlamaz...O HÜKÜMETİ BAŞINIZA ÇALIN!Şu ara Ankara'da haldır haldır ‘‘Hükümet’’ kurma çalışmaları sürüyor...Ve inanın tüm bu koşuşturmaların, ülkeyle, ülke insanıyla, ülke sorunlarıyla hiç ilgisi yok...Bu çaba, profesyonel politikacıların ‘‘Yeni seçime kadar da olsa, popomu bir süre daha nasıl koltuğa koyarım’’ın çabası...Sanırım televizyonlarda sizler de gördünüz...Başbakan'ın konvoyunu izleyen Kanal 9 otosu kaza geçiriyor...Selcen Yolcu adlı genç gazeteci arkadaş, ağır şekilde yaralanıyor...Ve Selcen'i yakındaki Kartal Devlet Hastanesi'ne yetiştiriyorlar...Hastanede doktor yok... Selcen'in arkadaşları ‘‘Doktor yok mu burada?..’’ diye bağırıp, koşuşturuyorlar... Ve hastanede Selcen'e yapılan müdahale sanki tavan akıyormuş gibi, başından, ağzından, burnundan akan kanlar yeri kirletmesin diye altına bir plastik kova koymak...Bu hastanenin adı da Devlet Hastanesi...Bu Devlet'in çoktan pijamalarını giyip evinin bahçesini sulayacak yaşa gelmiş, hasbelkader bir Sağlık Bakanı var... Bilmem bu anlattıklarımı televizyonda izledi mi?Ve bu arada Süleyman beye de bir çift sözüm var...Sen bırak ‘‘Devlet Sanatçısı’’ falan filan işlerini de, Devlet'in hastanelerine, polisine, bankalarına vs.'ye bak...HASTANEDEN YENİ ÇIKTIM GÜNER BEYAtv'de Güner Ümit'in gerçekten başarıyla sunduğu ‘‘Turnike’’ programı, yarışma özelliğini tamamen yitirdi, o güzel kızları, ünlü konuklarıyla bir show ve de hani gereksinim içindeki bazı kişiler için yapılan yardım geceleri programları vardır... İşte öyle bir programa dönüştü...Yoksula yardım etmek tabii kutsal bir şeydir ama, ‘‘iş başka, alışveriş başka’’ diye de bir söz vardır...Yarışma heyecan işidir... Güner'in programında da tüm ekran başındakilerin merakı, programa o telefonla katılan kişinin doğru numaraları bulup bulamayacağıdır...Ama ‘‘Hastaneden yeni çıktım abi...’’, ‘‘Bu parayla çocuğumu okutacağım...’’, ‘‘N'olur yardım edin Güner bey, evim ipotekte...’’ ve bazı muhabbetlerden sonra anlaşılmaktadır ki, Güner Ümit bir yolunu bulup o parayı onlara verecektir...İhtiyaç içindeki insanlara yardım etmek tabii çok güzel bir şeydir... Ama, bence Güner ille de böyle bir şey yapmak istiyorsa bu tip kişilere özel olarak yardım etsin... Daha önce de yazmıştım, programı bu ‘‘yalvar yakar’’ çirkinliğinden kurtarsın...
Yazının Devamını Oku

Taş bitti dizi paydos

Ekonomik krizden sonunda televizyon kanalları da nasibini aldı... Aralarında Bizimkiler, İkinci Bahar, Ferhunde Hanımlar, Sıcak Saatler, İmparator, Yıkılmadım vs. gibi ünlü dizilerin de bulunduğu birçok dizi ve program yayımdan kaldırıldı...Bunda krizin, özellikle de reklam gelirlerinin azalmasının tabii etkisi var...Ama televizyon kanallarının hiç mi suçu yok?.. Bugünler o kadar net görünüyordu ki...Sen kalkıp reyting ve de kolay televizyonculuk adına İbo'su, Onur'u falanı filanı dokuzbuçuk yaşındaki çocuklara milyon dolarlar verecek, o tiz yanık sesleriyle arabesk çığıran sanatçı (!) arkadaşlara, ‘‘talk show’’du, ‘‘dizi’’ydi trilyonlar kaptıracaksın...Sonra da en ufak bir ekonomik çalkantıda sudan çıkmış balığa döneceksin...Mahsun dizisinde ‘‘Yıkılmadım’’ diyor... Dizi başına o kadar milyarı alırsan tabii yıkılmazsın... Ama sonra yıkılan televizyon kanalı oluyor...Benim bu işte en bozulduğum şey, öyle ya da böyle yüzlerce kişinin ekmek yediği dizilerin ekranlardan kovalanmaları... Televizyonların olan biten bunca şeye rağmen, hala o tiz sesli arabeskçi arkadaşların ‘‘show‘‘undan, dizilerinden o bol göğüs ve koltukaltı dekolteli hanımların popo kıvırarak yaptığı ‘‘show’’larından medet ummaları...N'apalım, kendi düşen ağlamaz...O HÜKÜMETİ BAŞINIZA ÇALIN!Şu ara Ankara'da haldır haldır ‘‘Hükümet’’ kurma çalışmaları sürüyor...Ve inanın tüm bu koşuşturmaların, ülkeyle, ülke insanıyla, ülke sorunlarıyla hiç ilgisi yok...Bu çaba, profesyonel politikacıların ‘‘Yeni seçime kadar da olsa, popomu bir süre daha nasıl koltuğa koyarım’’ın çabası...Sanırım televizyonlarda sizler de gördünüz...Başbakan'ın konvoyunu izleyen Kanal 9 otosu kaza geçiriyor...Selcen Yolcu adlı genç gazeteci arkadaş, ağır şekilde yaralanıyor...Ve Selcen'i yakındaki Kartal Devlet Hastanesi'ne yetiştiriyorlar...Hastanede doktor yok... Selcen'in arkadaşları ‘‘Doktor yok mu burada?..’’ diye bağırıp, koşuşturuyorlar... Ve hastanede Selcen'e yapılan müdahale sanki tavan akıyormuş gibi, başından, ağzından, burnundan akan kanlar yeri kirletmesin diye altına bir plastik kova koymak...Bu hastanenin adı da Devlet Hastanesi...Bu Devlet'in çoktan pijamalarını giyip evinin bahçesini sulayacak yaşa gelmiş, hasbelkader bir Sağlık Bakanı var... Bilmem bu anlattıklarımı televizyonda izledi mi?Ve bu arada Süleyman beye de bir çift sözüm var...Sen bırak ‘‘Devlet Sanatçısı’’ falan filan işlerini de, Devlet'in hastanelerine, polisine, bankalarına vs.'ye bak...HASTANEDEN YENİ ÇIKTIM GÜNER BEYAtv'de Güner Ümit'in gerçekten başarıyla sunduğu ‘‘Turnike’’ programı, yarışma özelliğini tamamen yitirdi, o güzel kızları, ünlü konuklarıyla bir show ve de hani gereksinim içindeki bazı kişiler için yapılan yardım geceleri programları vardır... İşte öyle bir programa dönüştü...Yoksula yardım etmek tabii kutsal bir şeydir ama, ‘‘iş başka, alışveriş başka’’ diye de bir söz vardır...Yarışma heyecan işidir... Güner'in programında da tüm ekran başındakilerin merakı, programa o telefonla katılan kişinin doğru numaraları bulup bulamayacağıdır...Ama ‘‘Hastaneden yeni çıktım abi...’’, ‘‘Bu parayla çocuğumu okutacağım...’’, ‘‘N'olur yardım edin Güner bey, evim ipotekte...’’ ve bazı muhabbetlerden sonra anlaşılmaktadır ki, Güner Ümit bir yolunu bulup o parayı onlara verecektir...İhtiyaç içindeki insanlara yardım etmek tabii çok güzel bir şeydir... Ama, bence Güner ille de böyle bir şey yapmak istiyorsa bu tip kişilere özel olarak yardım etsin... Daha önce de yazmıştım, programı bu ‘‘yalvar yakar’’ çirkinliğinden kurtarsın...
Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI