Uzlaşma ve Karadeniz

Mümtaz SOYSAL
Haberin Devamı

Uzlaşmacılık, birçok konuda olduğu gibi politikada da marifet sayılır.

Hatta, politikanın başlı başına uzlaşma demek olduğunu, uzlaşmasız politika olamayacağını, içte de dışta da vermeden almanın olanaksızlığını savunan çoktur. Parti politikalarından sendikacılığa, diplomasiden ücret pazarlığına kadar her yerde söylenen de budur: Gücünüz istediğinizi yapmaya ya da almaya yetmediği zaman, uzlaşmak başarıdır. Uzlaşmacılar her zaman baştacı edilmezler mi? Klasik tanımlamaya göre, politika uzlaşma sanatı değil midir?

Ne var ki, bu sanatı iyi icra edenler ‘‘sayesinde’’, olanlar çoğu zaman, sonuna kadar savunulması gereken ‘‘doğru’’lara olur.

Çünkü, doğruyu söylemenin ve doğruda ısrarlı olmanın adı genellikle uzlaşmazlığa, huysuzluğa, oyunbozanlığa çıkmıştır. Ama birçok yanlışın, göz yumuşun ve sürüklenişin gerisinde de uzlaşmacılık yatar.

Karadenizlilere ilişkin ‘‘Temel fıkraları’’nın çoğu zaman Karadenizlilerce yaratıldığını ve öbür insanlar onları geri zekâlı saymaya devam etsinler diye yine Karadenizliler tarafından Türkiye'ye yayıldığını tekrar etmeye gerek var mı? En verimli birçok kuruluşun, en iyi işletilen birçok otel, lokanta ve pastanenin başında Karadenizlilerin bulunması, o insanların çalışkanlıkları ve başka nitelikleri yanında, biraz da kendi zeka dereceleri konusunda başkalarını yanıltan böylesine ustalıklı stratejileriyle de açıklanabilir.

Nihayet, bu tutumun resmi kanıtı da ortaya çıktı ve ‘‘Temel'li Fıkralar’’ adlı kitabı yayınlayan, Trabzon Valiliği'nin ta kendisi oldu.

Şimdi, o kitapta ‘‘uzlaşma’’ konusunun nasıl görüldüğüne bakalım.

İstanbul'dan gelip Temel'in görkemli köşkünü gezen konuk hanımlardan biri havuzdaki iri balıkları görünce, ‘‘Kız Fadime, siz çıldırdınız mı?’’ diye Fadime'ye sormuş. Fadime'nin açıklaması: ‘‘Ne yapalum? Ha bu kocam Temel var ya, tutturur ki köpek besleyelim deyi. Ben de paluk besleyelim, dedum... Soninda üç aşağı beş yukari köpekpaluğunda karar kılduk!’’

* * *

Tabii, uzlaşmacılığın temelinde zayıflık yatar. Bu bakımdan, uzlaşmak zorunda olma rahatsızlığından kurtulmanın çaresi de güçlenmek ve büyümektir. Güçsüz kalan ve güçlenmek için gerekeni yapmayan, doğruyu söyleyip savunamayışını siyasal erdem bile sayabilir.

Trabzon'a bağlı ilçelerden birinin adliyesinde iki yargıç, ‘‘Karakolun arkasındaki büyük ağaç kiraz ağacı mıdır, armut mu?’’ diye tartışıyorlarmış. Çay ocağını işleten Temel'e sormuşlar. Temel, az önce çay verirken kulak ucuyla tanık olduğu tartışmada taraf olmamak ve yargıçları birbirine düşürmemek için en ‘‘politik’’ yanıtı vererek, ‘‘Valla, hâkim beylerim, ha bu görünen ağaç geçen yıl elma ağacıydı!’’ demiş.

Doğru bildiğini alışılmış uzlaşmalara sapmadan sonuna kadar savunmak, bazan gülünç görünebilecek bir inatçılığa dönüşebilir; ama böyle bir tutumun büsbütün yanlış olduğunu iddia etmek de zordur.

Temel, gazeteciliğin adaylık döneminde telefonla haber yazdırırken, ‘‘Trabzonspor’’ sözü arıza nedeniyle iyi anlaşılmamış, kodlamasını istemişler. Başlamış ‘‘Trabzon'un T'si, Trabzon'un R'si, Trabzon'un A'sı, Trabzon'un B'si...’’ demeye. Şef, ‘‘Oğlum Temel, bu ne biçim kodlama?’’ diye sorunca, ‘‘Ne deysun şefim, Trabzon'da ha bu harfler yok midur?’’ demiş.

Çok mu yanlış?

Yazarın Tüm Yazıları