Uyumcular

Mümtaz SOYSAL
Haberin Devamı

Marksist rejimler, başta Katolik Kilisesi'nin çabaları ve Sovyet yöneticilerinin hataları olmak üzere çeşitli nedenlerle çöktükten sonra, ‘‘uyum’’ kavramı birdenbire dünyada baştacı edildi. Tek ideolojinin egemenliği bu kavram sayesinde sürdürülmek isteniyor.

Küreselleşme, teknolojik sıçramaların kaçınılmaz kıldığı durumlardan öteye, tek ekonomik sistemin benimsenmesini de kaçınılmazlaştırma çabasında.

Ökümenik çabalar, Hıristiyan mezhepler arası uyumla yetinmeyip başka dinlerle de uyum aramaya yönlendiriliyor. Türkiye'deki Nurculuğun bugünkü lideriyle Papa'nın buluşmasını kimler sağladı dersiniz?

Felsefe alanında da ‘‘uyumcu’’ çabalar var. Yeni dünya düzeni, sevmediği antitezleri atlayıp kendi tezini evrensel sentez diye benimsetme peşinde.

Türkiye'nin gözlerden uzak bir köşesinde düzenlenen iki günlük ilginç bir toplantı, uyum kavramını değişik bir alana daha taşıma amacını gütmekteydi: İslamcılığın siyasetini yapanlarla siyasetin felsefesini yapanların uyumu!

Alman Hıristiyan Demokrat Partisi'nin Konrad Adenauer Vakfı'nca Muğla'nın Ortaca'sında düzenlenen ‘‘Dünya, İslamiyet ve Demokrasi’’ toplantısına kimler çağrılmamıştı ki: Türk ve Alman ilahiyatçılar yanında birkaç felsefeci ve siyasal bilimci, merkez sağdan ve soldan iki-üç milletvekili, Korkut Özal ve Faziletli üç parlamenter, akademik çevrede Neo-Nurculuğu ile ünlü Profesör Şerif Mardin ve Fethullahçılığın en geniş açılımcısı Nevval Sevindi...

Tamamına kadar katılanlar herhalde daha iyi anlatır; ama, Şerif Mardin'in peşrev konuşmasından sonra Hannover'li ilahiyat profesörü Peter Antes'in sunduğu ilk tebliğdeki düşünceler tek başına anlatılmaya değecek kadar ilginç.

Profesör Antes, Samuel Huntington'un artık bezginlik veren ünlü ‘‘Uygarlıklar Çatışması’’nı itiraz noktası olarak alıyor ve çeşitli uygarlıklara kaynaklık eden dinler arasında öyle pek çatışma olmadığını, paylaşılan değerler bulunduğunu ispatlamaya çalışıyor. Hatta, ünlü Alman ilahiyatçısı Hans Küng'ün 1993'te Chicago'da düzenlediği ‘‘Dünya Dinleri Parlamentosu’’ sonrasında yayınlanan ‘‘Küresel Etik Bildirgesi’’nce açıklanan ortak ilkelerden de söz ediyor: Şiddetten kaçınma ve insan yaşamına saygı, dayanışmaya ve adil ekonomik düzene bağlılık, hoşgörü ve doğruluk kültürü, erkeklerle kadınlar arasında eşlik ve hak eşitliği.

Sonuçta, ‘‘Bu ortak değerlerin uygulama biçimlerinde ve ayrıntılarında bazı farklar olabilir; ama, önemli değil’’ deyip bağlıyor.

Acaba?

Asıl önemli olan ve sosyal düzen bakımından kavga çıkaran bu farklar değil mi? Hele dinler arasında değil de, dinlerle akla ve pozitivizme dayalı laik düzenler arasındaki çatışmadan söz ediyorsanız?

Kemalist Devrim'in, sonradan, ‘‘Aman, toplumda çatışma çıkmasın!’’ diyerek uyum peşinde koşa koşa ne hallere düştüğü meydanda değil mi? ‘‘Tarihsel uzlaşma’’lı bir demokrasi, ancak dinci çevreler cumhuriyetin temel ilkelerine uydukları sürece mümkündü. Oysa, cumhuriyet onlara uydu ve yıprandı.

Uyumcular, belki de bu yıpranışı sonuna kadar götürüp cumhuriyetin köküne kibrit suyu dökme peşindedirler. İkinci Cumhuriyetçilerle pek uyum içinde olmaları herhalde bundandır.













Yazarın Tüm Yazıları