GeriYalçın BAYER Uyar'a göre 'İslami sermaye' nedir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Uyar'a göre 'İslami sermaye' nedir

GEÇMİŞTE YİMPAŞ ve 'yeşil sermaye' konusunda yazdıklarımız bugün daha anlamlı hale geliyor.

28.8.2000'de YİMPAŞ'ın Almanya'nın Hamm kentindeki alışveriş merkezinin açılışı sırasında konuştuğumuz bazı YİMPAŞ küskünleri, 8 yıl 9 ay hapse mahkûm olmasına rağmen yurtdışında kaçak kalarak, aflardan ve değişen yasalardan paçayı kurtaran Kadir Şöhret'i övüyorlardı:

"Kadir Şöhret, YİMPAŞ'ın bugünlere gelmesinde Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar kadar emeği olan bir adamdır. Daha 1984'ten başlayarak Almanya'daki atıl parayı değerlendirmeye başlamıştır. Ancak Türkiye'ye altın götürürken yakalanmasından sonra Yönetim Kurulu üyeliğinden alındı. Keşke bu adamı tanısanız dünya iyisi bir adamdır. YİMPAŞ'ın oluşmasında en büyük emeği göstermiştir. Kadir Şöhret bu açılışta olmalıydı. O gün YİMPAŞ'ta olmayanlar burada var, Kadir Bey yok... Kendisi devletin yapmadığını yapmıştır. Ama sizin yazılarınızdan sonra bir taraf yıkılmış, bir taraf kurtulmuştur."

Biz de "Sistem dışı çalışılırsa bunlar oluyor" demiştik.

BEYAZ ÇORABI ATMIŞLAR

Meslektaşlarımızla açılışı izlerken o çevreyi bilen bir meslektaşımız kulağımıza eğilerek, "Önceden daha çok beyaz çorap giyiyorlardı, şimdi azalmış" diye takılmıştı bize...

UYAR'LA SÖYLEŞİ

Köln Havaalanı'na Uyar'la dönerken 'İslami sermaye' üzerinde konuşma fırsatı bulmuştuk altı yıl önce.

Şöhret'in altınlarla yakalanmasının suç oluşturmadığı görüşünde olduğunu belirterek "Aklanacağını umuyoruz" demişti.

Uyar'a sorularımız ve yanıtlarımız şöyleydi:

- SPK ile problemleriniz, izin konusunda sorunlarınız vardı.

- Bizi kaydı-kuydu yok sanıyorlarmış, her şeyin kayıtlı olduğunu gördüler. Türkiye'de ve Almanya'da yüzde 100'ü halka açık bir şirketin ne sorunu olabilir ki... YİMPAŞ AŞ için 1.5 milyar marklık hisse senedi izni aldık, 600 milyon mark topladık, devamı için yeni izin bekliyoruz. Bu paranın 300 milyon markı yatırım girdisi oldu, fena mı oldu?

FLU TANITIYORLAR

- 'Yeşil sermaye' ne demek?

- Bu söylentileri önemsemiyoruz. Suni bir şey o... Bazı çevreler bizi kasıtlı olarak flu tanıtmak istiyorlar. Biz sonradan kurulmuş bir şirket değiliz, geçmişimiz ta 1979'lara dayanıyor. Uzun zorluklar yaşadık. Bizi başka şirketlerle kıyas etmeyin.

- Partiler...

- Siyasilerle ilişkimiz yok. Bizi siyaseten yargılamayın. Partiler birleştirici olamıyorlar. Bizim halk şirketleri modelimizi tüzüklerine koysunlar, Türkiye için büyük hayır yapmış olurlar.

- MGK'nın sakıncalı firmalar listesinde yer aldığınızı bazı gazeteler yazdı...

- Genelkurmay böyle bir şey yok diyor. Bugüne kadar hiç kimse bize 'siz sakıncalısınız' demedi. Aramız kimseyle kötü değil.

- Halk şirketleri modeli dediğiniz nedir?

- Şeffaf, açık bir model, 150 bin ortağımızın hepsi kayıt altında. Şirket yapılarımız halka açık, genel kurullarını yapıyor. Uluslararası mali denetim şirketlerince inceleniyor.

HALKIN ELİNDE ÇOK PARA VAR

- Bu sistem için eleştiriler var, yani Avrupa'daki yandaşlarınızdan para ve altın toplayıp uçaklarla getirilmesine... Sistem dışı olmuyor mu?

- Bakın bir şey söyleyeyim, kontrol edilmek ve yanlışlık yapmamak koşuluyla bu sistem Türkiye için yararlıdır. Halkın elinde çok para var, bunlar Türkiye'ye neden getirilmesin? Bu zenginliği yatırıma dönüştürmek lazım, biz de bunu yapıyoruz. Bu kaynak kontrollü yapıldığında insanlarımızın önü açılacaktır, dolayısıyla Türkiye'nin de...

ÖZVARLIKLARIMIZ

Dursun Uyar'a göre, "YİMPAŞ 'şahsa, zümreye, aileye dayalı bir şirket değil, gücünü halktan alıyor". 1 numaralı kurucu ortak olmasına rağmen 150 bininci ortakla arasında hiçbir farkın olmadığını... Sembolik hissesi dışında sadece maaş aldığını... "Özel işlerimiz dışında kullandığımız şirket aracının benzin parası maaşımdan kesilir..." Bugüne kadar 1.5 milyar mark topladıklarını, holdingin özvarlıklarının 5 milyar marka ulaştığını ve sermaye yapılarının yüzde 90'ını gayrimenkullerin oluşturduğunu... Almanya'da iki yıl öncesine kadar ortakların evlerinde yattıklarını anlatıyor.... "Artık otelde kalıyoruz, dünya şirketi olurken, bizim de kendimizi yenilememiz gerekiyor" diyordu.

CHP, Yimpaşçılar bize oy vermezler diye ilgilenmiyor

BENDENİZDE 'yeşil sermaye' mağdurlarındanım. Son zamanlarda medyada YİMPAŞ’ın gündeme gelmesi, bilhassa Hürriyet Gazetesi tarafından yazılması biz mağdurların kaybolan ümitlerini az da olsa canlandırdı.

Kasım 1999’da Ankara’dan ev almak için Alman Merkez Bankası’nda vadesi dolan paralarımı çektim. Ancak istediğim evi almadım, ve vergi kaçakçısı muamelesi gördüm, Alman Maliyesine ceza ödedim.

Türk yetkilileri "Korkmayın, Alman Maliyesine bildirmenize gerek yok, çifte vergilendirme yok" demişlerdi halbuki...

Ben bu tip holdinglere karşı olmama rağmen, hatta zaman zaman bu holdinglere para yatıranları eleştirmeme rağmen elimdeki parayı, senelerdir YİMPAŞ’tan kâr payı adı altında yüksek faiz alan bir yakınımın tavsiyesiyle (istediğim zaman çekmek şartıyla) Ulus’taki YİMPAŞ mağazasına yatırdım. Güya Ankara’daki istediğimiz ev denk gelirse parayı YİMPAŞ’tan çekip evi alacaktık. Şubat 2000’de Almanya'dan yanımıza gelen YİMPAŞ temsilcisi, yatırdığım paranın birkaç ay içinde 17 bin Mark kâr yaptığını, haziran-temmuz arasında ödeyeceklerini söyleyince inanamadım.

Gidiş o gidiş...

Geçen birkaç sene içerisinde YİMPAŞ’tan paralarını alanlar olduğunu biliyorum. Paranın karşılığı olarak tarla verildiğini hatta geçen sene yönetimden ayrılan adını hatırlayamadığım 'Lekesiz' soyadlı şahsın adamlarının paralarını aldıklarını öğrendim.

Ben de 2003’te Abdullah Örnek vasıtasıyla (kimseye söylememek şartıyla) 3500 Euro aldım. Yani öyle ya da böyle krizden sonra paralarını alanlar oldu. Geriye dönük yapılan ödemelerin de araştırılmasını, ne kadar mal veya para kaçırılmış araştırılmasını istiyoruz. Göreceksiniz ki çok sürpriz isimler çıkacak.

Ayrıca ben şöyle bir yanlışı da tespit ettim. Buraya gelen siyasiler meseleyi TBMM'de gündeme getireceklerini söylüyorlar, tabii iktidara gelirlerse... Şu anki iktidarın davranışı belli. CHP bizimle ilgilenmeye çalışıyor gibi gözükse de, en azından gönderdiğimiz maillere cevap veriyorlar. Fakat "Bu mağdurlar bizlere oy vermediler, yine de vermezler, he halleri varsa görsünler" tavrı içindeler sanki...

Halbuki ben ve benim gibi CHP'liler de bu holdinglere para kaptırdılar.

A.H

İhlas Finans unutulmasın

- İHLAS Finans çok cüzi öd-düşü emeler yapıp büyük reklamlar yaparak sanki ödemelerini büyük ölçüde tamamlıyormuş gibi izlenim veriyor. Aradan 5-6 yıl geçmesine rağmen hala 1000-2000 Dolar gibi cüzi hesabı olanlara ödeme yapıyor. Bu gidişle daha üst meblağlarda alacakları olanlar 15-20 yıl bekleyecek.

Aydın APAYDIN-SAMSUN

- İNANÇ sömürücülerinin, din simsarlarının çarptıkları sadece YİMPAŞ olayıyla sınırlı değil. Lütfen İhlas Finans mağdurlarının durumunu da gündeme getiriniz.

Ümit TARAKÇI

- ŞU sıralar hep YİMPAŞ ve Kombassan konuşuluyor, yazılıyor.

Lütfen biraz da İhlas Finans'ı irdeleyin.

K. GENÇTÜRK

- BİZ İhlas Holding'e bağlı İhlas Kargo'nun eski çalışanlarıyız. Şirketimizi 15 Ağustos 2006'da kapattılar. Şirketleri tek tek satıyorlar ya da içlerini boşaltıyorlar. Türkiye genelinde 2000 İhlas Kargo elemanını işten çıkardılar; 3 ay geriden maaş ödüyorlardı. Şimdi ne maaşlarımız, vergi iadelerimizi ne de tazminatımızı alabiliyoruz. Danışmadığımız avukat kalmadı ama üzerlerine hiçbir mal, mülk para yok.

Y. BOĞA

Bulgaristan seçiminden dersler

BULGARİSTAN Cumhurbaşkanlığı seçimi Pirvanov yeniden kazandı.

Bu sıradan bir seçim olmasa gerek.

Türkiye'deki Bulgaristan vatandaşlarından, Georgi Pırvanov'a rekor sayıda tam

55.136 oy çıktı. Diğer aday, aşırı milliyetçi parti ATAKA'ın lideri Volen Siderov ise Türklerden ancak 114 oy alabildi.

ATAKA, Bulgaristan'da Türklere karşı bir politika güdüyor.

Bulgaristan, bir geçen yılki milletvekili seçimlerinde 50'den fazla ülkede vatandaşlarına oy kullandırtmış, 13 ilde 74 sandık kurmuştu.

Türkiye'den HÖP partisine 41 bin oy çıkmıştı.

Eğer HÖH geçen seçimde de 55.136 oy alsaydı, 34 olan milletvekili sayısının 38'e çıkacağı hesaplanıyor.

HÖH, Türkiye Temsilcisi Enver Hatipoğlu bunu "Azmin zaferi" olarak nitelendiriyor.

Bulgaristan bu kadar çok ülkede binlerce sandık kurarak yurttaşlarına oy kullandırıyor, biz ise ancak gümrük kapılarında bunu yapabiliyoruz.

Yoksa, Türkiye'deki iktidarlar beceriksiz mi?

Biliyor musunuz

- AKP Edirne Milletvekili Ali Ayağ ve Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği'nin, 10 Kasım'da Atatürk'ün vefatının 68. yıldönümü dolayısıyla 'Atatürk ve silah arkadaşları' için Türkiye'de Edirne, İstanbul, Ankara, Samsun ve İzmir'de; Yunanistan'da Selanik, Makedonya, Üsküp, Gostivar, Kırcali ve Sofya'da, Kosova'da da Prizren ve Gilan'daki merkezi camilerde mevlit okutulacağını...

Milletvekillerine duyurumdur

ELAZIĞ Valisi Sayın Muammer Muşmal, geçen gün yaptığı bir açıklamasında memleketin %99’u Müslüman, ama nasıl oluyorsa %60’ı hırsız demiş.

Bu haberi okuyunca, aklıma Aziz Nesin’in de zamanında halkın geneline ilişkin yaptığı, hepimizin malumu o meşhur tespiti geldi. Bilindiği gibi, Nesin de bu halkın %60’ı aptal demişti. Hatta yakın dostlarına, aslında gerçek oranı söylemediğini, gerçek oranın söylediğinin çok çok üstünde olduğunu, ama ülkede infiale neden olmamak için, oranı %60’larda tuttuğunu o günlerde sağır sultan bile duymuştu.

Gerçi bu ülkede devletin en üst makamını zamanında temsil eden "benim memurum işini bilir" derse; kah bir diğeri "minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker" deyip, halkın içine nifak sokarsa; eğitimin ülke genelindeki yüzdesi gelişmemiş Afrika ülkeleri düzeyinde kalırken, verilen eğitimin de kalitesi ortadayken, okul kantinlerinde kitap yerine, uyuşturucular peynir ekmek gibi satılırken, Milli Eğitim Bakanlığından çıt çıkmıyorsa; dini inanç sömürüsünün en alasını, Ramazan ayı içerisinde devletin yetkilileri yapıyorsa, Cumhuriyet ilkelerini hiçe sayan tarikat üyeleri, ortalığı sahipsiz bularak aymazlığı camilerde adam öldürmeye kadar vardırıyorsa; İçişleri Bakanı, kırmızı bültenle aranan suçluyla saf tutarken, memleketin her yerinde can güvenliği neredeyse ortadan kalkmışsa, suç yapanın yanına kar kalıyorsa; emeğin değeri ayaklar altına alınıp, gayri meşruluk meşrulaşmışsa; Sayın Kültür Bakanın uyuklamadan başka meziyetinin olmadığı bir ülkede, televizyon kanallarından adam öldürmenin inceliğini öğreten diziler saat başı yayınlattırılıyorsa, Türk toplumunun gelenek, görenek ve inançlarına ters düşen, onlarca televole programlarına prim verdirilerek toplumun millet olmasının en önemli nüvesi olan aile çekirdeğinin parçalanmasına neden olunuyorsa; asgari ücretlinin maaşı, sahibini ayın 11 günü aç bırakırken, işsizlik hat safhadayken, emeklilik öbür dünyada gerçekleşirken, milletin vekilleri kendi maaşlarının azlığından şikayet ediyorlarsa; sağlık sektörünün neresini tutsanız elinizde kalıyorsa; tarım ve hayvancılık sektörü, tükenmeye yüz tutmuşsa; esnaf ve küçük sanayici siftah yapamadığı için kepenk indiriyorsa; Güneydoğuda şehit düşenlerin acısı sadece anaların ciğerini yakarken, bunlardan dert yananları Başbakan "askerlik yan gelip yatma yeri değil" diyerek azarlıyorsa; maalesef bizlere yakıştırılan bu olumsuz benzetmeler ve onlara bağlı yüzdelik oranlar korkarım günbegün artacaktır.

Milletin, dertlerimizi çözsün diye seçip TBMM’ye vekil olarak gönderdiği yan gelip yatanlara önemle duyurulur.

Dip Not: Şunu da kulaklarına küpe yapsınlar ki: Bu halk gerçekte ne aptaldır, ne de hırsız! Bu halk şimdilik sadece sahipsizdir, sahipsiz.)

Hasan UĞURTÜRK

Trafik işkencesi

İKİTELLİ'deki toplu konutlarda oturuyorum. Burası adeta inşaat alanına döndü, birçok konut yapıldı. İnsan sayısı artınca yollar yetersiz gelmeye başladı. İkitelli köprüsündeki trafik felaket özellikle sabah ve akşam saatlerinde.. Bazen trafik polisi olmuyor ya da varsa sayıları yetersiz. Belediye Başkanı buradaki trafiği halletmek için bir önlem düşünüyor mu? Yoksa biz işkence çekmeye devam mı edeceğiz? Ülkemizde yol denilince herkesin aklına karayolu geliyor, o da sorunu çözmüyor aksine daha da ağırlaştırıyor.

Aslında ben belediyeye bu soruyu sordum fakat cevap alamadım.

Belki sizin aracılığınızla sorarsam cevap alabilirim.

Ayhan ERGÜN

Döşenen granit taşlar  müteahhidini mahçup ediyor

BAĞDAT Caddesi, Şaşkınbakkal ile Plaj Yolu arası kaldırımlar bir seneden az bir zaman zarfında 'Gür Yapı' adlı firma tarafından (muhtemelen Çin'den getirildi) granit taşları ile yenilendi. Ancak henüz bir yılı dolmadan taşların bir kısmı kırıldı, bir kısmında çatlaklar var. Alt yapı dolayısı ile koydukları kapakların üstündeki granitler kırık ve üzerine basıldığında oynuyor. Ayrıca kaldırım kenarlarına yaptıkları şap uygulaması tamamı ile aktı gitti ve kaldırımların bitiş noktalarında kanallar oluştu. Bütün bunlardan ayrı olarak, kaldırımlara araç çıkmaması için yerleştirilen babaların büyük bir kısmı ya sökülmüş, veya araba çarpması dolayısı ile yan yatmış. Dünyanın parası harcanarak yapılan kaldırımlara görgüsüzler gene araç bırakıyor. Müteahhidin yandaş olduğu da herkesin ağzında. Peki bu iktidar gelecek seçimlerde Kadıköy'ü belediye olarak ele geçirmeyi düşünüyor ise ki öyle, bu kafa ile mi olacak? Herkesi kör ve alemi sağır mı zannediyorlar?

Behzat RIZVANİ

İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü duyarsız

BELGRAD ormanlarından geçen, Bahçeköy'ü Kemerburgaz’a bağlayan yer yer çukurlarla dolu asfalt bir yol vardır.

Cennet tabir edilebilecek bu yol sahipsiz, başı boş, kaderine terkedilmiş bir haldedir.

Bu yol Sarıyer ile Kemerburgaz arasını çok kısalttığı için her gün yüzlerce özel araç ve okul servisleri tarafından kullanılmaktadır. Büyükşehir Belediyesi, yolun temizliğinin İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü'ne ait olduğunu belirtmekte ve bu yolda tam 18 aydan bu yana hiçbir temizlik yapılmaktadır.

İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü ise yarım ağızla, yolun değil ama ormanın ve dolayısıyla yol kenarının temizliğinin kendilerine ait olduğunu söylüyorlar.

Geçtiğimiz kış kar ve fırtına sonrası kırılıp bu yolu kapayan ağaçlar haftalarca kaldırılmamış, duyarlı vatandaşlar tarafından el birliği ile yol kenarına alınmıştır.

Yolun ortasına dökülmüş ve geçişi yarı yarıya yavaşlatan moloz yığını 4 aydır burada durmaktadır.

İstanbul Orman Bölge Müdürümüz, konuya en küçük bir duyarlık göstermemekte, Koruma Şube Müdürü Yüksel Yüksel bu molozların kaldırılmasını isteyen bir faksa şöyle cevap vermektedir:

"Bu kabil yerlerin temiz olması için toplumsal bilinç ve oto-kontrol uygulamasının geliştirilmesi gerektiği mütalaa edilmiştir."

Ne yazıktır ki konu Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’ye de 25 Ağustos'ta vatandaşlar tarafından mektupla iletiliyor. Aradan bu kadar zaman geçiyor, Pepe'den ne bir cevap ne de bir talimat...

Çöp ve moloz atıkları her geçen gün artıyor. Buraların sahipsizliğinden cesaret bulan bazı vatandaş müsveddeleri ve kamyon/kamyonet şoförleri bu yola inşaat atıklarını ve çöplerini dökmeyi sürdürüyor.

İstanbul Orman Bölge Müdürü ve sözde ilgililer, sizleri görev yapmaya çağırıyoruz. Bu vurdumduymazlıkla aldığınız maaşlarınızı, ödeneklerinizi, oturduğunuz lojmanlarınızı hak ettiğinize inanıyorsanız, bizim size söyleyecek hiçbir lafımız yok. Güle güle oturun...

Mehmet ASAL-E.Dz. Kurmay Kd. Albay

Bize gelen kitaplar

HIFZI Topuz "Başın Öne Eğilmesin" (Remzi), Uğur Dündar-Haluk Şahin "Haramzadenin Dönüşü" (Güncel), Alev Coşkun "Tarihi Unutmamak Günceli Yakalamak" (Cumhuriyet), İnal Batu "Dış Politika Kıskacında Türkiye" (Pegasus), Nurettin Koç "Laik Eğitimden Şeriatçı Eğitime" (Berfin), Dr. Tahir Tamer Kumkale "Atatürkçü Olabilmek" (Pegasus), Alev Aksoy Croutier "Üçüncü Kadın" (Remzi), Nermin Bezmen "Kırk Kırık Küp" (Remzi), Turan Güven "İnsan Gelecekte Yaşar" (Bilgeoğuz), Burak Özdemir "Tanrı'nın Doğum Günü" (Güzeldünya), İsmet Bozdağ "Soykırım Efsanesi" (Emre), Haluk Tarcan "Kökenindeki Ön-Türk Kültürünü Bilmeyen Avrupa Birliği" (Editions Caft), Sami Önal "Harbiye'den Dersim'e" (Remzi), Jurien de la Gravière "Doria ve Barbaros" (Profil), Erol Manisalı "Türkiye'nin Askersiz İşgali: Gümrük Birliği" (Truva), Aytunç Altındal "Hangi İsa" (Destek), Osman Özbek "Laik Cumhuriyete 11 Kurşun" (Ümit), Prof. Özcan Yeniçeri "İtirazlar" (Bilgeoğuz), Süreyya Özyurtkan "Başlangıçtan Günümüze Patrikhane Dosyası" (TEM Vakfı), Hüsnü Merdanoğlu "Ulusal Kurtuluş Süreci ve Kuvayı Milliye" (Ümit), Erdal Sarızeybek "Hesaplaşma" (Ümit), Mustafa Yaratmak "Meczup Yaratmak" (Ulus Dağı), Prof. Osman Öztürk "Ordu ve Politika" (Fark), Abdullah Ağar "Türk Komandoları" (Birharf), Metin Gür "Kına'nın Soluşu" (Günizi), İ. Gürşen Kafkas "Düşlerimde Şiirlerim" (Kavram), Lester R. Brown "Dünyayı Nasıl Tükettik" (İş Bankası) Arslan Bulut "Atatürk Modeli Mi? Hitler Modeli Mi?"; "Çift Başlı Yılan"; "Atatürk'ün Yol Haritası" (Bilgeoğuz), İsmail Tokalak "Bizans-Osmanlı Sentezi" (Gülerboy), Memduh Bayraktaroğlu "Bu Ülkeyi Hâlâ Cahiller Yönetiyor'" (Arkaplan), Ersin Toker, "Yanlız Değilsin" (TMMOB), Ahmet Uludağ "Güneydoğu'daki Komando Alayından Çalınan 240 Komando Askeri" (K Yayıncılık), Osman Pamukoğlu "Ayandon" (İnkilap), Ayketin Gezici "SONer Efendi" (Akis), Yılmaz Polat "Washington'da Akrobasi" (Ulus Dağı), Emcet Olcaytu "Devlet Bahçeli'nin Dokuz Sabıkası" (Kaynak), Prof. Levent Sevgi "Ne Bilim Yahu" (Eksen), Dr.Furkan Aydıner "Rabbini Arayan Thomas" (Nesil), Erdoğan Aktaş "Aşık Olan Terkeder" (Birharf).

TÜYAP'ın Kitap Fuarı'nın bugün son günü, unutmayın.

Tarsus arıtma tesisi için Orman Bakanı'na sorular

MERSİN Milletvekili Ersoy Bulut, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'ye, Tarsus'ta kurulmak istenen katı atık bertaraf tesisine halkın karşı olduğunu belirterek şu soruları yöneltiyor:

1- Hükümet olarak, yerel yönetimleri güçlendirme, yerelleşme, yerinden yönetimi önemsiyor iddiasında olmanıza karşın, halk adına ve haklı gerekçelerle yörelerinde kurulmak istenen Katı Atık Bertaraf Tesisine karşı çıkan ve her defasında itirazlarını Bakanlığınız ilgili birimine belgeleriyle birlikte ileten Tarsus Belediye Başkanlığının itirazının neden dikkate alınmadığını açıklar mısınız?

2- Daha önce değerlendirmeye alamadığınız, reddettiğiz Bakanlığınız tasarrufunda olan orman alanının talebine ilişkin olarak, dört ay içerisinde ne tür değişiklikler oldu ki ön izin verilmesinde bir sakınca görülmemiştir diye Olur verdiniz. Açıklar mısınız?

3- Birbiriyle çelişen bu iki yazıda da aynı bürokratlarınızın imzası vardır. Bürokratlarınız görevlerini iyi mi yapmıyorlar? Yoksa ikinci yazıyı imzalamaları için siz mi baskı yaptınız. Açıklar mısınız ?

4- Yöre halkının itirazlarına rağmen ön izin verdiğiniz bu yere söz konusu tesisin yapılmasında ne tür kamu yararı ve zaruret vardır. Açıklar mısınız?

5- Yapılan bu uygulamalar emsal oluşturmayacak mıdır, bu uygulamalarla korumakla yükümlü olduğunuz orman alanlarını daraltmış olmuyor musunuz?

6- Yanan orman alanları için göstermiş olduğunuz hassasiyeti, ormanlık alanların gerçek ve tüzel kişilere tahsisi aşamasında neden göstermiyorsunuz?

X

‘Sorduğuma pişman oldum’

Bir arkadaşımın kızı Paris’te hukuk okuyor. Ona yağ, et ve sebze fiyatlarını sormadım, fakülte harcamalarını öğrenmek istedim. Cevaplarından ürktüm. Önemli bir üniversitede okuyor ve başarılı bir öğrenci. Saydı: “1300 Euro ev kirası, aylık 700 Euro günlük masraflar için harcama, 1000 Euro okul parası. Etti mi 3 bin Euro. Yılda iki kez uçakla İstanbul’a gelip gitme. Paris’ten yılbaşında gelip gidecek, bilet 800 Euro tutuyor. Şimdi bana ‘Para kazanıyor musun?’ diye sor. Evet kazanıyorum ama sevinemiyorum. Her gün eriyorum.”

Mahallemizin terzisi, kasaplarının mesajını göndermiş bize: “Et ve süt ürünlerine yapılan zamlar sonrasında fiyatlarımız yarın (perşembe) itibarıyla güncellenecektir. Bugün (çarşamba) dana kıyma 80.00 TL, yarın 92.00 TL, dana kuşbaşı bugün 84.00, yarın 98.00 TL olacaktır.”

Komşumuz soruyor: Ben temizlik ve ütüye ne zam yapmalıyım? Oradan mahallemizin telefon satıcısı ve tamircisine uğradım. “İşler nasıl?” diye sordum ve acı bir gerçekle karşılaştım.

Siz bana Iphone’un fiyatlarını sorun. (Bir tipi için) 17 bin lira iken 35 bin liraya çıktığını söylersem hiçbir şey anlayamazsınız. Türk insanı bu fakirlikte bir telefon için bu parayı veremez. Pazartesi günü ben ne yapacağımı düşünüyorum kara kara. Hem telefon yok, fiyatlar fırlamış durumda aynı otomobillerdeki gibi.

Onun yanındaki kırtasiyeci esnaf hanıma gittim, bir top kâğıt istedim, 50 lira dedi. Dehşete düştüm, daha bir hafta önce her yerde 26 liraydı.

Seyyar enginarcıya uğradım, yaz başında 6-7 lira olan enginarın adeti 10 TL olmuş. Söke’den köyden 6.5 liraya alıp nakliyeyi de kendisini karşılamış.

Bakkalımıza sordum neler oluyor diye. Gezen tavuk yumurtasının bir kolisi 40 TL oldu, taksiyle mi geziyor diye takıldı. Sütten peynire kadar her şey hep artıyor. Büyük markette fiyatları sordum, “Abi şimdi yine yeni fiyatlar geldi, eskisini sorma çoktan unuttum.”

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Kaçak fidan getirenlere neden dokunulamıyor?

Mango fidelerinin Türkiye’ye kaçak sokulduğunu iki kez yazdık. Ama bir siyasi ‘güç’ var ki, sisteme ‘Dur’ denilemiyor. Tam bir çürümüşlük!

8 Ocak 2020’deki yazımızda mango fidanları nasıl sokuluyor diye sormuşuz. 18 Kasım 2021’de ise iklim koşullarından dolayı tropikal meyve üretiminin Akdeniz bölgesinde artmasına yine dikkat çekmişiz!

Mangonun yetişmesinin Antalya bölgesinde uygun olmasından dolayı fidanlar pahalı, bazı uyanıklar ‘kaçak’ fidan getirerek adetini 400 TL’ye kadar satıyor. Bir gümrük komisyoncusu; Mısır’dan ‘çerimoya’ fidanı getiren Gaziantep Akfa İç ve Dış Ticaret’in ‘malı’ arasında kaçak mangoların bulunduğu, dikkatli bir gümrükçü tarafından İskenderun gümrüğü x-ray’inde ortaya çıkarıldığını anlatıyor. 2 bin mangonun değeri 800 bin TL imiş. Firma hakkında kaçakçılıktan soruşturma açılıyor, konu İskenderun Savcılığı’na intikal ediyor. Ne yazık ki ‘siyasiler’ ve bürokratların, davaya bakan savcıya baskı yaptıkları iddia ediliyor. Fidanların Akfa şirketine ‘yediemin’ olarak teslim edilmesi tam bir skandal olarak nitelendiriliyor. Facebook’ta Mango Sevenler Sitesi üzerinden Ceyhan’da ‘Adem Çoban Tarım’ın 350 TL’den sattığı binlerce kaçak mango fidanının nasıl sokulduğu da ayrı bir olay. Gelişmelerin Gümrük Bakanı Mehmet Muş tarafından incelemeye alındığı öğrenildi.

GÜNÜN SÖZÜ

“AĞAÇ kovuğundan çıkmadık, gökten zembille inmedik. Tesadüfen olmadık, toplamayla oluşmadık. Tarihte Türktük, o halde Türküz, istikbalde de Türk olacağız.” (Orhun Abidelerini okuyunuz!)  Melis ASLAN

CHP kulislerinde gizli bir şey kalmazKAFTANCIOĞLU BABACAN GÖRÜŞTÜ

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, geçen 30 Kasım sabahı Ankara Bilkent Oteli’nde baş başa sürpriz bir görüşme yaptılar.

Görüşmeden Kılıçdaroğlu’nun haberinin olup olmadığı bilinmiyor.

Ancak dar çevrede konuşulduğuna göre,

Yazının Devamını Oku

Bu genci izleyin!

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Av. Hüseyin Baş’ın da katıldığı pazar günkü İstanbul İl Kongresi’ni izledim. Basın Ekspres Yolu’nda büyük bir otelin salonundaki kalabalığı görünce şaşırmamak elde değil. Parti üyesi hukuk okuyan bir gence “4 bin kişi var mı?” diye sordum, “Hayır bizim tespitimize göre 3.500 civarında” karşılığını verdi.

Hepsi düzgün insanlar, abartı yok, yalan yok. İçeride gençler kadar ev kadınları da vardı. Trabzon’da doğmuş, 31 yaşına yeni basmış. İstanbul Aydın Üniversitesi’nde hukuk okumuş. Bir siyasi partinin Genel Başkanlık koltuğuna oturan en genç isim. 2021 yılı mart ayında yapılan Olağanüstü Kongre’de parti üyelerinin talebi üzerine bu göreve getirildi.

Eşi de hukukçu ve İzmirli. Birisi kız, diğeri oğlan 2 çocuğu var.

CEM YILMAZ ALGISI

Çok sempatik, konuşmalarında sıcak bir üslup kullanıyor, arada dinleyenleri güldürüyor. Yakın bir çalışma arkadaşı “Onda Cem Yılmaz’dan unsurlar yakalayabilirsiniz” dedi. Gerçekten öyle! Bizimle çay içti, akıllı bir genç. Modern bir dil kullanıyor, konuşmalarında “Sorgulayın ve kabullerinizi öyle oluşturun” diyen birisi! 8. İstanbul Kongresi’nde yaptığı konuşmada en çok kullandığı kavramlar; “Atatürk, kadına şiddete son, kadın ve hakları, gençler, adalet ve ekonomi” oldu.

Özellikle ekonomiye çok hâkim bir görüntü sergiliyor. Hatta en iddialı olduğu alan ekonomi diyebiliriz! Türkiye’nin global sermaye tarafından bir soyguna tabi tutulduğunu, babası Prof. Dr. Haydar Baş’ın kamuoyuna sunduğu Milli Ekonomi Modeli’nin bu soyguna engel olacak bir içerik ve çözüm taşıdığını düşünüyor. Bunu söylerken verdiği örnekler ve gerekçelendirmeleri oldukça çarpıcı! İyi bir basın ekibi olduğundan kongrelerde yaptığı konuşmaları, örneğin Yılmaz Büyükerşen’i ziyaretini, Koray Aydın’ın da kendisini ziyareti ettiğini haberlerden biliyoruz.

‘TARİKAT YOK, HAKİKAT VAR’

Haydar Baş

Yazının Devamını Oku

İnsan hiç ses çıkarmaz mı?

Geçen çarşamba ve perşembe günleri ‘Onur Air-NBBTC, 2. SBK-Borajet olayı mı?’ olayları üzerine Turizm Gazetesi’nden iki konuyu gündeme getirmiştik. Okurlarımızdan tepkiler geldi, resmi makamlardan ise ses yok!

Bu isim ve ilginç ilişkilere karşın kamu yönetimi ne yaptı? Bu ülkede ekonomi ile ilgili kurum, kuruluş ve kişiler, istihbarat birimleri yok mu? Bu yazıları okumuyorlar mı, yoksa okuyorlar ama işlem yapmıyorlar mı?

Öyle ise neden?

İşin bu tarafı da SBK olayına benziyor.

Küçük bir araştırma ve açık kaynaklardan ulaştığımız bilgilere, devletin ilgili birimleri çok kapsamlı biçimde ulaşmaz mıydı?

Yineliyoruz; ulaştığımız bilgiler, işin içinde bir tuhaflık olduğunu ortaya koyarken, bu ülkede sorumluluk makamında oturanlar neden bir şey yapmıyor?

Kamu yönetiminin sessizlik ve olayı görmezden gelmesi gibi, olayın gündeme gelen halinin tarafı olan Onur Air ve sahibi Cankut Bagana’dan da ses seda çıkmıyor.

Cankut Bagana gibi akıllı bir kişinin bu işin içinde olması kadar, Onur Air’i aldığını söyleyen Necati Bulak’ın peş peşe yaptığı açıklamalar ile ilgili bir şey söylememesi de tuhaf ve ilginç. Bu memleket ne hale geldi...

Yazık.

Yazının Devamını Oku

Millet İttifakı’nda imar rantı çatlağı

İBB Meclisi’nde gün geçmiyor ki imar rantı tartışmaları olmasın. 24 Kasım 2021 günü İBB Meclisi’ne gelen Çekmeköy ilçesi 1/5000 ölçekli nazım imar planına geçen ekim ayında CHP şerh koydu.

Tarafların anlaşmasıyla rapor geri çekildi. Bir ay sonra yani dün, rapor Meclis Genel Kurulu’na geldi. Tek bir farkla. Rapordaki CHP şerhi geri çekilmişti. Neden çekildiği merak konusu oldu, Deniz Baykal’ın yıllarca önce söylediği gibi ‘yavşak ilişkiler’ yine mi gündeme geliyordu? Ancak CHP İBB Meclis Grubu tekrar rapora şerh yazarak doğru olanı yaptı. Çünkü plan değişikliği içinde ‘önemli’ iş insanlarının projeleri de mutlu sona kavuşuyordu.

Önemli ayrıntı şuydu:

Her konuda birlikte hareket eden ittifak ortağı İYİ Parti, nedense ittifakta çatlağa neden olarak Meclis’te rapora olumlu oy kullandı. CHP’liler şaşkına döndüler. Bu arada birçok üyeden de telefon aldık. Söylenenler şuydu: Konu imar rantı olunca İYİ Parti ittifak ortaklığından geçici olarak çıkıyordu! Bu arada AKP’li Sancaktepe’den İYİ Parti Grup Başkan vekili olan Trabzonlu hafız İbrahim Özkan, kürsüye her çıktığında AKPyi ayetler ve hadisi şeriflerle imar rantı konusunda eleştirmesiyle biliniyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“DÜNYADA para piyasalarında yaşanan olumsuz gelişmeler karşısında, bir siyasi hamaset haline getirilmeden ülkemizin içinde bulunduğu zor şartlar ve insanımızın çektiği büyük sıkıntı ve acılar göz önünde bulundurularak IMF seçeneği değerlendirilmelidir.” (Veli Ufuk ALP-Bankacı, ekonomist)

‘ERKEN SEÇİM’ GÜNDEMDEN DÜŞTÜ

SEÇİM tartışmaları gündemde ağırlığını sürdürürken, bazı ekranlarda “2022 Kasım’ında seçim mi var?” sorusu gündeme getiriliyor. Muhalefetin ‘erken seçim’ talebinin dışında, yani erken seçim olacağı şeklinde söylemler sürüyor.

Oysa, iktidar bloğu Seçim Kanunu’nda değişiklik yaparak seçime gitmeyi, MHP

Yazının Devamını Oku

‘Kanal İstanbul’da tarafları test etmek

Siyasetçiler söyledikleri ile kendilerini bağlarlar. Ekrem İmamoğlu, her açıklamasında Kanal İstanbul için beton kanal ve rant projesi diyerek yaptırmayacağı iddiasında bulunuyor.

Keza Kemal Kılıçdaroğlu da büyükelçilere yazı yazarak “Kanal İstanbul’a yatırım yapan olursa bedelini öder” diyor. İttifak ortağı Meral Akşener’in “Bu tiksindirici borcu bizden alamazsınız” demesi de dikkat çekmişti... Dolayısı ile CHP, parti olarak Kanal İstanbula karşı.

Gelelim esas konuya... Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Kanal İstanbul projesi içinde yapılacak yeni şehir için hazırlanan imar planları içinde İBBye bağlı İSKİnin 3.6 milyon metrekare arazisi ve bazı CHP’li belediyelerin de arazileri bulunuyor. Anlaşmazlık noktası şu mudur:

İSKİ ve CHP’li bazı belediyelerin arsalarına bakanlık tarafından daha az imar veriliyor diye İBB yönetiminin itiraz ettiği yönünde bazı duyumlar dikkat çekiyor. “Niye bize az imar hakkı veriliyor?”

Halbuki, İmamoğlu açıklamalarında Kanal İstanbul için ‘rant projesi’ dediğine göre pazarlık gerçekten “beton kanal” noktasında mı, yoksa “Bize de yüksek imar hakkı verilmeli, biz de susalım” noktasında mı düğümlenmektedir?

İmamoğlu ve CHPli belediyeler şunu yaparsa açıklamalarının arkasında durmuş olurlar:

Bakanlığa, “Kanal İstanbul bölgesinde yaptığınız her türlü plan değişikliğine karşıyız” demeleri gerekiyor. İBB’ye bağlı İSKİ mülkiyetinde bulunan 3.6 milyon metrekarelik alanın eski imar şartlarında kalmasını, imar hakkı verilse bile üzerine hiçbir yapılaşma yapmayacaklarını, yapılan plan değişikliğinin tamamına dava açıp itiraz edeceklerini açıklamaları gerekiyor.

Aksi halde Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyükelçilere yazdığı mektup ve CHP’nin “Kanal İstanbul” için geliştirdiği tüm siyaset inandırıcılığından uzak olur. Bakalım İmamoğlu ‘emsale’ mahkûm mu olacak?

BÜYÜKŞEHİRDE İKTİDAR KİM?

Yazının Devamını Oku

Onur Air-NBBTC, yeni bir Borajet-SBK olayı mı?

Bir süreden beri içinde bulunduğu mali kriz nedeniyle, çalışanlara 21 aydır maaş ödemeyen, aldığı hizmetlere olan borçları da ödemediği için uçaklarına haciz konulması üzerine uçuşlarını durduran ‘Onur Air’in satıldığına ilişkin haberler çıkıyor.

Bu konuda ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Fehmi Köfteoğlu yönetiminde internetten yayın yapan turizmgazetesi.com’daki yazı akla ikinci SBK olayı mı, sorusunu getiriyor.

1992 yılında kurulan, iç hatlar özel havayollarına açıldığında iç hatlarda ilk uçuşu yapan, uçak filosu bir ara 33’ü bulan havayolu şirketinin sahibi Cankut Bagana her dönem ilginç fikir ve çıkışları ve şaşırtıcı uygulamalarıyla bilinen, eleştirenler kadar takdir edenleri de olan biri.

Sahibi Necati Bulak’ın göründüğü, adının sonunda TC konmuş “NBBTC”, adı bilinmeyen, aniden ortaya çıkarak Onur Air’i aldığını söylerken web sitesinde kendisini ‘Dünyanın En Büyük Ticaret Platformu’ olarak tanıtıyor. CIA eski başkanı James Woolsey şirketin İcra Kurulu Başkanı.

NBBTC’nin sahibi görünen Necati Bulak’ın Onur Air’i satın aldığını söylemesi, SBK’nın sahibi görünen Sezgin Baran Korkmaz’ın Bora Jet’i alması olayına benziyor.

Şu birkaç başlık bunu düşündürüyor:

Adı sanı bilinmeyen bir şirketin İcra Kurulu Başkanı, CIA eski başkanı.

Necati Bulak

Yazının Devamını Oku

‘Varlık Vergisi gerçeği’

Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Artun Dayıoğlu, Cumhuriyet’te ‘Varlık Vergisi Gerçeği’ (21.11.2021) başlıklı ilginç bir yazı yazdı.

Dayıoğlu, önce bir dizide geçen sahnelerden (Neflix, Kulüp dizisi) sonra HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın “Hesaplaşılsın” çıkışı ve en son CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Varlık Vergisi’nin altında inim inim inleyen azınlıklarla helalleşeceğiz” söylemi sonrası bazı gazetelerde de aynı kalemden çıkmış, yanlı yayınlarla gerçeği saptırma yarışı başladığını belirterek “Cumhuriyet tarihinde önemli bir yeri olan Varlık Vergisi’nin nedenlerinin ve sonuçlarının popülist politikalara feda edilmemesi için bazı gerçekleri bilmekte fayda var. Gelin hep birlikte bu gerçekleri inceleyelim” diyor. Dayıoğlu’nun yazısından önemli bir bölümü özetliyoruz:

“114 bin 368 kişiden yaklaşık 315 milyon TL vergi geliri sağlandı. Bu miktar o dönemdeki bütçenin yüzde 80’ine denkti. Peki, vergiyi ödeyenler kimlerdi?

O yıllarda, büyük işletmeler genellikle İstanbul’daydı. İstanbul’daki mükelleflerin de yüzde 87’sini gayrimüslim ve yabancılar oluşturuyordu. Verginin 30 milyon lirasını yabancılar, 70 milyon lirasını İstanbul’da yaşayan azınlıklar ve 215 milyon liranın neredeyse tamamını İstanbul ve Anadolu’da yaşayan Türkler vermiştir. Yani verginin büyük bölümünün gayrimüslimlere ödetildiği doğru değildir.

Varlık Vergisi konusunda yapılan tartışmalar çoğu zaman yanlış ve kasıtlıdır. Varlık Vergisi’nden bahsedenler nedense savaş yıllarında bütçeye 226 milyon TL gelir getirmiş, fakir köylüden ve çiftçiden alınmış Toprak Mahsulleri Vergisi’nden bahsetmezler. Ya da adı Hayvanlar Vergisi olan ve yine fakir köylünün hayvanından toplanan 135 milyon TL’den bahsetmezler.”

DRONE’LAR NEDEN KAYBOLUYOR

SON yıllarda Türkiye’de amatör veya profesyonel amaçlı, havadan görüntü alabilen drone kullanımı hızla arttı. Hatta Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü uzaktan sınavla lisans da veriyor. Drone pilotlarının yeni şikâyeti ise elektronik karıştırma.

İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde özel izinle yapılan çekimlerde drone’lar elektronik karıştırma nedeniyle kontrolden çıkıyor. Ya düşüyor ya da başka yöne doğru pili bitinceye kadar uçuyor. Binlerce dolarlık fiyatlara kadar çıkan drone’lar zarar görüyor. Daha da kötüsü, birinin başına veya başka bir yere düşse oluşabilecek zarar!

GPS olarak adlandırılan Küresel Konumlandırma Sistemi’nde aynı askeri sistemlerde olduğu gibi dost-düşman ayrımının yapılması ve düzenlemeye gidilmesi şart.

Yazının Devamını Oku

İBB çalışıyor ama mimarlar sessiz!

İBB Meclisi’nin kasım ayı oturumlarının ikinci birleşimi Yenikapı’da yapıldı. 1. Başkanvekili Zeynel Abidin Okul başkanlığında toplandı. İstanbul’da deprem riski taşıyan ancak yaşanacak hak kaybı nedeniyle yıkılamayan binaların yenilenmesinin önündeki engeller İBB Meclisinde oybirliği ile kabul edildi (Bir önceki İBB meclis grubu bu plan değişikliklerine ret oyu kullanıyordu), önünde engel kalmadı.

İstanbul için önemli bir karar ancak çeşitli çevrelerden itirazlar da var: Aslında, bu kararlar ile gizli bir imar affı yapıldığı, İBB Meclisi’nin TBMM’nin yetkilerini kullandığı, yönünde. Yine bizi arayan mimarlar, şehir plancıları ve mühendisler ise TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent şubesi, bu konunun birinci derecede muhatabı ancak bu kadar önemli bir konu ile ilgili görüşlerini açıklamıyorlar. Kente faydası ya da zararları nelerdir, bilemiyoruz. Son yerel seçimden sonra pek görüş de açıklamıyorlar. Topbaş dönemindeki basın açıklamaları, eylemler, hiç biri yok. Yoksa Oda’ya siyaset mi bulaştı? Son 2.5 yılda İBB Meclisi’nden geçen kaç plan değişikliğine dava açtılar merak ediyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ
“EN kolay aldatabileceğiniz insanlar, her şeyi bilenlerdir.” Roth BROWN

KORKMAZCAN’IN İSRAİL’E UYARISI

TALAT Paşa Komitesi Sekreteri Mustafa Berke, İsrail Parlamentosu’nda (Knesset) bazı milletvekillerinin, 1915 olaylarını ‘Ermeni Soykırımı’ olarak tanıma girişimlerine karşı, komite başkanı ve 20. Dönem TBMM Başkanı Hasan Korkmazcan’ın İsrail Parlamentosu Başkanı Mickey Levy’e bir uyarı mektubu gönderdiğini açıkladı. Korkmazcan’ın, böyle bir soykırım iddiasını tanıma girişimlerine, onarılması asla mümkün olmayacak zararlar vermeden bu yersiz girişimin önlenmesine karşı katkı sağlamasını beklediklerini duyurdu.

HALKÇI KAMUSALLIK KURTULUŞTUR

GEÇMİŞTE ODTÜ Eymir gölünden ve kampüs alanından halk da yararlansın dediğimizde ranta açılacak diye karşı çıkan sosyal demokrat Mimarlar odası Ankara şube başkanının; TED Üniversitesinin, cinayet mekanı haline gelmiş Kurtuluş Parkı’nda bulunması yolu ile toplumsallaştırma/canlandırma karma projesine de karşı çıkması, ‘Halkçı’ mekansal bir duruş değildir. Çelişkili, ikircikli ve yavan bir kamusallık durum hali ve kentsel muhalefettir.Toplumsallaştırılmamış kamusal mekanların özelleştirilmeye elverişli ortam yarattığı unutulmamalıdır. Bir başka deyişle; örnek vermek gerekirse; AOÇ alanından ODTÜ’ye yer tahsis edilmesi ne kadar kamusal ise ODTÜ arazisinin bir kısmının AOÇ alanına mekansal tahsisi ile halkın kullanımına açılması da bir o kadar toplumcu belediyecilik olduğu kadar kent planlaması ilkelerine de aykırı değildir.

Tahir ÇALGÜNER-Y.Şehir ve Bölge Plancısı

Yazının Devamını Oku

Kaçak mango fidanı da getirilmiş

İklim koşullarından tropikal meyve üretiminin Akdeniz Bölgesi’nde artması dikkat çekiyor.

Biz ta 8 Ocak’ta ‘Kaçak mango fidanı getiriliyor’ diye yazmıştık. Kaçakçılığın bir ucu önümüze geldi.

Türkiye’ye üretim amaçlı Tarım Bakanlığı’nın izni ile meyve fidanı getirilebiliyor. Bu yazımız üzerine gümrüklerin bu konuya dikkat kesildiğini öğrendik.

Yakalanmış...

Gümrüklere fidanın beyanı ‘Çerimoya’ olarak gözüküyor ancak İskenderun’da bir muayene memuru bu fidanları ilgili cihaza soktuğunda bunların mango fidanı olduğu anlaşılıyor (uyuşturucular da bu cihazla yakalanıyormuş).

Mango fidanlarının Mısır’da iki dolara satıldığı öğreniliyor. Türkiye’de ise satış fiyatının 400 liraya kadar fiyat bulduğu söyleniyor. Bir yıl içinde ülkeye kaçak yoldan 10 bin fidanın sokulduğu belirtiliyor. Kaynağımız bize “Facebook’a bakarsanız bu kaçakçılığın aleni olarak yapıldığını görebilirsiniz” diyor. Kendi gruplarına ‘mango severler’ diyorlarmış. Demek ki tropikal meyvecilikte çeteler oluşmuş... Bazı siyasetçiler de bu işe bulaşmışlar. İddialar ilginç... Ticaret Bakanı Mehmet Muş’a ilgilenilmesi için bu bilgileri iletiyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ

(KILIÇDAROĞLU’na:) “Helalleşeceksen önce tıpkı FETÖ’nün kumpas davaları gibi yürütülen 28 Şubat Davası’ndan dolayı hukuksuz bir biçimde hapse atılan, 90’ına merdiven dayamış generallerle helalleş.”

Haluk 

Yazının Devamını Oku

Türkiye dünya tarımının neresinde?

Antalya’da hafta sonu yapılan Türkiye Hububat Kongresi’nden sonra bugünkü yazımıza bir soru ile başlayalım:

“Türkiye dünya tarımının neresinde?” diyelim.

Bu sorunun yanıtını, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri İlknur Menlik’ten alalım. Kongrede onun ilgiyle dinlenen konuşmasında yer alan bir veri ile başlayalım.

2020 yılında dünya genelinde tarım ve gıda ürünlerinin toplam ithalatı 1.6 trilyon doları aştı. Yani 2020 yılında dünya ülkeleri kendileri dışındaki ülkelere tarım ve gıda ürünleri için 1.6 trilyon dolar ödedi. Bu ödeneğin yüzde 75’lik kısmını dünyanın dört önemli ülke grubu yaptı. Bunlar “Avrupa Birliği, Amerika, Ortadoğu ve BRICS (Rusya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Brezilya)”.

Bu grubun içinde 600 milyar dolarlık aslan payını Avrupa Birliği alıyor.

Arkasından da 299 milyar dolarla Amerika geliyor.

BEŞ ÜRÜN GRUBU

Bu para (1.6 trilyon dolar) ise beş ürün grubu içinde dolaştı; yaş meyve ve sebze, et ve sakatat, meşrubat ve alkollü içkiler, yağlı tohumlar ve bitki tohumları, balık ve deniz kabukluları. Asıl sorun dünyanın en çok para ödediği ürün gruplarında Türkiye olarak nerede olduğumuz. Yaş meyve ve sebzede ilk beşte yokuz, et ve sakatatta zaten yokuz. Üç tarafımız denizlerle çevrili ama balık ve deniz ürünlerinde de yokuz.

Yağlı tohumları konuşmuyoruz bile, zaten dünya da yağlı tohum üretiminde olmadığımızı kendimiz de biliyoruz. Yağlı tohum üretimimiz bize yetmiyor. Meşrubat ve alkollü içkilerde olabilir miydik? Belki ama orada da yokuz.

Yazının Devamını Oku

Hem stokçuluk yok hem de zam

Türkiye Hububat Kongresi 2021, 11-14 Kasım tarihleri arasında Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ve Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) işbirliği ile Antalya’da yapıldı. Antalya’da Merdan/Titanik ve Trendy otellerinde 1.000’den fazla delege, akademisyen ve iş insanının katıldığı kongre, pandemi süresince tarım ve gıda sektörünün heyecanını doruk noktasına getirdi. Önümüzdeki günlerde turizmciler de kendi sorunlarını masaya yatırdıklarında aynı heyecanı yaşayacaklar.

En doğru sözü söyleyen TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal, “Amacımız piyasada dengeyi sağlamaktır” ifadesiyle buğday ithalatçısı değirmencilere ve fırıncılara ‘derin’ bir uyarı yaptı diyebiliriz. Arkadan, iktidarın talimatlarının ‘zam’dan endişe duyulduğu izlenimi açıkça dikkat çekiyordu. Bir de bunun gerisinde kuraklık var.

KITLIK OLMAZ

Ama bugüne kadar ‘kıtlık’ belirtilerinin olmaması sevindirici sayılıyor diyebiliriz.

Başta buğdaydan bakliyata, fındıktan kuru üzüme, pirinçten haşhaşa kadar 20’ye yakın ürünün hem alıcısı hem de satıcısı olarak piyasaların en önemli düzenleyicisi olan Toprak Mahsulleri Ofisi dev bir kamu kurumu. Gerekirse piyasayı tanzim ederken ‘zarar’ da ediyor; bu yetkiyi de iktidardan alıyor. Kimseye de ‘avanta’ vermiyor! TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal, Kongre sırasında çok şey anlattı; kendisine özellikle yükselen gıda fiyatlarını sorduk.

3 ÖNEMLİ ETKEN VAR

Güldal, fiyatların tüm boyutları ile irdelendiğini ve takip edildiğini kaydederek, “Hububat fiyatlarının yükselmesine üç önemli etken sebep oldu: Birincisi, dünyanın birçok bölgesinde yaşanan ve ülkemizi de ciddi şekilde etkileyen kuraklık. Kuraklık özellikle hububat ürünlerinde ciddi rekolte kayıpları yaşattı. İkincisi; dünya fiyatlarındaki artışlarla beraber döviz kurundaki yükseliş. Üçüncüsü ise pandeminin de etkisi ile yapılan stokçuluk faaliyetleri oldu” dedi.

Yanı sıra Ahmet Güldal tarafından ayrıca gündeme getirilen önemli konu başlıklarını şöyle sıralayabiliriz:

ÇİFTÇİYİ KORURUZ

Yazının Devamını Oku

Gıdada dev kongre

Antalya’da bugün ve yarın hububat ve un sektörünün kalbi atacak. Türkiye’nin 7 yıldır un sektöründe dünyanın ihracat şampiyonu olmasında büyük katkı sunan Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF), Antalya Titanic Mardan Palace’da 16. Uluslararası Kongre ve Sergisi’ni düzenliyor.

Yerli ve yabancı 1000 delegenin ağırlanacağı kongrenin bu seneki teması ise ‘İklim Değişikliği ve Küresel Salgın’. Ticaret Bakanı Dr. Mehmet Muş’un, Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ve Toprak Mahsulleri Ofisi Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Ahmet Güldal’ın katılım göstereceği kongrede, buğday ve un piyasaları, tarımda sürdürülebilirlik dinamikleri gibi pek çok konu, uzman isimlerin panelistliğinde masaya yatırılacak.

2020 yılında 3 milyon ton un ihracatıyla 1 milyar 100 milyon dolar gelir sağlayarak, 7 yıldır Türkiye’nin dünyanın un ihracat şampiyonu olmasında büyük katkı sağlıyor TUSAF. Dev kongrede, aynı zamanda 50 sergi alanı bulunacak. TUSAF Başkanı Dr. Eren Günhan Ulusoy: “18 milyar TL büyüklüğe sahip un sanayi sektörü, Türkiye’yi dünya liginde birinciliğe taşıyan nadide sektörden bir tanesidir. Sanayicilerimiz şu anda 163 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Un sanayisi, 11,6 milyon tonluk dünya un ticaretinin yüzde 30’unu gerçekleştiriyor. Başka bir deyişle dünyaya satılan her 3 kilogram unun 1 kilogramını Türkiye satıyor. Dünyanın ihracat şampiyonu un sanayicilerimiz, 2020 yılında da yeni bir dünya rekoruna imza attılar. 2020 yılında 3 milyon ton ihracat gerçekleştirerek Türkiye’nin kasasına 1 milyar 100 milyon dolar girmesini sağladılar” dedi.

Kongrede, un üreten ve un ticareti yapan Türk firmaları, Avrupa, ABD, Karadeniz, Ortadoğu ve Afrika Bölgeleri un ithalatçıları ve hububat ihracatçılarının yanı sıra un üretim makineleri alanında önemli firmalar, tedarikçiler, mühendislik şirketleri, bankalar, borsalar, tüccarlar ve diğer pek çok firma da katılım gösterecek.

GÜNÜN İSTEĞİ

TÜM Emekliler Eşgüdüm Kurulu Dönem Sözcüsü İsmail Tutoğlu diyor ki: “Emekliler yüzde 50’den az olmamak kaydıyla maaşlarının artırılmasını istiyor.”

ASGARİ ÜCRETLİ, 122 GÜN VERGİYE ÇALIŞIYOR
PATRONLAR İNSAFA GELDİ

ASGARİ

Yazının Devamını Oku

Yürek parçalayan bir göç sahnesi

Göç bir anlamda bir evvelki hayatınızı bitirip, yok sayıp yeni ve belirsiz başka bir hayata tutunma zorunluluğudur. Ve içinde büyük bir acı barındırır.

Zira beğenseniz de beğenmeseniz de kendi anavatanınız, töreniz, o güne kadar biriktirdiğiniz her şey size aittir. Ve siz peşinen özlemi de cebinize koyarsınız. Zira artık her şey mazidedir. Bir de üstüne üstlük nerede kalacak, ne iş yapacak, hangi dili konuşacak, acil yaşam şartlarını nasıl sağlayabileceksiniz. Soru ve endişeler sonsuzdur. Bizler geçmişi tarihe mal olmuş, Kavimler Göçü’nü başlatan ırkın torunlarıyız. Belki de bu yüzden empati, merhamet ve zorluklarla mücadelede genetik olarak şerbetliyiz. Doğal olan göç, bu dünyadan ahirete olanıdır. Onun haricindekiler genelde çok kötü beyinlerin dayatması gerçeğidir ki sessiz kalmak, yok saymak insani değildir.

Yandaki tabloyu Ayşe Gürdeniz Narin yaptı. 3-7 Kasım tarihlerinde İstanbul Antika ve Sanat Fuarı’nda katılımcı olan resim ve heykel sanatçısı Ayşe Gürdeniz Narin’in yağlı boya göç tablosu ziyaretçilerin dikkatini çekmiş. Bunu bize aktarırken “Hürriyet’teki küçük bir göç haberi ve fotosundan etkilendim. Bu konunun bütün dünyada artık ne kadar çığırından çıktığının bir feryadı olarak bu tablo üzerinde aylarca çalıştım” dedi. “Resmi yaparken acı çekmedim değil” diye de ekledi. Çeşitli atölyelerde resim ve heykel üzerine çalışmaları bulunan Narin, şimdiye kadar 10’un üzerinde karma sergiye katılmış.

ARI YOKSA YAŞAM DA YOK!

ÇİÇEKLİ bitkilerin tozlaşmasını sağlayan arıların yokluğunun telafisi mümkün değil. Hızla yok olan arıların sevdiği bitkileri ek, tarım zehiri (pestisit) kullanma!

Buğday Derneği “Arıları yaşatalım” çağrısı yapıyor. Arıların sevdiği bazı bitkiler: Erguvan, biberiye, yıldız, kekik, kedi nanesi, mavi çam, ayçiçeği, güneş şapkası, ekinezya, koni, adaçayı, baz karabaş, mine, lavanta, penstemon, civanperçemi.

CHP’Lİ BELEDİYEYE YAKIŞMIYOR

BAKIRKÖY

Yazının Devamını Oku

‘Atam İzindeyim! - Evindeyim’

Bugün yakın tarihimizin en büyük kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 83. yıldönümü. “Atamızın hayata gözlerini yumduğu günü/dönemi değil, bir güneş gibi hayata ‘merhaba’ dediği Selanik’te doğduğu evi anlatmak istiyorum. Biz Türkler için, ziyaret edilmesi gereken en önemli yerlerin başında geliyor. Çeşitli restorasyonlar geçirmiş ve beyaza boyanmış bu tarihi ev, günümüzde ‘Selanik Atatürk Evi Müzesi’ olarak hizmet veriyor.”

Bu tarihi binayı gazetecilik ve dergicilik yapan, şimdilerde Urla’da oturan Fulya Omaç anlatıyor. Birçok kez Selanik’e gitmiş, uzun süre binanın gelişimini araştırmış herkesin merak ve ilgi ile okuyacağı bir yazı ortaya koymuş. Yerimiz ölçeğinde bazı notları aktarıyoruz:

Selanik, 1912’de Yunanistan yönetimine geçene kadar 482 yıl boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kalmış. Selanik Belediyesi 1937’de Ata’mızın doğduğu bu evi satın alarak Türkiye’ye hediye etmiş. Atatürk’ün talimatı ile bitişikteki ev ve arsalar satın alınmış ve yerlerine Başkonsolosluk binası inşa edilmiş.

Ev, Atatürk’ün ölümünün 15. yıldönümünde naaşının ‘Anıtkabir’e taşınması ile eşzamanlı olarak, 10 Kasım 1953 günü törenle müze olarak açılmış. O tarihten bu yana da 68 yıldır Selanik Atatürk Evi Müzesi olarak hizmet veriyor.

Atatürk Müze Evi restore edilerek, 2013’te ziyarete açıldı. Müze pazartesi günleri hariç, resmi tatiller dahil, haftanın altı günü gezilebiliyor, giriş ücretsiz.

Üç katlı evin duvarlarında Atatürk’ün hayatının muhtelif dönemlerine ait fotoğraflar ve Yunanca, Türkçe ve İngilizce olmak üzere üç dilde bilgilerin yazılı olduğu ışıklandırılmış panolar asılı. Bu panoların birçoğunun altında yine üç dilde ‘Her şeyin başlangıç noktası... Bir umut doğdu’ yazıyor. Bu cümleler aslında her şeyi çok güzel özetlemiş.

Atatürk ve annesi Zübeyde Hanım’ın balmumu heykelleri, Türkiye’den getirilen Atatürk’ün 50 parça özel eşyası; Atatürk’ün asker şapkası, yeleği, ayakkabıları, terlikleri, kravatı, yemek yediği çatal bıçak takımı, bastonu ve piposu, ilk Cumhurbaşkanlığı mührünün kopyası, okul çağlarına ait belgeler, yabancı devlet adamlarının Atatürk için söylediği anlamlı sözler, Selanik, Manastır, Ankara ve İstanbul şehirlerinin Ata’mızın hayatında rol oynadığı dönemlere ait bilgiler, Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi’nin resimleri, Atatürk’ün nüfus cüzdanı örneği, Manastır Askeri İdadisi, Selanik Rüştiyesi ve Harp Okulu’ndan aldığı notları gösterir karneleri, kurmay sınıfına devam ettiğini teyit eden belge ve Harp Okulu talebelik yılları ile bitirdikten sonraki döneme dair fotoğraflar bulunuyor. Osmanlı İmparatorluğu Devri’nde Atatürk’ün Şam’da, Çanakkale’de ve Yıldırım Orduları Komutanlığı’nda çektirdiği resimler de var. Her yer tertemiz, müzede istediğiniz kadar kalabiliyorsunuz, fotoğraf çekmek serbest.

Fulya Omaç, binanın her katından ve oda detaylarından da bahsediyor. Ev, 1966’da araştırmacı Mehmet Önder tarafından düzenlenmiş. Müze-ev, 2010-2013 arasında yeniden restore edilmiş; bazı modern müzecilik anlayışına göre yeniden tefriş edilmiş.

Omaç

Yazının Devamını Oku

Atatürk yaşıyor!

Atatürkçü Düşünce Derneği, Atatürk’ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım için yaptığı açıklamada özetle şöyle diyor: Değişmez önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bedenen aramızdan ayrılışının üzerinden 83 yıl geçti.

Onu suikastlarla, ihanetlerle yok etmeye çalışanlar da ebediyete intikalinden sonra yalan ve iftiralarla unutturacaklarını sananlar da başaramadılar. Tersine iç ve dış bedhahlar saldırdıkça büyüdü, yalancılar unutturmak istedikçe güçlendi. Çünkü; haklıydı, ahlaklıydı, namusluydu, aldanmıyor aldatmıyordu, bilimi rehber edinmiş katıksız devrimciydi!

Dünya çok devrimci gördü, çok devrim yaşadı. Zaman içinde devrimlerin birçoğu tükendi, yapanlar kendi yurttaşları tarafından unutuldu, lanetlenenler bile oldu. Oysa her geçen gün, ona ve eserlerine saldırı ve ihanet arttıkça halkımız, daha büyük bir özlemle ‘Anıtkabir’e koşuyor. Dünyada örneği yok. 10 Kasım 1938’den bugüne pek çok kişi ve siyasi akım kendi Atatürk’ünü üretmeye çalıştı. Artık çok iyi tanıdığımız kimileri saldırılacak, hakaret edilecek, bazıları da sahip çıkar gibi yaparak, en önemli özelliklerini gizleyip sadece kendi çıkarlarına yarayacak Atatürk’ler yarattıklarını sandılar.

Askeri dehasını över gibi yaparken Meclis’e verdiği önemi, antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı Atatürk’ü anlatmadılar.

Bütün “izm”leri ezberlediler de ‘Kemalizm’i yok saydılar, ‘Mustafa Kemal Paşa’ dediler de, zorda kalmadıkça ‘Atatürk’ diyemediler. Bütün bu sinsi ve açık saldırılar Atatürk’ü daha da büyüttü. Ona olan özlemi artırdı.

Milletimizin büyük çoğunluğu Atatürk’ü daha iyi anlıyor, daha çok özlüyor artık. Ama sadece anlamak ve özlemek yeterli değil elbette, gereğini yapmak, hep birlikte Atatürk olmak zorundayız. ADD olarak varlık nedenimiz bu ve görevimiz de; Kemalizm’i kutup yıldızı bilip Aydınlanma Devrimleri’ni sürdürmek, devletimizi yeniden hukuk devleti yapmak, üretim tesislerimizi, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı yeniden harekete geçirmek, köylümüzü yeniden efendi yapmak, kadınlarımızı yeniden özgürleştirmek, gençlerimizi, çocuklarımızı laik ve bilimsel eğitimle buluşturup yeniden geleceğe güvenle bakar hale getirmek, “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” hedefini yeniden önümüze koyup Kemalist Cumhuriyet’i yeniden kazanmaktır.

GÜNÜN SÖZÜ
“İKTİDAR cenahına soracak olursanız, AKP’nin oy oranı yüzde 40’ın üzerinde seyrediyor. Yani yerel seçimden bu yana ekonomik göstergeler gün geçtikçe bozulurken AKP’nin oy oranı artmış. Dolayısıyla ‘Ne kadar çok enflasyon, ne kadar yüksek döviz kuru ve ne kadar çok işsizlik varsa oy oranı da o kadar artar’ şeklinde bir yeni seçmen davranışı teorisi ile karşı karşıyayız. İnanıp inanmamak tabii ki size kalmış.” Dr. İbrahim USLU

ODTÜ YOLLARINDAKİ DETAY!

Yazının Devamını Oku

‘Bürokrant-Kölelenmiş Unvanlar’

Gazetecilik yaşamımda gördüğüm kadarıyla kamu malını rant çetelerinden korumak ve daha yaşanabilir bir çevre bırakmak amacıyla zorlu mücadele veren bürokratlar çok azdır; siyasetçilere karşı direnemezler.

Çok az istisnası vardır; bunlardan biri Orman Mühendisi Faruk Çebi’dir. Ömrü boyunca mücadele eden Çebi, geçenlerde bir kitap getirdi: ‘Bürokrant-Kökeleşmiş Unvanlar’ (Parola Yayınları), 252 sayfalık metinde neler yazmış neler... En önemlisi de toprak döküm rantı peşkeşine ‘hayır’ demesinin öyküsü. Başta belgeler, haber kupürleri ve fotoğraflar. Hepsini kişisel arşivinde muhafaza ediyor. İstanbul’un eski Orman Bölge Müdürü Çebi’nin, İstanbul’un suyu, toprağı, madeni, ağacı ve boğazında oluşan rant kavgası, bize Helmut von Moltke’nin “Savaşta en akıllıca davranış, en cesur kararı vermekle olur” sözünü hatırlatıyor. İşte Çebi, geleceği yarına taşımak amacıyla kaleme aldığı bu kitabında vatanı ve milleti uğruna bir ömür geçiren devletin üst düzey bürokratının kamu malını korumak için işbirlikçi çetelere karşı nasıl mücadele ettiğini anlatırken şunu da ekliyor yazısına: “Hayatı başarılarla geçmiş, yeri gelmiş o çok sevdiği ve güvendiği devleti uğruna kurşun yemiş, yeri gelmiş haklı mücadelesini siyasi iktidara anlatamamış ama hiçbir zaman devletine küsmeden, azimle mücadelesini sürdürmüş, vatansever bir bürokratın bazı zamanlar acı, bazı zamanlar tatlı yaşam hikâyesine tanıklık ediyorsunuz.”

Çebi kitabının sonunda, “Bu bir bürokratın ‘Bürokrant’a dönüşmeme mücadelesinin iz düşümüdür. Asla rövanşist duygular ile kişilerden ya da kurumlardan öç almak değildir”, vurgulamasını da yapıyor.

Çetelerin en güçlü oldukları ve değişik yöntemlerle de herkesi susturdukları bir dönemde (2008-2012) susmayarak yaşadıklarını deşifre eden Çebi, bürokrat olarak tarih sayfalarında yerini almıştır, diyoruz.

GÜNÜN UYARISI

NASA: “2023’te Türkiye su fakiri olacak. Göller yok oluyor, yeraltı suları azalıyor. Türkiye kuruyor.”

Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN

KURUYAN GÖLLERE ANTALYA’DAN SU

ÇORUM

Yazının Devamını Oku

Suda yüzde 40 tasarruf projesi

Bilinçsiz su tüketimi herkesin düşündüğü bir sorundur. Tasarruf için ne yapıyoruz? Genç Türk mühendisler tarafından geliştirilen Gristek Modül ürünü pasif tasarruf sağlama noktasında su sorununa ciddi bir çözüm sunuyor. İnsan tenine değdiği anda gri su durumuna düşen suları geri dönüştüren Gristek Modül, bu anlamda önemli bir tasarruf sunuyor. El yıkamada kullanılan suyu yeniden kullanıma uygun hale getirerek klozet temizliğinde kullandıran girişim bu anlamda hem su tasarrufu hem de fatura tasarrufu sağlıyor.

Yıllık su tasarrufu hedefiyle ilgili konuşan Gristek Kurucusu Yunus Burak Özcan, “Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bilinçsiz su tüketimi büyük sorun oluşturuyor. Ülke olarak su tasarrufunu önemseyen bir anlayışa sahibiz. Son yıllarda atılan kamusal adımların da etkisiyle su sorunu gündemde tutuluyor. Biz Gristek olarak geliştirdiğimiz Modül ile bu soruna önemli bir çözüm üretiyoruz. Ev, işyeri, kamu kurumları ve ortak yaşam alanları için hedeflediğimiz Gristek Modül ile hanelerin hem su tüketimini hem de fatura tutarlarını yüzde 40 oranında azaltıyoruz. Gri su teknolojisi olarak adlandırdığımız bu sistemi önümüzdeki bir yıl içerisinde 100 bin lavaboya kurmayı hedefliyoruz. Bu hedef doğrultusunda yıllık iki ‘Ömerli Barajı’nı dolduracak 700 milyon metreküp suyu kurtarmak istiyoruz. Ürettiğimiz bu cihazın önce ülkemizdeki daha sonra su kıtlığı çeken ülkelerdeki su sorununa çözüm olacağına inanıyoruz.” dedi.

Gristek Modül’ün üretim süreci Çorumda kurulan fabrikada tamamlanıyor ve kurulumlar A’dan Z’ye Gristek ekibi tarafından sağlanıyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“SEN doğru yolda ol da varsın sanan eğri sansın, sen kendini bildiğin sürece doğru insansın.” Yunus Emre

CHP’DE BİR ADAY İSMİ DAHA

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu aslında cumhurbaşkanı adayı olmak istemiyor ama çevresi zorla onu aday yapmaya çalışıyor! Kılıçdaroğlu da tüm bu gelişmeleri inceden inceye süzerek bir taraftan B ve C planları oluşturmaya çalışıyor. Damga gazetesi sahibi Mehmet Mert’in edindiği kulis bilgilerine göre Kılıçdaroğlu’nun, “Olur da ben aday olamaz isem bari istediğim aday olsun” düşüncesiyle daha önce partide ‘Genel Sekreterlik’ de yapan, CHP’de 3 dönemdir milletvekilliğinde bulunan eski İstanbul Defterdarı Mehmet Akif Hamzaçebi’yi ‘yedekte’ tuttuğu konuşuluyor.

SİYASİ İRADE 5 MİLYON EMEKLİYİ UNUTMASIN

Yazının Devamını Oku

En zoru iklim finansmanı!

Bilim İklim Değişikliği 26. Konferansı COP26, İskoçya’nın en büyük kenti Glasgow’da pazartesi başladı. Konferans her gün bir veya birkaç konunun ele alındığı oturumlarla 12 Kasım’a kadar devam edecek. ‘COP’, Türkçeye ‘Taraflar Konferansı’ olarak tercüme edilebilecek ‘Conference of the Parties’ ifadesinin kısaltması.

Bu konferanslar, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi bünyesinde her yıl düzenleniyor. Küresel ısınmaya yönelik hükümetler arası ilk çevre sözleşmesinin yürürlüğe girdiği 21 Mart 1994’ten beri yapılıyor. İlki 1995 yılında Almanya’da yapıldı; bir önceki de (COP25) Madridde yapılmıştı.

“Paris İklim Anlaşması”, temelde iklim felaketini önlemek için yapılan bir plan. Glasgow Konferansı, Paris İklim Anlaşması’nın imzalandığı 2015’ten bu yana gelişmelerin değerlendirileceği ilk konferans. Nelerin başarıldığının veya başarılamadığının muhasebesi yapılacak. Bu yönden önemli bir konferans. Aslında geçen yıl yapılacaktı ancak salgın nedeniyle bu yıla ertelenmişti.

Paris Anlaşması’nın yapıldığı COP21’de belirlenen hedefler ise sera gazlarını azaltmak, küresel ısınmayı mümkünse 1,5 derece ile sınırlamak, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmeleri için yoksul ülkelere maddi yardım yapmaktı. Ama imzacı devletlerin net ve kararlı adımlar atmadığı görülüyor. Fosil yakıtlar eski hızla kullanılıyor. Bilim insanları Paris Anlaşması’ndaki hedeflere ulaşılabilmesi şansının giderek azaldığını söylüyorlar. Glasgow Konferansı’nda 2030 yılına kadar iklimin finansmanı pazarlık masasında olacak büyük bir ihtimalle. En tartışmalı konu da sanırım bu karbon finansmanı denilen konu olacak. Yani karbon piyasası ve karbon kredisi sisteminin nasıl işlemesi gerektiği. Yani çevreyi kirletenlerin, neden oldukları karbon salınımı için ödeme yapması, daha yeşil ekonomilerin ise karbon kredilerini satması. Ama asıl sorun, zengin ülkelerin gerçek bir değişikliğe yönelmek yerine bir nevi ‘parasını verip çevreyi kirletmesinin’ önüne nasıl geçileceği.

12 YIL ÖNCE NE OLMUŞTU

12 yıl önce Kopenhagdaki BM iklim zirvesinde zengin ülkeler önemli bir vaatte bulunmuşlardı. Zengin ülkeler 2020’ye kadar gelişmekte olan ülkelere iklimle mücadele için yılda 100 milyar dolar ayırma sözü vermişti. 2021’e geldik ama sadece 79 milyar dolar kaynak aktarıldı ve bunların çoğu hibe yerine kredi şeklinde veriliyor. Yardımlar hibe veya kredi şeklinde, ülkeden ülkeye direkt ya da kalkınma bankaları aracılığıyla aktarılıyor. 100 milyar dolarlık iklim fonundan Türkiye’nin payına düşen miktar da 3.1 milyar dolar. Bunun 12.5 milyon dolar ile 66.5 milyon dolar arasındaki bölümünün hibe olacağı söyleniyor. Türkiye OECD üyesi olarak daha önce yardım programında yer almıyordu. Bu yüzden uzun bir süredir Paris Anlaşması’nı onaylamayı geciktiriyordu. Ancak statü değişimiyle Paris İklim Anlaşması’na sonunda imza koyduk.

Bu konferansta tüm ülkelerin iklim değişikliğine karşı net ve kararlı adımlar atacağını teyit etmesi bekleniyor. İklim değişikliğine karşı ortak hedef olarak ortak bir takvim belirlenmesi de bekleniyor. Ama bunlar kolay değil. BM İklim Değişikliği İcra Direktörü Patricia Espinosa mevcut koşullarda Glasgow’un başarısızlıkla sonuçlanabileceği uyarısında bulundu. Espinosa “Aksi takdirde gıda krizi patlak verecek, terör ve şiddet eylemleri tırmanacak, daha büyük göç akınları yaşanacak” diyor. Konferansı dikkatle takip etmekte yarar var diye düşünüyorum.

Halit ÇELİKBUDAK-FRANKFURT

ŞENTOP TEKİRDAĞLI GAZETECİLERE GÜÇLENDİRİLMİŞ HÜKÜMET SİSTEMİNİ ANLATTI

Yazının Devamını Oku

AKP, işlerini CHP’lileri istifa ettirerek yaptırıyor

AK Partili Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Tevfik Keskin, Hayrabolu’da tarım arazinde akaryakıt istasyonu yapmaya hazırlanıyor.

Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Tevfik Keskin’in eşi Sevgi Keskin üzerine kayıtlı tarım arazisinde akaryakıt istasyonu kurulması konusunun dilekçenin verildiği tarihten aylar sonra Meclis gündemine alınması rant iddialarını ortaya çıkardı.

Tekirdağ’da çıkan ‘HaberTrak’ bu konuda ayrıntılı bilgiler veriyor.

CHP’den istifa eden Hasan Aksu’nun da desteği ile Meclis’ten istediğini geçiren AK Parti ve Hayrabolu Belediye Başkanı Osman İnan’ın kasım ayı Meclis toplantısında Sevgi Keskin’in arazisine akaryakıt istasyonu kurulması konusunda nasıl görüş vereceği ise merak konusu oldu. Sızan haberlere göre kararın Meclis’ten geçmesi bekleniyor.

GÜNÜN SÖZÜ

HARF DEVRİMİ

1 Kasım 1928... 6 asır bilmediği bir dile mahkûm edilerek cahil bırakılmış bir halkın konuştuğu gibi yazmasını sağlayan milleti çağdaş eğitime, Türkçe’yi alfabeye kavuşturan Harf Devrimi’nin 93. Yılı kutlu olsun. ADD

TÜRKİYE’DEN HAŞİM BAYRAM GEÇTİ

1989’DA

Yazının Devamını Oku