Urla’da ağaçlar pırlanta üretiyor

Hafta başında telefonum çaldı.

“Doğal yolla pırlanta yetiştirdik ilgilenir misiniz?” dedi.
“Nasıl yani” sözümüze, “Telefonda anlatmakla olmaz gelin görün, birlikte hasat yapalım” cevabı verdi.
“Olur” dedik ve otobüsüne binip Urla’ya gittik.
Şehrin gürültüsünden, trafik düğümünden kaçıp İTOKENT’e sığınan ve kendini doğaya adayan Nevzat Keçecioğlu’na konuk olduk.
Elmasından ayvasına, armudundan cevizine, üzümünden narına, incirinden muzuna kadar çeşitli meyvelerin olduğu bahçede oturup 40 yıldır taş yığınları arasına sıkışan ruhumuzu da yeşilliklere salıp sohbet ettik.
Nevzat Keçecioğlu üniversiteyi bitirmesine rağmen, baharatçılığı seçmiş ve yıllarca ticaret yapıp çocuklarını okuttuktan ve iyi iş sahibi olduklarını gördükten sonra kendini emekliliğe ayırmış bir ağabeyimiz.
Keçecioğlu, “İyi ki, gelmişim Urla’ya. Buranın rüzgarı oksijeni bir başka. Yeniden doğdum ve sağlığımı korudum. Şimdi İzmir’e inince gürültüden, arap saçına dönmüş trafikten bunalıyorum. Ticareti de iyi ki bırakmışım. Ne verilen söz tutuluyor. Ne de kesilen çekler ödeniyor. Birçok arkadaşım bozulan ticari ahlak nedeniyle sağlığını kaybetti” dedi ve bizi evinin yanındaki ağaçların yanına götürdü.
Gövdesinden ve dallarından pırlantalar sarkan iki ağacı görünce, “İşte bu” dedim.
Sakız ağaçları
“Yunanistan’ın sadece bir adanın yarısında yetiştirdiği ve bizim turizm gelirimizden daha fazla gelir elde ettiği sakız ağaçları bunlar” dedim.
Nevzat Keçecioğlu, “Bu ağacın değerini maalesef bilmiyorlar. Ben bunların fidanlarını 7 sene önce Alaçatılı bir ağabeyimizden aldım. Pahalı satılıyordu. Ona rağmen alıp diktim. Sakız ağaçları Urla’yı çok sevdi ve büyüyüp serpildi. Şimdi ürün alıyoruz. Hürriyet’te sakız yazınızı görünce çok mutlu oldum. Bu sakızın kaç liraya satıldığını, tatlılara, reçellere, dondurmaya ne tatlar kattığını iyi biliyorum. Siz kilosunu 14 bin lira diye yazmışsınız, ama bu damla sakızları gerçekten çok değerli. Ben bunlara doğal pırlanta diyorum. Onun için bu bölgede herkesin dikmesini öneriyorum. Fidanları çok pahalı satılıyor. Bunun bir çözümü bulunmalı. Sadece Sakız Adası’nda, Çeşme Çiftlikköy’de yetişir sözüne de aldanmamalı. Bakın ben Urla’da bunu yetiştirdim ve ürün alıyorum” dedi.

* * *

Mavi-Yeşil köşede “Ben bir sakız ağacıyım, Çiftlikköy sırtlarında. Ne sen bunun farkındasın ne Çeşmeliler farkında” diye yazmıştım ilk sakız yazısını. Sonra peşinden Çiftlikköy’de İZKA desteğiyle kurulan bahçe geldi ve sizlere Sakız Ana Nadire’yi tanıttım.
Şimdi de Nevzat Keçecioğlu’nun alınteriyle yetiştirdiği 2 ağacı görüp üzerindeki pırlantaları topladıktan sonra “Urla’da Sakızlık kurabilirsiniz, toprağı suyu çok müsait” diyorum ve bir çağrı daha yapıyorum:
“Ey çalgıya, kalgıya para bulup, festival adı altında uvertür sanatçılarla etkinlik yapan belediye başkanları.
Allı pullu işlerle gündeme geleceğinize, halka öncü olup bu memleket ve
millet için proje yapın. Halkın sakız yetiştirmesi için birlik kurun ve de
caddelere Habeş’in hurması yerine sakız ağaçları dikin.”

Elektrik çarpıyor

Son gelen zamlarla sanayiciler isyanda.
Denizlili tekstilciler imalat fiyatlarının artacağını pazar kaybedeceklerini, yüzde 10’luk zammın istihdamı da etkileyeceğini söyledi.
İzmir İl Genel Meclisi’nde konuşan CHP’li Doğan Albayrak, “Dört yılda kümülatif olarak elektriğe yapılan zammın oranı yüzde 88,80. Vatandaşı elektrik çarptı” dedi.
İzmirli işadamları da bu zamların zincirleme olarak her şeyin fiyatını artıracağını, hükümetin öngördüğü ihracat hedeflerinin hayal olacağını söyledi.

* * *

Herkesin bir bahanesi var. Sanayici artan üretim maliyetinin artışını öz kaynaklarından karşılayamayacağına göre, bu fatura yine halka çıkacak.
MMO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, elektrik ve doğalgaz zamları için, “Enerjide dışa bağımlılık ve özelleştirme politikaları sürdürüldükçe yeni zamlar gelecek, elektrik ve doğalgaz fiyatları daha da artacaktır”  dedi.
Yılın 300 günü güneş alan bir bölgede biz suları, konutları elektrikle ısıtırsak daha çok ağlarız.
Bina mimarilerini güneş ışınlarına göre yapmayıp gündüz bile odaları ampullerle aydınlatırsak biz daha çok zamlardan yakınırız.
Jeotermal kaynakları, rüzgar güllerini biz tam kapasite kullanmazsak, elektrik bize daha çok çarpar.

Denizde kürtaj yapıyorlar

Balık sezonu bir açıldı pir açıldı. Kural dinlemeden vahşi avcılık yapanlardan şikayet arttı. Ekmeğini denizden çıkaran Doğanbeyli balıkçılar da isyan etti: “Trol ve gırgır tekneleri kıyıya yakın yerlerde avlanıp denizin dibinde kürtaj yapıyor” dedi. Metrelerce uzanan ağlarıyla balık yuvalarını dağıtıp denizin dibini süpürdüğünü söyleyen balıkçılar, “Bu gidişe seninki kaç santim, diye değil de benimki kayboldu diyecekler. Katliam gibi yapılan avcılıkla, balık neslini yok edip, denizi kurutacaklar. Yarını düşünmeyenlerle mücadele gecikiyor” dedi.

X

Made in Doğa

Çevre konusunda her türlü ihbarı, duyarsızlıkları, çalışmaları ve resimleri iletebilirsiniz. Tabii
güzellikleri de..

İbrahim IRMAK: Tel: 0533 414 24 57
Mail: cevreciiirmak@hotmail.com
+++++++++++++++++

Vitrinlere kocaman kocaman yazıp asıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Şaphane’yi şapa oturtuyorlar

“Yaşam hakkı... Henüz pek de anlayamadığımız kutsal bir kavram. Her şeyden önemli, her şeyden değerli. Hoyrat davrandığımız dünyamız, bize ve üzerinde yaşayan her canlıya hep cömert oldu. Ama açgözlü şirketler kendi çıkarları için hem ona hem de üzerinde yaşayan canlılara tehditler savuruyor, hatta onları yok ediyor. Artık tüm bunlara dur demenin zamanı.”

***

Greenpeace’den Murat Boz elektronik iletiyle, küresel ısınma nedeniyle yaşamları tehlikede olan kutup ayılarının kurtarılması için yardım istiyor. Milyonlarca varil petrol üreten dev şirketlerin faaliyetlerine dikkat çekiyor. Kutuplardaki ayıları kurtarabilir miyiz?
El ele vererek, küresel dayanışma göstererek elbette kutup ayılarını kurtarabiliriz. Yeter ki, isteyelim. Doğa için imza koyalım.

***

Bizim de imza koyduğumuz 01.01.2012’den beri yürürlükte olan AB çevre kriterlerine göre, “Kirleten öder” diye bir madde var. Maalesef bu kuralların farkına henüz varamadık. Ne tür yaptırımlar getirecek kavrayamadık.

***

Kütahya’nın Şaphane diye bir ilçesi var. Tarımla geçinen, dünyaca ünlü vişneleri yetiştiren bu ilçe şu günlerde çok sancılı.

Yazının Devamını Oku

Tecavüz var, kürtaj istiyorum

Başlık çok güncel. Her yerde tartışılıyor.
Yasayı bir güzel yaptılar. Kanun maddesi olarak anayasaya çaktılar.
Bilim adamları uyarıyor. Kadınların yüreklerinde fırtınalar kopuyor.
Feryatları duyan yok... Duyarsızlık yetmiyormuş gibi, “Tecavüze uğrayanın çocuğuna devlet baksın” diye demeç bile veriyor.
Pes.
Pes ki, pes.

***

Şimdi size bir başka tecavüz olayı ve kürtaj feryadını yazacağım.

Yazının Devamını Oku

Mangal keyfiniz yürekleri yakmasın

ÇEVRECİLERE ÇAĞRI.. Çevre konusunda her türlü ihbarı, duyarsızlıkları, çalışmaları ve resimleri iletebilirsiniz. Tabii güzellikleri de.. 
İbrahim IRMAK:  Tel: 0533 414 24 57  Mail: cevreciiirmak@hotmail.com

Dünyanın başı küresel ısınmayla büyük dertteyken, onun en büyük ilacı ormanlarımız bir bir yanıyor. Mangal keyfi yapmak isteyenlerin sıçrattığı alevlerden güzelim ağaçlarımız kavruluyor. Jandarma hafta sonu Türkiye’nin en önemli doğal mirasları arasında yer alan Kuşadası’ndaki Dilek Yarımadası Milli Parkı’nın girişinde kontrol yaptı. Piknikçilerin araçlarında kaçak olarak parka sokmak istediği tüp ve mangallara el koydu.

Kimi dayılandı, kimi de “Ormanda mangal yakmanın yasak olduğunu bilmiyorduk” dedi. Hava sıcaklığının 40 dereceye çıktığı şu günlerde, yemyeşil otların bile kavrulduğu ormanda, mangal yakmanın yasak olduğunu bilmemek, olur mu Allah aşkına.
Bunlar, “Maganda mangalı, ormanı yaktı”, Maganda ateşi ormanı kül etti”

Yazının Devamını Oku

Özelleştirme

 

Politika müthiş bir şey.
Memlekette inanın herkes politikacı.
Bana inanmıyorsanız gidin kahvehanelere bir kulak kabartın.
İki muhabbetin belini kırmak için toplananlar, birinci turdan sonra politikaya başlıyor.
Kimisi, iktidardakiler için “Memleketi batırdı bunlar” diyor.
Kimisi, “Bu sosyal demokratlardan bir şey olmaz bir daha oy verirsem...” diyor.

Yazının Devamını Oku

Bafa’ya bakıp bakıp ağlamalı

BAFA Gölü’nde önceki yıllarda görülen mavi ve yeşil algler yine patladı. Gölün yüzeyi, özellikle Kapıkırı Bölgesi yemyeşil oldu. Gölün hasta olduğunu belirten Süleyman Demirel Üniversitesi Eğirdir Su ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Erol Kesici, “Hastalığın adı belli. Teşhisle zaman kaybedilmesin ve hemen tedaviye başlanılsın” dedi.
Bafa’ya bakıp bakıp ağlamalı.
Ce cubbak cubbak ce...
İbrahim Irmak delirmiş.
Ce cubbak cubbak ce...
Kulağından tutup bağlamalı.
*

Yazının Devamını Oku

Elektrik kesintisi yaktı

Elektrik kesintisinden haberi olmayan Foçalılar, sıcaklığın 40 dereceyi bulduğu pazar günü kavruldu. İçmeyi bırakın tuvalet suyu bile bulamadı. Buzluklardaki gıda maddeleri bozuldu, dondurmalar eridi. İnekler bile 1950’li yıllardaki gibi elle sağıldı.

FOÇA’da pazar günü elektrik kesintisi yapıldı.
Kesintiden haberi olmayan, halk çok sıkıntılı anlar yaşadı.
Esnaf, “Dolaplarımızdaki gıda maddeleri çözüldü, dondurmalarımız eridi” diye öfkelendi.
Bağarası’nda kurulan üretici pazarında esnaf, yeşilliklerin üstüne serpecek su bulamayınca isyan etti.
“Tuvalete gidecek suyumuz bile yok” diye feryat etti.
Kesinti sabah saat 05.00’ten akşam 19.30’a kadar sürünce de üreticiler, “1950’li yıllardaki gibi ineklerin sütünü bile elle sağdık” dedi.
¡¡¡

Yazının Devamını Oku

Türkiye’yi çakallara yedirmeyelim

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği ‘Ortak Akıl Toplantısı’ yaptı. Sorunların konuşulduğu toplantıda, Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Türkmenoğlu, “Sektördeki tüm oyuncular iyi iş çıkardı, ancak rekabetin artması nedeniyle bir firmanın hatasının faturası sektörümüzdeki tüm ihracatçılara kesildi” dedi.

Başkan Türkmenoğlu çok zarif.
“Sektörde çakallar var. Birisinin foyası ortaya çıkınca hepimiz zarar görüyor. Sattığımız ürünleri kontrol etmeliyiz” diyor.
Çok da doğru söylüyor.
Adam aflatoksinli veya ilaç kalıntılı ürünü alıp ihraç ediyor.
Yurtdışından çil çil döviz beklerken, “Gönderdiğin mal bozuk çıktı. N.h sana para” diyor.
Bu da yetmiyor. “Al bu defolu mallarını...” diyor.
Sonra peş peşe Türk mallarına kapılar kapanıyor.

Yazının Devamını Oku

Çevre haftasında İzmir manzarası

5 Haziran Dünya Çevre Günü.
Bu yazıları ben Pazartesi gecesi yazıyorum.
Lütfen bir bakın bakalım, memleketim Dünya Çevre Günü’nü nasıl kutluyor.
Belediyeler çıkıp 40 yıldır aynı etkinliği yapıyor, en çok pil toplayanı ödüllendiriyor.
Okullardaki çevre kollarının çalışmalarını ödüllendiriyor.
6 Haziran günü de başkanlar, yine bildik türküleri söylüyor.

Sürdürülebilir bir hayat.

Yazının Devamını Oku

Bafa Gölü’nde bir istila daha

DÜNYA Kültür Mirası Bafa Gölü’nde sorunlar bitmiyor. Balık sayısını artırmak için göllere bırakılan, diğer canlılara yaşam hakkı vermeyen İsrail Sazanları’ndan sonra, Bafa’da bu kez bir başka istila ortaya çıktı.

EKODOSD Bilim Danışmanı ve Süleyman Demirel Üniversitesi, Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yar. Doç. Erol Kesici, Tamarix hampeana’nın (Ilgın- Tuz sediri) Bafa Gölü havzasını kuşattığını söyledi. Bafa Gölü’nün Kapıkırı ve Serçinler kıyısında istilacı ılgınların artış gösterdiğinin belirlendiğini belirten Kesici, “Bu bitki düğünçiçeği, çobandeğneği, deniz börülcesi, tavşan otu gibi doğal bitki türlerine yaşam şansı vermiyor” dedi.
Mayıs ayında ılgın çiçeklerinden yayılan tozlardan bölgede yaşayanların alerji olduğunu da belirten Kesici, “Su havzalarına bırakılacak balıkların türü ne kadar önemliyse, bitki türleri de o kadar önemlidir. Bafa kenarında ağaçsı görünüm alan ılgınlar; rüzgarların etkisiyle de gelen çöp ve atıkları tutup taban toprağında istenmeyen kirlilik ve kokulara da neden oluyor. Bafa’nın zeminde çok sayıda böcek larvaları belirlendi” dedi.


Ilgınla beslenen hayvanlara dikkat

Yapılan araştırmalarda ılgınların ağır Cu, Fe, Mn, Zn ve eserleri atık deşarjları türeyen diğer metallerle kirlenmiş toprak ortamda hızlı bir şekilde büyüme gelişme gösterdikleri belirtiliyor. Ilgınların bulunduğu ortamlarda hayvanların otlatılmasına izin verilmemesi gerektiğini belirten Yar. Doç. Dr. Kesici, “Gölyaka’da önemli oranda hayvancılık söz konusu. Bu alanlarda otlayan çok sayıda büyükbaş var. Bunlar ılgın yapraklarıyla beslenirken ağır metalleri de vücutlarına hapsediyor, dolayısıyla insanlara transfer ediyorlar” dedi.

DSİ’ye uyarı

Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yr. Doç. Dr. Erol Kesici, Bafa Gölü’nde istilacı bitki Tamarix için acil önlem alınması gerektiğini söyledi. Bölgenin SİT alanı olması nedeniyle ılgınların kesilemediğini söyleyen Kesici, “Oysa SİT bir bölgeyi korumak içindir. Sit alanının kirlenmesine ve sosyal yaşama engel olan etkenlerin ortadan kaldırılması gerekir” dedi.


Yazının Devamını Oku

Arıtmada örnek proje

Ödemiş Belediyesi, zehir arıtma tesisi kurdu

 

ÖDEMİŞ Belediyesi mandıracılarla el ele verip, karıştığı derelerde canlı yaşamı yok eden peynir altı sularını arıtacak tesis kurdu. Evsel atık sudan on kat daha zehirli olan peynir altı suları, artık hem işletmeci hem de doğa için kâbus olmaktan çıkacak.
2008 yılında Hürriyet EGE’de hazırladığım çevre sayfasına, “Daha temiz bir Ege için haydi el ele” manşeti atmıştım. “Suları, havayı kirletmeyelim, toprakları zehirlemeyelim” diye de çağrı yapmıştım.
Çevredeyi kirletenleri araştırdıkça irkilmiş, mandıralardaki peynir sularının evsel atık sudan on kat daha zehirli olduğunu öğrenince, “Aman Allah’ım” demiştim. İşletme sahiplerine, belediyelere çağrı yapıp, “Suları kirletmeyin” diye feryat etmiştim.
...
Aradan çok zaman geçti.
Çevreye duyarsızlık maalesef devam etti.

Yazının Devamını Oku

Halı tamam, koltuk takımı bekliyoruz

EVLENECEK olanlar üzülmesin. Ev eşyalarını nasıl düzeceğiz diye kendilerini sıkıntıya sokmasın.

Memleketimin her yeri fazla eşya deposu. Foça’da deniz dibinden halı, Bodrum’un sosyete koyu olarak bilinen Göltürkbükü’nde plastik sandalye, şezlong, kapı ve araç lastikleri çıktı. “Türkiye’de fakir fukara, garip guruba var” diyenler, durup bir düşünsün. Böyle bir zenginlik nerede var söyler misiniz? Yazlıklar kışlıklar tıka basa eşya doldu. Fazlalıkları çöp diye etrafa savuruyoruz.

***

“Temizlik Limandan Gelir” diyen dalgıçlar isyan ediyor, “Deniz dibi vahşi çöp depolama alanı gibi. Ne ararsan var” diyor ve çıkardıklarını sergileyip, “Gör” diyor.

***

Neyi, kimler görecek sevgili çevreci kardeşlerim. Duyarsız halk mı görecek deniz dibinden çıkanları, yoksa sosyete mi?
Onların diplerle işi olmaz ki...
Cennet koylarda salınırken Paris’ten alınan plaj çantasına, İtalya’dan getirtilen bikiniye bakarlar. Televizyonlardaki programlara çıkıp, “Bu yılın renklerine uymamış” diye kafaya takarlar. O da yetmiyormuş gibi Gucci marka gözlüklerinin ardından dünyaya pembe pembe bakarlar.

Yazının Devamını Oku

3500 kitap çevre bilinci yaratır mı?

SEN beni bırakıp gittiğinde 11 yaşındaydım.


O amansız hastalıkla nasıl mücadele ettiğini, babamın öküzlerini bile satıp seni tedavi ettirmek için nasıl çırpındığını hiç ama hiç unutmadım.
Yarım asrı çoktan devirdim ama seni hatırlayınca hala burnumun direği sızlıyor annem...
Üstüne titrenen, sülalenin tek oğlu bugünlerde çok üzgün.
Büyük oğlum Çağlayan da çok acele etti. Senin 37 yaşında göç ettiğin mekana torunun 32 yaşında taşındı.
Bayramlarımız gözü yaşlı, anneler, babalar günlerimiz de acıyla geçiyor be annem...
13 Mayıs Pazar, Anneler günü. Ebediyete intikal eden tüm annelere dualarımızı hediye ediyor, hayattakilerin ellerinden öpüyoruz.

Yazının Devamını Oku

Tek umudumuz TBMM Çevre Komisyonu’nda

TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonu üyeleri, Aliağa’da Çeşme’de İzmir’de incelemede bulundu.

TBMM Çevre Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Erol Kaya, “Çevre ile barışık çevreye saygılı bir kalkınmadan yanayız” dedi.
Ağzınıza sağlık Sayın Kaya.
Yalnız 12 AK Partili, 5 CHP’li, 1e MHP’li milletvekilden oluşan 18 üye de aynı görüşü paylaşmalı bence.
Çevre Komisyonu’nun AK Partili üyesi İzmir Milletvekili Aydın Şengül, Aliağa’da inceleme yaparken çevreden, sürdürülebilirlikten, sağlıktan bahsedip, “Denetimini yapmak koşuluyla, her türlü sanayi ve teknolojiyi getirebilirsiniz” demiş.
Hangi denetimden bahsediyorsunuz sayın vekillerim.
Horozgediği’ndeki hava kirliliğinden haberiniz var mı?
Çevre Komisyonu bölgedeki hava tabakasını oradan geçerken görmedi mi acaba?

Yazının Devamını Oku

Karbon ayak izini kimler örtüyor

GEÇEN hafta Türkiye büyük bir poyraz faciası yaşadı.

İstanbul’da, İzmir’de, Bodrum’da çatılar uçtu.
Deniz üstündekileri alabora etti, tekneleri fındık kabuğu gibi sahile fırlattı.
Teknoloji harikası Boğaz Köprüsü’nde bile trafik durdu.
Velhasılı hava koşulları yaşamı esir aldı.
İnsanoğlu bu olanlar karşısında maalesef aciz kaldı.
Peki durup dururken patlayan bu doğal afetler sizce kendi kendine mi oluyor?
Bozulan doğal dengenin, karbon salınımlarının, sera gazı etkilerinin bu faturada payı yok mu?

Yazının Devamını Oku

Direksiyonda telefonla konuşma, konuşturma

DÜNYANIN son teknoloji harikasını bilinçsiz kullanıp, görgüsüzlük yapıyoruz. Otomobil kullanırken bile cep telefonuyla laf yetiştirip ölüme davetiye çıkarıyoruz.

Sürücülere ve kolluk kuvvetlerine bir çağrımız var; “Direksiyonda telefonla konuşma, konuşturma. Masum insanları ecele kavuşturma...”
Medeniyet çok güzel.
Tabii adam gibi kullanılırsa.
Yakın geçmişte hasretliğini çektiğimiz eşimizi, dostumuzu artık karşımızda bulabiliyoruz.
Merak ettiklerimizi, cep telefonu denilen cihazla anında duyabiliyoruz.
Kıskanç sevgili isek eğer, tacizin daniskasını yapabiliyoruz.
“Nerdesin, kimlesin, şu an ne yapıyorsun?”

Yazının Devamını Oku

Boşa harcadığımız enerji refah seviyesini düşürüyor

“Türkiye’nin enerjisi boşa harcanıyor. Herkesin gözünün önündeki bu potansiyelden maalesef doğru dürüst yararlanılamıyor.

Çöpler şehrin rantıdır, o bile telef ediliyor.
Türkiye elinin altında kuzu gibi yatan enerjisini devreye alsa bütçe açığının çok büyük bölümü buradan karşılanır, şehirlerde toplu ulaşım bedavaya bile getirilebilir.
Türkiye’nin refah seviyesi biraz olsun yükseltilebilir.”

***

Bu konuşmayı geçen hafta gittiğim Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde yaptım. Prof. Dr. Levent Kırılmaz, “Öğrencilerimizin çevre bilincini artırmak için özel program uyguluyoruz. Dersimize katılır mısınız?” diye sordu. “Konu çevre ise, benim de bir çay kaşığının ucu kadar katkım olacaksa seve seve katılırım” dedim.
İyi ki katılmışım.
Eski Greenpeace gönüllüsü, şimdilerin öğretim üyesi, ‘Çevre’ dersinin yürütücüsü Yrd. Doç. M. Zeki Haznedaroğlu, bizi öğrencilerle buluşturdu. Her birinde ayrı konunun masaya yatırıldığı derslerde bize de “Enerji ve Şehir” bölümü düştü.

Yazının Devamını Oku

Alaçatı’nın molozları temizlendi

Buldum, ben buldum.

Şehrin ve yaşam alanlarımızını kirlilikleriyle mücadele etmenin yöntemini ben buldum.
Bir ay önce, Kutlu Aktaş İçme Suyu Barajı’nın kenarında inşaat atıklarını görünce, “Çeşme’nin Alaçatı’nın önünde molozlar var” diye yazmıştım.
O yazıdan sonra onlarca telefon ve elektronik ileti aldım.
Herkes yeni bir şikayet bildiriyordu.
Kimisi çöpten, sinekten, kimisi ottan böcekten dertliydi.
Ağaç katliamı yapanları, Karşıyaka Çarşısı’nın ortasını köpeğinin kirletmesine duyarsız kalanları şikayet ediyordu,
“Bunları yazın ki yöneticilerimiz duysun, görevliler uyansın” diyorlardı.

Yazının Devamını Oku

Karbon ayak izini kimler örtüyor

Şu günlerde tabiat ana uyandı.

Ağaçlar çiçeğe durdu, yaseminler miss gibi kokuyor bahçe kenarlarında.
Rengarenk çiçekleri toplayıp taç yapasım geliyor sevdiğimin başına.
Tabiat ana olanca cömertliğiyle sermiş güzelliğini insanoğlunun emrine.
Binbir çeşit ot bitmiş dağda bayırda, ovada çayırda.
“Et yerine ot ye, sağlıklı kal” diyor TV’lere çıkan uzmanlar.
Herkes birden bire doğal ürünlere yöneldi.
Neredeyse her sokak başında açılmaya başlandı ‘Eko gıda” marketleri.

Yazının Devamını Oku

Havadan para kazanalım

EKONOMİK kriz tüm dünyayı etkiledi.

Bazı ülkeler iflas etti.
Bu kriz insanların ahlakını bile bozdu maalesef...
Şirketler, kurum ve kuruluşlar, kökünden çürüyen selvi gibi yere devrilip boylu boyunca uzanıyor.
Biz ekonomi uzmanı değiliz..
Üstelik alevera-dalevera da bilmiyoruz.
Ahmet’in külahını Mehmet’e giydirme, yalap-şalap ilişkilerle ayakta kalma yöntemlerini öğretmedi bize hocalarımız.
Bizim işimiz gazetecilik.

Yazının Devamını Oku