Ulusalcı sol mu

BİR de ‘‘ulusalcı sol’’ garabeti çıktı. Zahir ‘‘milliyetçi’’ sözcüğünün sol tanımıyla kullanılmadığını hissetiklerinden, kelimeyi ‘‘arılaştırıp’’ ‘‘ulusalcı’’yı yumurtluyorlar.

Eğer cehaletiniz diz boyuysa, buyrun, kemal-i afiyetle yutun. Yarasın.

Ama bendeniz yaş tahtaya basmadığımdan ve biraz da siyaset felsefesi bildiğimden, ‘‘ayol sizin o ‘ulusalcı sol'unuza kitakse. Yesin onu ninesi’’ diye işi maytaba alıyorum.

Neresinden başlayayım ki?

* * *

İSTER ‘‘milliyetçilik’’ deyin, ister ‘‘ulusalcılık’’, hem söz konusu kavram, hem de ‘‘sol’’ deyimi Batı tarihiyle iç içedir. Bunların ikisi de asla kendi kökenlerinden kopartılamaz..

Ve, ‘‘sol’’u lugate sokan 1789 Devrimi’nden beri bu tanım ‘‘evrenselcilik’’le özdeşleşir.

Hümanizmanın ve ‘‘aydınlanma çağının’’ hamurunda ‘‘cihanşumullük’’ vardır.

Nitekim, Galata'daki Fransız Sefareti'nin ‘‘İhtilal-i Kebir’’ fikirlerini İmparatorluğa ulaştırabilmek için ‘‘hürriyet - müsavat - uhuvvet’’ şiarlı bildirileri Dersaadet'te tercüme; aynı şiarı da Rusya'dan Avusturya'ya dört bir yana empoze etmeye çalışmış Napolyon savaşlarına uzanın, en baştan itibaren, milliyetçi değil evrenselci misyon ağır basar.

Hatta, ‘‘uygarlaştırmak’’ yanılgısıyla, iş sömürgeciliği onaylamaya dek vardırılmıştır.

Öte yandan, ideolojiye dönüşen ve kurumsallaşan ‘‘sol’’ neden ‘‘Enternasyonal'le kurtulur insanlık’’ diyen Eugene Pottier marşını benimsemiştir?

Marşın o günden beri söyleniyor olması hedefin kalıcılığına dair sembol değil midir?

Zaten, sosyal demokrat şansölyenin AB'ye üye bir Türkiye'ye Alman ‘‘sağ’’ından çok daha sıcak bakıyor olması, yukarıdaki sol kültür ve geleneğin uzantısından soyutlanabilir mi?

Hadi bakalım, gösterin bana burada ‘‘milliyetçiliği’’ veya ‘‘ulusalcılığı’’?

* * *

AMA doğru, bizim kıtıpiyoz ‘‘ulusalcılar’’ın ağababaları yine de tarihte hep olmuştur.

‘‘Sol’’ gösterip ‘‘sağ’’ çakmış veya çakmaya yeltenmiş şarlatanlar ibadullahtır.

İlkin, Avrupa solu Büyük Jaures'in katlinin ertesi günü 1. Harp tuzağına düşmüştür.

On milyonların cesedi üzerinde sonradan özeleştiri yapmış olsa da artık faydası yok, o tarih affetmemiştir ve hezeyan dönemine‘‘sosyal şovenizm’’ damgasını vurmuştur.

Tıpkı, önce ‘‘en sol’’da saf tutmuş İtalyan bir Mussoli'ye veya aynı güzergahları izlemiş Belçikalı bir De Man ya da Fransız bir Laval'a ‘‘faşist’’ damgasını vurduğu gibi...

Yahut tıpkı, ‘‘burjuvaziye ölüm’’ diye bağıran ve gamalı haçın içine orak - çekiç koyan Hitler'ci ‘‘Nasyonal Sosyalist’’ partiye ‘‘nazi’’ damgasını vurduğu gibi...

Tarih, bunların hiçbirine ‘‘sol’’ demez. Tanımı bu kadar ayağa düşürmez.

Tarih bunlara ‘‘totaliter sağ’’, veya biraz basitleştirerek, kısaca ‘‘faşizm’’ der.

* * *

YİNELİYORUM, cehaleti diz boyu olanlar yutsun, ‘‘ulusalcı sol’’ diye bir şey yok!

Olmadı. Olmayacak. Maddenin tabiatına aykırı şeyler başkasında da, bizde de olamaz.

Dolayısıyla, ‘‘ulusalcı sol’’un gerçek adı, ‘‘hafif’’i (!) ‘‘nasyonal cumhuriyetçilik’’; aşırısı da ‘‘faşizm’’ olmak üzere, genelde ‘‘totaliter sağ’’dır. Tarihin vaftiz ettiği gibi.

‘‘Hafif’’le aşırı arasında ise ciddi fark mevcut değildir. Nüanslarda ayrışırlar, o kadar.

Ve bilelim ki, sahte ‘‘sol’’ yafta asan ve Türkiye'nin en gerici, en otoritarist ve en şoven şamatacılarını devşirmeye çalışan bu ‘‘totaliter şağ’’ mihrakın hiçbir geleceği yoktur.

Su iki defa akmaz, tarih tekerrür etmez, ölüler doğmaz.

Şimdi bahsi kapatalım ve hem günaha girer, hem vakit kaybederiz, değmez; ‘‘ulusalcı sol’’ un mezarı başında fatiha falan okumadan, evrenselci yolumuza devam edelim.
Yazarın Tüm Yazıları