GeriTekin ARAL Ufak ufak Yılbaşı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ufak ufak Yılbaşı

Tekin ARAL

Ufak ufak yeni yıla giriyoruz... Meraklanmayın şimdi gene size, o kırk yıldır yaptığımız, ‘‘Biz mi yeni yıla giriyoruz, yoksa yeni yıl mı bize giriyor?..’’ esprisini yapacak değilim... Zira artık ülkede kimin nereye girip çıktığı öylesine belli değil ki, bizim o kırk yıldır üzerine titreyip gözümüz gibi baktığımız ve her yılbaşı yaptığımız o esprinin de hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmadı...

Ben bir süreden beri, onca yıldır yaşadığım Kadıköy yakasından bir operasyon sonucu ite kaka götürüldüğüm Etiler'de oturuyorum...

Bu yazıyı yazmadan önce şöyle bir Etiler ve civarını dolanıp Yılbaşı durumlarına bakayım dedim...

Etiler havalisi, Akmerkez önü ve içi itibariyle bu yıl Noelbaba rekoltesi hayli düşük...

Yani rekolte derken demek istediğim, örneğin geçtiğimiz yıl aynı havalide önünüze çıkan her on kişiden altısı Noelbaba yok... Şu an Noelbaba sayısı makul seviyeye inmiş durumda...

Tepedeki baş ‘‘Baba’’ ve de memlekette peydahlanan onca ‘‘Baba’’dan sonra bizim Noelbaba'nın boynunu kırıp, ortalıktan elçekmesi de doğal tabi...

Akmerkez gene tıklım tıklım ve de üst üste bir durum vaziyetinde...

Memleketin sıkıntılı, vatandaşın zor durumda olduğuna ilişkin bir alay rivayet var ama, siz onlara inanmayın...

Burası Türkiye, yok öyle!..

Bu Akmerkez'deki dükkanlarda gene kör tuttuğu ceketi, pantolonu vs.'yi öpüyor... Aynı bluzu, aynı etekliği beğenip birbirinin elinden çekiştiren hanımlar arasında resmen kavgalar bile çıkıyor...

Ama şimdi herkes alınmasın tabi...

Ben sizlere ‘‘Akmerkez Vatandaşları’’ndan söz ediyorum... Bu Akmerkez zaten şekli şemalinden de anlaşılıyor; ayrı bir Gezegen... Tabi o gezegenin de kendi vatandaşları var...

GÖRMEMİŞİN ÇAM AĞACI

Ben yılbaşları evde ışıklandırılmış küçücük de olsa bir çam ağacından müthiş keyif alıyorum... Beni gelecek yeni yıl adına umutlandırıyor, yüreklendiriyor... Bu ağacın ille de gerçek bir çam ağacı olması da gerekmiyor...

Yıllar önce eşim İnci, ışık sistemi de içinde olan plastik ve de portatif bir çam ağacı almıştı... Yıllarca onunla çok keyifle yılbaşı'ları geçirdik...

Etiler ve civarında dolanırken koca saksılar içinde satılan boy boy bu yılbaşı çamlarına da rastladım...

Bu yılbaşı çamı deyince benim aklıma hep bir arkadaşımın anlattığı olay gelir... Yahu tabi şimdi olur mu böyle şey?.. Demeyin... Ben de arkadaşımın yalancısıyım...

Tanıdığı çok zengin bir zat evine yılbaşı için öyle büyük bir çam ağacı almış ki; Yılbaşı partisinin bir yerinde ağacın içinden, bir süre önce kış uykusuna yatan, gürültüye uyanan ayı çıkmış...

Biliyorsunuz yılbaşını simgeleyen en önemli şeylerden biri de Hindi...

Şu ara gazeteler, dergiler, olur da giderseniz yılbaşında hangi otel ya da restoranda kaç paraya söküleceğinizi yazıyorlar...

Ve de bu mekanların binbir çeşitten oluşan menülerini yayımlıyorlar...

Bu menülerin baş yemeği de her zaman olduğu gibi ‘‘Hindi Dolması’’...

Yılbaşları'nın baş yemeği Hindi Dolması'nın tabi bir alay tarifi var... Ama gelin ben size çok değişik ve ilginç bir tarif vereyim...

HİNDİ NASIL DOLDURULUR

Bu tarif bir ahçıbaşının değil, yıllar önce yitirdiğimiz bir mizahçıbaşının, İsmet Çelik'in tarifi...

Önce şöyle semiz bir hindi alınır... Tüyleri yolunmuş olan hindinin kulağına eğilinip, ‘‘Senin için inbe diyorlar... Ayrıca hatun falan da satıyormuşsun...’’ deyip hindi iyice doldurulur...

Dolduruşa gelip iyice dolan hindi hemen fırına verilir...'' Nasıl tarif ama?..

Biliyorsunuz yılbaşı geceleri verilen bir ‘‘Sarhoşum Gel’’ servisi var...

Yani kafayı biraz fazla bulmuşsanız televizyonlarda da yayımlanan numaralara, ‘‘Sarhoşum gel’’ diyorsunuz... Görevli ekipten bir polis arkadaş geliyor, arabanızı kullanarak sizi evinize götürüyor... Bu iş yıllardır her yılbaşı uygulanır da, benim bu işe bir türlü kafam basmaz...

Lan herif sarhoş... Tut ki de nasıl beceriyorsa o numarayı çeviriyor... Ve de ‘‘Sarşçhooşmuş giljj hoşurttjj...’’ gibi bir alay söz söylüyor... O polis arkadaşlar o herifi nasıl buluyorlar ki?..

Ama bu ‘‘Sarhoşum Gel’’ uygulamasıyla ilgili gerçekten olmuş bir olay var ki, tam anlatmalık...

Adı lazım değil, bir arkadaşımız bir yılbaşı gecesi kafayı tutturuyor... Yanındaki karısı da sarhoş... O ‘‘Sarhoşum Gel’’ servisini arıyorlar...

Jilet gibi bir polis arkadaş geliyor... O bizim arkadaşın Mercedes'inin direksiyonuna geçiyor sonra da arabayı yıldırım gibi sürüp bizimkilerin evine değil de başka bir yere gidiyor...

X

Savaşma Yarış

Çarkıfelek'in canlı yayıma başlamasıyla, televizyonlarda Benim yarışmam senin yarışmanı döver!.. Yüzyıl Savaşları da başladı...Zaman zaman yazar çizer takımının da müdahil avukat olarak karıştığı yarışmalararası bu tu kaka'lamacaya hiç gerek yok aslında...Programını ekrana kim iyi koyuyor, hangi sunucu hangi yarışmayı daha iyi sunup izleyicinin ilgisini çekiyorsa, parsayı da o toplar... Bu işin kuralı bu...Yoksa bu anlamsız rekabetler, kanallara hele de şu ortamda zarar verir...Zaten, eskiden vapurlardaki satıcıların yaptığı gibi, ‘‘Bir kutu çengelli iğne, üstüne bir Avrupa seyahati ve bilmemkaç milyar, bir araba, onun da üstüne ayrıca bir de tarak...’’ muhabbeti başladı bile...HÜZÜNLÜ GİDAJTürk Sineması'nın gelip geçmiş en önemli yıldızlarından Öztürk Serengil'i yitirdik...TRT dışında televizyonların tamamı bu konuda gene adam gibi bir program yapmadılar, işi eldeki eski üç-beş hastane görüntüsü ve Öztürk'ün filmlerinden bazı makaslamalarla geçiştirdiler...Oysa filmleri, yazdığı anıları, dostlarıyla söyleşiler vs. bir araya getirilir, Öztürk'le ilgili bir küçük belgesel bile yapılır aslında... Neyse bakarsın bir gün biri çıkar yapar...Rahmetli Öztürk'ün ekrana çıktığı, herkesi gülmekten yerlere yatırdığı son program, iki yıl önce TRT'de yayımlanmış ‘‘Mizah Yolcuları’’ adlı programdır...Öztürk'ün yaşamını anlattığı bu çok gırgır ve ilginç programı umarım TRT tekrar ekrana getirir...SIRAYLAGeçen akşam NTV'de dinledim...Washington Post gazetesi, basketbolu bırakma kararı alan Michael Jordan'a neredeyse koca bir sayfayı ayırırken, Türkiye'de hükümeti kuran Ecevit'e aynı sayfada tek sütun yer vermiş...Canım durun bakalım...Ecevit de politikayı bıraksın, bakarsınız aynı gazete iki sayfa yer verir...RAMAZAN ÖZELAtv'de her akşamüstü Erhan Yazıcıoğlu'nun yönetip sunduğu ‘‘Ramazan Özel’’ adlı bir program var...Erhan çeşitli alanlarda ünlüleri konuk edip onlarla söyleşiyor... Ayrıca program içinde Erhan'ın ekrana getirdiği bir de ‘‘İçimizden Biri’’ bölümü var...Erhan bu bölümde çok başarılı... Ama kim yazıyor bilmiyorum, bu bölümün esprileri pek başarılı değil onu da bu arada belirteyim...Programın bir ilginç bölümü de, Erhan Yazıcıoğlu konuklarından izleyicilere ‘‘sahur menüleri’’ önermelerini istiyor...Ve çoğu günlerini sakarin, grissini vs. diyet ıvır zıvırıyla geçiren özellikle biz kuşak arkadaşlar, oturup en ballı böreklisinden sekizer çeşit Osmanlı yemeği öneriyorlar ki, bu da çok gırgır oluyor...Yazıcıoğlu'nun geçen günkü program konuklarından biri bizim sevgili katil Aykut Oray'dı...Katil Aykut programın bir yerinde, Erhan'ın da ısrarıyla kalkıp rahmetli besteci ve tanburi Selahattin Pınar'ın ‘‘Bir Bahar Akşamı’’ şarkısını katletti, yani söyledi...Ve o ara merhum Selahattin Pınar mezarından fırlayacak, bu kez de o Aykut'un katili olacak diye ödüm koptu...Ama Allah'ı var; Aykut şarkının o ‘‘Daha önceleri neredeydiniz?..’’ bölümünü çok güzel okudu... Lan Aykut sende böyle ses vardı da ‘‘Daha önceleri neredeydin?..’’
Yazının Devamını Oku

Savaşma Yarış

Çarkıfelek'in canlı yayıma başlamasıyla, televizyonlarda Benim yarışmam senin yarışmanı döver!.. Yüzyıl Savaşları da başladı...Zaman zaman yazar çizer takımının da müdahil avukat olarak karıştığı yarışmalararası bu tu kaka'lamacaya hiç gerek yok aslında...Programını ekrana kim iyi koyuyor, hangi sunucu hangi yarışmayı daha iyi sunup izleyicinin ilgisini çekiyorsa, parsayı da o toplar... Bu işin kuralı bu...Yoksa bu anlamsız rekabetler, kanallara hele de şu ortamda zarar verir...Zaten, eskiden vapurlardaki satıcıların yaptığı gibi, ‘‘Bir kutu çengelli iğne, üstüne bir Avrupa seyahati ve bilmemkaç milyar, bir araba, onun da üstüne ayrıca bir de tarak...’’ muhabbeti başladı bile...HÜZÜNLÜ GİDAJTürk Sineması'nın gelip geçmiş en önemli yıldızlarından Öztürk Serengil'i yitirdik...TRT dışında televizyonların tamamı bu konuda gene adam gibi bir program yapmadılar, işi eldeki eski üç-beş hastane görüntüsü ve Öztürk'ün filmlerinden bazı makaslamalarla geçiştirdiler...Oysa filmleri, yazdığı anıları, dostlarıyla söyleşiler vs. bir araya getirilir, Öztürk'le ilgili bir küçük belgesel bile yapılır aslında... Neyse bakarsın bir gün biri çıkar yapar...Rahmetli Öztürk'ün ekrana çıktığı, herkesi gülmekten yerlere yatırdığı son program, iki yıl önce TRT'de yayımlanmış ‘‘Mizah Yolcuları’’ adlı programdır...Öztürk'ün yaşamını anlattığı bu çok gırgır ve ilginç programı umarım TRT tekrar ekrana getirir...SIRAYLAGeçen akşam NTV'de dinledim...Washington Post gazetesi, basketbolu bırakma kararı alan Michael Jordan'a neredeyse koca bir sayfayı ayırırken, Türkiye'de hükümeti kuran Ecevit'e aynı sayfada tek sütun yer vermiş...Canım durun bakalım...Ecevit de politikayı bıraksın, bakarsınız aynı gazete iki sayfa yer verir...RAMAZAN ÖZELAtv'de her akşamüstü Erhan Yazıcıoğlu'nun yönetip sunduğu ‘‘Ramazan Özel’’ adlı bir program var...Erhan çeşitli alanlarda ünlüleri konuk edip onlarla söyleşiyor... Ayrıca program içinde Erhan'ın ekrana getirdiği bir de ‘‘İçimizden Biri’’ bölümü var...Erhan bu bölümde çok başarılı... Ama kim yazıyor bilmiyorum, bu bölümün esprileri pek başarılı değil onu da bu arada belirteyim...Programın bir ilginç bölümü de, Erhan Yazıcıoğlu konuklarından izleyicilere ‘‘sahur menüleri’’ önermelerini istiyor...Ve çoğu günlerini sakarin, grissini vs. diyet ıvır zıvırıyla geçiren özellikle biz kuşak arkadaşlar, oturup en ballı böreklisinden sekizer çeşit Osmanlı yemeği öneriyorlar ki, bu da çok gırgır oluyor...Yazıcıoğlu'nun geçen günkü program konuklarından biri bizim sevgili katil Aykut Oray'dı...Katil Aykut programın bir yerinde, Erhan'ın da ısrarıyla kalkıp rahmetli besteci ve tanburi Selahattin Pınar'ın ‘‘Bir Bahar Akşamı’’ şarkısını katletti, yani söyledi...Ve o ara merhum Selahattin Pınar mezarından fırlayacak, bu kez de o Aykut'un katili olacak diye ödüm koptu...Ama Allah'ı var; Aykut şarkının o ‘‘Daha önceleri neredeydiniz?..’’ bölümünü çok güzel okudu... Lan Aykut sende böyle ses vardı da ‘‘Daha önceleri neredeydin?..’’
Yazının Devamını Oku

En büyük futbol

Geçtiğimiz cumartesi gecesi Savaş Ay'ın yeni kanalı TGRT'de, konusunu ‘‘Spor Yazarlığı’’nın, konuklarını da spor yazarlarının oluşturduğu ilk ‘‘A Takımı’’ programı vardı... Gecenin geç saatlerinde aldığımız ‘‘A Takımı’’ gece vardiyasını sabahın ilk ışıklarında teslim ettik...Programın sonunda Savaş her ne kadar, ‘‘Gerçekten çok centilmence bir tartışma oldu...’’ falan dediyse de, durumun vaziyeti pek öyle değildi... Herkes kurdunu döktü, koşullar elverdiğince birbirine giydirdiği kadar da giydirdi...Programın oybirliğiyle saptanan ‘‘asılacak adam’’ı daha baştan belli oldu ki, Erman Toroğlu'dur...Erman'a en büyük salvo ise programa, (herhalde son bant modasına uymak için olacak) dışardan bantla müdahil spor yazarı olarak katılan Hıncal Uluç'tan geldi...Bu arada şunu da söyleyeyim; program duyurularında programa Hıncal'ın da katılacağını öğrendiğimde heyecan ve keyif duydum... Programa bantla katılacağı aklıma bile gelmedi...Zira Hıncal'ın ‘‘Spor Bab-ı Ali'si’’ ile ilgili onca eleştiri yazısı, Erman'la bildiğiniz af buyursunlar didişmeleri hele de Mafya'nın Türk futbolunun içine girme konusunda savaşı vardı...Sevgili Hıncal programa neden katılmadı anlamadım...Gerekçesini tabi o bilir...Neyse Hıncal'dan sonra stüdyoda bulunan spor, daha doğrusu futbol yazarı arkadaşlar da Erman'a karşı sağlı sollu ataklara başladılar...Ve futbolculuğunda bir savunma oyuncusu olan Erman'da, bazen gerçekten iyi savunma yaparak, sıkıştığında topu taca atarak, ama önemlisi faul yapmayarak kendini elden geldiğince savundu... Valla onca eleştiri yanında, aldığı desteklerle bence tartışmadan hafif tertip zaferle bile çıktı...Zaten onca saat sonunda şu da kesin anlaşılamadı ki:Spor Basını, televizyonlarda hakemlerin eleştirilmesine mi karşıdır?..Yoksa bu işi yapan Erman Toroğlu'na mı karşıdır?..Neyse bu neye karşı olunduğu durumu umarım tez zamanda açıklığa kavuşur...O geceki tartışmanın bir önemli konusu da, eski futbolcuların spor yazarlığı yapmaları daha onların yazılarını başkalarının yazmaları konusuydu...Bu konuda söyleyeceğim, bana bizim Spor Müdürü Nezih Alkış'ın aktardığı, sevgili dostum Namık Sevik'in ona söylediği bir sözdür...Nezih, Milliyet yıllarında birgün Namık abiye gidip futboldan gelme yazarlar için ‘‘Abi bu arkadaşlar yazı yazamıyorlar...’’ demiş...Namık abi de ona, ‘‘Yahu yazamazlarsa yazamazlar... Pastayı biz yapacağız... Onlar pastanın kremaları’’ demiş...O gece bu ‘‘eski futbolcu yazarlar’’ konusunda en doğru sözü, artık eski bir futbolcu değil, yazarlık konusunda eski olmaya başlayan Turgay Şeren söyledi.Turgay, futbolu bırakan ünlü futbolcuların durduk oturduk yerde bu işte talip olmadıklarını, gazetelerin reyting adına bu kişilere talip olduklarından sözetti...Bu konuda aslında büyük görev benimde otuz yıldır üyesi olduğum Türkiye Spor Yazarları Derneği'ne düşer... Tek tabanca odur...Ama ben de bu arada şunu söyleyeyim... Bu eski futbolcu arkadaşların yazılarının çoğunu spor yazarları arkadaşlarımız yazıyormuş, tamam da...Be kardeşim öyle spor yazarları (!), okunduğunda yazısından bir halt anlaşılmayan öyle üstad spor kalemleri var ki, onların yazılarını da eski futbolcular yazsa keşke...İnanın bir bakıma durum da bu...KabusTelevizyonlarımızın, bilumum medyamızın iteklemesiyle şu son hafta, vatandaşın kafayı yeme konusu:Hakan Juventus'a gidecek o trilyonları alacak mı?Sayısal Loto'dan o para yoksa bana mı çıkacak?..Hükümet kurulacak mı?.. Kumlacaksa ne zaman kurulacak?.. Bizim de haberimiz olacak mı vs. konusuydu...Bu konular son günlerde artık vatandaşın rüyasına girmeye başladı...Yahu Allahaşkına n'olacaksa olsun da bu millet artık geceyarısı kabuslarından kurtulsun...(Loto'da durum belli oldu şükür...)Yahu şu milleti, bir yolunu bulup artık rahat uyutun be!..Bölücübaşı (!)Televizyonlarda katil Apo için sürekli Bölücübaşı diye abuk bir tanımlama kullanılıyor...Bu deyişi üstünzekalı biri bulmuş, göründüğü kadarıyla diğer bir alay üstünzekalı da mal bulmuş mağribi gibi bu lafa atlamış, televizyonda bu sözü kullanıyorlar...Yahu Bölücübaşı ne demek?.. Sanki Ahçıbaşı, çocukluğumuzda oynadığımız ‘‘Aç kapıyı Bezirganbaşı’’ oyunundaki Bezirganbaşı gibi birşey...Biraz da ilkokulda bizi öğretmene şikayet eden arkadaşımıza ‘‘müzevircibaşı’’ dememize benziyor... Bu da herifin kişiliğini yumuşatıyor... Adına ‘‘Apo’’ deyin yeter... O kendini tanımlıyor zaten...
Yazının Devamını Oku

UMUDUMUZ ZABITA

Pisliğin artık dizde değil, gırtlakboyu olduğu ülkemizde tek tesellimiz sağolsunlar belediye zabıta ekipleri...Temiz toplum adına kimsenin bir şey yaptığı yok ama, onlar hiç değilse temiz lokanta, temiz fırın adına çaba sarfedip, bu tip yerlere baskınlar düzenliyor, halk sağlığıyla oynayanları cezalandırıyorlar...N'apalım, yıllardır toplumun kafa sağlığıyla oynayıp toplumu çıldırtanlara, politikacısına, sömürücüsüne, çetesine, üçkağıtçısına bir şey yapamıyoruz... Hiç değilse fırıncıyla, lokantacıyla teselli bulalım...Bu arada televizyonlara da iki çift sözümüz var...İşini insan sağlığına zarar verecek biçimde yapan bu tip yerlere yapılan baskınlar tabii ki haber... Üstelik ilgililerin bu çabaları halkı mutlu da ediyor...Ama çoğu iğrenç görüntülerden oluşan bu baskın sahneleri, ekranda o kadar uzun gösterilip, o kadar tekrarlanıyor ki, insanın içi kalkıyor... Böylece o fırın ya da fırın kadar televizyonu da halka zarar vermiş oluyor...Ramazan'ın bir gün öncesi bir pide fırınına yapılan bir baskın ve ekranda bir görüntüler vardı, ondan sonra gel de pide ye yiyebilirsen!..NURSELİEpeydir ekranlardan uzak kalan Nuseli İdiz ‘Kanal 6’da ‘İşte Hayat’ programıyla yeniden ekrana döndü... Önce İdiz’e hoşgeldin, şükür görüştürene diyelim...‘İşte Hayat’ biraz haber, çokça magazin, sokak söyleşileri vs. den oluşan bir program...Nurseli, eğitimi, televizyon deneyimi ile inanırım ki bu programda başarılı olacaktır...Ama program, izlediğim 22 Aralık günü öyle bir falso yaptı ki, tam adam çıldırtmalık...Programın magazin bölümünde, bir viski firmasının barmenler arasında açtığı bir beceri yarışması ekrana getirildi... Ve görüntüler ekrandayken de Nurseli arkadan, ‘Bu yarışma Ramazan’dan önce yapılmıştır sevgili seyirciler...’ diye yırtınmaya, üstüste anonslar yapmaya başladı...Ne kadar ayıp... Bir içki firması Ramazan’da böyle bir yarışma yapamaz mı..?Herkesin sevabı da, günahsa günahı da kendine...Sen Ramazan’la böyle bir yarışmayı, şovu bağdaştıramıyorsan o zaman neden getiriyorsun ki ekranına...Sonra komik bir şey oldu...Hemen arkadan, ‘Selülit’ konusuyla karışık, anadan yarı üryan bir alay manken, cıbıl göğüsler, popolar getirildi ekrana...ACILARIN SİBEL'İSibel ekranlarda gene baş haber...Sibel Can'ın başı bir türlü dertten kurtulmuyor... Ee, neylersiniz büyük göğüsün, pardon büyük başın derdi de büyük oluyor...Bildiğiniz gibi bir süre önce gözaltına alınıp DGM'de sorgulanan, daha sonra da ekranlarda gözyaşları içinde izlediğimiz Sibel Can'ın bu defa da başı Maliye ile dertte...Maliye uzmanlarının yaptıkları araştırma sonucu ortaya çıkardıklarına göre, Sibel Can konser ücretini 150 milyon lira olarak gösteriyormuş...Şu karga sesime karşın ola da bana bir konser teklif etseler ben bile 1 milyardan aşağı şerefsizim çıkmam...Gene Maliye uzmanlarının yaptığı saptamaya göre Sibel Can sadece kendi, eşi, çocuklar, annesi vs. dışında şirketiyle ilgisi olmayan, hayatında yurt dışına çıkmamış birçok yakınını da yurtdışına çıkmış gibi gösterip, masraflarını şirketinde gider olarak gösteriyormuş...Ve Sibel'in şirketinin muhasebe kayıtlarında birçok ‘‘naylon fatura’’ kullandığı belgelenmiş...Aslında şaşılacak bir şey yok...Sanatçı(!)'nın kendisi naylon olunca, faturasının da naylon olması doğal...Bunları, şu gariban ülkede göz süzüp gerdan kırarak, bir göbek iki şarkıyla köşe olan bir genç hanım arkadaşı kınamak için yazmadım... O ‘‘bu düzenin’’ eğlence sektörünü temsil ediyor...Ve de o kiminle ‘‘dans ettiğini’’ iyi biliyor...Bence artık bu toplumun da kimlerle dans ettiğini bilmesinin çoktan zamanı geldi de geçti bile... Benim anlatmak istediğim bu...
Yazının Devamını Oku

UMUDUMUZ ZABITA

Pisliğin artık dizde değil, gırtlakboyu olduğu ülkemizde tek tesellimiz sağolsunlar belediye zabıta ekipleri...Temiz toplum adına kimsenin bir şey yaptığı yok ama, onlar hiç değilse temiz lokanta, temiz fırın adına çaba sarfedip, bu tip yerlere baskınlar düzenliyor, halk sağlığıyla oynayanları cezalandırıyorlar...N'apalım, yıllardır toplumun kafa sağlığıyla oynayıp toplumu çıldırtanlara, politikacısına, sömürücüsüne, çetesine, üçkağıtçısına bir şey yapamıyoruz... Hiç değilse fırıncıyla, lokantacıyla teselli bulalım...Bu arada televizyonlara da iki çift sözümüz var...İşini insan sağlığına zarar verecek biçimde yapan bu tip yerlere yapılan baskınlar tabii ki haber... Üstelik ilgililerin bu çabaları halkı mutlu da ediyor...Ama çoğu iğrenç görüntülerden oluşan bu baskın sahneleri, ekranda o kadar uzun gösterilip, o kadar tekrarlanıyor ki, insanın içi kalkıyor... Böylece o fırın ya da fırın kadar televizyonu da halka zarar vermiş oluyor...Ramazan'ın bir gün öncesi bir pide fırınına yapılan bir baskın ve ekranda bir görüntüler vardı, ondan sonra gel de pide ye yiyebilirsen!..NURSELİEpeydir ekranlardan uzak kalan Nuseli İdiz ‘Kanal 6’da ‘İşte Hayat’ programıyla yeniden ekrana döndü... Önce İdiz’e hoşgeldin, şükür görüştürene diyelim...‘İşte Hayat’ biraz haber, çokça magazin, sokak söyleşileri vs. den oluşan bir program...Nurseli, eğitimi, televizyon deneyimi ile inanırım ki bu programda başarılı olacaktır...Ama program, izlediğim 22 Aralık günü öyle bir falso yaptı ki, tam adam çıldırtmalık...Programın magazin bölümünde, bir viski firmasının barmenler arasında açtığı bir beceri yarışması ekrana getirildi... Ve görüntüler ekrandayken de Nurseli arkadan, ‘Bu yarışma Ramazan’dan önce yapılmıştır sevgili seyirciler...’ diye yırtınmaya, üstüste anonslar yapmaya başladı...Ne kadar ayıp... Bir içki firması Ramazan’da böyle bir yarışma yapamaz mı..?Herkesin sevabı da, günahsa günahı da kendine...Sen Ramazan’la böyle bir yarışmayı, şovu bağdaştıramıyorsan o zaman neden getiriyorsun ki ekranına...Sonra komik bir şey oldu...Hemen arkadan, ‘Selülit’ konusuyla karışık, anadan yarı üryan bir alay manken, cıbıl göğüsler, popolar getirildi ekrana...ACILARIN SİBEL'İSibel ekranlarda gene baş haber...Sibel Can'ın başı bir türlü dertten kurtulmuyor... Ee, neylersiniz büyük göğüsün, pardon büyük başın derdi de büyük oluyor...Bildiğiniz gibi bir süre önce gözaltına alınıp DGM'de sorgulanan, daha sonra da ekranlarda gözyaşları içinde izlediğimiz Sibel Can'ın bu defa da başı Maliye ile dertte...Maliye uzmanlarının yaptıkları araştırma sonucu ortaya çıkardıklarına göre, Sibel Can konser ücretini 150 milyon lira olarak gösteriyormuş...Şu karga sesime karşın ola da bana bir konser teklif etseler ben bile 1 milyardan aşağı şerefsizim çıkmam...Gene Maliye uzmanlarının yaptığı saptamaya göre Sibel Can sadece kendi, eşi, çocuklar, annesi vs. dışında şirketiyle ilgisi olmayan, hayatında yurt dışına çıkmamış birçok yakınını da yurtdışına çıkmış gibi gösterip, masraflarını şirketinde gider olarak gösteriyormuş...Ve Sibel'in şirketinin muhasebe kayıtlarında birçok ‘‘naylon fatura’’ kullandığı belgelenmiş...Aslında şaşılacak bir şey yok...Sanatçı(!)'nın kendisi naylon olunca, faturasının da naylon olması doğal...Bunları, şu gariban ülkede göz süzüp gerdan kırarak, bir göbek iki şarkıyla köşe olan bir genç hanım arkadaşı kınamak için yazmadım... O ‘‘bu düzenin’’ eğlence sektörünü temsil ediyor...Ve de o kiminle ‘‘dans ettiğini’’ iyi biliyor...Bence artık bu toplumun da kimlerle dans ettiğini bilmesinin çoktan zamanı geldi de geçti bile... Benim anlatmak istediğim bu...
Yazının Devamını Oku

Taş bitti dizi paydos

Ekonomik krizden sonunda televizyon kanalları da nasibini aldı... Aralarında Bizimkiler, İkinci Bahar, Ferhunde Hanımlar, Sıcak Saatler, İmparator, Yıkılmadım vs. gibi ünlü dizilerin de bulunduğu birçok dizi ve program yayımdan kaldırıldı...Bunda krizin, özellikle de reklam gelirlerinin azalmasının tabii etkisi var...Ama televizyon kanallarının hiç mi suçu yok?.. Bugünler o kadar net görünüyordu ki...Sen kalkıp reyting ve de kolay televizyonculuk adına İbo'su, Onur'u falanı filanı dokuzbuçuk yaşındaki çocuklara milyon dolarlar verecek, o tiz yanık sesleriyle arabesk çığıran sanatçı (!) arkadaşlara, ‘‘talk show’’du, ‘‘dizi’’ydi trilyonlar kaptıracaksın...Sonra da en ufak bir ekonomik çalkantıda sudan çıkmış balığa döneceksin...Mahsun dizisinde ‘‘Yıkılmadım’’ diyor... Dizi başına o kadar milyarı alırsan tabii yıkılmazsın... Ama sonra yıkılan televizyon kanalı oluyor...Benim bu işte en bozulduğum şey, öyle ya da böyle yüzlerce kişinin ekmek yediği dizilerin ekranlardan kovalanmaları... Televizyonların olan biten bunca şeye rağmen, hala o tiz sesli arabeskçi arkadaşların ‘‘show‘‘undan, dizilerinden o bol göğüs ve koltukaltı dekolteli hanımların popo kıvırarak yaptığı ‘‘show’’larından medet ummaları...N'apalım, kendi düşen ağlamaz...O HÜKÜMETİ BAŞINIZA ÇALIN!Şu ara Ankara'da haldır haldır ‘‘Hükümet’’ kurma çalışmaları sürüyor...Ve inanın tüm bu koşuşturmaların, ülkeyle, ülke insanıyla, ülke sorunlarıyla hiç ilgisi yok...Bu çaba, profesyonel politikacıların ‘‘Yeni seçime kadar da olsa, popomu bir süre daha nasıl koltuğa koyarım’’ın çabası...Sanırım televizyonlarda sizler de gördünüz...Başbakan'ın konvoyunu izleyen Kanal 9 otosu kaza geçiriyor...Selcen Yolcu adlı genç gazeteci arkadaş, ağır şekilde yaralanıyor...Ve Selcen'i yakındaki Kartal Devlet Hastanesi'ne yetiştiriyorlar...Hastanede doktor yok... Selcen'in arkadaşları ‘‘Doktor yok mu burada?..’’ diye bağırıp, koşuşturuyorlar... Ve hastanede Selcen'e yapılan müdahale sanki tavan akıyormuş gibi, başından, ağzından, burnundan akan kanlar yeri kirletmesin diye altına bir plastik kova koymak...Bu hastanenin adı da Devlet Hastanesi...Bu Devlet'in çoktan pijamalarını giyip evinin bahçesini sulayacak yaşa gelmiş, hasbelkader bir Sağlık Bakanı var... Bilmem bu anlattıklarımı televizyonda izledi mi?Ve bu arada Süleyman beye de bir çift sözüm var...Sen bırak ‘‘Devlet Sanatçısı’’ falan filan işlerini de, Devlet'in hastanelerine, polisine, bankalarına vs.'ye bak...HASTANEDEN YENİ ÇIKTIM GÜNER BEYAtv'de Güner Ümit'in gerçekten başarıyla sunduğu ‘‘Turnike’’ programı, yarışma özelliğini tamamen yitirdi, o güzel kızları, ünlü konuklarıyla bir show ve de hani gereksinim içindeki bazı kişiler için yapılan yardım geceleri programları vardır... İşte öyle bir programa dönüştü...Yoksula yardım etmek tabii kutsal bir şeydir ama, ‘‘iş başka, alışveriş başka’’ diye de bir söz vardır...Yarışma heyecan işidir... Güner'in programında da tüm ekran başındakilerin merakı, programa o telefonla katılan kişinin doğru numaraları bulup bulamayacağıdır...Ama ‘‘Hastaneden yeni çıktım abi...’’, ‘‘Bu parayla çocuğumu okutacağım...’’, ‘‘N'olur yardım edin Güner bey, evim ipotekte...’’ ve bazı muhabbetlerden sonra anlaşılmaktadır ki, Güner Ümit bir yolunu bulup o parayı onlara verecektir...İhtiyaç içindeki insanlara yardım etmek tabii çok güzel bir şeydir... Ama, bence Güner ille de böyle bir şey yapmak istiyorsa bu tip kişilere özel olarak yardım etsin... Daha önce de yazmıştım, programı bu ‘‘yalvar yakar’’ çirkinliğinden kurtarsın...
Yazının Devamını Oku

Taş bitti dizi paydos

Ekonomik krizden sonunda televizyon kanalları da nasibini aldı... Aralarında Bizimkiler, İkinci Bahar, Ferhunde Hanımlar, Sıcak Saatler, İmparator, Yıkılmadım vs. gibi ünlü dizilerin de bulunduğu birçok dizi ve program yayımdan kaldırıldı...Bunda krizin, özellikle de reklam gelirlerinin azalmasının tabii etkisi var...Ama televizyon kanallarının hiç mi suçu yok?.. Bugünler o kadar net görünüyordu ki...Sen kalkıp reyting ve de kolay televizyonculuk adına İbo'su, Onur'u falanı filanı dokuzbuçuk yaşındaki çocuklara milyon dolarlar verecek, o tiz yanık sesleriyle arabesk çığıran sanatçı (!) arkadaşlara, ‘‘talk show’’du, ‘‘dizi’’ydi trilyonlar kaptıracaksın...Sonra da en ufak bir ekonomik çalkantıda sudan çıkmış balığa döneceksin...Mahsun dizisinde ‘‘Yıkılmadım’’ diyor... Dizi başına o kadar milyarı alırsan tabii yıkılmazsın... Ama sonra yıkılan televizyon kanalı oluyor...Benim bu işte en bozulduğum şey, öyle ya da böyle yüzlerce kişinin ekmek yediği dizilerin ekranlardan kovalanmaları... Televizyonların olan biten bunca şeye rağmen, hala o tiz sesli arabeskçi arkadaşların ‘‘show‘‘undan, dizilerinden o bol göğüs ve koltukaltı dekolteli hanımların popo kıvırarak yaptığı ‘‘show’’larından medet ummaları...N'apalım, kendi düşen ağlamaz...O HÜKÜMETİ BAŞINIZA ÇALIN!Şu ara Ankara'da haldır haldır ‘‘Hükümet’’ kurma çalışmaları sürüyor...Ve inanın tüm bu koşuşturmaların, ülkeyle, ülke insanıyla, ülke sorunlarıyla hiç ilgisi yok...Bu çaba, profesyonel politikacıların ‘‘Yeni seçime kadar da olsa, popomu bir süre daha nasıl koltuğa koyarım’’ın çabası...Sanırım televizyonlarda sizler de gördünüz...Başbakan'ın konvoyunu izleyen Kanal 9 otosu kaza geçiriyor...Selcen Yolcu adlı genç gazeteci arkadaş, ağır şekilde yaralanıyor...Ve Selcen'i yakındaki Kartal Devlet Hastanesi'ne yetiştiriyorlar...Hastanede doktor yok... Selcen'in arkadaşları ‘‘Doktor yok mu burada?..’’ diye bağırıp, koşuşturuyorlar... Ve hastanede Selcen'e yapılan müdahale sanki tavan akıyormuş gibi, başından, ağzından, burnundan akan kanlar yeri kirletmesin diye altına bir plastik kova koymak...Bu hastanenin adı da Devlet Hastanesi...Bu Devlet'in çoktan pijamalarını giyip evinin bahçesini sulayacak yaşa gelmiş, hasbelkader bir Sağlık Bakanı var... Bilmem bu anlattıklarımı televizyonda izledi mi?Ve bu arada Süleyman beye de bir çift sözüm var...Sen bırak ‘‘Devlet Sanatçısı’’ falan filan işlerini de, Devlet'in hastanelerine, polisine, bankalarına vs.'ye bak...HASTANEDEN YENİ ÇIKTIM GÜNER BEYAtv'de Güner Ümit'in gerçekten başarıyla sunduğu ‘‘Turnike’’ programı, yarışma özelliğini tamamen yitirdi, o güzel kızları, ünlü konuklarıyla bir show ve de hani gereksinim içindeki bazı kişiler için yapılan yardım geceleri programları vardır... İşte öyle bir programa dönüştü...Yoksula yardım etmek tabii kutsal bir şeydir ama, ‘‘iş başka, alışveriş başka’’ diye de bir söz vardır...Yarışma heyecan işidir... Güner'in programında da tüm ekran başındakilerin merakı, programa o telefonla katılan kişinin doğru numaraları bulup bulamayacağıdır...Ama ‘‘Hastaneden yeni çıktım abi...’’, ‘‘Bu parayla çocuğumu okutacağım...’’, ‘‘N'olur yardım edin Güner bey, evim ipotekte...’’ ve bazı muhabbetlerden sonra anlaşılmaktadır ki, Güner Ümit bir yolunu bulup o parayı onlara verecektir...İhtiyaç içindeki insanlara yardım etmek tabii çok güzel bir şeydir... Ama, bence Güner ille de böyle bir şey yapmak istiyorsa bu tip kişilere özel olarak yardım etsin... Daha önce de yazmıştım, programı bu ‘‘yalvar yakar’’ çirkinliğinden kurtarsın...
Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI