"Necdet Doğan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Necdet Doğan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Necdet Doğan

Türkiye'nin çıkılmayıp, inilen yaylası Muğla'da

Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde bahsettiği Muğla'nın, Karabağlar Yaylası, bir doğa harikası.

“Yaylaya çıkmak” deyimini bilirim de “Yaylaya inmeyi” yeni öğrendim.

Muğla'nın Karabağlar Yaylası, Türkiye'deki hiçbir yaylaya benzemiyormuş. Alışılmışın dışında olan yaylaya, çıkılmıyor aksine iniliyormuş. Şehre 10 dakika uzaklıktaki yemyeşil yaylaya belediye otobüsleriyle de ulaşım imkânı sağlanıyormuş.

DHA muhabiri Cavit Akgün’ün haberi şöyle:

“Muğla'nın, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde bahsettiği Karabağlar Yaylası, bir doğa harikası. Rakım olarak Muğla şehir merkezinden daha aşağıda yer alan ve yolunun dar olması nedeniyle iki aracın karşılıklı geçemediği yaylada korna sesini duymanın ötesinde sürücüler birbirlerine yol vererek trafikte hoşgörünün örneğini gösteriyor.

HER KAHVEDE MESCİT VAR

Yaylada dokuz kahve var ve her kahvenin de mescidi bulunuyor. Şehrin merkezine göre sıcaklığın birkaç derece daha düşük olduğu yaylaya, mesai bitiminin ardından vatandaşlar akın ediyor. Alışılmışın dışında dağlarda değil de ovada bulunan; ama hava akımı sebebiyle yaz ortasında bile insana hırka giydirten Karabağlar Yaylası şehirle neredeyse iç içe bulunuyor.”

Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş, yaylanın Muğla'nın ekonomik ve kültürel yapısı içinde önemli bir yeri olduğunu söylemiş ve eklemiş:

"Türklerin Anadolu'ya girmelerini izleyen yıllarda kuraklık nedeniyle hayvanları için otlak aramaya başlamışlar ve Karabağlar'ın kuzeyindeki Düzey denilen tepeye gelip yerleşmişler.

1671 yılında Muğla'ya gelen Evliya Çelebi Karabağlar Yaylası'nı görmüş ve yaylanın 11 bin bağdan oluştuğunu, yaz günleri sekiz ay boyunca Muğla ve Ula şehri halkının burada kaldığını belirtmiştir. Evliya Çelebi'ye göre burasının Osmanlı ülkesinde bir benzeri yoktur. Ne Malatya'nın Aspuzu'su ne de Konya'nın Meram'ı ile karşılaştırılabilir."

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Abbas Çınar, da Karabağlar Yaylası'nda eskiden ağa ve beylerin toplanarak yağlı güreş ve yarışmalar düzenlendiğini söylemiş ve eklemiş:

EVLERİN ADI ‘YURTTA’

"Geçmişten günümüze kadar gelen 3.5-5 dönümlük araziler içine Muğla mimarisine uygun bağ evleri yapılmış. Bu evlere 'yurtta' diyorlar. Tarımsal hareketlilik, hayvan besleyiciliği, sebze ve meyve yetiştiriciliği, yazlık ve kışlık ihtiyaçların karşılandığı bir yer dinlence ve eğlence mekanı.

Kültürel ve ekonomik hareketliliğin merkezi olma özellikleriyle Muğla'da öne çıkmış bir bölgedir. Karabağlar yayla kahveleri ise, bakkalı, mescidi, lokantası, fırını, kasabı, demircisi, berberi, tandırı, su kuyusu unsurlarıyla bilindik kahve algılayışının aksine birer kültür, eğitim ve ticaret merkezi olarak yer almış yapılar.

Bu kahvelerin geneli sözü edilen eklentilerin yanı sıra konuklarını ağırlayacak açık ve kapalı alanlara sahiptir. Açık alanlar kavak, dut ve ceviz ağaçlarıyla çevrelenmiştir. Bu kahveler kentliyi, göçebeyi, köylüyü buluşturmuş, farklı tabakada yer alan insanların birbirini tanıma zemini olmuştur. Dolayısıyla da toplumsal ve kültürel ilişkilerin şekillenmesinde etkili olmuştur."

* * *

İnsanın ilk fırsatta gidip göresi geliyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesi

‘Alo taş toplama’ hizmetine başladı

Bu köşede Anadolu’daki belediyelerin tarımsal faaliyetlere verdikleri desteklerle ilgili çok sayıda haberi duyurdum. Ancak haber Ankara’dan gelince biraz şaşırtıyor.

DHA’nın geçtiği haber şöyle:

“Ankara Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler ve Jeotermal Kaynaklar Dairesi Başkanlığı, taşlı tarlaların verimini artırma amacıyla 10 taş toplama makinesini üreticinin hizmetine sundu.”

İlde taşlı tarla sorunu yaşayan çiftçiler, bu uygulamadan muhtarlıklar, ilçe tarım müdürlükleri ve ziraat odaları aracılığıyla kolaylıkla yararlanıyormuş.

"ÜRETİCİMİZİN VE ÇİFTÇİMİZİN YANINDAYIZ"

Daha önce çiftçiler tarlalarının dekarını işçilere yaklaşık 1000 lira vererek temizletirken, şimdi ise taş toplama makineleriyle sadece 35 liraya faydalanıyor.

Taş toplama hizmetini gerçekleştiren ilk kamu kuruluşu olduklarını söyleyen Kırsal Hizmetler ve Jeotermal Kaynaklar Dairesi Başkanı Özgür Güven, "Bu hizmet Başkanımız Melih Gökçek'in talimatıyla yapılmış bir hizmettir. Biz kırsalda daha önce yapılmayanları yapmaya çalışıyoruz. Taş toplama hizmeti bizim bildiğimiz kadarıyla bir ilk. Bir nevi 'alo taş toplama' hizmeti veriyoruz.

Biz bu makineleri satın aldık ve dışarıdan bir firmaya hizmet alımı yoluyla ihale ettik. Arıza, bakım olduğunda büyükşehir imkânıyla hizmeti aksatmadan yapıyoruz. Biz yedekli çalışıyoruz. Arıza olunca yerine yedeği geliyor. Melih Başkan bize, köylüye gereken her türlü desteği vereceksiniz talimatı verdi. Biz ihtiyacı olan her alanda bütçemiz yettiğince üreticimizin ve çiftçimizin yanındayız."

* * *

Bu haberde belirtilen iyi işi yapanları kutluyorum. Memlekete hayırlı olsun.

Bergama’nın “Cilveli çayı”ndan

sonra Manisa’nın ‘Cilveli kahvesi’

Geçen hafta bu köşede İzmir Bergama’da pişirilen ‘Cilveli çay’ haberini duyurmuştum. Çam kozalakların içinden çıkan fıstıklar kavruluyor demlenen çayın içine konarak servis ediliyordu.

DHA muhabiri Nermin Uçtu, bu hafta içinde Manisa’da Osmanlı döneminde gelinlik kızların evlenmek istedikleri erkek için pişirdiği özel 'Cilveli kahve'nin günümüzde de ilgi gördüğünü haber yapmış.

7 yıl önce patentle koruma altına alınan 'cilveli kahveden' içmek için Ankara, Uşak, İstanbul, Afyonkarahisar gibi illerden birçok kişi Manisa’ya geliyormuş.

ÖĞÜTÜLMÜŞ BADEM VAR

Manisa'ya özgü, öğütülmüş bademle servis edilen ve 'cilveli' olarak bilinen Türk kahvesi, kentin kültürünü yaşatıyormuş.

Tarihi Yenihan'da kafe işletmeciliği yapan Kadir Çimen fincanını 5 TL’den sattığı cilveli kahvenin hikâyesini, yapılışını ve sunumunu şöyle anlatmış:

"İnsanlar, bu kahveye neden cilveli denildiğini merak ediyor. Osmanlı döneminde kız istemeye gidildiğinde kızların gönlü varsa bu kahveden yapıyorlarmış.

Eğer cilveli kahve yapılırsa babalar kızlarına sormadan veriyorlarmış. Ama normal kahve verilirse kızın istemediği anlamına geliyormuş. Kahvenin cilvesi buradan geliyor.

Fincana dökülen bol köpüklü Türk kahvesinin üzerine çifte kavrulmuş, öğütülmüş badem ve iki çeşit baharattan oluşan karışımı dökülüyoruz.

Kahvenin yanında verdiğimiz kaşıkla önce bademler yeniyor. Ardından kahve içiliyor. Köpükle badem ezmesinin karışımı özel bir tat oluşturuyor.

Dövülmüş bademin kahvenin dibine çökmemesi için mutlaka çifte kavrulmuş olması gerekiyor."

* * *

Bugün de sizlere Türkiye’nin tartışmalı gündeminin dışından farklı haberler seçtim.

* * *

Herkesin, her zaman iyi haberler alması dileğiyle…

X