Türk mimarlardan Londra’da en güzel yeni yıl hediyesi

Londra, Noel ve 2012’ye merhaba demenin telaşı içinde. Sokaklar günler öncesinden ışıltılı, Harry Potter filmlerini aratmayan makyajlara büründü bile. Bir yandan alışveriş bir yandan senenin son günleri, şehri daha kaotik daha da büyülü bir hale sokuyor.

 

İşte bu günlerden birinde, geçtiğimiz hafta Londra’nın dünyaca ünlü Savoy Oteli’nde, ‘ Uluslararası Gayrimenkul Ödülleri’ yarışması yapıldı. Türk mimarisi bu yarışmada, 80 kişilik dev jüriden en yüksek skoru alarak ‘ Dünyanın En İyisi’ seçmelerinde birinci oldu.

 

Emlak ve gayrimenkul dalında dünyanın en prestijli yarışmalarından biri kabul edilen International Property Awards-Uluslararası Gayrimenkul Ödülleri 2011, Türk mimarların aldıkları ödüllerle, ilginç bir yüz aldı. Eylül ayında Google ve Bloomberg TV’nin işbirliğinde 17’ncisi düzenlenen Uluslararası Gayrimenkul Yarışması’nda, mimarlarımızın yaptığı eserler ‘Avrupa’nın En İyisi’ seçilmişti. Ve, bu 9 Türk projesi Avrupa, Asya Pasifik, Afrika, Amerika ve Arabistan’ın birinci projeleriyle dünya çapında yarışmak için hak kazanmıştı./images/100/0x0/55eb6b6af018fbb8f8bfe73f

 

Birbirinden değerli 9 proje, Savoy Otel’de yapılan törende ‘ Dünyanın En İyisi’olmak için mücadele verdi. Türk şirketler GAD( Gökhan Avcıoğlu) ve Dara Kırmızıtoprak, Suyabatmaz-Demirel Mimarlık, Çamoğlu Mimarlık, Torunlar GYO, AkyürekElmas, Ahmet Vefik Alp ve Oral Mimarlık, emlak ve gayrimenkul alanında dünyaca önemli projelerle kıyasıya yarıştı.

 

Nilüfer Projesi Dünyanın En İyisi

 

Başarılı Türk mimarlar Gökhan Avcıoğlu ve Dara Kırmızıtoprak imzalı Nilüfer Projesi, ‘ Dünyanın En İyi Yüksek Katlı Rezidans Mimarisi’ seçilirken, Türk mimarlar salonu dolduran katılımcılar tarafından coşkuyla alkışlandılar. Uluslararası Gayrimenkul Ödülleri Jüri Başkanı Helen Shield, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin mimari alandaki başarısının tesadüf olmadığını açıkladı. Başkan Helen Shield:‘ Türkiye ve Türk mimarlar bugün geldikleri noktaya haklarıyla gelmiştir. Türk mimarlar ve proje geliştiriciler, profesyonelliklerini göstererek, en çok ödül alan ülke olarak ön plana çıktılar. Sektör temsilcileri, Türkiye’nin projeleriyle, mimari tasarımlarıyla, uluslararası arenada boy göstererek hem ülke tanıtımına yardımcı oldular hem de yabancı yatırımcılara umut verdiler’ dedi.

 

Ünlü mimar Gökhan Avcıoğlu ‘ Duvar Ustası Robot’ derse ne olur?

 /images/100/0x0/55eb6b6af018fbb8f8bfe741

Esma Sultan Yalısı, Changa Restaurant, Autopia, Beşiktaş Balık Pazarı ve Borusan Müzik Evi mimarı Gökhan Avcıoğlu, Dara Kırmızıtoprak ile birlikte gerçekleştirdikleri Nilüfer Projesi ile ‘ Dünyanın En İyisi’ seçilirken, heyecanları yüzlerinden okunuyordu. Dünya genelinde bir çok iyi projeyle kıyasıya mücadele etmenin kolay olmadığını hatırlatan başarılı mimarlar, ‘ Bu başarılar, emeklerimizin ve enerjimizin gerekli yerlere ulaştığını gösteriyor’ dediler. Bursa’nın en yüksek binası olacak Nilüfer Projesi, otel ve rezidans olarak kullanılacak. Projenin zemin ve alt katlarında mağazalar, 1’inci ve 2’nci katlarında ofisler,3’üncü ve 11’inci katları arasında konut ve geri kalan katlarında otel bulunuyor.

 

Mesleğiyle ilgili yeni icatlara da ruh veren Gökhan Avcıoğlu, duvar ustası robotlardan bahsediyor. Nasıl yani? Demeye gerek kalmadan anlatıyor: ‘ Rönesans’a baktığımız zaman binalar koca koca taşlardan yapılmış. Nasıl çıktı oraya o taş diyorsunuz. Cevabı basit. Mimar oraya koyulacak çıkrığı da tasarlamış çünkü. Ben de şimdi Kale Grubu’yla robot konuşuyor, tasarlıyorum. Bunları inşaatlarda nasıl kullanabiliriz diye bakıyoruz’ diyor...

 

Kim bilir, yakında tıp alanında gördüğümüz robotlar mimariye de el atarsa şaşmayın!!!

 

www.twitter.com/EkinciAysegul
www.facebook.com/AysegulEkinciOfficial

X

75 yaşındaki doktorun kardeşini önce kaçırdılar, sonra yaktılar

Gülsevin Yazıcı, dahiliye uzmanı. 50 yılı aşkın meslek yaşamında Türkiye’nin birçok bölgesinde görev yapmış. Binlerce hastaya bakmış. Tedavi etmiş. Başhekimlik yapmış.

Sadece kendisi değil, kocası ve oğlu da doktor. Kalbi sevgi dolu, hastalarından bahsederken gözleri ışıldayan biri o.

75 yaşındaki dahiliye uzmanı Gülsevin Yazıcı, 1 aydır Londra’da tüyler ürperten bir dramın içinde. Üzüntüden saçları dökülmüş. Yorgunluktan ve umutsuzluktan gücünün kesildiği, Londra’nın mezarlıklarında erkek kardeşi Akın Sezer’i aradığı günlerde, tam da artık bacaklarında yürüyecek derman kalmadığı soğuk bir günde tanıştık onunla.

İşte onun hikayesi, önce kaybolan sonra da yakıldığını tesadüfen öğrendiğim erkek kardeşinin hazin sonu.

Kardeşinin karısı ve dört çocuğu artık bakamayız deyince

Doktor Gülsevin Yazıcı’nın erkek kardeşi Akın Sezer, 35 yıl önce Londra’ya gidiyor. Bir restorantda çalışırken, orada garsonluk yapan İspanyol asıllı Gayna ile evleniyor. Daha sonra kendi kafe-restorantını açıyor. İspanyol eşinden Suna, Ceyda, Demir ve Sema isimli dört çocuğu olan Akın Sezer, hayatını eşine ve çocuklarına adıyor. Ancak bu hikaye, böyle mutlu bitmiyor. Akın Sezer, kanser hastası olduğunu öğrenince yavaş yavaş güçten düşüyor ve işini idare edemez duruma geliyor. Bir müddet sonra da işini kapatıyor. Bu noktada kanser hastası Türk eşine daha fazla bakamayacağını anlayan Gayna Sezer, abla Gülsevin Yazıcı’yı, acil Londra’ya çağırıyor. Apar topar Londra’ya gelen doktor abla, kardeşini hasta yatağında buluyor. Kardeşine yemek verilmediğini görünce şaşkınlığını gizleyemeyen Gülsevin Yazıcı’nın dramı böylece başlamış oluyor.

Gelin bu hazin hikayenin geri kalanını ondan dinleyelim; ‘ Kardeşime neden yemek verilmediğini sorunca, Gayna bana doktorlar yasakladı’ dedi. Oysa, bunca yıllık doktorum hasta isterse yemek verilir. Hasta böyle ölüme terkedilmez. Hemen kardeşime yemek yaptım, çok sevindi. Kardeşimle ilgilenmeye başladım, bunun üzerine kardeşimin karısı ve çocukları karşıma geçip, ‘ Buraya kadarmış. Biz babamıza bakamayacağız. O zaten ölecek, onu kolay ölebileceği Düşkünler Evi’ne yatıracağız’ dediler. O an dondum kaldım. Şaka ya da kötü bir rüya sandım. Ama gerçekti. Kardeşim başına gelecekleri anlayınca, ‘ Abla bırakma beni ‘ diye adeta yalvardı. En azından hastaneye yatırılsın diye uğraştım. Neyse, hastaneye haber verip kardeşimi St Mary’s Hastanesi’ne yatırdık. Burada kardeşimle her gece dua ediyorduk. O başına gelecekleri biliyordu. Eşinin kendisini, kolay ölmesi için Hospice adı verilen ve hastanın adeta ölümü beklediği merkezde kalmak istemiyordu. Bu nedenle başından ayrılmamı istemedi. Sürekli, ‘ Abla beni götür’ dedi. Ancak, kardeşimin eşi ve çocukları bu duruma itiraz ederek benim, kardeşimin yanına girmemi engellemeye çalıştılar. Yaşadıklarıma inanamıyordum. Kardeşime söz verdim, onun yanında olacaktım’..

Hastaneden kaçırılan kardeşin hazin sonu

Yazının Devamını Oku

Yaşayan en komik adam ‘Ağlatmak’ istemiyor. Neden mi?

Peter Sellers, Charlie Chaplin, Jaques Tati gibi ekol komedyenlerden olan ve yaşayan en komik adamlardan biri kabul edilen ünlü İngiliz komedyen Rowan Atkinson, mühendislik eğitimi alıp komedyen olarak kariyerini yapmış. İngiltere’nin sayılı okullarında hatırı sayılır bir eğitim alan Rowan Atkinson, şimdiye kadar hep güldürerek para kazanmış. ‘ Güldürmeyi’ meslek edinmiş. Öyle ki, eşi dostu bile ona gündelik hayatta güler olmuş. Hatta, insanları güldüren yüz hatları nedeniyle kendisine ‘Lastik Yüzlü Adam’ lakabı uygun görülmüş. Londra’nın ünlü Claridges Oteli’nde buluştuğum Rowan Atkinson, neden ‘ağlatmak’ istemediğini de anlattı…

Dört çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelen Rowan Atkinson, çok iyi bir eğitimin ardından Newcastle Üniversitesi’ne girdi.  Oxford Üniversitesi’nde mühendislik yüksek lisansı yapan Atkinson, okul yıllarında Oxford Üniversitesi’nin Drama Derneği’nde çalışmalara katıldı. Mühendislik eğitimi alıp komedyen olarak kariyer yapan Rowan Atkinson bugün geriye dönüp baktığında, ‘Herhalde içimde varmış’ demekten çekinmiyor.

Dünyayı, Mr Bean karakteriyle 1988 yılında tanıştıran Rowan Atkinson, şimdilerde ti’ye aldığı James Bond filmlerinde oyunculuk kariyerinin ilk yıllarında oynadı. 1983 yılında James Bond filmi olan "Asla Asla Deme"de (Never Say Never) oynayan ünlü komedyen, Dört Nikah Bir Cenaze, Tabana Kuvvet, Scooby Doo, Aşk Her Yerde  filmleriyle kariyerini iyice pekiştirdi. Bu dönemlerde, Mr. Bean karakterini de beyazperdeye taşıdı.

1997 yılında ilk Mr Bean filmini çeviren Rowan Atkinson, ikinci Mr Bean filmi olan Mr Bean Tatilde’den sonra bir daha Mr Bean filmi yapmayacağını açıkladı. Son olarak, James Bond parodisi olan sakar ajan Johnny English tiplemesiyle gönülleri fetheden komedyen, Mr Bean karakterinin tesadüfen doğduğunu  söyledi. Atkinson ‘ Gündelik yaşamımda  fark etmeden o kadar çok mimik yapıyorum ki, Mr Bean bu tiplemelerden doğdu’ diyor.

Çevresini gülmekten kırıp geçiren adamın karşısında ciddi röportaj yapmak mümkün mü? Aslında pek de değil. Ama, zorlayınca ciddi zaman zaman komik oldukça içten bir röportaj çıktı. Buyurun bakalım:

"Mr. Bean görsel bir karakter"

Siz, Mr Bean karakteriyle bir tip yarattınız. Bu sakar adama tüm dünya güldü. Mr Bean nasıl doğdu?

Mr Bean’i aslında ben yaratmadım. Ya da şöyle açıklayayım: Gündelik hayatımda yaptığım mimikleri fark eden yönetmen arkadaşlar benden Mr Bean’i yarattılar. Yani ben, bilinçli bir şekilde Mr Bean olmadım. Çok mu karışık oldu?

Yoo ben anladım. Peki insanları güldürmek kolay mı?

Yazının Devamını Oku

Meryl Streep hayatının rolünü oynarsa ne olur?

Ünlü oyuncu Meryl Streep, dünya politik tarihinin önemli isimlerinden birini oynadı. İngiltere’yi ikiye bölen ve pek de sevilmeyen bu isme, Margaret Thatcher ’e öyle bir dokundu ki, filmin sonunda, Demir Leydi’ye önyargınız olsa bile, değişme ihtimali büyük!!. Londra’da buluştuğum Meryl Streep’de, ‘Hayatımın rolünü oynadım’ derse, geriye ne kalıyor ki? Bu yılın Oscar Ödülleri’ni beklemekten başka.

İngiliz Muhafazakar Parti Lideri Margaret Thatcher Kensington Town Hall’da yaptığı bir konuşmada, Sovyetler Birliği’ni ağır eleştirince, Sovyet Savunma Bakanlığı gazetesi Krasnaya Zvezda ( Kızıl Yıldız),  lafını esirgemeyen kuaför eli değmiş kabarık saçlarıyla meydanlarda hararetli konuşmalar yapan kadın politikacıya ‘Demir Leydi'

lakabını takıyor. Sonraları sahibiyle çok özdeşleşecek bu lakap Moskova Radyosu’ndan tüm dünyaya duyuruluyor.

 

İşte, o günlerin ‘Demir Leydisi’ İngiliz politikacı Margaret Thatcher 11 yıllık iktidardan sonra politikadan çekilirken, tam 21 yıl sonra, yeniden farklı şekilde gündeme oturdu. 2008 yılında yönettiği Mama Mia filmiyle dünya çapında başarı yakalayan İngiliz kadın yönetmen Phyllida Lloyd, Margaret Thatcher’in hayatını konu alan ‘The Iron Lady-Demir Leydi’ filmiyle, başta İngiltere olmak üzere bir çok ülkede tartışma başlattı. Margaret Thatcher’i seven ve sevmeyenler ikiye ayrılırken, Thatcher’i Hollywood’un en aranılan kadın yüzlerinden ödüllü Meryl Streep’in oynaması, filme olan ilgiyi ve tartışmaları daha da artırdı.

 

Londra’da bir araya geldiğim ünlü oyuncu Meryl Streep, sakinliğini korurken, Margaret Thatcher’i oynamanın yarattığı heyecanı da itiraf etti. Margaret Thatcher’i oynamadan önce onu pek sevmediğini anlatan Meryl Streep, ‘ Margaret Thatcher çok sevilmeyen hatta nefret edilen bir politikacı. Onu hiçbir zaman duygularını gösterirken görmüyorsunuz. Hep kontrollü ve soğuk. Zor bir karakter. Tüm bu özellikler ve nefret edilmesi, beni Margaret Thatcher’i oynamaya itti’ derken, filmin sonunda ünlü politikacıyı sevdiğini de gülümseyerek anlattı.

 

Margaret Thatcher çok tartışma yaratan bir karakter. İngiltere’yi ikiye bölmüştür. Ya sevilir ya nefret edilir. Dünya politikasında da öyle. Böyle bir karakteri canlandırmadan önce kafanızda hiç soru işareti oldu mu?

Yazının Devamını Oku

Guy, Robert, Jude ve Sherlock Holmes’lu bitmemiş hikayeler

Tarihin en ünlü dedektifi, Sherlock Holmes’un bilmediğimiz hikayesi hazinlidir.

Yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle 71 yıllık yaşamında türlü eserler, onlarca kitap ve makale yazmıştır. Ama, günün birinde yarattığı ağzı pipolu gölge kahraman Sherlock Holmes’un ünü, yazarın diğer eserlerini gölgede bırakmıştır. Hal böyle gelişince, Sir Arthur Doyle, Sherlock Holmes’u bitirmeye tabiri caizse öldürmeye karar verdi. Hatta o günlerde bu fikrini şöyle dile getirdi : ‘ Holmes’u öldürmeyi düşünüyorum. Hikaye bitsin gitsin istiyorum. Aklımı daha iyi şeylerden çeliyor’. Ve, 1893 yılında İngiltere’nin nice yağmurlu günlerinden birinde Sherlock Holmes öldü. Sir Arthur, yarattığı ve artık tahammül edemediği kahramanı öldürmüştü.

- - -

Tabii ki, Sherlock Holmes gibi hayali ama gölgesi gerçeğinden daha güçlü bir kahraman ölemedi. Daha doğrusu, Sherlock Holmes hayranları, dedektifin öldüğüne bir türlü inanmadıkları için, ayaklandılar. Ve, ömrünün son yıllarında aşık olduğu eşinin ölümünün ardından depresyona girip  kendini ‘ Spiritüelizme’ veren Sir Arhur Conan Doyle , 8 yıl sonra Sherlock Holmes’u tekrar hayata döndürmeye karar verdi. Ve, 1901 yılında Sherlock Holmes yeniden doğdu..

- - -

Sherlock Holmes’un yeniden doğması sadece kağıt üzerinde kalmadı, ünlü dedektif yıllar sonra beyazperde de can buldu. Hayali dedektife bu sefer, ünlü İngiliz yönetmen Guy Ritchie’nin elleri değdi. Geçtiğimiz günlerde Londra’da bir araya geldiğim Guy Ritchie, sorularıma şu cevapları vererek merak giderdi:

Tarihin en ünlü dedektifine yine eliniz değdi. Aslında, ilk Sherlock Holmes’u seyrederken, diğerlerinin geleceğinin kokusunu almıştım. Neden Sherlock Holmes?

Doğru hissetmişsin. Benim çocukluğum, Sherlock Holmes kitaplarını okuyarak geçti. Holmes’un  neredeyse yüzlerce macerasını ezbere biliyordum. Holmes’un, Dr Watson ile ilişkisini, olaylar karşısında verdiği tepkileri, sevinçlerini, uçuk kaçık yanlarını, farklılığını..Sherlock Holmes’u o kadar çok seviyordum ki, günün birinde onunla bir platformda buluşmak istiyordum sanki. Ve o günün birinde, yönetmen koltuğuna oturunca, Sherlock Holmes’un maceralarını beyazperdede işlemek kaçınılmaz hale geldi.

İlk filmden sonra ikinci Sherlock Holmes’u çekmek stres yarattı mı sizde?

Yazının Devamını Oku

Arap gençler ‘Esad gitsin’ dedi

Arap Yarımadası’nda sular durulmuyor. Sessizlikle gelen bir bekleyiş ve çözümsüzlük süreci devam ediyor. Bir yanda Beşar Esad’ın zaman kazanmak için taktikleri, öte yanda Arap Baharı’nın karışık denklemleri.

Geçtiğimiz günlerde, Ortadoğu’nun en ihtilaflı konularda nabzını tutan, yankıları tüm dünyaya çoktan yayılan Doha Debates’e katıldım.

BBC’nin davetlisi olarak.

Usta gazeteci Tim Sebastian, 90 dakikalık açık oturumda, "Beşar Esad Gitmeli mi?" diye sordu.

Hararetli tartışmalar ardından, sonuç ne mi oldu?

İzleyiciler, yüzde 91’lik bir çoğunlukla, Esad’ı istemediklerini haykırdı.

Hem de sansürsüz. Korkusuzca.

Türkiye'nin ültimatomu da konuşuldu

Başladığı 2003 yılından bu yana, tam 8 yıldır, Arap coğrafyasının en ihtilaflı konularını, sansürsüz ve korkusuzca masaya yatıran Doha Debates paneli, zaman zaman aldığı tehditlere rağmen, yayına devam etmekte.

Yazının Devamını Oku

Amy alkolü bıraktığı için ölmüş

23 Temmuz’da Londra’daki evinde ölü bulunduğunda, dünyayı şaşırttı. Hayranları şok oldu. Ex-sevgilileri sessiz kaldı.Şaşırmayanlar da çoktu. Amy ’nin nasıl bir kadere koştuğunu görenler!Onlar sus pus oldu. Kadere bakakaldı.

----

Londra’da sokaklar, mağazalar Amy’ i çalıyor. Amy’i uğurluyor.Ya da uğurlayamıyor.Ölümü,  nasıl öldüğü daha çok konuşulacak.ITV televizyonu, cenaze töreninin akşamı Amy Winehouse ile üç yıl önceyapılan özel bir röportaj ve hayat belgeselini tekrar yayınladı.

---

Amy’nin, Amy Winehouse olmak için nasıl bir mücadele verdiğini gördük bir kez daha..Sesini duyurabilmek için daha 10 yaşındayken savaşın içine girdiğini!Erkeklerle biten ilişkilerin ardından sessizliğe gömülüp, yeni bir aşkla dirildiğini.Savaşı kazanıp, Amy Winehouse olduğunda ise gerçekten yorgun düştüğünü.Ama en trajik olanı ise, Amy Winehouse’un ölümünün ardındaki gerçekler…

23 Temmuz’da Londra’nın Camden bölgesindeki evinde ölü bulunan Amy Winehouse’un,
sanılanın aksine Ecstasy ve alkol karışımından değil, alkolü bıraktığı için vücudunun girdiği ani şok nedeniyle öldüğü iddia edildi.

İngiliz Daily Star gazetesi, alkol ve uyuşturucu bağımlısı olan şarkıcının ölümünden önce, kendi iradesiyle bağımlılığıyla mücadele ettiğini ve üç hafta alkol kullanmadığını yazdı.

Yazının Devamını Oku

Başbakan Erdoğan Nato’yu uyardı: ‘Libya, Afganistan gibi olmasın’

Başbakan Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta kendi içinde önemli kodları olan bir dizi ziyaret gerçekleştirdi.

 

Önce Kuzey Irak’a gitti. Bu ziyaret, pek çok açıdan bir ilkti. Ve hemen ardından, ayağının tozuyla Londra’ya geçti. Başbakan Erdoğan, İngiltere’nin başkentinde önemli görüşmeler yaparken, aynı saatlerde Türk-İngiliz İş Konseyi tarafından düzenlenen ‘Grow With Turkey-Türkiye İle Büyüme’ başlıklı panelde iki ülkenin önemli üst düzey yöneticileri ve politikacıları bir araya geldi.

 

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açılışını yaptığı ‘Grow With Turkey’  Roadshow’unda gün boyu yapılan panellerde, finans ve bilişim sektörlerinde potansiyel işbirliği alanları ve fırsatlar ele alındı.    

 

Peki, Kuzey Irak ziyaretinden hemen sonra gerçekleşen ve stratejik açıdan oldukça anlamlı olan Londra ziyaretinde, Başbakan Erdoğan, ne mesajlar verdi? Gelin bu mesajlara yakından bakalım:

 

Kraliçe 2’ci Elizabeth ile sıcak temas

Yazının Devamını Oku

Nice Batuhanların dileklerine sihirli değnek değsin

Şebnem. Pırıl. Onur. Ve Batuhan.Son haftalarda tanıştığım, daha doğrusu Batuhan sayesinde tanıdığım harika insanlar onlar. Onlar, hayata tutunmaya çalışan çocukların dileklerinin gerçeğe dönüşmesini sağlayan, işlerini büyük bir titizlikle yapan şahane insanlar. Neden mi? Gelin, dinleyin benden:

Batuhan, ‘Harry Potter Dileği’ tuttu ve o dilek gerçek oldu

Önce Şebnem’den başlamak istiyorum. Şebnem İşgör Grup7 İletişim Danışmanlığı şirketinin Medya İlişkileri Yönetmeni. Pırıl Adanalı Bir Dilek Tut Derneği’nin Genel Müdürü. Onur Eren ise Bir Dilek Tut Derneği’nin gönüllüsü. 14 yaşındaki lösemi hastası Samsunlu Batuhan’ın, ‘ Harry Potter Dileği’ gerçeğe dönüşürken, Onur abisi hep Batuhan’laydı..

Ona, türlü sürprizler yaptı. Batuhan’ı, İngiltere gezisi boyunca şımarttı. Şımarttı. Batuhan, gerçekleşmesi çok güç olan hayali gerçekleşince hayata daha bir sıkı  sarılmaya başladı.

Bu ilginç serüvende ben de, onlarla birlikteydim.

- - -

Başından başlayayım. Dost teknoloji Vestel, toplumun gelişmesinde umut, dayanışma gücü ve sevinç duygularının güçlendirilmesinde büyük etkisi olduğu inancıyla 2008 yılından beri, Bir Dilek Tut Derneği’ne dileklerin gerçekleşmesi için ayni ve maddi destek sağlıyor.

Batuhan’ın, Harry Potter’ın okulunu ziyaret dileğinin gerçekleşmesi için tüm gerekli giderleri de, Vestel karşıladı. Ama, olay sadece hayata tutunmaya çalışan çocukların dileklerinin gerçekleşmesi için giderlerin karşılanması ile bitmiyor. Aslında, olay burada başlıyor.

Bu çocukların dilekleri gerçekleşirken öyle harika insanlar çalışıyor ki..Organizasyonun her safhasında, büyük bir titizlik ve insanlık duygusu hissediyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Hollywood dudakları ona emanet

Angelina Jolie, Demi Moore, Julia Roberts onun ismini açıklamadığı sayısız ‘client-müşteri’sinden sadece birkaçı.

Hollywood’un birbirinden güzel isimlerinin yaşlanmaya karşı en büyük silahı, onun dozunu çok iyi ayarladığı karışımlarda gizli.

Doktor Rita Rakus, Londra’nın dünyaca ünlü ‘Dudak Kraliçesi’. Dünyaca tanınmış kadınların dudakları Doktor Rakus’a emanet. O da bu işi öyle iyi biliyor ki, ‘Dudak Kraliçesi’ unvanını yıllardır hiçbir doktora kaptırmıyor. Dr Rakus’la, Londra’nın Knightsbridge semtinde dünyaca ünlü Harrods mağazasının tam karşısında bulunan 5 yıldızlı spa kliniğinde buluştuk. Hollywood’daki son trendleri anlattı. Neden, artık Angelina Jolie dudaklarına rağbet olmadığını açıkladı.

Sydney Üniversitesi’nden tıp doktoru olarak mezun olan Doktor  Rita Rakus, İngiliz Kozmetik Doktorlar Derneği’nin kurucu üyesi olarak neştersiz güzellik ve anti aging trendlerini, dünyanın dört bir yanından gelen hastalarına uyguluyor. Rakus, bugüne kadar yaptığı 50 binden fazla enjeksiyon ve dokunduğu dudakların doğallığı ile Londra’nın ‘ Lip Queen-Dudak Kraliçesi’ unvanını haklı olarak kazanmış. ‘ Güzel dudakların sırrı, o dudakların yüze uyumu ve doğallığıdır’ diyen ünlü doktor, kendisine gelen hastaları eğer uygun görmüyorsa, tedavi etmiyor yani daha güzel yapmıyor.

Neştersiz güzellik alanında 20 yıldır harikalar yaratan Rita Rakus, Daily Mail, New York Times, London Evening Standart, Tatler, Elle, Sunday Mirror ve The Observer gibi dergi ve gazetelerde sıkı sık boy gösteriyor. Sadece Hollywood yıldızlarının değil Avrupa jet-set’inin de her konuda kendilerini emanet ettiği Doktor Rita Rakus, kliniğinde görüntülenmek istemeyen dünyaca ünlü isimleri, elindeki ufak ‘ rescue-yardım’ valiziyle kendi mekanlarında ziyaret ediyor. Bu valizde neler mi var? Hastanın ihtiyacına göre ne gerekiyorsa bu mobil çantada işte bu malzemeler var. Çoğu zamanda, 6-8 ayda bir tazelenmesi gereken o muhteşem dudaklar için enjeksiyonlar. İşte, Avrupa’nın en önemli adresinde kişiye özel anti aging ve neştersiz güzellik uygulamaları yapan Rita Rakus, tepeden tırnağa biyolojik yaşınızın 10 yıl öncesine döndürme sözü veriyor.

Hatta bu sözden öteye gidiyor. Dr Rita Rakus, İngiliz televizyon kanalı Channel 4’da geçtiğimiz Ağustos ayında yayınlanan ‘ 10 Years Younger-10 Yıl Daha Genç’ programında Denise Bird adlı kadını neştersiz yaptığı uygulamalarla tam 14 yıl öncesine götürerek, İngiliz basınının gündemine oturdu. Sadece kadınları değil erkekleri de güzelleştiren Dr Rita Rakus, neştersiz güzellikte en son gelinen noktaları açıkladı.

85 yaşındaki anneme bile neştersiz güzellik uygulamaları yapıyorum

Neştersiz güzellik ve anti aging uygulamaları için sayısız teknik olduğuna dikkat çeken Rita Rakus, artık Angelina Jolie dudaklarının çok talep görmediğine de dikkat çekiyor.

Siz, sayısız Hollywood yıldızının dudaklarını güzelleştirdiniz. Özellikle son yıllarda, Angelina Jolie dudakları çok talep gördü. Hala öyle mi?

Yazının Devamını Oku

Assange davası uluslararası şova mı dönüyor?

Hakkındaki tecavüz iddialarıyla Londra’da, City of Westminster Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bir kez daha yargıç önüne çıkan Julian Assange nam-ı diğer ‘ Bay Sızıntı’ nın, İsveç’e iade edilip edilmeyeceği düğümü çabuk çözülmeyeceğe benziyor.

aekinci@hurriyet.com.tr

Julian Assange davası uzadıkça karizmatik Wikileaks liderinin popülaritesi katlanarak artacak. İsveç otoriteleri, Assange’a zor günler yaşatıyor ama ‘Bay Sızıntı’ ya destek veren ünlüler geçidi arasında oldukça ilginç isimler de var. Uluslararası bir şova dönüşeceğe benzeyen ‘ Assangecase- Assange Davası’ en az Wikileaks dokümanları kadar konuşulacak gibi.

Mahkeme salonunda başından sonuna kadar izlediğim duruşmayı, camdan panellerle çevrili sanık bölümünde göz göze geldiğim Julian Assange ile karar açıklandıktan sonra aramızda geçen işaretli diyalogu anlatayım..

- - -

Julian Assange davasını izlemek isteyen çok sayıda basın temsilcisi vardı. Sabahın erken saatlerinden itibaren mahkeme binasına akın eden basın mensupları, Asssange’in iade edilip edilmeyeceği yönünde nasıl bir karar çıkacağını merak ediyordu. Davanın görüleceği mahkeme salonuna önce Julian Assange’in yakın arkadaşı ve Wikileaks’in basın sözcüsü Kristinn Hrafnsson geldi. Hrafnsson ile ayaküstü sohbet ettik. ‘ Sıkıntılı günler geçiriyoruz. Hiç hak etmediği şeyler yaşıyor’ dediği Assange için tedirgindi. Wandsworth Hapishanesi’ndeki koşulların iyi olmadığından bahsetti.

İlerleyen dakikalarda Assange’in avukatları Mark Stephens ve Geoffrey Robertson geldiler. Savunma yakınları arasında tanıdık bir yüz beni şaşırttı. Pakistan Eski Başbakanı ve Pakistan Halk Partisi Eski Lideri merhum Benazir Butto’nun yeğeni Fatma Butto,  Assange davasını izlemek ve destek vermek için Pakistan’dan gelmişti. Fatma Butto ile 2007 yılında gittiğim ve bir dönem kaldığım Pakistan’daki günler üzerine konuştuk. Fatma da, özgürlük yolunda türlü mücadeleler veren Butto Ailesi’nin sıkıntılar çeken bir üyesiydi. İşte tam da bu yüzden Julian Assange’in davasına yürekten inanıyordu. Biz, Fatma Butto ile konuşurken Bianca Jagger, Jemima Khan, gazeteci- yazar Tarık Ali, John Pilger duruşmanın yapılacağı salonun dışında toplanmışlardı.

Salman Rüşdi’yi savunduğu için terörist tehditlerine aldırmayan gözü kara avukat Assange’a özgürlük kapısını aralayacak mı?

Duruşmanın yapılacağı salona parti parti alındık. Mahkeme salonu yeterli olmadığı için bir ara Julian Assange için teminat veren yakın arkadaşı Vaughn Smith’e bile oturacak yer kalmadı. Smith ile  Julian Assange’in sanık koltuğunda oturacağı camlı bölmenin yanındaki koltuklarda yan yana oturduk. Saatler, 14.00’ü gösterirken salonda büyük bir sessizlik hakimdi ve çıt çıkmıyordu. Julian Assange’in gelmesi bekleniyordu.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın en tehlikeli adamına kadın komplosu

O, günümüz medyasının “Don Kişot ”u. ‘ Kriptogate’ dosyalarını yayınlamaya başlaması üzerinden tam iki hafta geçti. Pentagon’a açtığı savaşı açık arayla götürüyordu ama çevresindeki çemberin daralacağını da biliyordu. Korkuyla değil strateji ile yaşıyordu. Çocukluğundan beri annesi ve kardeşiyle, üvey babasından kaçarak yaşamıştı. Belki de bu nedenle ait olmadan yaşamaya alışmış. Kaçarak yaşamayı benimsemek zorunda kalmıştı.

aekinci@hurriyet.com.tr

Julian Assange’in, ‘ Dünyanın En Tehlikeli Adamı’ ilan edilmesinin ardında birçok sebep var. Nedir bu sebepler? Düşünsenize, bir adam, ABD rejimlerinin gerçek yüzünü, kapalı kapılar ardında yaşananları göstermek için, Hollywood filmlerini aratmayacak bir senaryoda oyun kuruyor. ‘ Ben başrol oynayan değil oyun kuran adam olmak isterim’ diyerek, stratejisinin ve Wikileaks gerçeğinin altına imzasını atıyor. Bu adam zeki, bilgili, cesur, kararlı bir de Hollywood starlarının enerjisini taşıyor. Karizması, tane tane ve düşünerek konuşması milyonları etkiliyor.
. . .

Julian Assange, Afgan Savaş Günlükleri yayınlandıktan sonra, ABD için tehlike çanları çalmaya başladı. Irak Savaş Günlükleri ise, Assange’in biran önce susturulması gerektiğini gösterdi.

O’nun için zor günler artık başlamıştı.

Bir ay önce yaptığımız röpörtajda “ Hayatımın en stresli günlerini yaşıyorum’ dedi. Başına gelebilecekleri biliyordu. Ama misyonu büyüktü. Masa başı gazeteciliğini sevmiyordu. “ Gazetecilik şeffaf olmalı, gazeteci bilim adamı gibi belgelerle konuşmalı. Medya kuruluşları iyi gazetecilerle çalışmalı. Okuyucu, gazetede okuduğu şeye inanma eğilimindedir. Bu nedenle, okuyucuya doğru bilgi verilmeli ” diyordu.

İşte bu nedenle, belgelerle, evraklarla hareket etmeyi seviyordu.

Günümüz medyasına yeni bir açı getirdi. Medya ,Wikileaks öncesi ve Wikileaks sonrası diye tarihsel bir yapılanmaya girdi. “ Kriptogate” dosyalarının yayınlanmaya başlamasıyla unutulmaz politik atışmalara tanık olduk.Birbirinden özür dileyen politikacılar, kriptolarda adı geçtiği halde, söylediklerini inkar eden diplomatlar, hırsından küpüren devlet adamları, politik kriz eşiğine gelen ilişkiler.

Yazının Devamını Oku

Bayan ‘Canım Bakanım’ enerjisini uzaydan alıyor

O, Boğaz’ın en güzel manzaralı mekanlarından Muhsinzade Yalısı’na, dokunup adeta yeniden can vermesiyle hayatımıza girdi.Aslında Aysal Ailesi ‘ Cemiyet’ hayatının içinde hep vardı . Yedi yıllık serüveniyle boğaz kıyısında bir inciye dönen Muhsinzade Yalısı, Hotel Les Ottomans olunca, boğazın sularında yeniden hayat buldu.

aekinci@hurriyet.com.tr

Turizmci Ahu Aysal, Les Ottomans Hotel’in sahibesi ve yöneticisi olarak çok konuşuldu. Kah belediye ile yıllar süren mücadelesi.  Kah  oteline  ruhsat verilmemesi. ‘ Ne yapmak istediğimi anlamadılar’ diyen Ahu Aysal, şimdi dünyanın konuştuğu ‘ bebeği’, ‘ Les Ottomans’ a verilen büyük ödülle haklı olarak gururlanıyor. 

Bu röpörtaj, son olarak Çalışma Bakanı Ömer Dinçerler’e, ‘ Canım Bakanım’ dediği için Bakan tarafından azarlanan, iş kadını Ahu Aysal’ın, bilinmeyen yüzünün yansımaları.

-Les Ottomans’ın hayata geçmesi yıllarınızı aldı. Otelin yapım aşamasında türlü sıkıntılarla karşılaştınız. Yıllar sonra, bugün Les Ottomans Avrupa’nın hatta dünyanın en çok konuştuğu otellerden biri oldu. Otelin bu denli ses getireceğini tahmin ediyor muydunuz?

Ben bu işe, ‘ Öyle bir otel yapacağım ki bu oteli dünyaya tanıtacağım diye başladım. Bugünkü aldığım ödül bu düşüncenin neticesi. Uzakdoğulu sporcular birkaç tuğlayı üst üste koyup, bu tuğlaları ellerinin yanıyla kırarken en alttaki tuğlaya odaklanırlar. Ben de bu felsefeyle hareket ettim. Dünyada en iyi olmaya hedeflenip, sonuca konsantre oldum.

-Çok sık gezer misiniz? Bir turizmci ve otel yöneticisi olarak kreatif anlamda nelerden ilham alırsınız?

Bir doktorun dalında yeni gelişmeleri takip etmesi, bir teknoloji adamının teknoloji dünyasındaki en son gelinen noktaları araştırması gibi ben de otelciliğin ilerleyebilmesi için, dünyadaki kriterleri yakalayabilmek adına çok sık seyahat ederim. Çok gezince çok görüyorsunuz. Müşterinin arzuladığı standartları, kriterleri yakalayabiliyorsunuz. Başarımın tek sebebi aynı zamanda sahibi olduğum otelin genel müdürlüğünü yapmamdır. Dünyada artık 5 yıldız ve 7 yıldız kavramlarını aşan oteller var. Benim, yakalamak istediğim buydu. Ve gelen ödülle doğru yolda olduğumu gördüm.

-Bakan’la konuşuyorsunuz gündem oluyor. Üstsüz güneşleniyorsunuz konuşuluyorsunuz. Otelinizin yanı sıra ‘ Ahu Aysal’ olarak da hayatımızın içindesiniz. Hakkınızda çıkan haberlerden rahatsız olduğunuz, daha doğrusu yorulduğunuz oluyor mu hiç?

Yazının Devamını Oku

Bayan ‘Canım Bakanım’ enerjisini uzaydan alıyor

O, Boğaz’ın en güzel manzaralı mekanlarından Muhsinzade Yalısı’na, dokunup adeta yeniden can vermesiyle hayatımıza girdi.

aekinci@hurriyet.com.tr

 

Aslında Aysal Ailesi ‘ Cemiyet’ hayatının içinde hep vardı . Yedi yıllık serüveniyle boğaz kıyısında bir inciye dönen Muhsinzade Yalısı,  Hotel Les Ottomans olunca, boğazın sularında yeniden hayat buldu.

Turizmci Ahu Aysal, Les Ottomans Hotel’in sahibesi ve yöneticisi olarak çok konuşuldu. Kah belediye ile yıllar süren mücadelesi.  Kah  oteline  ruhsat verilmemesi. ‘ Ne yapmak istediğimi anlamadılar’ diyen Ahu Aysal, şimdi dünyanın konuştuğu ‘ bebeği’, ‘ Les Ottomans’ a verilen büyük ödülle haklı olarak gururlanıyor.

 

Bu röpörtaj, son olarak Çalışma Bakanı Ömer Dinçerler’e, ‘ Canım Bakanım’ dediği için Bakan tarafından azarlanan, iş kadını Ahu Aysal’ın, bilinmeyen yüzünün yansımaları.

 

-Les Ottomans’ın hayata geçmesi yıllarınızı aldı. Otelin yapım aşamasında türlü sıkıntılarla karşılaştınız. Yıllar sonra, bugün Les Ottomans Avrupa’nın hatta dünyanın en çok konuştuğu otellerden biri oldu. Otelin bu denli ses getireceğini tahmin ediyor muydunuz?

Yazının Devamını Oku

‘Bay Sızıntı’nın çok özel röportajı

Aylardır dünya basınının gündeminden düşmeyen Julian Assange ile WikiLeaks gerçeğini Irak Savaş Günlüğü’nün yayınlandığı gün konuştum. Bu röportaj, Pentagon’a rağmen dünya basınını arkasına alan “Dünyanın en tehlikeli adamı”nın, kanun kaçağı gibi yersiz yurtsuz yaşayan ama her yere ait olan Julian Assange’in kendisini anlattığı, “madalyonun bilinmeyen yüzü”.

O, WikiLeaks gerçeğini çok önceden başlattı ama yaz aylarının ortalarında Batılı gazetelerin desteğini de alarak internet sitesinden yayınladığı Afgan Savaş Günlüğü’yle, deprem yarattı. Hem de nasıl bir deprem. Ocak 2004-Aralık 2009 tarihi arasında Afganistan’daki ABD ordusunun iç yazışmalarından oluşan 92 bin 201 adet belge, ABD’de değişim rüzgarları başlatan Obama ve yönetimini kelimenin tam anlamıyla, “zor” durumda bıraktı.

Savaş suçları, hükümet ve şirket yolsuzlukları gibi birçok skandalı içeriden yayınladığı belgelerle dünyaya duyuran 39 yaşındaki adam, artık kameraların önünde olmaya karar verdiğinde onun için geri dönülmez bir serüven başladı. 

Uzun boylu narin yapılı ‘ Bay Sızıntı’, dünya basınını sadece zekası ve yetenekleriyle değil, karizmasıyla da etkiledi. Küçüklüğünden beri yerleşik düzeni olmayan Julian Assange, Obama yönetimini kızdırdıktan sonra, hepten kaçarak yaşamaya başlayacaktı.

O’nun için her ülkenin havaalanı ya da arkadaşlarının evleri artık kendi eviydi.

Yaz aylarında ardı arkası gelmeyen baskı ve tehditlerle karşı karşıya kaldı.

Tecavüz iddiasıyla gazetelerin birinci sayfasına düştü.

Çalışma ve oturma izni için İsveç hükümetine başvurdu. Geri çevrildi.

Yazının Devamını Oku

Türk doktordan iktidarsızlığa 'ilaçsız çare'

Şok dalga akupunktur ile yaptığı tedavilerle sayısız hastasının ideal kilosuna kavuşmasına yardımcı olan Kardiyovasküler Anestezi, Beslenme , Antiaging ve Akupunktur Uzmanı Doktor İsmail Ağar, dünya genelinde 152 milyon erkeğin ortak derdi olan ‘ sertleşme sorununa’ yine akupunktur ile çare buldu.

Amerika’da geliştirilen ‘ Focus Şok Dalga’ yöntemini Türkiye’ye getirerek,  binlerce erkeğin sorunu olan iktidarsızlık tedavisi için noktasal akupunktur ile birleştiren Doktor İsmail Ağar, klinik çalışmaların oldukça başarılı sonuçlar yarattığını belirti.

40 yaş üstünde hayli yüksek oranlarda seyreden iktidarsızlık sorunu başta beslenme ve yaşam tarzındaki değişiklikler olmak üzere diğer faktörlerin de eklenmesiyle son yıllarda erkeklerin korkulu rüyası haline geldi. ‘İktidarsızlık’ bundan on yıl önce daha çok psikolojik nedenlere dayandırılırken, günümüzde iktidarsızlık şikayetlerinde  % 80 fiziksel nedenlerin rol oynadığı dikkat çekmekte.

Yeni tedavi ile iktidarsızlık arayışında ilaçsız çözüm yaratıyor.

‘Focus Şok Dalga Akupunktur  yöntemi  ile birleştirerek erkekte sertleşme sorunlarına ilaçsız çare bulan Türk doktor İsmail Ağar, Hürriyet’e geliştirdiği iktidarsızlık tedavisini şöyle anlattı: ‘ Gerek iktidarsızlık sorunu gerek performans düşüklüğü gerekse düşük kalitede cinsel yaşam büyük ölçüde yaşam koşullarında değişen olumsuzlukların bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle şişman, bel ve karın bölgesinde yağlanma yaşayan erkeklerde performans sorunlarına rastlanmakta, iktidarsızlık şikayetleri giderek artmakta.

İktidarsızlık bu kadar yaygın bir sorun olarak yaşanırken bu sorunu yaratan etmenlerin belirlenmesi büyük önem taşımakta. Son yıllarda iktidarsızlık-obezite ilişkisini araştıran çalışmalar yaş sınırının düştüğünü işaret ederken, karın ve bel çevresinde yağlanma olan erkeklerde testesteron düzeyinde azalma, östrojen seviyesinde artış, damar sertliği impotans sorunu olduğuna dikkat çekmektedir’.

Focus Şok Dalga Akupunktur  ile genital bölgede yeni damar ağı oluşumu sağlanıyor.

Yeni nesil tedavi olarak geliştirilen ‘ Focus Şok Dalga Akupunktur’ tedavisinin iktidarsızlık sorununa çift yönlü çözüm getirdiğini belirten Dr İsmail Ağar yöntemin detayları ile ilgili şu bilgileri verdi: ‘ Focus Şok Dalga Akupunktur tedavisi vücut dışında üretilen şok dalgaların vücuda transferiyle genital bölgede yeni damar ağının oluşmasını sağlıyor ve kan akışını düzenlemeye yardımcı oluyor.  Öte yandan vücut dışında üretilen bu güçlü şok dalgalar uygulama alanını oldukça geniş bir bölgeye taşıyor. İktidarsızlık sorunun en önemli nedenlerinden biri olan karın ve göbek çevresi yağlanmasının ortadan kaldırılması tedavinin başarısını da artırıyor. Böylece vücuttaki testesteron seviyesi normal sınırlar içerisine alınırken iktidarsızlığa neden olan damar tıkanıklığı Neovaskülarizasyon yani yeni damar ağının oluşumu sağlanarak tedavi ediliyor.’

İktidarsızlık tedavisi Çin’den geliyor

Yazının Devamını Oku

Avrupa’nın Obaması’ndan yeni jenerasyon liderlik tüyoları

ABD Başkanı Barack Obama, önceki liderlerden çok farklı. Genç Başkan’ın farklılığındaki kodları deşifre etmeme gerek yok.

Tüm dünyada değişim rüzgarları estiren Obamalar, İngiltere Kraliçesi’ni bile, içtenlikleriyle eritmişlerdi. Michelle Obama’nın, Kraliçe 2’ci Elizabeth ile sarmaş dolaş pozları, ciddiyeti ile tanınan Majesteleri’nin karizmasını etkilememişti. Bilakis, İngiliz basını bu içten tabloyu Obamalar’a mal etti.

Avrupa’nın Obaması ise  İngiltere’nin çiçeği burnunda başbakanı David Cameron.
---
Genç.
İyi eğitim görmüş.
Karizmatik.
Muhafazakar’ların ‘ Demir Leydi’si  Margaret Thatcher’den bu yana, partinin yüzünü değiştiren daha doğrusu partiyi sevimli hale getiren ilk lider.

Yazının Devamını Oku

Tasarımlarıyla Hollywood’un ilgisini çeken Türk

Takı takmayı seviyorum!!. Ufak bir küpe ya da ilginç bir kolye. Kimi zaman değişik ve karma karışık tasarımlar, kimi zaman sadece tek bir obje. Bazen de bir ritüelin değişmeyen parçası gibi her gün aynı ‘ şeyleri’ takıyorum. Takılarım, değişen enerji hallerimin en saf yoldaşları. Coşkuya kapılıp bir dolu şeyi bir arada kullanıp, gün içinde birer birer çıkardığım da olmuyor değil. Yerine göre fazla taktıklarımı azaltıyorum. Bir nevi denge meselesi.

aekinci@hurriyet.com.tr

 

TAKILARIYLA HOLLYWOOD'UN İLGİSİNİ ÇEKTİ

Kadınların, takıyla böyle garip bir ilişkisi var. Yaşına, fiziksel özelliklerine, toplumsal statüsüne, ekonomik durumuna bakmaksızın her kadının mutlaka  bir ‘vazgeçilmez takısı’ vardır. Aslında tarihe şöyle bir göz attığımızda takı takmanın bir çok medeniyetde hem erkek hem de kadın için bir statü göstergesi olduğunu görüyoruz.  

 

Ben takılarımla bu kadar haşır neşir olmuşken, özellikle röpörtaj yaptığım Hollywood ünlüleri de taktığım birbirinden ilginç tasarımları merak ediyor. Sadece kadınlar değil erkekler de. Sex and The City’nin vazgeçilmez yakışıklısı Chris Noth, boynumdaki kolyelerin anlamını çözemese de, ‘ erkeklere de ilginç şeyler tasarlanabilir’ diyor. Sahi, neden olmasın?

 

Yazının Devamını Oku

İngiliz halkı da değişime ‘ evet’ dedi

‘Sözde’ demokrasiyi getirme uğruna girişilen Irak Savaşı, ne ABD eski Başkanı George W. Bush’a yaradı ne de İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’e. Binlerce kişinin katledildiği savaş sonrası bozulan politik dengeler, Amerikan ve İngiliz halkının, değişimi şiddetle ‘ istemesiyle’ yapılanmaya başladı. Önce, Amerikan halkı isyan etti. Sonra da İngiliz. İngiltere tam bir haftadır heyecan içinde. Gelecekleri  için sandık başına giden İngilizler, 13 yıllık İşci Partisi iktidarına ‘ son’ verdi.

Sandıktan, hiç bir parti hükümeti kuracak çoğunluğu çıkaramayınca, meclis ‘ askıda’ kaldı. Ve, günler süren sancılı bekleyiş sonrası, İngiltere 2’ci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk koalisyon hükümetini gördü..

Şimdi, İngiltere’de Muhafazakarlar ve LibDem(Liberal Demokratlar) zamanı.

Muhafazakar Parti Lideri ve Başbakan David Cameron ve LDP Lideri Başbakan Yardımcısı Nick Clegg, şu günlerde dünya politikasının ‘çiçeği burnunda’ çifti. Başbakanlık Konutu 10 Downing Sokağı’nın bahçesinde verdikleri ortak basın toplantısı, bu ‘ ilişkinin’ başarılı olacağı sinyallerini verdi. Ülkeyi, nasıl iyi yöneteceklerini vurgulayan iki politikacı durmadan şakalaştı. Koalisyon Hükümetini’nin izleyeceği yolu açıklarken, İngiliz halkına ‘ çok şey’ vaat ettiklerini farketmediler.

İngiliz basını, Cameron-Clegg işbirliğini desteklerken bir yandan da ti’ye almadan duramadı. İngiltere, işsizliğin en fazla hissedildiği ülkelerden biri.  İstatistikler, 10.7 milyon İngiliz’in işsiz olduğunu gösterirken,  1994 yılından bu yana işsizlik oranının rekor seviyede olduğu anlaşılıyor. Hal böyle olunca, İngiliz basını da halkın sesinden ayar yapıp, çiçeği burnunda Cameron-Clegg ikilisi için ‘ Bize güneş ışığı getirin’ demekten geri kalmıyor.

Seçimler bitti. Bir haftadır süren politik pazarlıklar bitti. İşçi Partisi devri bitti. ‘ Make History- Tarih Yapalım’ sloganıyla, ‘ Modern Sosyal Demokrasi’ ve ‘ Üçüncü Yol’ kavramlarını politikalarının çatısı altına alan, çok sesli bir İngiltere yaratmak isteyen İşci Partisi, yaşadığı seçim hezimetiyle bir kenara çekildi.

- - - -

İngiltere’nin politik tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Tüm dünyada esen değişim rüzgarları Britanya Adası’nı da vurdu. David Cameron ve Nick Clegg ikilisine çok iş düşüyor. Bekleyip görmek lazım. Peki, seçimler öncesine şöyle bir uzanırsak ne hatırlayacağız? 2010 İngiltere seçimleri, ülke tarihinin en kritik seçimlerinden biriydi. Sayıları 150’ye yakın milletvekili aday olmayacaklarını açıklarken, geçen yıl patlak veren harcama skandalının ardından pek çok milletvekilinin de siyaset dışı kalması bekleniyordu.

Yazının Devamını Oku

Kraliçenin önünde çok heyecanlandım

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, geçtiğimiz günlerde Buckingham Sarayı’nda moda endüstrisinin ileri gelen isimlerine bir davet verdi. Ünlü modacılar John Galliano ve Vivienne Westwood’un yanı sıra David Bailey, Sophie Dahl, Twiggy, Steven Jones, Erin O’Connor gibi moda dünyasının tanınmış isimleri, 83 yaşındaki “Her Majesty” ile el sıkışmak için saraydaki davete katıldı.
Kraliyet Sarayı’ndaki davette, ıngiliz moda endüstrisine emeği geçen bir isim daha vardı. Türk moda tasarımcısı Bora Aksu... Kraliçenin davet ettiği 15 moda tasarımcısından biri olan Bora Aksu, son yılların “parlayan yıldızı”...
Onun başarısıyla gururlandık.
Saray resepsiyonunda neler olmuş öğrenmek için soluğu Bora’nın Londra’daki stüdyosunda aldım.
   
57 yıldır hükümdarlığını sürdüren güçlü kadın

Bora Aksu’nun Londra’daki stüdyosunu anlatayım biraz.
Her sanatçının yaşam yeri gibi. Ona ait. Onu yansıtıyor. Tavanda asılı çantalar, duvarlardaki çizimler. Cansız mankenlerin üzerindeki harika kumaşlar...
Stüdyo içinde nereye bakacağımı şaşırıyorum. Kendimi fantastik film setlerinden birinde hissediyorum.
Bora ve eşi, inanılmaz mütevazı. Sakin... Huzurlu...
Gelelim saraydaki davete. Bakın, moda tasarımcısı o davet için neler söylüyor:
****
“Kraliçe’nin karşısına çıkmak, sınava çıkmak gibi bir şey. Size neler yapacağınız, ne konuşacağınız önceden verilen brifingde öğretiliyor. Kraliçeye ilk tanışma anında ‘Her Majesty’ (Majesteleri), sonra da ‘Ma’am’ diye hitap ediyorsunuz. Tabii, heyecandan bunları karıştırmanız çok doğal.”
“Kraliçe oldukça ilgili, yüksek enerjili bir kadın. Yaşına göre çok dinç. Ufak tefek. Size kendinizi çok iyi hissettiriyor.
Ve sürekli gülümseyen bir kadın. O günkü kıyafetlerine gelince; gerçekten çok şık. Bir ara döndü, ‘Diğer tasarımcılarla aranız nasıl?’ diye sordu. ‘Büyük bir moda ailesi gibiyiz’ cevabına ise gülerek ‘Evet, oldukça rekabetçi bir aile’ diye karşılık verdi.”
****
Bora Aksu, Kraliçe 2. Elizabeth’in gençlik yıllarındaki giyim tarzından etkilendiğini de itiraf ediyor. Özellikle eski resepsiyonlarında giydiği klasik ve renk paleti doğal tonlardan oluşan kıyafetlerden...

Ve genç moda öğrencilerine tüyolar

Bora Aksu, genç nesil moda tasarımcıları ve moda öğrencileri için bir şeyler yapmak telaşında.
“Sadece sizin iyi olmanız yeterli değil, arkanızdan gelenleri de yetiştirmelisiniz” diyor.
Ve kısıtlı zamanlarda da olsa, onu artık Türkiye’de bulmak mümkün.
Moda okuyan öğrencilere eğitim veriyor.
Genç tasarımcılar; eğer Bora Aksu’nun workshop’larına katılmak istiyorsanız, ıstanbul Moda Akademisi ve ızmir Ekonomi, ıngiltere’nin parlayan yıldızının eğitim verdiği mekanlar.
Yazının Devamını Oku