GeriSeyahat Toprağı mercan, denizi mahcup baharat adası
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Toprağı mercan, denizi mahcup baharat adası

Toprağı mercan, denizi mahcup baharat adası

Doğası zengin, halkı yoksul Zanzibar’ın şehirlerinde, evleri kerpiçten, çatıları samandan yapılmış köylerinde önceki hafta Kurban Bayramı coşkusu yaşanıyordu. Rengarenk ipeklilere bürünmüş türbanlı kadınlar, en yeni elbiseleriyle çocuklar ve erkeklerle doluydu otoyollar. Diğer köylerdeki yakınlarını görmek için kilometrelerce yürüyor, akşam köy meydanlarında konserler, panayırlar kurarak eğleniyorlardı. Medreselerde sabahın 7’sinden gece yarısına kadar Kuran okunuyordu. Gökyüzü ve sahiller ise dolunayın hükmü altındaydı. Deniz her fırsatta mercan kayalıklarınca oluşturulan sığlıkların arkasına, sahilden yaklaşık bir kilometre gerilere kaçıyordu. Zanzibarlılar bayramın, turistler dolunay ve sahilin tadını çıkarıyordu.

SAHİLDE
Deniz çekilince kumsal deniz kabuğu bahçesi

Toprağı mercan, denizi mahcup baharat adası


Zanzibar (Unguja) sahilinde gelgit başlıbaşına bir şölen. Denizin tüm bereketini geride bırakıp mercan kayalarının arkasına çekildiği saatler köylüler için para kazanma zamanı. Turistler için ise tropikal cenneti yaşama fırsatı. Hint Okyanusu’na bakan doğu kıyısında deniz kimi zaman 1,5 kilometre çekiliyor. Afrika’ya bakan kıyıda ise bu etki daha az. Zanzibar’ın kumu mermer kadar beyaz, tuz kadar ince, ayağa yapışmıyor, denizin çekildiği bölgeler bataklığa dönüşmüyor. Adanın en büyük balıkçı köyü Nungwi’de öğle saatlerinde doruğa ulaşan çekilme sırasında sahil köylü kadınlar, çocuklar ve turistlerle doluyor. Çılgın dolunay partilerinin yapıldığı Kendwa Kayalıkları ile köy arasındaki 3,5 kilometrelik sahilde saat 9.00’dan 14.00’e kadar ya da gece 22.00’den sonra kesintisiz yürüyüş yapılabiliyor. Deniz tamamen çekildiğinde köy önünde, okyanusa uzanan 200 metrelik kum koridoru beliriyor. Sahil şeridi oteller, restoranlarla kaplı. Hemen arkalarında damları teneke ya da yaprak döşenmiş yoksul balıkçı kulübeleri sıralanıyor. Köylü kadınlar çekilme sırasında sığ sularda avlanıyor. Kimi örtülerle gümüş, sardalye yavrularını yakalıyor. Kimi kovuklara saklanan ahtapotları. Av bittiğinde ahtapotlar kumların üstünde sopalarla dövülüp, yumuşatılıyor. Kilosu 2 bin 500 Tanzanya Şilingi’ne (2,5 TL) restoranlara satıyor. 10 yaş üstündeki çocuklar kumları kazıp, balık tutmak için kurt çıkarırken daha küçükler ise denizin çekildiği alandaki göletlerde yüzüyor, oyun oynuyor. Denizin çekildiği saatte kumsal adeta bir deniz kabuğu bahçesi. Yürüyüşe çıkan turistler nadide küçük kabukları topluyor. Açıklardan balıkçıların getirdiği, tel fırçalarla temizleyip parlattığı boyu 40 santimi bulan kabukları ise sahildeki tezgahlardan 5 - 30 TL arasındaki fiyatlardan satın alıyorlar. Çoğu balıkçı şafak sökerken okyanusa açılıp, ağ ve parakete atıyor. Saat 14.00 civarında sular yükselirken köye dönüyor. Karada kalan balıkçılar için dolunay zamanı, teknelerin bakım dönemi. Dhow’lar, yani Arap tipi geleneksel tekneler subasar ormanlarda yetişen çok sert dokulu makilerden, mango ağacından yapılıyor. Yoksulluk nedeniyle boyanamıyor. Bunun yerine her ay altında kuru palmiye yaprakları yakılıp kabaran yüzeyleri kazınıyor, daha sonra köpekbalığı karaciğerinden yapılan ve çok kötü kokan bir pelteyle tekrar boyanıyor. Bu arada tahta aralarına da pamuk sıkıştırılıp kalafat işlemi yapılıyor.

BAHARAT BAHÇELERİ
/images/100/0x0/55ea4847f018fbb8f875d60c

Vanilya asalak bir sarmaşık, tarçın kök gövde ve yaprağı farklı kokan bir ağaçmış


Rehberimiz Cuma, ciddi bir ifadeyle soruyor: “Hazmı kolaylaştırır, soğuk algınlığına iyi geldiği söylenir, hatta kanser ilacı olarak kullanılır, Hintliler köri yapımında kullanır, bilin bakalım bu nedir?” Yerdeki mısıra benzeyen bitkinin kökünü çıkarıp tattırıyor. Ve tahminlerimizi soruyor. Sonra İngilizce ismini veriyor: Turmeric yani zerdeçal...
Baharat bahçesi lezzet meraklıları için harikalar diyarı. Aktarda gördüğümüz, besin maddelerinde kullandığımız onlarca bitkinin yaşayan halini, ilginç özelliklerini, öykülerini öğrenmek başlıbaşına bir keyif. Çarkıfeleğin bir türü olan passion fruit’ın, hatta vanilyanın ağaçlara sarılan birer parazit bitki olduğunu, kompostoda kullandığımız karanfilin ağaçta yetiştiğini, tarçın ağacının gövde, kök ve yapraklarının farklı koktuğunu dokunarak, koklayarak, tadarak öğrenebileceğiniz yegane açık okul bu baharat bahçeleri.
Zanzibar’da baharat ticareti ağırlıklı olarak devlet tekelinde. En büyük baharat bahçesi adanın orta bölgesindeki Kizimbani civarında. Ailelere ait bahçelerde üretilen karanfil de devlet kontrolünde satılıyor. Şahıslara ait bahçeler genellikle turizme yönelmeyi tercih etmiş. Taş Şehir ve Nungwi’den 20 dolara yarım günlük baharat turları düzenleniyor. Baharatların yemekte kullanımı düzenlenen mutfak atölyelerinde anlatılıyor. Adanın baharat bahçelerinde karanfil, kakule, zencefil, kimyon, tarçın, küçük hint cevizi, limon otu, safran, vanilya gibi pek çok tropik bitki yetişiyor. Tur sonunda katılımcılara taze meyve ziyafeti çekililiyor.

DENİZALTI
Yunusların dostluğu, deniz yıldızlarının puantiyeleri


Zanzibar, şnorkelli su altı kaşifleri için başdöndürücü bir cennet. Sularında 400 çeşit tropikal balık, 40 çeşit mercan, dört çeşit deniz kaplumbağası yaşıyor. Gelgitte sığlaşan denizde yüzmek, özenle düzenlenmiş akvaryuma girmek gibi. Nungwi sahilinde rastladığım deniz yıldızları bir seramikçi tarafından yapılmış, denize atılmış izlenimi veriyordu: 15, 20 santim çapındaki yıldızların yeşil üstüne sarı, kırmızı üstüne beyaz, taba üstüne sarı puantiyeli türlerinin yanı sıra parlak mor, kırmızı türleri kumların üstüne saçılmıştı. Yüzgeçlerini açtığında İspanyol dönsözlerini andıran, mercan kırmızısı, nadide aslan balığı bile bu kalabalık sahilde, kıyıdan sadece 50 metre açıkta gözlemlenebiliyordu. Tırtıllar gibi birbirine yapışıp kafileler halinde yürüyüşe geçen, dikenlerinin herbiri 15 santim uzunluğunda siyah deniz kestaneleri, anemonlar, parlak sarı, mavi renkli balıklar, hatta meşhur palyaço balıkları sığ sahilin ilk bakışta görülebilen canlıları arasındaydı. Tanzanya’nın en önemli mercan resifi ve sualtı parkı Mnemba Adası da Nungwi’ye 13 kilometre uzaklıkta. Adaya sadece içindeki butik otelin müşterileri ayak basabiliyor. 15 dolara düzenlenen, yemekli günübirlik turlarda, kuzey sahilindeki büyüleyici mercan kayalarında şnorkelli dalış imkanı sunuluyor. Katılımcılara şnorkel ve palet de veriliyor.
Zanzibar’ın en popüler deniz etkinliği, adanın güney ucundaki Kizimkazi sahilinden düzenlenen yunus turları. Tuhaf ama gerçek: Yunuslar hep aynı bölgede, mercan sığlığının hemen yanıbaşındaki 15 - 20 metre derinliğindeki suda, kıyıya paralel yüzüyor. Tekneler önlerine yanaşıp şnorkelli yüzücüleri denize bırakıyor. Yunuslar alttan geçip gidiyor, kimi zaman yüzücülerin dokunmasına izin veriyor.
Dalış turları için en uygun dönem, denizde planktonların azalıp görüş mesafesinin 20 metreyi bulduğu kasım - şubat arası. Bu dönemde 13 metreye kadar büyüyen, planktonlarla beslenen, zararsız balina köpekbalığının da göç sırasında ada sahillerinden geçiyor. Diğer balina türleri adaya ağustosta uğruyor. Adada 15 PADI dalış merkezi var. Ekipman kiralanıyor. Ayrıca büyük balıklar avlamaya yönelik özel turlar düzenleniyor.

TAŞ ŞEHİR
/images/100/0x0/55ea4847f018fbb8f875d60e

Önce kapı yaptırılıyor, sonra ev


Zanzibar’ın başkentindeki tarihi bölge, 2001 yılında üç özelliği nedeniyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı: * Taş Şehir, Doğu Afrika sahil halklarının (Swahili) yaşadığı ticaret kentleri arasında kültürel bileş ve uyum açısından sıradışı bir örnekti * Yüzyıllar boyunca Asya ve Afrika arasında ticarette önemli rol oynamasından doğan sıradışı mimari yapıya sahipti * Doğu Afrika’daki köle ticaretinin önemli merkezi olmuş, aynı zamanda Dr. David Livingstone köleliğin tüm dünyada yasaklanmasıyla sonuçlanacak kampanyasını burada başlatmıştı...
Tüm bu iddialı değerlendirmelere karşın Taş Şehir, mimari açıdan ne Rodos’un sur içi bölgesi ne de Sevilla’nın “Bario Santa Cruz”u kadar etkileyici. Bu iki şehirden en önemli farkı, simgelerle gizemli öyküler anlatan kapıları ve bir utanç anıtı gibi gezilen esir pazarı.

KAPILARIN ŞÖHRETİ OSMANLI’YA ULAŞMIŞTI

Hint, Arap ve Swahililerin birlikte yaşadığı şehir bir yarımadanın üstüne kurulmuş. İsmini mercan kayalarından yapılan binalarından alıyor. Baobab Ağacı (Mbyuni), Kassava Pazarı (Somo Muhogo), Hürmüz (Hurumzi), Şangani gibi mahallelerinde bir zamanlar farklı etnik gruplar yaşarmış, şimdi bu gruplar birbirine karışmış. Etnik farklar evlerin mimarisinde pek görülmese de, ahşap oymalı, gözalıcı kapılarında ortaya çıkıyor. Swahili, Hint ve Arap evlerinin kapıları farklı desenler içeriyor. Kullanılan simgeler bir araya getirildiğinde ortaya aile öyküleri, dilekler, kapının önünden geçene yönelik mesajlar çıkıyor. Bu mesajları çözmek için sanat tarihi ve antropolojiden yardım almak gerekiyor. Örneğin lale, fil, bakır mahmuz kullanılan kapılar Hint kökenli ev sahiplerine işaret. Müslüman Swahililer daha grafik desenleri tercih ediyor. Çiçek seçimleri farklı. Kapının üstüne mutlaka Kuran’dan bir alıntı yerleştiriliyor. Araplar ayet geleneğini sürdürmekle birlikte, kapının üstüne kafesi andıran oymalar yaptırıp, evin ışık, hava almasını sağlıyor.
Kentte yangınlardan, savaş ve yıkımdan kurtulan tarihi kapı sayısı 277. İçlerinden en eskisi 1701’de yapılmış. İlk adresi bilinmeyen kapı, Kidichi Sarayı’ndan sökülüp bugün Barış Müzesi olarak kullanılan yapının arka çıkışına yerleştirilmiş. Ancak Zanzibar’da kapı oymacılığının çok daha eskilere uzandığı aşikar. Çünkü Katip Çelebi 1654’te tamamladığı Cihannüma’da Zanzibar yapımı kapıların İran’da servet denebilecek fiyatlara satıldığını yazıyor. Taş Şehir’de en güzel kapı örneklerinin toplu olarak görülebileceği yapı, 1883’te Zanzibar Sultanı Seyid Barghaş tarafından yaptırılan dört katlı Beit al-Ajaib (İçindeki asansör nedeniyle Harikalar Sarayı ismini almış). Sultan, bugün müze olarak kullanılan sarayı için Hindistan’dan ahşap oymacılar getirtip Hint - İslam sentezi rokoko üslubunda kapılar yaptırmış. Bu olay adadaki kapı oyma sanatını önemli oranda etkilemiş. Arap etkisindeki kapıları bugün Şangani ve Bagani mahallerinde görmek mümkün. 1964 devriminden sonra yok olma tehlikesiyle karşılaşan kapı oymacılığı, adanın turizme açılmasıyla 1990’larda tekrar canlanmış. Marangozlar görkemli kapıları 400 dolara satarken, turistik merkezlerde fiyatlar binlerce dolara tırmanıyor.

KÖLENİN FİYATINI KIRBAÇ BELİRLİYOR

Doğu Afrika’nın en ünlü esir pazarı dev baobab ağacının bulunduğu mahallede, Mkunazini Caddesi’ndeki iki yapıdan oluşuyor. Küçük yapının zemini kölelerin gecelediği zindan. Afrika’nın içlerinde yakalanan, kimileri 2500 kilometre yürütülüp Tanzanya sahiline getirilen, satılmak üzere adaya nakledilen köleler yaklaşık 50 metrekarelik zindana üst üste tıkılırmış. Yüzlerce köle burada havasızlıktan, hastalıktan ölmüş. Ölmeyenler meydandaki ağaca bağlanıp kırbaçlanmış, ağlamayanlar yüksek fiyattan, ağlayanlar ucuza satılmış. Yılda 50 bin kölenin geçtiği adada satılanların bazıları İstanbul’a kadar ulaşmış. Ummanlıların yürüttüğü, İngilizler’in devraldığı vahşi ticaret 1866’da İngiliz misyoner doktor David Livingstone’un adaya gelmesine kadar sürmüş. Nil Nehri’nin kaynağını ararken kendini Tanzanya’da bulan doktor, vahşeti görünce ABD ve İngiltere’nin önde gelen gazetelerine mektup yazıp kampanya başlatmış. Bu çabanın sonucunda İngiltere 1807’de köle ticaretini yasaklamış. Kölelerin kırbaçlandığı ağacın bulunduğu tepede bugün, 1873’te onun vasiyetiyle inşasına başlanan 10 yılda tamamlanan Anglikan Christ Kilisesi bulunuyor. Adada köle ticaretinin gerçek anlamda bitirildiği tarih ise 1964!

SUBASAR ORMANLAR
Kırmızı maymunlar badem yaprağı yiyor, turistler seyrediyor


Zanzibar’ın güneyinde, Chwaka Körfezi’nin kıyısından içerilere uzanan 50 kilometrekarelik Jozani Ormanı Milli Parkı, okyanus ortasındaki mercan kayalarından tropik bir adanın oluşum sürecini görmek için ideal mekan. Tuzlu suda yetişebilen 97 ağaç türünden dokuzu, körfezin kıyısında geniş bir şerit oluşturmuş. Sarmaşık gibi toprak üstünde yayılan kökleri, sert odunlarıyla ana karayı getgitte yükselen Hint Okyanusu’nun sularından, tsunamilerden koruyorlar. Su yükseldiğinde dipleri okyanustan üremek, beslenmek için gelen balıklar, yengeçlerle doluyor. Bu ağaçların resiflerde yapraklarıyla toprak dokunusu oluşturup, adada hayatın başlamasını sağladıkları düşünülüyor. Ahşapları oymacılıkta, dhow yapımında, yaprakları ise ilaç yapımında kullanılıyor. Jozani’de ormanın içlerine giren tahta köprüden yürümek, yerkürenin geçmişine yapılan kısa bir yolculuk. Boyu 20 santimi bulan dev salyangozlar, çamurda yaşayan tuhaf canlılar, biblo gibi kırmızı yengeçler ormana gelen ziyaretçileri selamlıyor.
Jozani’nin en popüler canlıları “eski dünya maymunları” olarak bilinen Kırmızı Colobus’lar. Zanzibar bademi ağaçlarına tüneyip, bütün gün körpe yaprakları yiyorlar. Körpe yaprak, ham meyve merakı nedeniyle adada tarım zararlısı ilan edilip, katledilmişler. Hepi topu 2500’ü kurtulmuş katliamdan. 1500’ü bu parkta yaşıyor. Zehirden korunmak, sindirimi kolaylaştırmak için kömür yiyen bu kırmızı gözlü maymunlar kendi aralarında saldırgan olsa da insanlara karşı dostça davranıyor. Ormanı gezerken rengarenk kelebeklerle karşılaşıp meraklananlar, yakınlardaki Zanzibar Kelebek Merkezi’nde 20 tür kelebeği doğal ortamında uçarken, yakından inceleyebiliyor, yumurtadan kanatlanmaya kelebeğin oluşum sürecini gözlemleyebiliyor.

KÖYDE HAYAT
Balık okyanustan, meyve ağaçtan


Denizi, toprağı bereketli, tüm halkın tarla sahibi yapıldığı tropik bir adada halkın mutlu, refah içinde yaşaması beklenir. Zanzibar’ın en büyük balıkçı köyü, 1100 nüfuslu Nungwi, sahilden bakıldığında cenneti çağrıştırıyor: Palmiyeler altında tek katlı, mercan taşı ve alçıyla yapılmış evler. Akasya ağaçlarına hasır lamba benzeri yuva yapmış sarı ötücü kuşlar. Balıkların neredeyse kendisini kıyıya attığı, güzelim deniz kabuklarıyla dolu bir sahil. Kıyı boyunca uzanan, çevreye uyumlu oteller, restoranlar... Ressamların eserlerini sergileyip sattığı kulübeler... Adanın en ünlü ahşap tekne atölyeleri. Bayramda rengarenk ipekliler giyen köylü kadınlar, kızlar... Her karşılaştığı turiste “Hucambo / nasılsın” diye soran güleryüzlü swahili halkı...
Fakat sahilden içeriye girdikçe bu tablo değişiyor. Gerçekler ortaya çıkıyor: Yaygın yoksulluk, sefalet... Ailelerin herbiri en az beş çocuk sahibi. Nüfusun yarısından fazlası 15 yaşın altında. Zaten ortalama ömür 52 yıl. Sarıhumma, sıtma önlenmiş, sivrisinek kaynakları kurutulmuş, buna karşın karasinekler bulut gibi. Köyün çoğu evi elektriksiz. Halk balık ve tahıl ağırlıklı besleniyor.

BAYAN TUMU’NUN EVİNDE

Sıcaklığın 30 dereceyi aştığı bir öğle vakti, sahildeki akvaryumda tanıştığım Macano’nun rehberliğinde köy turuna çıktığımda, kadınlar evlerin önündeki büyük havanlarda sopalarla buğday, mısır öğütülüp ekmek, hindistan cevizi öğütülüp sabun yapılıyordu. Köyün bitişiğindeki otelimizde, sabahın 7.00’sinden saat 24.00’e kadar medresedeki çocukların hoperlorla okuduğu ayetleri dinlemiştim. Nungwi mutaassıp bir köydü. Buna karşın kadınlar peçesizdi ve yabancı erkeklere “hoşgeldiniz” demekten çekinmiyordu. Balık pazarına uğradığımızda açık artırma başlamıştı. Türlerine göre ayrıştırılıp, ortaya yığılan balıklar toptan satılıyordu. Sardalyenin kilosu 6 TL, istavrit benzeri balıkların kilosu 8 TL’ydi. Bitişiğindeki sebze pazarında ise Hint cevizinin tanesi 50, koçan kuru mısırın kilosu kuruştu. Mango, papaya, patates, soğan sudan ucuzdu.
Hint cevizinden ip yapımını görmek için evine konuk olduğumuz Bayan Tumu (38) köyün ekonomisini daha iyi anlamamı sağladı. Eşi, köyün ortaokul öğretmeni ve imamdı. 200 TL civarında maaş alıyordu. En büyüğü 15 yaşında, yedi çocukları vardı. Tumu, bir yandan radyosunda sadece kuran yayını yapan istasyonu dinlerken diğer yandan aile ekonomisine katkıda bulunuyordu. Hint cevizini denizde üç ay, toprakta bir ay beklettikten sonra gövdesini liflere ayırıyor, bacağında ovalayıp ipe dönüştürüyordu. Bunları üçlü sarmayla halata dönüştürüp metresi 100 kuruştan satıyordu. Saatte üç metre üretip, 300 kuruşa bir ekmek alabiliyordu. Çok sağlam olan bu halattan koltuk, hatta yelken ipi yapıldığını anlattı. Muz yapraklarını ise önce şeritler halinde farklı boyalarla kaynatıp, kuruttuktan sonra örüyor, hasır kilime dönüştürüyordu. Büyüklüğüne göre 20 - 30 TL’ye satıyordu hasırlarını.

MARANGOZUN ÇİVİLERİ

Çıkışta kumların üstünde açtığı çukurda iki yardımcısıyla beş metrelik dhow’ın omurgasını tamamlamaya çalışan marangoza uğradık. Adadakiler yeterli olmadığı için keresteyi Tanzanya’dan getirtiyordu. Sert mango ve subasar orman ağaçlarından, iki ayda bir tekne yapıyor, 400 TL işçilik ücreti alıyordu. Kullandığı araçlar binlerce yıl öncesinden gelmiş gibiydi: İsa’nın çarmıha gerildiği çiviler, ip ve şişten oluşan matkap, çapayı andıran keserler...
Turizm sektörü köyün gençlerine kısıtlı da olsa iş imkanı yaratmıştı. Otellerde çalışanlar 120 - 200 TL arası maaş alıyordu. Tekne sahipleri yılın 10 ayı kişi başı 25 dolardan günübirlik, 15 dolardan günbatımı turlarına çıkıyordu. 75 dolar vereni gün boyunca motorlu teknesiyle gezdiriyordu. Köyün tek eksiği tatlısuydu. Kuyulardan çıkan su tuzlu, acıydı. 10 kilometre ötedeki kaynaktan geliyordu içme suyu. Çoğu akraba olduğu halde bir araya gelip köylerine su getirmeyi başaramamıştı köylüler. İçme suyu kamyonlardan, kovası 30 kuruştan alınıyordu.
Hayatın zorluklarına karşı köyün halkı dine sığınmıştı. Beş yaşından itibaren neredeyse tüm çocuklar Kuran öğrenmek için medreseye gidiyor, namaz vakti camiler doluyordu.
(Bu gezi VIP Turizm’in sponsorluğuyla yapılmıştır.)

İTALYAN TURİSTLERİN GÖZDESİ

Yüz binlerce yıl önce Hint Okyanusu’ndaki mercan kayalıklarından biriydi Zanzibar. Tuza dayanıklı subasar ormanlar sayesinde biri 90 diğeri 60 kilometre uzunluğunda iki büyük, 50’ye yakın küçük adaya dönüştü. Üstünde karanfil, zencefil, tarçın gibi baharatlar yetişti. 15’inci yüzyıla kadar dünyanın sonu, okyanus denilen çukurun başlangıcı kabul ediliyordu. Adaların en büyüğüne ismini 2’inci yüzyılda İranlı denizciler verdi: Zengibar yani Zengistan. Kurdukları Taş Şehir, daha sonra Portekizli sömürgecilerin, Ummanlıların nihayet İngiliz sömürgecilerin eline geçti. Burada satılan köleler Osmanlı’ya kadar ulaştı. Nihayet adalar 1964 Devrimi’yle bağımsızlığını kazandı, Tanzanya’yla birleşti. Bugün 1 milyon nüfusunun yüzde 95’i Müslüman. Tarım, hayvancılık ve turizmle geçinen halkı yerel parlamentosunu, cumhurbaşkanını kendi seçiyor. Yerel yönetim dinsel nedenlerle Tanzanya tarafından üvey evlat muamelesi görmekten şikayetçi. Adada marttan ağustosa yağmur mevsimi, ekimden şubata ise yaz. Soğuk aylarda en düşük sıcaklık 20, sıcak dönemde en yüksek sıcaklık 31 derece. Zanzibar yılda yaklaşık 150 bin turist çekiyor. 195 otelinden yüzde 43’ü yabancılara ait. Toplam yatak sayısı 10 bin civarında. Çoğu beş yıldızlı otel İtalyanlara ait. Turistlerin yarısı da İtalya’dan. Onları İngiliz, Alman, Amerikalı, Fransızlar izliyor. Son yıllarda Rus, İsrail ve Türk turistlerin sayısı artıyor.

GÖRMEDEN, YAPMADAN DÖNMEYİN

* Pemba Adası: Zanzibar, diğer adıyla Unguja Adası’nın 40 kilometre kuzeyindeki Pemba çok daha bakir bir ada. Yüzölçümü Unguja’nın yarısından küçük. Deniz canlıları açısından daha zengin. Yüzyıllardır önemli bir büyücülük merkezi. Haitili kara büyücülerin bile ders almak için Pemba’ya geldiği söyleniyor. Chambe Adası: Stone Town’ın 10 kilometre açığındaki ıssız ada mercan kayalıklarından oluşan bir doğal park alanı. İngiliz sömürgeciler asi köleleri, sarıhumma hastalarını bu adaya gönderiyordu. Bugün şnorkelle mercanlarda yüzmek isteyenler, asırlık dev kaplumbağaları görmek isteyenlerin uğrak yeri. * Sauti za Busara: Doğu Afrika’nın en önemli müzik festivallerinden “Bilgelik Sesleri” her yıl şubatta Stone Town’ın ünlü Portekiz Kalesi’nde yapılıyor. Sokaklar perküsyoncular, dansçılarla doluyor. * Beit al-Ajaib’in önündeki meydanda her akşam açık hava lokantaları kuruluyor. Balık, baharat, et, sebzeden yerel lezzetler sunuluyor. * Henna: Kadınlar adada yetişen bir tür kına ağacından elde edilen çok güzel geçici dövmeler yapıyor. Fiyatı pazarlığa bağlı olarak 20-40 dolar arasında. * Freddy Mercury Evi: İngiliz rock topluluğu Queen’in 1991’de ölen solisti, 1946’da postanenin yanındaki evde Faruk Bulsara adıyla doğmuştu. Binanın alt katı bugün hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu.

ADA LEZZETLERİ

Zanzibarlılar balığı günde üç öğün yiyecek kadar seviyor. Baharatlarla pişirip, çoğunlukla yağsız pilav ya da haşlanmış patatesle yiyorlar. Ahtapot, kalamar, kabuklular turistik tesislere satıyorlar. En popüler yerel yemekler: * Sambusa: Sebzeli, kıymalı çiğ börek. * Pwewa wa nazi: Hint cevizi sütü, köri, tarçın, karanfil, sarmısak ve yeşil limon suyuyla pişirilen ahtapot. * Köpek balığı yanhisi: Karabiber ve kök baharatlarla hazırlanıyor. * Boku-boku: Mısır, zencefil, kimyon, acı biber, domates ve soğanla pişirilmiş kuşbaşı et. * Kaçori: Sebzeli, kıymalı, patatesli kroket. * Muhago: Biberli manyok kökü kızartması. * Mişkaki: Terbiyeli dana şiş.

NASIL GİDİLİR?

THY haftanın üç günü İstanbul’dan Dar Es Salaam’da Entebbe uğramalı olarak gidiş dönüş 950 TL’den başlayan fiyatlarla uçuyor. KLM, Sabena, Emirates’in Türkiye’den aktarmalı uçuşları bulunuyor. Dar Es Salaam’dan Zanzibar’a Precision Air, Coastal Travel, ZanAir gibi yerel firmalar Cessna marka pervaneli uçaklarla dolmuş sefer yapıyor. 20 dakikalık uçuşun ücreti 40 - 70 dolar arasında. Azam Marine, Sea Express gibi firmalar 40 dolara deniz otobüsü servisi düzenliyor, direkt yolculuk 1,5 saat, adaları dolaşarak 4,5 saat sürüyor. Gece boyu yolculuk yapan gemilerin bilet fiyatı 10 dolar civarında.

GEZGİNLERİN GÖZÜYLE

MÜJDAT YEŞİLDAĞ (58)/ İŞADAMI
Şubatta tekrar gideceğiz
/images/100/0x0/55ea4847f018fbb8f875d610


27 yıldır eşimle dünyayı geziyoruz, Avustralya hariç tüm kıtalara ayak bastık. Kışın bir hafta deniz tatili yapıyoruz. Eşim egzotik adalara meraklıdır. Bu bayramda herkesin bildiği, bizim de gördüğümüz Phuket, Seyşeller yerine pek bilinmeyen Zanzibar’ı seçtik. Ada çevresindeki mercan kayaları ve sığlıklar sayesinde denizinin dalgasız olması çok hoşumuza gitti. Mermer beyazlığındaki, ayağa yapışmayan kumu, masmavi denizi, halkının saflığı bizi etkiledi. Deniz ürünleri çok bol, seçenekler zengin. Bali’de, Tayland’da istakoz ziyafeti için 50 dolar ödemek gerekirken Zanzibar’da 15 dolar yetiyor. Tek eksiğimiz tur programı nedeniyle Taş Şehir’i yeterince gezememizdi. Zanzibar hızla turizme açılıyor, üç yıl sonra bu kadar güzel olmayabilir. Döner dönmez arkadaşlarıma anlatmaya, önermeye başladım. Şubatta arkadaş grubumuzla tekrar gideceğiz.

ELİF YAMAÇ (38) / İ.K. UZMANI
Ormanlarını, baharat bahçelerini sevdik


Eşimle 12 yıldır ağırlıklı olarak Avrupa’yı geziyoruz. Bu tatilde daha önce dokunmadığımız kültürlere yönelmek, oğlum Derin’e (4,5) farklı bir dünya göstermek istedik. Bizi Zanzibar’da sahildeki kartpostal manzaralarından çok ormanlarındaki doğa zenginliği, hep kurularını gördüğümüz baharatların yetiştiği bahçeler, subasar ormanlar etkiledi. En zorlandığım konu, tanık olduğumuz yoksulluğun nedenlerini Derin’e anlatmaktı. Çoğunluğun çıplak ayakla gezmesi, çocukların elinde oyuncak görememesi onu çok şaşırttı. Hayal kırıklığı yaşadığımız tek konu ada mutfağıydı. Deniz ürünleri, baharat ve sebzelerin kullanıldığı çok farklı, çeşitli bir mutfak hayal etmiştik. Tanzanya’ya bir daha yolum düşerse safari parklarını görmek isterim. Zanzibar’ı, steril yaşayanların dışındaki tüm arkadaşlarıma tavsiye ediyorum.

TEKİN BAĞCI (45) / BİLİŞİM UZMANI
İyi niyetli halkını, ananas ve deniz ürünleri bolluğunu sevdik


25 yıldır geziyorum, Avustralya hariç tüm kıtalara ayak bastım. Son yıllarda eşimle tatil planı yaparken, oğlumuz Yunus’a (4,5) farklı yaşam biçimlerini tanıtabileceğimiz şehirleri, ülkeleri seçiyoruz. Önce THY’nin yeni hat açtığı şehirleri gözden geçirip, bilgilenip sonra tatilimizi buna göre internet yardımıyla planlıyoruz. Dar Es Salaam’ın methini çok duymuştuk. Fakat geçmişte Nairobi üstünden adaya ulaşmak iki gün sürüyordu. Bu yaz denize girecek fırsat bulamadık. Zanzibar’ı tercih etmemizde denizin de payı var. Müslümanların çoğunlukta olduğu, baharat bahçeleriyle ünlü, deniz ürünleri, ananası bol bir ada bize çekici geldi. Otelimiz bir balıkçı köyünün yakınındaydı. Balıkçılarıyla sohbet ettim, camilerinde namaz kıldım, halkının çoğunlukla saf, temiz, iyi niyetli olduğunu gördüm. Bu tatilde bizi en çok mutlu eden bol deniz ürünü yiyebilmek, endüstri toplumu öncesindeki sade, saf hayata tanık olmaktı. Yunus, yaşı çok küçük olmasına rağmen, köydeki çocukların yoksunluklarını görünce onlara bisküvit ve şeker alıp dağıtmayı önerdi. Birlikte şeker dağıtırken o kadar üzüldü ki, ağladı. Uçakta dönerken yemek sırasında köylü çocukların yoksunluğunu bize hatırlattı. Bu tecrübeyi unutmayacağını, imkanlarının kıymetini daha iyi bileceğini sanıyorum. Tek sorun Zanzibar Havaalanı’nın karmaşasıydı. İlk fırsatta adaya tekrar gitmek istiyoruz. Zanzibar Adası, Türkiye’deki Çıralı / Olimpos tatilcilerine uygun. Marmaris / Bodrum tipi tatil sevenlere göre değil. İnsan ilişkileri güçlü, sade hayat biçimlerini merak eden tüm kültür turisti arkadaşlarıma Zanbibar’ı görmelerini tavsiye edeceğim.

ŞEBNEM DEMİR (38) / PR UZMANI
İlk uçakla dönmek istedim


15 yıldır Avrupa, Uzakdoğu ülkelerini geziyorum. Nişantaşı’nda sık gittiğim Zanzibar adlı restoranda adanın tarihini okumuş, fotoğraflarını görmüştüm. Bayramda deniz ve güneşin tadını çıkarmak için gittim. Hayal kırıklığım havaalanında başladı. Çok sıcak, nemli, pisti. Taş Şehir adeta sineklerin üssü gibiydi. Nungwi yolundaki köylerin fakirliği, çaresizliğine otele vardığımda deniz kıyısındaki yosunlar eklendi. Ertesi gün ilk uçakla dönmek istediysem de uçuş olmadığı için kaldım. Birkaç gün sonra adaya alıştım. Hilton’un önünden denize giremeyince tekne kiralayıp koyları, küçük adaları dolaştık, okyanusun tadını çıkarttık, inci gibi kumsallarda yürüdük. Kizimkazi turunda yunuslarla yüzdük. Paradise Restoran’daki deniz ürünleri muhteşemdi. Dolunay partisini unutamayacağım. Ada ve baharat turlarına katılmadım. Nungwi’de gece hayatı yok, gece dışarısı tekinsiz, bu nedenle sıkıcı olabiliyor. Sinekler, halkın yoksulluğu, hayatında oyuncağı olmamış, TV görmemiş çocuklarla karşılaşmak üzücü. Buna karşın dostlarıma Zanzibar’ı kesinlikle görmelerini tavsiye ediyorum. Taş Şehir ve diğer şehirlere girmeyip sahilde tekne turuyla denizin tadını çıkardığınız, doğru restorana gittiğiniz sürece tercih edilebilecek bir destinasyon.

GÜLER ÖZCAN (51) / KİMYAGER
Dhow’la yelken yolculuğu unutulmazdı


Avrupa ve Uzakdoğu ülkelerini yaklaşık 15 yıldır geziyoruz. Zanzibar’ı gören arkadaşlarımız, köle ticaretine bağlı gelişen kültürün örneği olarak ilginç bulmuş, bize de önermişti. Geçmişte beni ürküten Fas tecrübemiz nedeniyle Afrika’ya gitmeye pek istekli değildim. Bayramda son dakikada tatile çıkmaya karar verince Avrupa ve Dalmaçya seçenekleri yerine Zanzibar’ı görmek istedik. Tercihimizden çok memnun kaldık. Subasar ormanlardaki turumuz, sular çekildiğinde köylülerin tarlada çalışır gibi denizin içinde çalışması, binlerce yıllık geleneksel yöntemlerle üretilmiş bir dhow’a binip yelkenle küçük bir adaya gitmek unutamayacağım anılar arasında. Zanzibar’ı farklı kültürlerin içine girmeyi, uygarlığın evrim sürecini görmeyi seven kişilere tavsiye ediyorum. Sadece deniz, güneş, eğlence arayanlara göre değil.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle