GeriTeknoloji Sosyal medyadaki linç kültürünün sonu nereye varacak?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sosyal medyadaki linç kültürünün sonu nereye varacak?

Sosyal medyadaki linç kültürünün sonu nereye varacak?
Abone Olgoogle-news

Son dönemde sosyal medya kullanıcılarının büyük çoğunluğunu etkisi altına alan linç kültürü, her geçen gün daha tehlikeli hale geliyor. Peki bu işin sonu nereye varacak?

We Are Social’ın 2020 raporunda yer alan verilere göre, dünya üzerinde 3,8 milyar aktif sosyal medya kullanıcısı var. Türkiye’deki kullanıcı sayısı ise 54 milyon. Evet, 83 milyonluk nüfusumuzun yarısından fazla. Üstelik kullanıcıların 1 günde internette geçirdiği ortalama süre 8 saate yaklaşmış durumda. Peki bu kadar kullanıcı, her gün saatlerce vakit geçirdiği sosyal medya mecralarında ne yapıyor? Son dönemde bu sorunun tek bir cevabı var: Linç ediyor! 

Nereden çıktı bu linç kültürü? 

Öncelikle sosyal medya mecralarındaki tüm linç eylemlerini, sosyo-politik bir eksende ele almak, “ben ve öteki” kavramlarının toplumdaki yansımalarıyla değerlendirmek gerekiyor. Çünkü bu sadece son dönemde sosyal medyada gördüğümüz örneklerden ibaret bir kavram değil. Ama günümüzdeki versiyonunu, en iyi haliyle, bir temas ve fiziksel yok etme kastı olmadan gerçekleşen sosyal eylemler olarak tanımlamak mümkün. Bu noktada eylemde bulunan kişinin, hedef aldığı diğer kişiyi öldürmek değil aşağılamak, küçük düşürmek ve karalamak istediğini söyleyebiliriz. Bu sembolik şiddet, aslında bir çeşit manipülasyon sürecinin de parçası. Temelde amaçlanan şey kendinden farklı olanı, farklı düşüneni, yani ‘ötekini’ cezalandırmak. Sebebi ise toplum içindeki farklı grupların, sosyal anlamda bir baskınlık kurma güdüsüyle hareket etmesi, bir hiyerarşi içinde tabakalaşması ve grup büyüklüğü, yapısı dahil birçok etkenden dolayı baskın olmayı arzulaması... Hani derler ya “mahalle baskısı”, işte tam da ona benzer bir çıkış noktası var bu linç kültürünün. 

Linç kültürünün günümüzdeki “dijital” versiyonunda baskı kurmanın, ötekini aşağılamanın, güç gösterisi yapıp üstünlük sağlamanın dışında, toplumun çoğunluğunda onay görmüş düşüncelerin, kararların körü körüne desteklenmesi de belirleyici oluyor. Günün sonunda baktığımızda herkes, her şey hakkında fikir sahibi, her konuda kanaat önderi, bilirkişi, uzman olduğunu düşünüyor ve mutlaka kendini bir topluluğa daha yakın hissediyor. Tabi bu da doğrudan karşıt bir görüşe komşu olma durumunu beraberinde getiriyor. 

Anonimlik, nefret söylemlerini ve linç kültürünü besliyor mu? 

Hem de nasıl beslemek! Şimdi bu yazıyı okuyanlardan rica ediyorum; hemen sosyal medya kısıtlamalarını savunduğumu düşünmeyin, öyle bir çizgide değilim ama anonimliğin bu linç kültürünü beslediğini de söylemek durumundayım. Perdenin ardından konuşmak her zaman daha kolay ve güvenli. Bunu ki inkar edebilir ki? Yapılması gereken, kısıtlamalar yerine kullanıcıların bilinçlenmesine yardımcı olmak, cezalarla göz korkutmak yerine toplumsal kutluplaşmaların önüne geçmek. Bu linç eylemlerinin psikolojik bir baskı ortamında doğduğunu, kişilerin dışa vurum ihtiyaçlarını karşılamak için bu denli saldırganlaştığını, gerçek hayattaki sindirilmişliklerin sanal dünyada bir meydan okumaya dönüştüğünü unutmamak lazım. 

Yarın, herhangi bir sebepten, haksız yere “linç edilen” tarafta olmayacağınızın garantisi yokken, körü körüne “linç eden” tarafta da olmayın. Daha doğrusu, her şeye taraf olmayın, olmak zorunda hissetmeyin. Sadece kendiniz olun. Sosyal medyanın kendi yasalarıyla, kendi cezasını kesen yargıçları arasına katılmayın. Siz, biricik ve özelsiniz. Sürüye uymak, saldırganlaşmak, aynılaşmak zorunda değilsiniz. Hepimizin biraz sükunete ihtiyacı var… 

Şinasi Furkan AVCI
twitter.com/snsfrknvc

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle