GeriTeknoloji Özgürlük, Yaratıcılık, Bilim ve Ucube
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Özgürlük, Yaratıcılık, Bilim ve Ucube

Yıkımı protesto eden ünlü sanatçımız Bedri Baykam’ı bıçaklıyoruz. Sevgili yontucu Mehmet Aksoy’un ekranlara yansıyan çaresizliğini görünce içim burkuluyor.

İnsan aklının, el hünerinin yarattığı güzellikler diyarıdır İtalya. Her köşe başı başka bir anlam başka bir güzellik taşır,  ünlü Aşk Çeşmesi ‘Fontana Del Trevi’ bu güzelliklerden sadece biridir. İçindeki her metal para insan sevgisini simgeler. Ortaçağ şehir devletlerinin müzelerini süsleyen Raphael, Leonardo da Vinci,  Carpoccio gibi ünlü veya onlar kadar ünlü olmayan sayısız sanatçının tabloları,  sanki bizler ölmedik bizler buradayız bizler İtaylayız der gibi bakarlar insana,  tabii insan olana. Bergello müzesini süsleyen Donetalla Davudu, Michelangelo’nun Musa’sı Botticelli’in Venüs’ü, Rönesans kültürünün boy attığı Floransa, Firenze müzelerindeki insanı hayran bırakan muhteşem Romalı heykeller, kanalları Tiffany mücevherleri kadar güzel Venedik ve bu ünlü şehrin ünlü ressamı Gentile Bellini, şehir devletlerinin himayesinde sanatlarını sergileyen yontucular, ressamlar mimarlar, şairler, yazarlar, düşünürler.  Görkemli La Scala opera binasının yakınındaki bir kahvede cappicino içerken içerden sanki Verdi’nin Aida’sını veya Otello’sunu veya Puccini’nin Le Boheme’ni, Maria Callas veya Leyla Gencer veya Pavarotti seslendiriyormuş gibi gelir. Pisa kulesine bakarken Galilileo’nun ünlü ‘ Epur se muove =Dünya dönüyor’ cümlesini duyarsınız. Copernicus derinden sessizce haykırır: evrenin merkezi dünya değil güneştir. Guordana Bruno beni yaksanız da gerçek değişmeyecek, papa yalan söylüyor diye acılar içinde bağırır. İşte İtalya denince insanın aklına bunlar gelir.

 Her yolun Roma’ya çıktığı Papa’nın her şeye hâkim olduğu Avrupa’da, düzene itiraz olarak ortaya çıkan Rönesans hareketini İtalya’daki bu dahi ustalarının başlatması bir tesadüf değildir. Onlar insana verili olan estetik ve kültürel değer yaratma gücünün temsilcileridir. Baskıcı Katolik kiliseye karşı talepleri, sanatta, düşüncede, bilimde, inançta özgürlüktür. Sosyal spektrumun her frekansında titreşen entelektüel oluşumların kurguladığı bu özgürlük koalisyonu, bir burjuva devrimi olan Rönesanssın İtalya da başlamasının başlıca nedenidir.  Aynı sosyal gen, İnsanlık tarihine daha sonraları Fellini’leri, Sica’ları, Pirendello’ları, Umberto Eco’ları Volta’ları Fermi’leri kazandırmıştır. Tarihin en zalim insanları olarak bilinen şehir devlet tiranları bile, Leonardo vinci, Rafael gibi ustaları himayelerine alırken aynı dönemde, belki tiranlar kadar güçlü olmasalar bile, belli bir gücü elinde tutan Anadolu toprak ağaları, pehlivanları himaye etmeyi tercih etmişlerdir. Bu örnek, içinde yaşadığımız toplumun sosyal genetiğinde yaratıcılığın sınırlarını çizer. Ne yazık ki sistemde değil kendiliğinde birer değer olan mimar Sinanlara, Mevlanalara, Yunus Emrelere, Farabilere, Nazım Hikmetlere, İbni Sinalara yaraşır kuşaklar yetiştiremedik. Yaratıcılık genlerimiz,  karşı devrimler ve gelenekçi muhafazakâr politikalar ile yere beraber edildi. İlericiliğin koşulduğu akıl yarışlarında değil, tutuculuğun koşulduğu yarışlarda birincilikler elde ettik. Koskoca bir cihan imparatorluğu elimizden kayıp gitti, aklımız hala başımıza gelmedi. Umarım ön Asya’yı kayıp etmeyiz. Biz insanlığın soylu kavmi Türklere ne kadar yazık oldu. Daha da kötüsü, insanların kendilerine ne kadar yazık edildiğinin farkına varamamalarıdır. Yazarken düşünürken bu burukluğu duymamak mümkün değil.
Aradan dört yüz sene geçmiş, Rönesans kültürü dünyanın politik ve kültürel haritasını allak bullak etmiş, milletler kendilerini yeni sınırlar içinde tanımlanmış,  bilimsel ve endüstriyel devrim yaşanmış,  karanlık orta çağ sona ermiş, inanç yılları yerini akıl yıllarına bırakmış, yepyeni aydınlık bir çağ başlamış. Bu değişimi fark edip ve ayak uyduran uluslar zenginleştikçe zenginleşmiş fark edemeyenler fakirleştikçe fakirleşmiş. Bu baş döndürücü gelişmeye katılmayı beceremeyip sadece seyreden Osmanlı imparatorluğu parçalana bölüne Anadolu topraklarına sıkıştırılmış, hatta Anadolu toprakları bile ona çok görülmüş ve şimdilerde biz bu hallerde buradayız ve hala yeni bölünmelerin sınırındayız ve ona seyirci kalmaktayız. Ne kadar yazık oluyor bize.

Bin bir güçlükle yetiştirdiğimiz bilim insanlarına ve sanatçılara karşı takındığımız ilkel tutum karşısındaki çaresizliğimiz, içimizde sesiz bir isyan doğuruyor. Aswan granitlerinden yapılan Sultan Ahmet meydanındaki dikilitaşı, Doğu Roma imparatoru Thedosius ta Mısırdan getirip İstanbul’a dikerken cumhuriyet Türkiye’sinde biz, insan sevgisini anlatmaya çalışan benzer bir anıtı yıkıyoruz.  Heykelinin başını keserken Allahüekber diyerek işin içine bir de kutsal inançlarımızı katıyoruz,  pes doğrusu, yobazlığın bu kadarı çok fazla. Dikili taşı İstanbul’un incisi gibi koruyan Osmanlı sultanlarından bir ders alın, Mimar Sinan’ın ruhuna bir dua edin. Yaratıcılığa bu kadar düşman olmayın.

Yıkımı protesto eden ünlü sanatçımız Bedri Baykam’ı bıçaklıyoruz. Sevgili yontucu Mehmet Aksoy’un ekranlara yansıyan çaresizliğini görünce içim burkuluyor, yazıklar olsun size. Bir gün Mehmet Aksoy’un,  Çanakkale boğazına bakan Eceabat tepelerinde, göğe yükselen bir insanlık ve kardeşlik anıtını taşlara yontmasını isterim. Umarım ona kimse ucube demez.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle