GeriTeknoloji Muhteşem yüzyıl ve Kuantum Fiziği
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Muhteşem yüzyıl ve Kuantum Fiziği

Eşimin hiç kaçırmadığı muhteşem yüzyıl dizisini kimi zaman beraber izlemişizdir. Kanımca eksiği fazlası ile orta halli bir dizi, ancak toplumun ilgisini çekti.

Ben ise Harem'i izlemeyi ve gülmeyi tercih ediyorum, ülkenin gerçekten gülmeye ihtiyacı var,  Abide sultan bana Hürrem sultandan daha anlamlı ve daha güncel geliyor. Nedense başbakanımızı ve başbakanımızın tüm söylediklerini ayeti-kerime gibi kabullenmeye hazır takım, her zaman olduğu gibi gerilim tiyatrosunda sahne aldı ve basit bence önemsiz diziyi kan davasına dönüştürüverdi.  Bir sayın milletvekili kanunu teklifi dahi yaptı, denetleme kurulu sevimsiz bir çizgi filme ceza verdi, ne olacaksa, herhalde dünyada bu bir ilk.

Başlığı okurken bu uçuk profesör, muhteşem yüzyıl ile kuantum fiziği arasında nasıl ilişki kurabilir,  ikinin arasında ne gibi bir alaka olabilir diye merak ediyorsunuzdur.  Yazdıklarımı dikkatlice okuyun, ne kadar anlamlı bir ilişki olduğunu göreceksiniz. Kanuni dönemi de dâhil Osmanlı imparatorluğu ile Avusturya arasında yani Viyana ve İstanbul arasında,  kimi zaman dostluk kimi zaman karşıtlık siyaseti yaşanmıştır. Kuantum fiziği, bu tarihsel sürecin günümüze yansıyan bölümünde,  önemli bir rol üstlenmektedir.  İlişkiyi anlamanın ön şartı, bu tarihsel gerçeği not etmektir. Siz de öyle yapın.

Biz fakına olsak da olmasak da sosyal yaşamımıza yeni teknolojiler yön vermektedir. Sarı ışıklı sis lambalarından, kanser tedavisine kullanılan gamma veya hücre cerrahisine kullanılan lazer ışınlarına veya NMR görüntüleme sistemlerine veya yarıiletken malzemelerden üretilen tüm elektronik aletlerine kadar her şey, HD televizyonlar, bilgisayarlar, dijital teknolojiler, iletişim sistemleri, sokak kameraları, internet, cep telefonları ve benzerleri, kuantum fiziğinin teknolojik uygulamalarıdır. TV ekranlarında, spor karşılaşmalarını canlı izleyebiliyorsanız,  bunu bilgiyi renk, hareket ses olarak taşıyan elektromanyetik dalgalara ve bu dalgaları ekranda görüntüye dönüştüren dijital cihazlara borçluyuz; işte burada kuantum fiziği işin içine giriyor. Şimdi gelelim günümüz gerçeğine.

Bu ekranlara birçok kere yansıttığım gibi, ülkemizde kuantum fiziğini bilen ve bilgisini teknolojiye aktarabilecek bilim insanları ve mühendislerin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu 21'inci yüzyıl Türkiye'si için büyük bir talihsizliktir. Üniversitelerin fizik, kimya, matematik bölümlerine öğrenci gelmiyor, kuantum fiziği dersi okutulmuyor, çünkü bu dersi verecek hoca ve dersi gerekli kılacak anlayış yok. Bilim ve gelişme arasındaki ilişkiyi kavrayamamış donanımsız bir takım insanlar orada burada çıkıp biz şampiyonuz diyorlar. Evet, cehalette şampiyonuz, bundan şüphe yok. Kuantum fiziği öngörülerinin doğru olup olmadığını anlamak için, tüm Avrupa bir araya gelmiş, kriz halinde olmalarına rağmen, 10 milyar dolar harcayarak Higgs deneyini yapmış, biz ise deneyin yapıldığı Avrupa biliminin Amiral gemisi CERN'e üye olmaktan vazgeçiyoruz. İşte bizim cehaletimiz budur. Bundan daha vahim bir şampiyonluk olabilir mi? Sonrada Bilim ve teknoloji bakanı Sayın Nihat Ergün yurt dışında çalışan akademisyenleri işaret edip bilimsel diasporadan söz ediyor, ne büyük bir çelişki.

Doğru dürüst ne optik nede sinyal istihbaratı yapabiliyoruz, askerlerimiz şehit oluyor. Denize düşmüş uçağımızın enkazını çıkaramıyoruz. Buna karşın, Türkiye'nin yakın bir gelecekte dünyanın on büyük ekonomisi içine gireceğini iddia eden çokbilmişler var ortalıkta. Aksini söyleyenler ise dışlanıyor. Kim istemez ülkemizin on ileri ekonomi içine girmesini? Muhteşem yüz yıl dizisine bu kadar çok vakit ayıran, hatta kanun teklifi veren sevimli milletvekilimiz, dört yüz sene öncesindeki harem hayatını bırakıp, ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren, üniversitelerimiz problemleri ile uğraşsa, kuantum fiziği neden okutulmuyor sorusunun peşine takılsa, çok doğru bir iş yapmış olur. YÖK başkanını, daha da ileri giderek hükümeti sorgulasa, kendisine verilen aylığı hak eder. Ecdat edebiyatı bir müddet tutar oy kazandırır ama para kazandırmaz, gerisi boş laf.

Molekül, atom ve atom çekirdeği gibi, metrenin milyarda biri boyutundaki sistemleri kontrol altına alıp reel ekonomiye, yani paraya dönüştüren kuantum fiziği bilgisidir. Ben bir fizikçi olarak, kuantum fiziğine dayanarak geliştirilecek teknolojilerin topluma sunacağı yeniliklere sınır çizemiyorum. Dünyanın politik ve ekonomik coğrafyasını kuantum fiziği değiştiriyor. Son kırk sene içinde pasifik ülkeleri bu yolda yürüyerek dünya ekonomisinde ciddi yerlere geldiler. Biz ne yapıyoruz, üniversitelerinde doğru dürüst fizik, matematik, kimya öğretemiyoruz, üstüne üslük birde aldırmıyoruz ve sonra da dünyanın gelişmiş on ekonomisi arasına gireceğimiz diyoruz. Bu gidişle biz, her zaman ki gibi, seviyeli bir beraberliğin müşterisi oluruz,  onlar yapar biz bakarız, birileri  'bak Japonlar veya güney Koreliler ne güzel bir şey yapmış' tekerlemesi ile bize ithal mallarını satar. Günümüzde bunları yaşıyoruz, Çin'den veya güney Kore'den reaktör satın alıyoruz, hangimizin kulağına Türk malı bir cep telefonu ses veriyor? Kalkınma dünya pazarlarına, şimdiye değin o pazarda olmayan bir ürünü sürmekle olur. Demir ve maden satarak değil.

Üniversite giriş sınavlarındaki fizik, matematik, kimya sorularına dokunmayan öğrencilerin sayısı dokunanlardan fazla.  Değerli çokbilmişler bakınız, umursayacağınızı pek beklemiyorum amma, ben bir kere daha anlatayım: bir ülkede uluslar arası kalitede bilgi üreten ve bu bilgiyi teknolojiye ve reel ekonomiye kazandıran yeterli sayıda fizikçi, matematikçi, kimyacı, biyolog, mühendis yoksa söyledikleriniz boştur. Başkaları keşfeder ağzı olan konuşur.

İnanılmaz başarılarına rağmen, son 20 senedir kuantum fiziğinin sınırlarını çizdiği ufkun ötesinde daha güçlü bir teorinin olup olmadığını araştırmaktadır. Biz ise ecdadımızın harem hayatı ile ilgileniyoruz. Bana sakın kızma sayın milletvekili, Kanuni döneminde Avusturya'da Habsburg hanedanı hüküm sürmektedir ve iki imparatorluğun bilimsel ve teknolojik düzeyi aynıdır. Tarım üretiminde onlarda Osmanlılar gibi sapan kullanırlardı, at arabalarını ve benzeri araç gereçleri de zanaatkârlar yapardı, yani seri üretim yoktu. Şimdi size soruyorum Avusturya'da kişi başına düşen milli gelir ve onların refah düzeyi ile bizim milli gelirimiz ve refah düzeyimiz aynı mı?  Demokrasi kalitesini sormuyorum, orada da bizim şampiyon olduğumuzu söyleyeceğinizden şüphem yok. Aradan geçen dört yüz sene içinde onlar ilerlemiş refah toplumu haline gelmiş, biz neden onlar kadar ilerleyememişiz, hiç düşündünüz mü?

Şimdi Viyana üniversitesi fizik profesörlerinden  Caslav Brukner ve Gregor Weihs, kuantum fiziğinin, yukarıda saydığım üstün başarılarına rağmen onun ötesinde yeni bir fiziğin kapılarını zorlamaktadır.   Günümüzün değil geleceğin kuantum teknolojilerine yol haritası çizmektedirler. Bizde böyle bir bilimsel kalite ve gayret var mı? İşte dört yüz sene sonraki İstanbul ve Viyana. Sayısını kesin olarak bilemediğim devlet ve vakıf üniversitelerinin önemli bir kısmında fizik ve matematik bölümleri yok.  Muhalefet ve iktidar ayırımı yapmadan tüm milletvekillerine sesleniyorum. Bu gidiş iyi gidiş değildir. Viyana'dan Mohaç savaşını yapıldığı ovaya bisiklet ile bile gidebilirsiniz, o kadar yakındır. Aklıma Büyük Üstat Yahya kemal'in dizileri geliyor.

Uçtuk, Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle;
Canlandı o meşhur ova at kişnemesi ile!

Sayın milletvekilleri, Mohaç Ovasında 400 sene önce Macar ordularını perişan eden Kanuni ile hepimiz gurur duyarız. Ancak eğitim reformunu ithal malı akıllı tahtalar ile başarabileceğimizi düşünüp, sistemin mantığındaki tutarsızlığı görmezden gelirsek,  imam hatip mezunları da dâhil, aynı ovada bize 20 sene sonra ıslık dahi çaldırmazlar, benden söylemesi.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle