GeriTeknoloji İran'ın nükleer bombasını teknoloji önleyecek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İran'ın nükleer bombasını teknoloji önleyecek

İran’ın nükleer bombasını sanıldığı gibi savaş değil, dijital teknoloji önleyecek.

Günümüzde teknoloji kontrol sistemlerini yaygın olarak kullanmaktadır. Otomobilinizde motorun sıcaklığı belli kritik bir değerin üzerine çıkarsa veya karteldeki yağ azalırsa veya hızınız izin verilen limitlerin üstüne çıkarsa veya yakıtınız bitmek üzere ise ön tablodaki ikaz lambaları yanar. Bu en basit bir mekanik sistemin, yani bir otomobilin, düzgün çalışabilmesi için tasarlanmış bir kontrol sistemidir. Uçakların pilot kabinlerindeki çok sayıda gösterge kontrol sisteminden gelen bilgileri kaptanın dikkatine sunar.  Teknoloji karmaşıklaştıkça kontrol sistemlerini oluşturan basit elektronik devreleri yerlerini bilgisayar işlemcilerine bırakmıştır. Örneği otolarda silindirlerin düzenli ateşlemesini bir işlemci yapmaktadır. Artık platin ayarı diye bir şey söz konusu değildir. Burada işlemci basit bir kontrol sistemidir. Nükleer teknoloji,  yakıt üretiminden reaktörün kalbindeki sıcaklığa veya difüzyon ortamındaki nötron sayısına kadar tüm fiziksel büyüklükleri, bilgi teknolojilerinden yararlanarak kontrol altına alır. Tasarlanan limitler arasında kalmasını sağlar.

 Son zamanlarda kontrol sistemleri ciddi bir tehdit ile karşı karşıya kalmıştır. Batı bilişim teknolojilerine dayanan yöntemler ile nükleer silahların yayılmasını önlemenin yollarını aramaktadır. Bilgisayar güvenlik uzmanları, İran’ın nükleer bomba yapma girişimlerini,   savaş yaparak değil, dijital ortamda engelleyebileceklerini tartışmaya açmışlardır. Irak’ta olduğu gibi,  her tarafı yakıp yıkmak binlerce insanın ölümüne neden olmak yerine, masa başında bilişim teknolojisinden yararlanarak bu problemin çözmenin mümkün olduğunu iddia etmektedirler. Bunun ilk işaretleri de görülmüştür.

Sizlere garip gelecektir, belki inanmayabilirsiniz problem kontrol sistemlerini çalışamaz hale getirecek bir yazılım yapmaktan ibarettir. Milyarlarca dolar harcayıp bombalar yağdırmak yerine problemi aklınızı ve bilginizi kullanarak çözmek olanaklıdır. Arta kalan dolarları Afrika’da açlıktan ölen çocuklar için harcayabilirsiniz. Esasında bu iddia gerçekleştirilmiştir de. Stuxnet adı verilen yazılım, sadece nükleer teknolojiyi değil, tüm kontrol sistemlerine bulaştırılabilir. Bilgisayarları çökerten bir virüs gibidir. Nasıl bir iletişim ağına bağlı bir bilgisayara virüs bulaşıyorsa, benzer şekilde bir iletişim ağı içinde yer alan kontrol sistemlerine de Stuxnet bulaşabilir. Alman bilgisayar güvenlik uzmanı Ralph Lenger,  Stuxnet yazılımını piyasaya sunduğu andan itibaren kısa bir süre içinde ilgi odağı haline gelmiştir. Yazılım, kontrol sistemlerinin ayak izleri takip edip hedefi bulunca otomatik olarak kontrolü ele almaktadır. Artık hiçbir dinamik önce tasarlanan kontrol sisteminin direktifleri doğrultusunda gerçekleşmemektedir Bu bir anlamda cyber uzayda bir sabotaj hareketidir.

Stuxnet bir kontrol sistemine, örneğin elektrik üreten bir türbinin açısal hızını kontrol eden mantık devresine bulaştığında, göstergeler her şeyin normal gittiğini söylerken,  hız normal değerinde olamaz. İşlemleri takip etmekte olan görevli her şeyin normal olduğunu sanır.  Fakat açısal hız düşük ise istenilen kalitede elektrik akımı elde edemezsiniz. Sistem çöker ve ne olduğunu anlayamazsınız. Stuxnet yazılımı, kontrol sistemlerinin başına çok iş açacak gibi görünmektedir. İşin ilginç yanı yazılımın sistemde hiçbir iz bırakmamasıdır. Bir hacker, herhangi bir bilgisayara girdiğinde, muhakkak bir iz bırakır. Bu nedenle devletlerin gizli bilgilerine ulaşan hackerler mutlaka yakayı ele verirler. Bu yazılım, bilinen hacker eylemlerinden çok farklı bir yazılım uzmanlığı ister. Mantık devreleri ile uyumlu algoritma tasarımları gerektirir. Başta Hindistan, Pakistan gibi ülkelerin kontrol sistemlerinde benzer etkiler görülmüştür. Şimdi hedefte İran’ın nükleer programının kontrol sistemleri vardır. Daha da ilerisi Stuxnet’in İran nükleer tesislerine bulaşmıştır iddiası da yaygındır.

 İran’ın Bushari nükleer tesisinde nedeni açıklanmayan ertelenmelerin, kontrol sistemlerine Stuxnet bulaştığı şeklinde yorumlanmıştır. İran nükleer faaliyetlerinden sorumlu Dr. Ali Akbar Salehi, Rusların inşa ettiği reaktöre yakıt çubuklarının zamanında gönderilememesinin nedenini havanın sıcaklığına bağlaması, konun uzmanlarınca inandırıcı bulunmamıştır. Stuxnet’i yakından tanıyan çevreler açıklamayı gülümseme ile karşılamışlardır. İran’ın nükleer programında oldukça sık meydana gelen ertelemelerin kontrol sitemlerine hâkim olamayışları gösterilmektedir. Şimdi İran bu problemi nasıl çözeceğini düşünmektedir. Bilgisini paraya çevirmek isteyen birkaç uzmandan elde ettiğin bilgiler ile yola çıkarsan böyle yarı yolda kalırsın. Bu bilgi üretmeyen İran için bir az zor görülmektedir.
 Bu olaya daha genel bir perspektif içinden bakmak, yirmi birinci yüz yıl kavramları anlama bakımından çok yararlıdır. Bilgi kaynaklı üretim ekonomisi,  demokrasi ve insan hakları gibi,  gelişmek isteyen ulusların 21’inci yüzyılda bir vazgeçilmezi haline gelmiştir. Bunun özümsenmesi gerekir. Yenilikçi teknoloji üretemeyip, kolayına kaçıp, yenilikleri transfer edenler, üretenlerin egemenliği altında yaşamaya mecbur kalacaklardır. Bilimi ve sanatı güdümlü ulusların, ekonomik ve siyasi bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Bütün krizler, eskiden olduğu gibi,  bilimsel yöntemler ile atlatılmıştır ve atlatılacaktır. Bilgiyi üreten, depolayan, dağıtan, ulaşan, kullanan uluslar küresel ekonominin ve siyasetinin baş aktörleri olacaktır,  diğerleri konu mankeni. Aklını ve bilgisini kullanarak, katma değer üretme etkinliği toplumların gelişmişlik ölçüsüdür. Umarım ulus olarak bu ölçüyü benimseriz.

TV kanallarında mobil bir telefonun veya diğer bir yeni ürünün pazarlamasını yapan kişiler ve onları yayınlayan TV kanalları ve yorumcuları, ülkemizin bilimsel ve teknolojik düzeyi ile ilgili neden programlar yapmazlar. Neden Türkiye adresli ekonomik getirisi olan patent sayısı yok denecek kadar azdır. Neden rektörler bu sene üniversitemiz öğretim üyeleri dünyanın saygın bilimsel dergilerinde şu kadar makale yayınlamış şu kadar atıf veya şu ödülleri almıştır;  Avrupa veya Amerika patent ofislerinde şu kadar lisans alınmıştır diyemiyor. Her halde ülkemizde birileri bu soruları sormak durumundadır.  

Toplumların yaratıcılık genlerini, bilimsel ve sanatsal faaliyetler besler. Özgürlük yaratıcılığın nefes aldığı ortamdır. Neden İran’da, Ömer Hayyam gibi, değeri zamanların ötesine taşan sanatçı yetişmiyor.  Ülkesinde şarkı söylemesi yasaklanan sevimli İran kökenli yorumcunun özgürlüğü, şarabı kutsayan Ömer Hayyam’ın 1100 sene evvel sahip olduğu özgürlüğünün çok gerisindedir. Güzel bir kadının güzel sesine hasret kalan toplumun geleceğine sadece despotların hükmetmesi bir insanlık ayıbıdır. Bir sanat galerisinin açılışına tahammül edemeyen anlayışın zorbalıktan ne farkı vardır. Başını inancı için bağlayan hanımlara saygı duyulur,  tanrının sadece insanlara verdiği aklını siyaset ve gösteriş yapmak için bağlayanlara ise acınır.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle