GeriTeknoloji Gülriz Sururi, Bilim ve İslamiyet
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gülriz Sururi, Bilim ve İslamiyet

Bilim tarihçileri, sosyologlar, gelişme teorisyenleri ve günümüz düşünürleri, yeniçağ döneminde insanlığın yarattığı tüm değerleri hümanizme bağlarlar.

 Hümanist düşünce kadim yunan filozoflarından Aristo'ya kadar uzanır. İnanç yıllarından, yani karanlık ortaçağdan, akıl yıllarına yani refah toplumuna geçişi sağlayan Rönesans, hümanizmin sosyal dinamiklere yansıması olarak kabul edilir.  Modern insanı şekillendiren olgudur aydınlanma. İslamiyet aydınlanma çağını yaşamadığı için hala Arap baharı, Arap kışı gibi saçma sapan süreçler geçirmektedir.

 Bireyselcilik veya hümanizm kilise, cami, sinagog, devlet şekli, siyaset, din, mezhep, tarikat, gelenek ve diğer sosyal kuvvetlerin insan kişiliği üzerindeki baskısını ortadan kaldırarak, toplumsal varlık olan insanı özgürleştirmek anlamına gelir. Bu gün batı uyarlığı olarak bildiğimiz refah toplumunun temelinde özgür insan, özgür akıl yatar. Büyük Atatürk'ün deyimi ile 'Aklı hür vicdanı hür nesiller' yatar.

Günümüz Türkiye'sinin en önemli problemi; ne Kürt sorunu ne terör sorunu ne az gelişmiş demokrasi veya anayasa sorunudur, özgür insan sorunudur.  Telefonların dinlendiği, köşe yazarlarının ve TV programcılarının baskı altında kaldığı, işlerine son verildiği, karikatür çizerlerin mahkum olduğu, sanatçıların, çekingen ve endişeli yaşam sürdüğü bir ülkede akıl özgür olabilir mi?  Sistem özgür insan istemiyor. Bu satırları yazabildiğim için ülkemizde aklın ve düşüncelerin özgür olduğu sonucu çıkarılamaz, ülkemizde ancak Gülriz Sururi gibi kahramanlar özgürdür ona saygılar sunuyorum.

Oxford İslâmi Araştırmalar Merkezi'nden Dr. Muhammed Ekrem Nedvî (Nadwi), İslam Tarihinde Kadının yeri adlı kitabında, yedinci yüzyılda yaşamış düşünür Umn El Darda'nın,

'Allah'a her şekilde ibadete çalıştım, bilginler ile tartışmaktan iyi yol bulamadım'

Deyişini not eder. Bin dört yüz sene önce yaşamış Gülriz Sururi gibi kahraman ve toplumuna ışık saçan bir kadın. Şimdi İslami entelektüel yakıştırması ile TV ekranlarında boy gösteren siyasete endeksli hanımlara El Dara'yı örnek göstermek isterim. Neden, İslamiyet batılı güçlerin güdümünde bir yaşam tarzını benimsemek zorunda kalıyor? Neden İslamiyet adına batı karar veriyor,  onları sömürüyor, topraklarından fışkıran petrolün fiyatını bile onlar belirliyor, ülke sınırlarını onlar çiziyor? Müslümanların sesi çıkmıyor, emirler, kıralar prensler, kendi zevkleri için futbol takımlarını satın alıyor, kendisini sömüren ülkelerin önceki başkanlarının fonlara para aktarıyor? Çölde ilkel bir yaşam sürdüren zavallı insanları düşünmüyor? Her fırsatta özgür insan yetiştirme projesi olan Atatürk devrimlerine karşı çıkanlar, bağımsız Türkiye idealini unutanlar, bu sorulara yanıt verebilirler mi?

Yedinci ve on birinci yüz yıllar arasında İslamiyet uygarlığın merkezidir. Akıl özgürdür. Toplum bireyin kalitesine odaklıdır, hangi cemaate mensup olduğuna değil. Bu iklim Razi, El Kindi, Cabir Hayyan, İbn Ravendi, Farabi, İbn Sina, İbn El Heysem, Al Mamun, Biruni gibi uygarlık tarihinde kilometre taşları olan değerleri yetiştirmiştir. Bu insanlar Demokrites, Aragones, Anaksimondros, Herakleitos, Pisagor, Edoxus, Eflatun, Aristo gibi yunan mucizesini yaratanların eserlerini Arapçaya ve Süryaniceye çevirmişler, anlamışlar kendileri ilaveler yaparak uygarlığın o dönemki temsilcisi olabilmişlerdir. Bu eserler Latinceye çevrilmiş, Avrupa akıl ile tanışmış, Rönesans yaşanmış,  İslamiyet  ise kulağını tıkamıştır.

Burada amaç bilim tarihi dersi vermek değildir. Bilimsel düşüncenin İslamiyet ile ilişkilerine bir resim çizmektir. Tarihte pozitif bilimler ilk defa Mezopotamya'nın akıllı insanları tarafından idrak edilmiştir. Uygarlık, buğdayın keşfi ile Anadolu topraklarında Fırat-Dicle havzasında başlamıştır. Yöntembilim açısından bu idrakin önemi, bilginin gözlemlere dayandırılarak elde edilmiş olmasıdır. Gerçeğin gözlemler ile uyuşması gerektiğini bu bölge insanları, Galileo'dan önce, fark edebilmişlerdir. Galileo’nun teleskopundan Venedik limanına giren gemilere bakmayı, teleskopun şeytan işi olduğu gerekçesi ile ret eden Katolik kilisede, İslamiyet'in yeşerdiği topraklardaki akıl yoktur.

Günümüzde aynı tşehirlerde yaşayan toplum atalarından miras kalan aklın nerede olduğunun farkında bile değildir. Başlarına geçen zalim diktatörlerin veya Fırat kenarında vakurca varlığını sürdüren eski bir taş bina kadar bile geçmişi olamayan ulusların boyunduruğu altında yaşamlarını sürdürmektedirler.  Onları ne bir Hamurabi nede bir Nebuşadnezzar kurtarabilir. Akılsızlığın topluma biçtiği kader budur. Tarihin ilk üniversitesinin kurulduğu Nizip ve güneyindeki bölgede yaşayan halkının böyle bir kadere boyun eğmesi insana hüzün vermektedir. Umarım Cumhuriyetimiz böyle bir kaderi paylaşmaz.  Şimdi kendisini İslami referanslar ile tanımlayanlara  sorumu tekrarlıyorum.

İslamiyet bu kadar gelişmiş uygarlık düzeyinden bu günkü durumuna neden düşmüştür?
 
Bu sorunun tek bir yanıtı vardır Doğu toplumlarında akıl çiçek açmamıştır aynı akılsızlık günümüzde de sürmektedir. İslamiyet'ten batı düşünce dünyasına göç eden nedensellik ilkesi,  kiliseye biat eden toplumun aklını başına getirmiştir. İlke gözlenen her olayın bir nedeni olduğu ve her nedenin sonuçtan önce geldiği şeklinde özetlenir. Neden-sonuç ilişkisi batı toplumun karar alma sürecini etkilemiştir. Buna karşın İslami coğrafyada, Aristo ve eflatunun akılcı dünya görüşünü benimseyen ve ona ciddi Kargılar yapan Farabi İbni Sina, Yahya Suhraverdi, El kindi gibi Müslüman düşünürlere, başta İmamı-Gazali olmak üzere, şüpheciler karşı çıkmış, akıl ve gözlemler ile gerçeğe ulaşılamayacağını topluma kabul ettirmişlerdir. O dönemde toplum, mucizeler yaratan kişileri peygamber olarak benimsemiştir. Peygamberliğin toplum tarafından kabulünü sağlayan mucize yaratma eylemi, nedensellik ile açıklanamaz. Neden budur.

Gazali adeta İslam düşünce spektrumuna, nedenleri araştırma yasağı, yani içtihat yasağı getirmiştir. Bu düşünce tarzının egemen olduğu toplumda Copernicus, Galileo, Kepler, Newton, Einstein gibi insanlara yer yoktur. İslamiyet'in geri kalmasının nedeni buradadır. Müslüman toplumların sosyal reflekslerine Gazali’nin hükmetmektedir. Bir kişiye sorgulamadan itaat Müslümanlara has bir gelenektir.

Diyalektik ve rasyonaliteye yer vermeyen bir düşünce hiç bir sosyal gelişmenin kaynağı olamaz, tarihsel süreç böyle bir gelişmeye şahit olmamıştır. İslamiyet'in geri kalış nedenlerini kendi özünde değil, batı emperyalizminde arayan görüşler t gerçek ile örtüşmez. Bu yanlış tutum günümüzde, İslamiyet'in uygar yönüne değil de törelerine endekslenen yazarlar tarafından, ısrarla sürdürülmektedir. İslamiyet kendi, öz eleştirisini yapmadan kendine özge bir aydınlanma yaşamadan bu toplumların kalkınması pek mümkün görülmemektedir. Otoriter oligarşilerde akıl özgür olamaz, umarım ülkemiz böyle bir kapana sıkışmaz.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle